GÖNÜLE SESLENİŞ

Somuncu Baba

Tasavvuf¸ klasik şiirimizin önemli kaynaklarından biri olarak başlangıçtan günümüze kadar bir saklı su gibi varlığını sürdüre gelmiştir. Birtakım olumsuz gelişmelere rağmen klasik şiir ve tasavvuf şiiri günümüzde de ilgi görmekte¸ okuyucularının gönül dünyalarını süslemeye devam etmektedir. Bu geleneğin zamanımızdaki önemli temsilcilerinden biri de Darendeli Es-Seyyid Hulûsi Efendi (k.s.)'dir. Bu yazımızda Hulûsi Efendi'nin ola redifli şiirini elden geldiğince şerh etmeye çalışacağız.

Tasavvuf¸ klasik şiirimizin önemli kaynaklarından biri olarak başlangıçtan günümüze kadar bir saklı su gibi varlığını sürdüre gelmiştir. Birtakım olumsuz gelişmelere rağmen klasik şiir ve tasavvuf şiiri günümüzde de ilgi görmekte¸ okuyucularının gönül dünyalarını süslemeye devam etmektedir. Bu geleneğin zamanımızdaki önemli temsilcilerinden biri de Darendeli Es-Seyyid Hulûsi Efendi (k.s.)'dir. Bu yazımızda Hulûsi Efendi'nin ola redifli şiirini elden geldiğince şerh etmeye çalışacağız.


1. Ey dil yürü zâr eyle kim zârın nice bir zâr ola


  Aç gözünü dîdârı gör bu uykudan bîdâr ola


 


(Ey gönül¸ yürü inle ki¸ (senin) inleyişin pek çok inleyişler içinde tek inleyiş olsun. Aç gözünü (sevgilinin) yüzünü gör¸ bu uykudan uyanmış ol.)


Gönül¸ âşığın sevgisini¸ derdini¸ ızdırabını yaşattığı mekândır ve o ancak dertle¸ ızdırapla beslenir¸ ızdırapla yaşar¸ onunla hayattan tat alır. Onun ağlayıp inlemesi en vazgeçilmez vecibelerindendir. "Tasavvufî mânâda ise gönül¸ sırlar hazinesi¸ Allah'ın nazar ettiği mahal¸ ilâhî kemâlin ve cemâlin en güzel tecellî ettiği yerdir."[1]


Hulûsi Efendi gönüle seslenmektedir¸ "Aç gözünü sevgilinin yüzünü gör ki bu uykudan uyanasın." "İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Hâlbuki onlar gaflet içinde yüz çevirmekteler."[2] Kur'an-ı Kerim'de birçok ayette anlatıldığı gibi insanlar gaflettedirler¸ Hulûsi Efendi bu uykudan¸ gafletten ancak Cenab-ı Hakk'a yakın olmayla uyanılabilir demektedir.


 


2. Ölmeden öndin bul memât hayy ol içip âb-ı hayât


  Hem ol ki mahv-ı mahz-ı zât cân vâkıf-ı esrâr ola 


 


(Ölmeden önce ölümü bul ve âb-ı hayâtı içip diri ol; fenafillaha eren can sırlara vakıf olur.) 


Beytin ilk mısraında¸ "Ölmeden önce ölünüz¸ hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz." hadis-i şerifine telmih etmektedir. Bu söz kulun özellikle seyr-i sülûkta ilerleyen sâlikin ölmeden önce kendi benliğini yok etmesi bu yolda fenâfillâh¸ bekâbillâh mertebesine ulaşmasıyla ifade edilir. Hz. Hızır'a sonsuz bir ömür verilerek âb-ı hayat (ölümsüzlük veren su) sunulmuş ve Mevlâ'nın lütfuna mazhar olmuştur. Bu iksirden ölü kalpler içerek ölümsüzlüğe ermektedir. Edebiyatımızda geniş bir kullanım alanı olan bu ifade manevî aşkın¸ derinliğini karşılar. Hayy¸ memât kelimeleriyle tezat; ayrıca memât¸ hayy¸ âb-ı hayât kelimeleriyle tenasüp sanatı yapılmıştır.


 


3. Dil vuslata nâil olup cânâna cân vâsıl olup


  Her matlabın hâsıl olup hârın gül-i gül-zâr ola


 


(Gönül kavuşmaya erişip sevgiliye can ulaşıp¸ her isteğini elde ederek dikenin gül bahçesinin gülü olsun.)


Sevgilinin  Payitahtı Gönül


Bu beyitte bir dua¸ istek dile getirilmektedir. Hulûsi Efendi klasik şiirde var olan geleneksel yapının en temel zıtlıklarının veya bir manada bütün imkânsızlıkların kabulü¸ var olabilmesi adına dua etmektedir. Klasik şiirimizde âşık sevgiliye kavuşmaz sadece bunun hayaliyle varlığını sürdürür. Aslında ondan ayrı olmak ona hem ızdırap verir hem de bu aşkı daha da güçlendiren hicran duygusuyla yaşamış olur. Yani ayrılık duygusudur aslında şairi yaşatan; bundan dolayı kavuşma âşığın yaşamadığı¸ istemediği bir durumdur. Âşık sıkıntı çeker. Çünkü sevgili rakibe nazar eder¸ kendine iltifatta bulunmaz âşık sevgiliden ayrı kalmıştır¸ uzağa düşmüştür. Şair dua eder: bütün isteklerin kabul olsun¸ sevgiline kavuşasın ve dikenin dahi gül bahçesinde bir gül olsun der. Beyitte sâlik için dua ve temenniler dile getirilmiş¸ seyr ü sülûkun zorluklarının kolaylaşması temenni edilmiştir.


Diken¸ gül¸ cânân¸ cân kelimeleriyle tenasüp¸ diken¸ gül kelimeleriyle tezat sanatı yapılmıştır.


 


4.  At varlığı varı n'iden ko ârını ârı n'iden


Bul yârı ağyârı n'iden her dem enîsin yâr ola


 


(Varlığı at¸ utanmayı bırak. Varlık ve utanma sana lazım değil. Sevgiliyi bul başkası sana gerekmez. Her zaman arkadaşın¸ dostun sevgili olsun.)


Candan Bile Vazgeçebilmek


 


Hulûsi Efendi  bu beyitte kulun Allah'a yakın olma isteğinin¸ kurbiyyet yolunda nelerden vaz geçmesi gerektiğinin üzerinde duruyor. Bu¸ âşığın sevgiliye kavuşmak için yaşadığı maceraların anlatıldığı (Sîmürg¸ Hüsn ü Aşk)gibi hikâyelerde anlatılan bir olaydır. Âşık sevgiliye yani Cenâb-ı Hakk'a meftundur. Bu uğurda elinde¸ eteğinde var olan ona ait her şeyden hatta canından bile vazgeçmedikçe sevgiliye kavuşamaz. Sen sevgiliyi bilmiyorsan onun aşkını tanımıyorsan elinde var olanların bir kıymeti kalmamıştır. Burada bir somut (varlık) bir de (soyut) utanmadan bahsedilmiştir. Sana bunlar gerekmez¸ bunları bırak. Sevgiliyi bul zira onun arkadaşlığı¸ dostluğu bütün kıymetlere değerdir¸ hepsinden üstündür demektedir. Bu konuda anlam bütünlüğünü sağlayacak aşağıdaki şu beyit gayet manidardır.


Mâsivâdan el çekip mahlûkattan ümid kes
  Vird in olsun her nefes¸ Allah bes bâki heves
  Lâedri


 


5. Âşıksan özle yârını terk edip âr u varını


  Sa'y eyle bul dil-dârını kim manzarın dîdâr ola


 


(Ey âşık¸ eğer âşıksan sevgilini özle¸ varını ve utanmanı terk et. Sevgilini bulmak için çalış ki bakılan yer didar olsun.)


Yukarıdaki beyitle anlam bütünlüğü olan bu beyitte kişi gerçek bir âşıksa eğer¸ sevgilisini özlemesi gerektiği ve bu uğurda canından¸ varlığından vaz geçmesi¸ bu yolda çok çalışması gerektiği söyleniyor. Zira salik seyr-i sülukta sevgiliye yani Allah'a kavuştuğu anda fenâ fi'llâhtan geçerek bekâbillâha kavuştuğunda artık var olan kendisi değildir; her yer ona ona görünen sevgilinin cemalidir.


6. Ey cân u dil dîdâra bak hem hâl ü hem ruhsâra bak


  Ko gayrıyı bu kâra bak kârın meğer bir kâr ola


 


(Ey can ve gönül (sevgilinin) yüzüne bak. Hem ben ve hem yanağa bak. Eğer işin kâr olacaksa başkalarını bırak¸ bu kâra bak.)


Hâl¸ ben demektir. "Edebiyatta ben denilince vücudun hemen her yerinde bulunabilen noktalar yerine yüzdeki ben veya benler kast edilir. Bu anışın temelinde benin küçüklüğü ve siyah rengi etkilidir. Ben bir noktadır. Güzellik sayfası olan yanağa da zülüf kaleminden damlamıştır."[3] Kâr kelimesiyle tevriye sanatı yapılmış¸ hem yapılan iş¸ hem de bu işten elden edilen fayda manalarında kullanılmıştır. Hâl ve kâra kelimeleriyle ihâm-ı tenasüp sanatı yapılmış¸ benin siyah olduğu kast edilmiştir. Senin işin başkalarını bırakıp sevgilinin yanağına ve benine bakmaktır. Asıl kârın bu olacaktır¸ demektedir.


 


7. Er sâfiyâne bul safâ senden kamu olsun nümâ


  Âyîne-i dildeki tâ görünen ol dîdâr ola


 


(Temiz olarak er¸ neşe bul. Herkes senden bilsin¸ görsün. Gönül aynandaki görünen o yüz olsun.)


Aynı kelime kökünden kelimeler türeterek iştikak sanatı yapılmıştır. Sâfiyâne¸ safâ gibi. Hulûsi Efendi¸ gönül sevincinin¸ neşesinin sâfî bir kalple ulaşılacağına ve bununla gönül aynasının yansıttığı o sevgilinin yüzü olacağını ifade etmektedir. Sevgiliden kast edilen burada yine Cenab-ı Hak'tır. Allah¸ hadis-i kudside ifade edilen "Mümin kulumun kalbine sığarım." buyurmuştur. Gönül aynasının öyle temiz olması gerekiyor ki Cenab-ı Hak bu aynada görünebilsin.


 


8. Sa'y et de ol ehl-i ferâğ arada kalmaya nizâ'


  Bu sözleri et istima' hep gizliler ihbâr ola


 


(Ey (gönül) sen çalış ki o bırakıp gidenler kavga edip arada kalmasın. Bu sözleri işit¸ hep gizli (olanlar)ın haberi olsun.)


Tasavvufta anlatılan sâlikin yolu (seyr-i sülük) öyle meşakkatli bir yoldur ki bu yolda kalanlar¸ dünyanın aldatıcı türlü türlü hevesleriyle meşgul olur¸ yolu tamamlayamazlar. Bu sebeple beyitte ifade edilen çalış derken bu kast edilmiştir. Sen o bırakıp gidenlerden (ehl-i ferağ) gibi kavga edip arada kalma. Bu sözleri iyi işit ve herkese bunun haberini anlat der. Ehl-i ferağ-say ve gizli-ihbar kelimeleriyle tezat sanatı yapılmıştır.


 


9. Bul Hakk'a varmağa delîl görmez gözün olmuş alîl


  Zikr et ki Hakk'ı cân ü dil gencîne-i esrâr ola


 


(Hakk'a varmak (O'nu) bulmak için delilleri gözün görmez¸ kör olmuş. Hakk'ı tesbih et. Can ve gönül¸ sırların hazinesi olmuş.)


Kâinatta var olan¸ yaratılan her şey de Cenab-ı Hakk'ın isim ve sıfatları¸ ibretlik hadiseler veya O zatı hatırlatacak nice sahneler yaşanmaktadır. Fakat gafilâne yaşayan insan bunların farkına varamaz¸ gözü görmez¸ kulağı sağır olur. "Andolsun biz¸ cinler ve insanlardan¸ kalpleri olup da bunlarla anlamayan¸ gözleri olup da bunlarla görmeyen¸ kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi¸ hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir."[4] Hem Allah ayet-i kerimede buyurduğu gibi¸ "Bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allah'ı zikredin."[5] ifadesiyle kulun Allah'ı tesbih ederek can ve gönülün sırlarına erişebileceğini söylüyor.


10. Geldin bu ile sen garîb ol bâğ-ı dosta andelîb


Bu derdine bul bir tabîb zahm-ı dilin tîmâr ola


 


(Ey bülbül¸ sen bu dost bağına garip geldin. Bu derdine bir tabib bul ki gönlünün yarasına bakılsın.)


Aşk Derdinin Tabibi


 


Klasik şiirimizde gül ve bülbül hikâyesi sık kullanılan sembollerdendir. Bülbül daima güle niyaz eder; güle kavuşamamasından¸ rakibi olan dikenlerin kendisini kan revan içinde bırakmasından inler¸ durur. Bu yüzden bülbül bu dost meclisinde garip kalmıştır. Aşk derdine bir tabib hekim bulması gerekir ki onu gönlünde açan yaralardan kurtarsın.


 


11. Nâdânla olma yek-nefes bul ehl-i Hakk'ı işte bes


Bî-keslere ol dâd-res dâd-resin Gaffâr ola


 


(Cahillikle tek nefes olma. Doğruluk sahiplerini bul¸ (onlar) sana yeter. Kimsesizlere yardımcı ol. (Senin) yardımcın Allah olsun.


Hulûsi Efendi¸ bu beytinde şu nasihatlerde bulunmaktadır:  Cahillikle ömrünü geçirme. Sana doğru yolu gösteren insanları bul. Onlar sana yeter. Kimsesizlere de yardım etki Allah'ta sana yardımcı olsun der.


 


12. Bil "alleme'l-esmâ"  nedir esmâ vü müsemmâ nedir


Hem tâc-ı "kerremnâ"  nedir anı giyen muhtâr ola


 


(Allem'l-esma¸ esma ve isimlenmiş olan nedir¸ bil. Ayrıca "Biz yücelttik¸ şereflendirdik¸ kerim kıldık"[6] nedir¸ o tacı giyen seçilmiş olur.)


"Allah¸ Âdem'e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek¸ ‘Eğer doğru söyleyenler iseniz¸ haydi bana bunların isimlerini bildirin' dedi."[7] Hulûsi Efendi bu ayetten mülhem olarak eşyanın ismi demek olan "alleme'l-esmâ"¸ ve ‘Biz yücelttik¸ şereflendirdik¸ kerim kıldık' daki kerremnâ nedir diyerek soru sormaktadır.


 


13. Hasretle eyledim melâl gör hâlim ey sâhip-kemâl


Hulûsî'ye göster cemâl şevk ile bî-karâr ola


 


(Ey kemâl sahibi¸ halimi gör. Hasretle hüzünlendim. Hulûsi'ye sevinçle göster yüzünü kararsız olsun.)


Hulûsi Efendi burada kemâl sıfatlarıyla muttasıf sevgiliye seslenmekte¸ mükemmel olan sevgilinin hasretiyle şair hüzünlenmektedir. Sevgili âşıktan yüzünü gizlemektedir. Yüzünü göstermesi sırrını ifşa etmesi anlamındadır ki bu âşık için bir lütuftur. Cemâl kelimesi hem yüz hem de güzellik manasını ifade eder. Âşık¸ sevgilinin yüzüne şevkle¸ neşeyle bakarak kendinden geçer. Bu hali arzu edip hasretle beklemektedir. Tasavvufta kulun Allah'a yakınlık noktasında ulaşabildiği en son nokta "hayret" makamıdır Cemal ile müşerref olan kul hayrete düşer kendinden geçer.


 






[1] Süleyman Uludağ¸ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü¸ Kabalcı Yay.¸ İstanbul 2005¸ s. 107.



[2] Enbiya¸ 21/1.



[3] Pala¸ İskender¸ (2007): 184¸ Ansiklopedik Dîvân Şiiri Sözlüğü¸ İstanbul: Kapı Yayınları.



[4] 7/A'raf¸ 179.



[5] 2/Bakara¸ 239.



[6] 17/İsra¸ 70.



[7] 2/Bakara¸ 31.

Sayfayı Paylaş