DOSTUN BAHÇESİNDE TEFERRÜÇ ETMEK

Somuncu Baba

Teferrüç ve tenezzüh¸ kabzın basta tebdil etmesi çabası¸ bizde bahçe kültürünün zenginleşmesine sebep olmuştur. Bugün park ve bahçe tabirleriyle ilişkili tasavvurlarımız için¸ eskiler eğlence ve gezinti yeri anlamında teferrüç-gâh veya teferrüç-geh kelimelerini kullanırlardı. Lale bahçeleri¸ gülistanlar¸ has bahçeler ve sâdâbâd gibi mesire yerleri hep bu anlamı çağrıştırır. Çiçekler¸ ağaçlar¸ kuşlar ve su… Bilhassa su; dereler¸ göller¸ çeşmeler ve kurnalar hayatın ve huzurun kaynağıdır. Basta yani gönül ferahlığına suyu tatmak¸ suyu koklamak ve suyu seyretmekle ulaşılır. Tatmak¸ koklamak ve se


Şimdilerde pek kullanmadığımız güzel kelimelerden birisi teferrüçtür; açılma¸ ferahlama ve gezintiye çıkıp gam dağıtma anlamlarına gelir. Bir de tabii tenezzüh kelimesi var; o da hemen hemen aynı anlama gelir. Gezmek¸ bu her iki kelimede de bir amaca matuftur: Kabzı basta tebdil etmek!


Kabz; el ile tutma¸ avuç içine alma¸ kavrama anlamlarına gelir. Sufi lisanında ise¸ insanın kalbine gelen manevî sıkıntıları ifade eder. Bir durgunluk hâli¸ bir içe kapanma¸ bir tekrar… Boğucu bir hâl! Yola devam etmek için bu hâlden çıkmak icap eder. Peki¸ nasıl çıkacağız? Bu soru¸ bizi yayma¸ açma¸ uzun uzadıya anlatma anlamlarına gelen bast kelimesine götürür; cevabı burada ararız. Nedir bast? Kalpteki genişlik¸ ferahlık¸ neş'e¸ huzur hâli… Bu hâle ulaşmak¸ kabzı basta dönüştürmek için¸ teferrüç ve tenezzüh gerektir; çıkıp dolaşmak¸ dikkati farklı noktalara yayarak ferahlamak¸ böylece gamı ve kederi dağıtmak…


Teferrüç ve tenezzüh¸ kabzın basta tebdil etmesi çabası¸ bizde bahçe kültürünün zenginleşmesine sebep olmuştur. Bugün park ve bahçe tabirleriyle ilişkili tasavvurlarımız için¸ eskiler eğlence ve gezinti yeri anlamında teferrüç-gâh veya teferrüç-geh kelimelerini kullanırlardı. Lale bahçeleri¸ gülistanlar¸ has bahçeler ve sâdâbâd gibi mesire yerleri hep bu anlamı çağrıştırır. Çiçekler¸ ağaçlar¸ kuşlar ve su… Bilhassa su; dereler¸ göller¸ çeşmeler ve kurnalar hayatın ve huzurun kaynağıdır. Basta yani gönül ferahlığına suyu tatmak¸ suyu koklamak ve suyu seyretmekle ulaşılır. Tatmak¸ koklamak ve seyretmek; bu üç hassa dışarıdan içeriye doğru bir cerrahî ameliyeye sebep oluyor¸ içimizde biriktirdiğimiz ve daralma sebebi olan menfi duyguları¸ endişe¸ korku ve pişmanlıkları alıp götürüyor. O yüzden teferrüce çıkmalı¸ tabiatla buluşup yenilenmeli.


Sanat¸ teferrüç-gâh olan tabiatı içeriye¸ salona¸ o dört duvarın arasına taşıyan bir iksirdir. Sanatın bütün dalları¸ tabiatın birer taklidi veya tasviri de olsa¸ bizi bulunduğumuz mekândan alıp uçsuz bucaksız kâinatla buluşturur. Bendeniz bu duyguyu Ahmet Yakuboğlu'nun özellikle sonbahar tablolarında çokça yaşamışımdır. Sararan ve dökülen yapraklardaki canlılık¸ yazın ortasında veya zemheride sizi alıp Domaniç'in dağlarında bir sonbahar tenezzühüne çıkarır. Adeta tayy-ı zaman edersiniz; gider gelirsiniz. Bizim gelenekli sanatlarımız¸ hat¸ tezhip¸ ebru ve kâti' gibi¸ doğrudan doğruya su¸ renk ve harfle buluşan mana ve mazmunuyla başka bir dünyanın kapılarını açar. Bu dünya¸ pastoral ve somut tespitlerin ötesinde¸ kâinatın bir anda görülemeyen derinliğine¸ metafizik yönüne¸ içine¸ daha içine matuftur. Orada bütün sesler tükenmiştir; siz sadece sükût makamında feryâd eden bir güzelliğe tanık olursunuz. Saatler durmuştur; ân içinde tenezzüh edersiniz. Demem o ki¸ sanat¸ ister modern olsun ister gelenekli¸ bütün dalları ve hâliyle odamıza dolan bir bahçedir. O bahçede cevelân etmek¸ sizin ona yüklediğiniz anlamla sınırlıdır. Tuvale nakşedilmiş bir tablonun bizi zamanda yolculuğa çıkardığı gibi¸ duvarımızı süsleyen bir ta'lik de zamanın dışına çıkmamıza veya o ânı dondurup oradan âleme bakmamıza imkân verir.


Bizim bahçemiz sanattır. Sanatımız bahçemizdir. İslâm sanatının bahçesindeki güllerin¸ lalelerin¸ servi ve bülbülün hayat suyu¸ Kur'an'dır¸ hadistir. Yahut bu iki kaynaktan neş'et eden kelâm-ı kibâr veya şiirdir; velhâsıl kelâmdır. Kelâm… İlâhî kelâm¸ Kur'an ayetleridir; göklerden inen haberdir¸ vahiydir; camilerimizi tezyin eden levhaların ekseriyetini teşkil eder. Bu haberin beşere yansıyan şubelerinden ve vahyin cüzlerinden birisi olan hadis-i şerifler ise¸ hayat yolumuzu aydınlatan birer deniz feneri olarak mabet ve hanelerimizdeki dost bahçesidir. Evet¸ dostumuz¸ el-Muallim¸ el-Beşir olan ruh ufkumuz¸ Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'dir. O'nun dokunuşuyla kelama dönüşen harf ve lafızlar¸ hattatın gönül aynasına yansıyarak hilyeye veya diğer tablolara dönüşür. Orada teferrüç ederiz.

Sayfayı Paylaş