DUA DOLU BİR MEKTUP

Somuncu Baba

"Duanın ruha etkisi çoktur. Dua¸ psikolojik manada gönlün huzur bulmasıdır. İnsan ruhî sıkıntılarını¸ sorumlu olduğu Yaratıcısına açar. Dua¸ manevî temizleyicidir. İnanan gönüller¸ dua ile Allah'tan af diler ve böylece manen hafifleyip temizlenir. Dua¸ sahibine manevî huzur ve sükûn verir."


Dua¸ kulu Allah'a bağlayan manevî bir köprüdür. Allah'a yalvarmanın ve dua etmenin verdiği coşkun hislerle insanın vicdanı yıkanır. Temiz bir gönül¸ ak bir vicdan gölgesinde kul Allah'ına yaklaşır. İşte bu ulvî güven dua ile sağlamlaşır. Kulda saklı olan kutlu duygular¸ Yaradan'a dua ile ulaştırılır. Bu duygudan mahrum kalan kişiler¸ ruhen kör bir hâlde yaşar. Mânevî gücü filizlenmemiş insanlar yalnız maddî güçleriyle bir başarıya ulaşamazlar. Dua¸ kişinin Allah›a güveninin mânevî tomurcuğudur. Dua¸ ruhun Allah katına yükselişidir. Dua¸ mânevî hamlelerin parlayan ışığıdır. Gerçek dua¸ Allah'a yönelişin coşkun bir ruh hâletidir.


H. Hamideddin Ateş Efendi'nin kelamlarıyla duanın önemini anlamaya çalışalım:


“Dua¸ gönülden seslenmektir. Allah'tan inayet¸ rahmet¸ nusret ve selâmet dilemektir. Dua rızık ve afiyet talep etmek anlamına da gelir. Dua¸ en güzel ifadesini Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in dilinde bulmuştur: “Dua ibadetin ta kendisidir.”1 Dua¸ ruhun Allah'a yükselişidir. Allah'a kulluk borcumuz olan ibadetin esas rüknünü dua teşkil eder. Hz. Peygamber (s.a.v)'in; “Dua ibadetin özüdür.”2 hadisi bu güzellikler manzumesini ifade eder.


Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.)¸ “Allah'a duadan daha kıymetli bir şey yoktur.”3 hadisi ile duanın önemini belirtmiştir. Yine bir hadiste; “Dua mü'minin silâhı¸ dinin direği¸ semaların ve arzın nurudur.”4 buyruluyor. Bir de Allah'a dua etmeyenler için Peygamberimiz (s.a.v.)'den naklen Ebu Hureyre (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: “Kim Allahu Teâlâ'ya dua etmezse Allah ona gazab eder.”5


Duanın inanmış insanın hayatında mühim bir yeri vardır. Ancak yaşanarak bilinebilir¸ tecrübe edilebilir. İnsanoğlu hiçbir asırda¸ hiçbir yerde dua etmek ihtiyacından uzak kalmamıştır. Tarihin bize sunduğu bilgiler bunu açıkça göstermektedir. Çünkü insan¸ yaratılışı icabı¸ üstün bir kudrete inanmaya muhtaçtır. Dua¸ bu inanışın dile getirilişidir.


Bir Mektup Bir Dua


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri'nin notlarında yeni rastladığımız dua dolu bir mektup; ağabeyi Ahmet Nuri Efendi'ye hitaben¸ manzum ve mensur olarak yazılmış. Önce mektubun metnini birlikte okuyalım:


Es-Selâmü aleyküm ve-rahmetullâhi ve-berekâtühû



Sevgili hâldaşım¸ ağabeyim¸ efendi kardeşim


Bezm-gâh-ı yâre her âhım müşfik yoldaşım



Gönülden aczile her dem selâm-ı sad-hezâr olsun!


Vücûdun sıhhat bin afiyetle ber-karar olsun



Hazâna ermeyip hergiz bahâr-ı ömrün ey kardaş


Saâdetle cihan dârında cemin ber-karâr olsun



Bilvekâle cümle ihvân u yârândan selâm


Hep ahbâb u ahibbâ akrabâ akrândan selam



Gülbün-i bâğ-ı hayât-ı Hazret-i Hakk'ı olan


Ol mürüvvetli kemâl-i pür-atâ-kândan isterim



Nice kez sordu sizi¸ verdim cevâbı cümleten


Hürmetle tebliğ ettim dil ü cândan isterim


Bil-cümle arkadaşlar sıhhat u âfiyet üzere olup selam ederler. Peder gönülden¸ valide hem dilden hem gönülden selam edip ikisi de aynı şart ile gözlerinden öperler.


Hâne halkı¸ hamd olsun¸ cümlesi sıhhatte. Selam ederiz. Çocuklar hıfz-ı sıyânet-i ilâhîye emanet¸ vücutları sıhhatte ve zevkleri kemâl-i âfiyet üzeredirler ve muktedir oldukları kadar ellerinden öpüp her vechile duanıza ümitvar olurlar.


Cânib-i vâlideynden evlâdına ihsândır dua


Bâis-i gufrân-ı acz-ı bezm-i isyândır dua


Kurb-ı Hakk'a yol bulur olsa ki ger eşkıyâ


Kim alırsa himmetle ehl-i irfândan dua



İzzi artar dembedem kadri olur fevka'l-ulâ


Sa'y edip her kim ki alır olsa pîrandan dua


Ey Hulûsi afva layık kul olurdun sen dahî


Cehd ile alsan eğer ol pîr-i zişândan dua


Bu vesile ile hayır duanızı bekleriz.


Kardeşim!


Terk-i merak et. Burada olan işlerimizi inayet-i Hak ve himmet-i pîrân ile ikmâl ettik. Değirmen işleri âsân olarak geçti. Elhamdülillah¸ lutf-ı Hak bize yâr olup ol mahbûb-u hakikat beytü'l-hüzn gibi olan hânemizi teşrif buyurup himmet-i vaslı ile cümlemizi şâd u handân eyledi. Buna misâl olarak¸ orada bu vechile hayal ederek Fuzûlî'nin;


Yâr rahm etti meğer nâle vü efgânımıza


Ki kadem bastı bugün külbe-i ahzânımıza


beytini ilânihâye okuyup hayâliyle teselli et. İki gün kadar eğleştiler. Gürün'e kadar beraber gittik. Elhamdülillah¸ çok lütuflarına mazhar kıldılar.


Hüseyin Ağa'ya¸ bil-cümle ihvân u yârâna nihayetsiz selam


Hulûsi Efendi Hazretleri¸ özetle¸ mektubunda şu dualarda bulunuyor:


Allah'ın selamı¸ rahmeti ve bereketi üzerine olsun.


Sevgili kardeşim¸ seni gönülden binlerce kez selamlıyorum.


Vücudun sıhhatli¸ ömrünün baharı gibi güzel olsun ve asla hazan görmesin.


Dünya hayatında gönül birliği ile yaşayasın.


Mektupta¸ duaların yanında zikredilen diğer konularda şunlardır:


Hayatımızı gül bahçesine çeviren Pirimiz¸ sevinç kaynağımız İhramcızade İsmail Hakkı Hazretleri sizleri birkaç kez sordular.


Babam ve arkadaşlar afiyet üzere olup¸ hep selam ederler. Babam gönülden¸ annem her zaman ismini anarak hem dilinden düşürmüyor hem de gönülden dua ediyor.


Pirimiz İsmail Hakkı Hazretleri birkaç gün misafirimiz oldu¸ elhamdülillah¸ çok lütuflarına eriştik. Gürün'e kadar beraber gidip yolcu ettik.


Mektubun satırları arasında geçen iki kıtayı önce kelime manasıyla sonra da iki önemli örnekle yeniden okuyalım:


Cânib-i vâlideynden evlâdına ihsândır dua


Bâis-i gufrân acz-ı bezm-i isyândır dua


Kurb-ı Hakk'a yol bulur olsa ki ger eşkıyâ


Kim alırsa himmetle ehl-i irfândan dua


(Anne baba tarafından evladına yapılan dua bir ihsan gibidir. Dua âcizlerin¸ günahkârların¸ isyankârların affına sebeptir. Bir kimse yol kesen¸ hak hukuk tanımayan bir eşkıya bile olsa dua vesilesiyle¸ Allah'a yaklaşmaya yol bulur. İrfan ehli olan mübarek zatlardan dua alanlar himmete kavuşur¸ güzelliğe ererler.)


İzzi artar dembedem kadri olur fevka'l-ulâ


Sa'y edip her kim ki alır olsa pîrandan dua


Ey Hulûsi afva layık kul olurdun sen dahî


Cehd ile alsan eğer ol pîr-i zişândan dua


(Kim pirandan dua almaya çalışıp buna gayret ederse¸ izzet ve şerefi artar¸ kadri yücelir¸ emsallerinden üstün olur. Ey Hulûsi¸ sen de o yüce şan sahibi mürşidin duasından hisseyab olursan affına vesile olur.)


Anne Şefkati ve Duası


“Bir gün Hz. Peygamberimiz'e birisi gelir ve: “Ya Rasûlallah! Bir genç ölmek üzere. Ona ölürken ‘La ilahe illallah…' sözü telkin edildi. Ama bunu söylemedi.” der. Rasûlullah (s.a.v.): “Namaz kılıyor muydu?” diye sorar. Adam: “Evet¸ diye cevap verince Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte kalkarak o gencin yanına giderler. Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ ölmek üzere olan delikanlıya: “La ilahe illallah de¸ diye telkinde bulunur.” O da: “Söyleyemiyorum¸ gücüm yetmiyor.” der. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Niçin?” diye sorunca¸ orada bulunanlardan birisi: “Annesine isyan ediyordu.” diye cevap verir. O zaman Hz. Peygamber (s.a.v.): “Annesi yaşıyor mu?” diye sorar. “Evet!” derler. Ve annesini çağırırlar. Kadın gelince Hz. Peygamber (s.a.v.) ile kadın arasında şu konuşma geçer:


“Bu senin oğlun mu?”


“Evet.”


“Kızgın alevlerle yanan kocaman bir ateş gördüğünde sana: ‘Eğer oğlunu sen bağışlarsan biz de bırakırız¸ yoksa onu gördüğün bu ateşe atacağız.' denilse bağışlamaz mısın?”


“Ya Rasûlallah! Öyleyse onu affediyorum.”


“Ondan razı olduğuna dair Allah'ı ve beni şahit tut.”


“Allah'ım! Sen ve Peygamberim şahidimsiniz¸ oğlumdan razıyım.” dedi.


Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ bu konuşmadan sonra delikanlıya dönerek:


“Ey Delikanlı¸ ‘La ilahe illallahü vahdehü la şerike leh ve Eşhedü enne Muhammeden Abdühü ve Rasülühü de.” diye telkinde bulunur ve delikanlı bu kez söyleyebilir. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): “Şefaatim sebebiyle onu ateşten kurtaran Allah'a hamd olsun.” der.”6


Baba Duası Âsi Evladı Makbul İnsan Eyler


Abdullah İbn Ömer'den (r.a.) rivayet edildiğine göre¸ Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah'ın (kulundan) razı olması¸ babanın (evladından) razı olmasında¸ Allah'ın (kulundan) hoşnutsuzluğu da babanın (evladından) hoşnutsuzluğundadır.”7 Müslüman'ın ana ve babası kendisinden razı olursa¸ Allahu Teâlâ da ondan razı olur. Ana babası razı olmazsa Allah (c.c.) da razı olmaz. Konuyla ilgili çok ibret verici bir hikâye de şöyle nakledilmektedir:


Mâlîk-i Dînâr isminde salih bir kimse vardı. Senenin birinde hacca gitti. Bir gece tesbihat ile meşgul olurken¸ şu sesi duydu: “Ey Mâlîk! Hacca gelenlere müjde ver. Belhli Muhammed oğlu Abdurrahman hariç hepsini affettim.”


Mâlîk çıktı¸ insanlara Muhammed oğlu Abdurrahman'ın kim olduğunu sordu. “Yüce bir şahsiyettir. Zahiddir. Kur'an ehlidir. Her sene hacca gelir.” dediler. Bunun üzerine Mâlîk araya araya bu şahsı buldu. Bu şahıs yakışıklı¸ yüzünden nur akan¸ ibadetten zayıflamış bir kimse idi. Ona selam verdi. Abdurrahman selamını aldı. Mâlîk'e kim olduğunu sordu. O da Basralı olduğunu söyledi. Bunun üzerine Abdurrahman'ın gözleri yaşardı ve kendinden geçti. Bir süre sonra kendine geldi ve:


“Ey muhterem zat! Herhâlde bana Allah'ın kızgınlığını söylemeye geldin. Rüyamda bana gelip¸ Allah'ın beni affetmediğini söyleyerek bunun sebebini sorduğunu gördüm.” dedi. Mâlîk b. Dînâr da:


“Ey Yiğit! Pek salih bir insana benziyorsun. Allah sana niçin kızdı?” dedi. Genç:


“Ramazan ayının ilk gecesinde içki içip sarhoş olmuştum. Babam beni aramış¸ bulamamış. Falanca yerde sarhoş yatıyor¸ diye haber vermişler. Kalkmış gelmiş. Onu görünce¸ sarhoşluk hâli ile bilememiş¸ gözünü çıkarmışım. Bana¸ ‘Allah senden razı olmasın!' diye beddua etmiş. Sabahleyin uyandım. Anam durumu bana anlattı. Gittim¸ içki küplerini kırdım. Kölelerimin hepsini âzâd ettim. Ondan beri her sene hacca gelirim. Her sene bir kişi gelir¸ senin gibi¸ Allah'ın (c.c.) hoşnutsuzluğunu haber verir.” dedi ve ağlamaya başladı.


Bunun üzerine Mâlîk gence babasının sağ olup olmadığını sordu. Genç de sağ olduğunu ve ileride oturduğunu söyledi. İhtiyarın yanına giden Mâlîk selam verdi. İhtiyar¸ ‘Hoş geldin Yâ Mâlîk!' diye mukabelede bulundu. Mâlîk kendisini nereden tanığını sorunca ihtiyar şunları söyledi: “Bu gece Allah'tan seni görmeyi diledim. Baktım ki sensin. Benden bir isteğin varsa söyle¸ yerine getireyim.” dedi.


“Say ki kıyamet koptu. İnsanlar kendi nefislerinin derdine düştü. Senin ciğerparen bu delikanlıyı saçından sürüyüp cehenneme atıyorlar. Onu görsen acıyıp esirgemez misin?” dedim. Başladı ağlamaya ve:


“Ey Mâlîk! Bu sözü benim oğlum için mi diyorsun?” dedi.


“Evet.” dedim.


“Şimdi Allah şahit olsun ki oğlum Abdurrahman'ın suçunu bağışladım.” dedi.


Mâlîk b. Dînâr hemen gitti¸ bu durumu Abdurrahman'a müjdeledi: “Baban suçunu bağışladı. Seni görmeye geliyor.” dedi. Bu sözü duyan Abdurrahman hemen düşüp bayıldı. Babası yanına geldi ve:


“Ey gözümün nûru! Allah sana benden dolayı azab çektirmesin.” dedi. Oğlu bunu duyar duymaz kendisini iyice kaybetti. Babası:


“Galiba oğlum ölecek. Kelime-i şehadeti oku.” dedi. Ben kelime-i şehadeti telkin etmeye başladım. Üç kere söyledimse de hiçbir faydası olmadı. Sonra gözünü açtı ve:


“Ey Baba! Gel sen de benim gözümü çıkar; kıyamete kalmasın.” dedi. Babası ağladı:


“Ey gözümün nûru! Suçunu bağışladım. Senden razı oldum.” dedi. Ben de:


“Ey Abdurrahman! Kelime-i şehadeti iki kere telkin ettim. Sen niçin hiç söylemedin?” dedim. Bana şöyle dedi:


“Ey Mâlîk! Başımın ucunda¸ elinde ateşten bir topuz olan bir melek duruyordu. ‘Baban senden razı değil. Sana bu topuz ile vurur yakarım.' dedi. Diğer yanımdan başka bir melek geldi. ‘Kelime-i şehadeti söyle.' dedi. Yeşil bir bez ile gözümün yaşını sildi. ‘Baban senden razı oldu. Allah da (c.c.) razı oldu.' dedi. Ben de¸ ‘Âmennâ ve saddaknâ.' dedim.”


Abdurrahman'ın anası ve kız kardeşleri de geldiler¸ ağlaştılar. Abdurrahman da onları görünce ağladı. Anası oğlunun yüzünü görünce düşüp öldü. Abdurrahman da bunları görünce¸ bir âh çekti ve öldü. Herkes bu hadiseye şaştı kaldı¸ ibret aldı.”8


H. Hamideddin Ateş Efendi'nin duanın etkisini ifade eden cümleleriyle yazımızı bağlayalım:


“Duanın ruha etkisi çoktur. Dua¸ psikolojik manada gönlün huzur bulmasıdır. İnsan ruhî sıkıntılarını¸ sorumlu olduğu Yaratıcısına açar. Dua¸ manevî temizleyicidir. İnanan gönüller¸ dua ile Allah'tan af diler ve böylece manen hafifleyip temizlenir. Dua¸ sahibine manevî huzur ve sükûn verir. Duasız iman âdeta hareketsiz olur. Bu yüzden de ruhlar çaresizlik içerisinde kalır. Allah ile olan irtibat da duasızlık yüzünden kesilir. Bir kudsi hadiste¸ ‘Nasıl kul efendisiyle¸ oğul babasıyla¸ dost dostu ile görüşürse¸ insan da dua vasıtasıyla Allah ile irtibat peyda eder.' buyrulmaktadır. Ayrıca¸ duanın kabul olması için¸ insan her zaman Allah'a yalvarmalı¸ Allah'ı hatırdan çıkarmamalıdır. Sadece darlığında Allah'ını hatırlaması anlamsızdır. İnanan insan¸ sevdiği ile her an beraber olabilmelidir.”9



 


Dipnot


1. İbni Mace 3828.


2. Tirmizî¸ Daavât 1; Ebû Dâvûd¸ Salât 358.


3. En-Nevevî¸ Muhyiddîn¸ el-Ezkâr¸ Mısır¸ 1952¸ s.345.


4. Zekiyyüddin Abdülazim b. Abdilkavî el-Münzirî¸ et-Terğib ve't-Terhîb¸ Beyrut 1968¸ II¸ 479.


5. İbni Mace 3827.


6. Beyhakî¸ Şu'abü'l-Îmân¸ c. 6¸ s. 197¸ 198.


7. Bkz. Buhârî¸ el-Edebü'l- Müfred¸ s. 14; Tirmizî¸ Birr 3; Hâkim el-Müstedrek¸ IV¸ 151¸ 152; ibn Hibban Sahih¸ II¸ 172; Beyhakî¸ Şuabü'l-Îmân¸ VI¸ 177; Bezzâr¸ Müsned¸ VI¸ 376; Bagavî¸ Şerhu's-Sünne¸ XIII¸ 11¸12; Aclûnî¸ Keşfü'l-Haf⸠I¸ 490.


8. Mustafa Darir Efendi¸ Yüz Hadis Yüz Hikâye¸ Darül Hadis Yayınları¸ s. 96-99


9. 10. Somuncu Baba ve Hulûsi Efendi Kültür Etkinlikleri Gazetesi¸ Musa Tektaş¸ H. Hamidettin Ateş ile Röportaj¸ 24-25 Haziran 2011¸ sayfa¸ 2.

Sayfayı Paylaş