İKİ MEKTUP BİR ŞİİR VE TEVÂZÛLU BİR İNSAN

Somuncu Baba

"Maksûdumuz yâğ u bâl değil elbet


Gönülden gönüle hasbî meveddet


Hâsıl etmek için zevk-ı muhabbet


Âlemi bir pula satanlardanız…"


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s.)


Güzel insanlar; hayatlarını güzel ve tevâzûlu bir şekilde yaşar ve arkalarında güzel hatıralar bırakırlar. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri'ne komşu olma şerefine nail olan bahtiyarlardan biri de gönülden bağlılığı her şeyin üstünde tutan¸ Hacılar Sıragoz Mahallesi'nden Hacı Mustafa Uzun'dur. Halk arasında Uzun Hacı olarak tanınan Hacı Mustafa Uzun¸ esnaf içinde tevâzû abidesi olarak bilinirdi.


1900 yılında Hacılar Sıragoz Mahallesi'nde dünyaya gelir. Aile lakapları Uzunlar olarak bilindiği için soyadı kanunundan sonra da Uzun soyadını kullanırlar.


Gençlik yıllarından itibaren ticaret ve kervancılıkla uğraşır¸ Maraş¸ Göksun¸ Pınarbaşı¸ Gürün¸ Darende istikametinde nalburiye ve çeşitli ihtiyaç maddelerinin naklini ve satışını gerçekleştirir. 1945 yılından itibaren de Darende'de sabit nalburiye dükkânı açarak ticarî faaliyetlerini devam ettirir.


İhramcızade İsmail Hakkı Efendi (k.s.)'ye intisaplıdır. Daha sonra da bu gönül bağını Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s.) ile devam ettirir. Hulûsi Efendi'ye yakın olmak¸ sohbetlerine katılmak maksadıyla¸ 1974 yılında Zaviye Mahallesine yerleşir. 1986 yılında Hakk'a yürür.


Oğlu Hasan Uzun'dan öğrendiğimiz kadarıyla¸ geceler boyu sohbet edip sabah namazlarını Şeyh Hamid-i Veli Camii'nde kılmak için¸ seher vaktinde yola düştüğüne aile fertleri çok kere şahit olmuştur. 1965 yılında bir trafik kazası geçirip¸ sağ ayağının sakatlanmasından sonra da bu azmi hiç eksilmemiş¸ muhabbeti artarak devam etmiştir.


Yine oğlu Hasan Uzun diyor ki: “Bize bazı sözleri sanki unutmuş gibi sık sık hatırlatırdı. Aslında unutmazdı ama bizim kulağımıza küpe olsun diye tekrar ederdi. Özellikle Somuncu Baba ve ahfadına¸ Hulûsi Efendi Hazretleri ve ailesini karşı kendisi hürmet gösterdiği gibi¸ bizim de daima hürmet göstermemizi sık sık hatırlatır¸ bir nevi vasiyette bulunurdu. Öğütlerinde; ticarette kanaatli olmayı¸ malı fahiş fiyatla satmamayı bize öğretirdi. Filan zengin olmuş¸ şu kadar servet biriktirmiş dediklerinde ilk olarak: ‘Namazını kılıyor mu?' sorusunu sorar¸ eğer kılmıyor derlerse. ‘Alt ucu bağlar gazeli.' derdi. Helal-haram demeden mal biriktirip¸ evladına bırakanlara acır¸ ‘Onlar malını yiyecekler¸ adamcağız ahirette azabını çekecek¸ hesabını verecek.” derdi.


Öncelikle bu yazımızda Uzun Hacı'dan ve ona yazılan şiirden bahseden¸ Hacı Hamza Çokyaşar'ın Osmaniye eşrafından Hacı Ahmet Bicik/Biricik'e yazmış olduğu mektubu okuyalım:


Birinci Mektup


“Hacı Ahmed Efendi Kardeşimize¸


Sizden ayrıldığımızın 13. günü Darende'ye geldik. Geldiğimiz günden beri size mektup yazmak niyetinde isem de bir türlü fırsat bulup yazamadım. Ancak zamanı bugüne taalluk etmiş. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde: ‘Mü'minlerin niyetleri amellerinden hayırlıdır.' buyuruyor. Şu hâlde her amel niyetle suret-pezir olur. Hayır¸ niyetiyle hayır; şer¸ niyetiyle şer olur. Zira neşet-i insanî fikirden ibaret bir nefha-i Rabbânî'dir. Mâadâ görünen suret¸ libâs-ı hayvanîdir. Pes fikri neş'et-i dâime sarf edip fena bulacak kâra tazyî-i vakit etmek nakd-i ömr-i sakimi beyhude yere sarf etmektir. Çünkü a'mâl niyete mebnidir. Sureti¸ fâni olanı niyetle bâki etmek mümkündür. Öyle ise her emri niyet-i hayr gerektir.


Diğer bir hadis-i şerifinde: ‘Tanrı'nın men ettiği şeylerden sakın. İnsanların en âbidi olursun. Komşuna iyilik et mü'min olursun. Allah'ın kısmetine (taksimine) razı ol¸ insanların en zengini olursun. Kendine arzu ettiğin bir şeyi başkasına da arzu et¸ hakiki Müslüman olursun.'


Peygamberimiz (s.a.v.)'in şu mübarek sözleriyle amel edenler dünya ve ahiret saadetine nâil olacağı gibi en yüksek ahlakı da hâsıl olur. Hz. Ali Efendimiz: ‘İlimden zengin hazine¸ cehilden kötü yoldaş¸ kibirden büyük horluk¸ tamahtan kötü yoksulluk¸ sağlıktan kıymetli nimet canı hıfz etmektir.' buyuruyor.


Pîrlerden Ebu'l-Hasan-ı Harakânî de: ‘Gönüllerin rûşeni anda halk olmayandır. Amellerin yeğreği onda mahlûk fikri olmayandır. Nimetlerin atyebi (en iyisi)¸ cehd ile hâsıl olandır. Refîklerin hayırlısı zindegânisi Hak ile olandır.' buyuruyor.


Niyazi Hazretleri de: ‘Bunca riyâzât mücâhedât ki vardır¸ bunları işlemek lezzet değildir. Belki insan-ı kâmil sözlerini anlamaya liyakat kesb edersin¸ o zaman irfanın ayn-ı mücahededir.' dediler.


Gerçi malumunuz olan şu sözleri size yazmaklığım şuna benzer ki¸ son nefesi yaşayan ve ruhu mele-i a'lâya yükselen kâmil bir insanın yanına benim gibi cahil bir kimse gelerek ona kelime-i tevhidi telkin etmesine benzer ise de Hz. Ali Efendimiz de: ‘Bana bir kelime öğretenin kölesi olurum.' buyuruyor.


Ben de size bunları bir hatıra olması ve yekdiğerimize karşı bir samimiyet-i zevk ve muhabbet eseri olarak yazdım. Bunu ispata şu kâmilin bir beyti kâfidir. Bu husustaki noksanlıklarımın afvını dilerim:


Zevk-ı dil “innîene'llâh” ın dahi fevkındadır


Öylesi mecnun-ı aşka “Lenterânî” neylesin


Hacı Hasan Efendi'ye yazdığınız mektubu Kara Mustafa Zaviye Camii'nin havlusunda sohbette iken getirdiler okuduk. Müsaadeli ve müsaadesiz oynakça kelimesi çok hoşumuza gitti. Hacı Hasan ve Hulûsi Efendiler bir daha bizi oraya götürse de fortukal (portakal) koyduğunuz fevkânî hücrede bize bir çay içirsin diye latife ediyorlar.


Hacı Hasan Efendi mektubunuza cevap yazdılar. Biz Sivas'ta iken yazılan mahrem mektubun münderecatına da muttaliyiz. Vaziyet ne merkezde ise bizi de haberdar ederseniz memnun olacağız.


Efendi'den yeni mektup geldi. Bu kış ortasındaki seferimizden yer ve gök¸ hafi ve cehri bütün mahlûkun memnun kaldıklarını yazıyorlar. Belki size de yazmışlardır. Bizimle İstanbul'a kadar gidip de oradan Hicaz'a giden Hacı Mustafa isminde bir arkadaşımız vardı¸ belki bilirsiniz. Bir gün sohbette iken Hulûsi Efendi'nin bir beyitte¸ ‘Balını yağa katana / Yarını sarıp yatana /Gamı firak neyler neyler' ilâhîsini okuduktan sonra bize bir balı yağa kat diye latife ettiler. O da borçlandı ise de bilahare getirmedi. Ben kaçıp Maraş'a Antep'e gideceğim demiş. Hulûsi Efendi de ona aşağıya yazdığım ilâhîyi yazdılar. Ben de teberrüken size yazıyorum. Bilvesile arz-ı hürmet selam ve senalar eylerim.


Cümle ahbâb ve yârân ve arkadaşlara hürmet ve selam.


15 Mart 1952 Darende


Hamza Çokyaşar”


Büyüklerin Himmeti


Nakşbendî yolunun mensupları¸ bu mensubiyetleriyle her zaman iftihar eder¸ bu yolun büyüklerinin kendine çok himmet ettiklerini zaman zaman anlatırlar. Unutulmaması bakımından Uzun Hacı'nın oğlundan dinlediğimiz birkaç hatırayı nakledelim:


“Uzun Hacı¸ askerden dönerken yorulur¸ bir kamışlığın içinde yatar. Rüyasında nuranî yüzüyle İhramcızade Hazretleri gelir ve: 'Oğlum çabuk uyan¸ kamışlıktan çık.' der. Bu sözle irkilip dağa doğru çıkınca¸ kamışlığın alev alev yandığını gözleriyle görür.


Maraş'ta esnaflık yaptığı yıllarda kardeşi Osman da Osmaniye'nin bir köyünde satıcılık yapmaktadır. Bir gün yanına tanımadığı bir zat gelir¸ İhramcızade Hazretleri'nin selamı var¸ kardeşin Osman çok rahatsız hemen yanına gitmeni istiyor der ve gözden kaybolur. Belki de bu gelen Hızır'dır (a.s.). Hemen atına binen Uzun Hacı Osmaniye'ye ulaşır¸ kardeşini alır doktora götürür¸ oradan Darende'ye getirir. Üç gün sonra kardeşi vefat eder.


Yine Maraş'tan nalburiye malzemesi getirirken¸ yolunu eşkıyalar keser. O da atından iner ve: ‘Allah'ım atımı sana emanet ediyorum¸ Peygamberimiz ve onun yolundan giden manevî büyüklerimizin pirlerimizin¸ veli zatlarının hürmetine malımı da canımı da kurtar.' diye dua eder. Atı serbest bırakır. Eşkıyalar kendine bir şey demezler. Yaya olarak Darende'ye gelen Uzun Hacı mal yüklü atının dükkânın önünde olduğunu görür ve çok sevinir.”


 İkinci Mektup


Şimdi sıra geldi aynı şiirden bahseden ikinci mektuba… Mektupların ve şiirlerin mesajı aslında bütün okuyucularadır. Sadece ilk yazılan şahsın değil¸ sonra her okuyanın ondan bir şeyler öğrenmesi lazım. Hulûsi Efendi Hazretleri Mektûbât-ı Hulûsî-i Dârendevî'deki 44. mektubunu Uzun Hacı'ya hitaben kaleme almışlardır:


 “Gözüm Nuru!


Eski dostlarından yüz çevirenden yüz çevirmek lâzım ve bütün Allah dostları bu yola niyetli olduklarından¸ (sen yine de) eski dostlardan uzak olma. Ta ki Allah dostlarının tanıdıklarından olup¸ kendi dostluğunu bilesin ve böylece gerçek tanışıklık ve yakınlıkla Hakk'ın dostluğuna¸ olması gereken dostluğa gelesin. Bu meclislerdeki sohbetlerde¸ muhabbetten nasiplenmedikçe; bu muhabbet yolunun yoldaşı sayılmayacağı gibi¸ gafillerin¸ Allah'ı unutan¸ dünya zevklerine dalanların sohbetinden ayrılmadıkça bu gafletten¸ nefsin bu esaretinden¸ lüzumsuz işlerle uğraşmaktan kurtulmuş olamazsın.


Ansızın kervan göçer sen de -su vadisindeki susuz kalmış biri gibi- yârsız ve yârânsız kalırsın. Ne sevenin¸ ne sevdiğin kalır. Bedenin düştüğü durum¸ onun eriştiği pişmanlık da artık faydasızdır. Bedenin¸ varlığın bu dersi almış ama ne çare! Hasta olmazdan önce sağlığını en büyük hazine bilmen gerek. Sağlığın senin en kıymetli kazancındır. O sağlık ki en büyük nimettir¸ en büyük hazinedir. Kendi arzularına uyup mahvolmaya¸ yok olmaya aday olan budalalardan olma.


Doğru olan iş¸ gün gibi meydana çıkmış bir devlet ile ayakta kalmak¸ dik durmak yeterlidir. Her şey apaçık ortada iken böyle bir devletin kıymetini bilmemen yazık ki divanelikten başka bir şey değildir. Doğrusu bu devlet ile ol. O sana yeter.” (Güncelleme: Cemil Gülseren¸ Bkz: Somuncu Baba Dergisi¸ Mart 2011¸ s. 7.)


Bir Şiirin Hikâyesi


Bu mektubun sonunda aynı şiir vardır. Bu şiirin hikâyesi¸ Hacı Hamza Çokyaşar mektubunda zikredildiği gibi¸ şöyle cereyan eder: Hulûsi Efendi Hazretleri'nin sohbet ortamlarına iştirak eden Uzun Hacı bir gün arkadaşlarla birlikte yağ ve bal ikram edeceğine söz verir. Bir müddet geçer davet bir türlü gerçekleşmez. Hazret şu şiiri kaleme alır:


Uzun Hacı sözün bitirirse ger


Va'dini yerine getirirse ger


İnsâf idüp yarın getirirse ger


Balını yağına katanlardanız


(Uzun Hacı verdiği sözü tamamına erdirip¸ vadini yerine getirirse¸ insaf edip yarın (bir an önce getirirse) işte o zaman balını yağa katar bir muhabbet ortamı tesis ederiz.)


Eğer va'din inkâr etmek isterse


Zahmetsiz murâda yetmek isterse


Yüzünü dolayup gitmek isterse


Boğaz boğaz olup çatanlardanız


(Eğer verdiği sözü tutmaz¸ nasıl olsa unuturlar der ve o vadini yerine getirmekten kaçınırsa¸ biz davamıza devam eder¸ o sözünü hatırlatırız.)


Bu dörtlükte ahde vefaya vurgu vardır. Vefa¸ gönül bahçelerinde yetişen bir güldür. Vefalı insanlar duygu¸ düşünce ve tasavvurda aynı şeyleri gül güzelliğiyle paylaşan kişilerdir. Kin¸ nefret ve kıskançlık gibi duygular vefakâr gönüllerde kendilerine yer bulamaz. O gül ki¸ sevgi suyuyla beslenir¸ dalları yeni goncalar açar¸ güzelliklerle süslenir. Vefayı şiar edinenler¸ konuşurken doğru söyler¸ verdiği sözde durur¸ ettiği yeminlerde vefalı olur.


Kur'ân-ı Kerim'de¸ Yüce Allah (c.c.)¸ kendisinin vefalı olduğunu dile getirdiği gibi¸ vefayı başta peygamberler olmak üzere seçkin kişilerin özelliklerinden ve insanlığın temel iyiliklerinden biri olarak zikreder. Şiir şöyle devam eder:


Gürün'e Sivas'a kaçsa imdâda


Bu borçdan kurtulup olmaz âzâde


Eğer âhiretde eğer dünyâda


Varup yakasını tutanlardanız


(Gürün'e¸ Sivas'a gidip¸ birilerini yardıma çağırsa¸ bu borcunu ödemedikten sonra biz vazgeçmeyiz. Bu dünyada vermezse¸ ahirette alırız.)


Maksûdumuz yâğ u bâl değil elbet


Gönülden gönüle hasbî meveddet


Hâsıl etmek için zevk-ı muhabbet


Âlemi bir pula satanlardanız


(Aslında sürdüğümüz dava yeme içme davası değil. Bir muhabbet oluşturmak için böyle söylüyoruz. Kardeşlik duygusunun ikramın¸ arkadaşlarla paylaşmanın önemine vurgu için dile getiriyoruz. Yoksa dünyalık şeylere bir ihtiyacımız da yok¸ itibar etmeyiz.)


Dünyâyı ukbâyı arkaya atup


Hırkayı destârı şarâba satup


Dost için yağını balına katup


Toprağa yüz koyup yatanlardanız


“Biz Dünyayı ve


Ukbayı Muhabbet İçin Terk Etmişiz.”


(Biz dünyayı ve ukbayı muhabbet için terk etmişiz. Dostlarımızla içeceğimiz bir bardak çay¸ bizim için daha değerlidir. Dostlarımızın gönül birliğini sağlamak için şeriat ve tarikat bilgilerinin artmasını¸ irfanlarının yücelmesini istiyoruz. Ve bunu da tevâzû ile yerine getiriyoruz.)


 Eğer Antep eğer gitse Maraş'a


Kurtarırım sanup düşse telâşa


Elbet bir gün gelir isek baş başa


Oyunda kendini utanlardanız


(Eğer Antep'e veya daha önceden arkadaşlarının bulunduğu ticaret yaptığı Maraş'a gitse bile bu işten kurtulamaz. Mutlaka bir gün baş başa geleceğiz ve o da bizim dediğimizi yerine getirecek.)


Eğer gönlümüzü almak isterse


Gemisin engine salmak isterse


Soyunup bu bahre dalmak isterse


Tutup yakasından atanlardanız


(Gönlümüzü almak ister¸ bizi razı etmek isterse¸ tevâzû gösterip enginlere yelkenini indirmeli¸ hatta muhabbet deryasına dalmak¸ derinlerden inci mercan toplamak istiyorsa¸ biz onu bu maneviyat denizine atarız.)


Bu bâl u bu yağdan asıl murâdım


Şerîat tarîkat remzini yâdım


Bu sırrı söyleten büyük üstâdım


Can verüp eteğin tutanlardanız


(Şeriatla tarikatın bir Müslümanda birleşmesi öyle güzeldir ki¸ bir sofradaki bal ve yağ gibidir. Pirim İhramcızade Hazretlerinin himmetiyle sana bunları hatırlatırken¸ ben ona sıdkı candan bağalıyım.)


 Hulûsi Efendi Hazretleri Dîvânı'nda şöyle buyurur:


Şerîat tarîkat resm-i râhımız


Hakîkat ma'rife tizz ü câhımız


Tevhîddir hısnımız Hak penâhımız


Sanma bizi yoldan sapanlardanız


Ümmetin önderleri olan kâmil veliler¸ hakikaten ilmen ve ahlâken peygamberlerin varisleri oldukları için hep hayır için çalışırlar. Dinin hükümlerine göre hareket eder¸ tasavvufun ince yolunda merhale kat' ederler. Onlar¸ vahy kaynağından feyz alarak Rasûlullah (s.a.v.)'ın zikrini yaşatmak¸ dininin eserlerini¸ şeriat ve ahlâkının bilgilerini yaymak için ümmete hayır ve fazilet öğretmek itibarıyla cennette Rıdvan kaynağından akan Kevser nehrine benzerler. Peygamberler¸ Allah'ı bilme esaslarında birlik olup da dinin amelî hükümlerinde farklı olarak halkın kurtuluşu için ilâhî rahmetin yayıcıları olduğu gibi¸ ümmetin bilginleri de kalpleri hak tevhîdi ve vicdanları Muhammedî ahlâk üzere rıdvan neşesiyle Muhammedî şeriatın esaslarında birlik ile halka rahmet yayarlar.


Uzun Hacı'ya yazılan şiirin son dörtlüğüyle yazımızı tamamlayalım:


Hulûsî dost'çün toprak yüzümüz


Uzun Hacı bizim iki gözümüz


Eğer lâtîf gelmez ise sözümüz


Hicâb deryâsına batanlardanız


Bu son dörtlükte Hulûsi Efendi Hazretleri tevâzûnun zirvesini beyan buyurmuştur. Onu ne kadar çok sevdiğini belirtmiştir. Sözlerinden gücenmemesini arzu etmiştir.

Sayfayı Paylaş