BİRKAÇ HÜSN-İ HATIRA VE MEKTUPLAR

Somuncu Baba

“Hulûsi Efendi Hazretleri etrafındaki gönül dostlarının en iyi mütehassıslara¸ büyük hastanelerde tedavi görmeleri için tavsiyelerde bulunmuş¸ hatta bu hususta tanış doktorlara kartvizit yazıp¸ büyük şehirlerdeki esnaf dostlarının ihtiyacı olan tedavi görecek kimselerle ilgilenmeleri için mektuplar yazmıştır.”


İnsanın sağlığını koruması¸ verilmiş en büyük nimetin muhafazası için çok mühimdir. Tedbirlere başvurarak hastalıkların tedavisi bize Cenab-ı Hakk'ın ve Sevgili Peygamberimiz'in emirleridir. Bizler hastalıklarımızı tedavi ettirmekle mükellefiz. Yüce Peygamberimiz hastalıklarımızı tedavi etmemizi ve ettirmemizi şöylece emir buyurmuştur: “Ey Allah'ın kulları! Tedavi olunuz. Allah¸ ihtiyarlıktan(ve ölümden) başka yarattığı her hastalık için bir deva yaratmıştır.”1


Peygamberimiz¸ ihtiyarlık ve ölümün dışındaki her hastalığın bir tedavi şekli olacağına inanmamızı öğütlemiş ve onu aramamız gerektiğini de şu hadisleriyle duyurmuştur:


“Her hastalık için bir deva vardır. Hastalığın devası bulunup-tatbik olununca hastalık Allah'ın izniyle şifa bulur.”2


Allah'ın elçisi Peygamberimiz'e sorarlar:


– Ya Rasûlallah! Hastalıklarımızı tedavi ettirmediğimiz için günaha girer miyiz?


Allah'ın Rasûlü (bu suali şöylece öğüt vererek) cevaplandırır:


Ey Allah'ın kulları! Tedavi olunuz. Zira bütün eksikliklerden beri ve yüceliklerle vasıflı olan Allah¸ ihtiyarlığın dışında yarattığı her bir hastalık için beraberinde bir de şifa yaratmıştır.3


Ebu'd-Derdâ'dan (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:


“Şüphesiz Allah şifayı ve her derdin dermanını indirdi. O hâlde tedavi olmaya çalışınız¸ fakat haramla tedavi olmaya kalkışmayınız.”4


Konuyla ilgili mühim bir örneği burada nakledelim:


İsa (a.s.) bir gün hastalandı. Bir ot ona:


“Ey İsa! Ben senin derdine dermanım.” dedi. İsa (a.s.):


“Dermanı veren Allah'tır.” dedi.


Allahu Teâlâ Hz. İsa'ya şifa verdi¸ iyi oldu. Sonra tekrar hastalandı. Gitti o ot ile derman aradı. Şifa bulamadı. Allahu Teâlâ'ya şikâyet etti. Hak Teâlâ:


“Doktora git. Onun söylediklerini yerine getir.” dedi.


İsa (a.s.) doktora gitti. Doktor da o otu tavsiye etti. Otu kullandı ve bu kez şifa buldu. Bunun üzerine:


“İlâhî! Bu ne hikmettir?” diye sordu. Kendisine şöyle vahyedildi:


“Ey İsa! Önce hasta oldun şifa verdik ki bizim her şeye kâdir olduğumuzu bilesin. Bu kez hasta oldun¸ ot ile şifa verdik ki bizim yarattığımız şeyleri hikmetle yarattığımızı¸ faydasız bir şey yaratmadığımızı bilesin. Üçüncü defa hasta oldun. Şifanı o ottan kılmadık. Belki hastalığını daha da artırdık ki kahrımız ve heybetimizi bilesin. Sonra doktora gönderdik ki kendi acizliğini bilesin şifa veren Benim¸ istersem şifa veririm. Doktor ve ot şifa için birer vesiledir. Bütün işler Benim'dir. Bunu iyi bil.”5


Hulûsi Efendi Hazretleri etrafındaki gönül dostlarının en iyi mütehassıslara¸ büyük hastanelerde tedavi görmeleri için tavsiyelerde bulunmuş¸ hatta bu hususta tanış doktorlara kartvizit yazıp¸ büyük şehirlerdeki esnaf dostlarının ihtiyacı olan tedavi görecek kimselerle ilgilenmeleri için mektuplar yazmıştır.


Bu yazımızda Hulûsi Efendi Hazretlerine yazılan ve derununda bir tedavi sürecindeki yüksek alakadan bahsedilen iki mektuptan bahsedeceğiz. Öncelikle mektupları kaleme alan Hacı Hüsnü Akyol'u tanıyalım:


Hacı Hüsnü Akyol¸ dost yolunun müntesipleri arasında ‘Hacı Dayı' diye anılır. Gürün ve civarında İhramcızade Hazretleri'ne müntesip¸ tasavvuf terbiyesi almış¸ cömert¸ hanedan¸ kapısı her zaman misafire açık¸ hatta hususi sohbet odası bulunan¸ etrafındaki yetim ve kimsesizleri görüp gözeten olgun ihvanlardan biridir.


Gürün'de Bir Gönül Dostu Hacı Hüsnü Akyol


Hacı Hüsnü Akyol¸ Sivas'ın Gürün ilçesinde Kirazlık Mahallesi'nde 1901 yılında dünyaya gelmiştir. Babası o bölgenin saygın ailelerinden olan Koca Yusuf oğlu Ali Efendi'dir. Annesi ise Emine Hanım'dır. Küçük yaşta yetim kalmıştır. Küçük yaştan itibaren tasavvuf ehli¸ mümtaz şahsiyetlerden dinî ilmini tamamlamış ve o zamanın Rüştiye okullarını bitirmiştir. Devlet dairesinde¸ memurluğa Darende'de başlamıştır. Darende'de memurluk yapmış olduğu dönem içerisinde Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri'nin feyzinden¸ sohbetlerinden istifade etmiştir. Somuncu Baba'nın nesli ve Evlad-ı Rasûl olan Hulûsi Efendi'ye elinden geldiğince sevgi¸ muhabbet göstermiş; edepte kusur etmemeye gayret etmiştir. İhvanın büyüklerine de saygı göstererek sohbetten sohbete koşmuş¸ sohbetin manevî ikliminden olabildiğince istifade etmeye çalışmıştır.


Bir müddet Darende'de kaldıktan sonra¸ memleketi olan Gürün'e tayininin çıkması üzerine Gürün'de Maliye Tahsilat Memuru olarak görevine devam etmiştir. İki evlilik yapan ve çocuğu olmayan Hüsnü Efendi¸ civarında bulunan yetim ve kimsesiz çocukları okutmuş hatta onları evlendirerek yurt yuva sahibi olmalarına vesile olmuştur. Bu manadan yetim ve kimsesiz 35 çocuğu büyütüp okuttuğu herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Çok hayırsever bir kişiliğe sahip olan Hüsnü Dayı yoksullara yardım etmeyi severdi.


Bir arkadaş şöyle anlatıyor:


“Her fırsatta Darende'ye¸ Hulûsi Efendi'yi ziyarete gelirdi. Hulûsi Efendi de Gürün'ü teşrif ettiklerinde Hüsnü Dayı'nın evinde uzun süreli sohbetler yaparlardı. Sert bir mizaca sahip ve titiz bir insan olan Hüsnü Dayı¸ Hulûsi Efendi'nin sohbetleri teşrifinden önce Gürünlü ihvanları sohbet adabına riayet etmeleri hususunda uyararak güzel bir sohbet olması için gayret ederdi. Bu titiz gayretlerin sonucu ilâhîlerin okunduğu¸ Pîran-ı izam hazeratının menkıbelerinin anlatıldığı¸ dinî konulardan mevzuların anlatıldığı gözyaşları içerisinde güzel sohbetler yapılırdı. Hüsnü Dayı da Darende'ye Hulûsi Efendi Hazretleri'ni ziyarete geldiğinde aynı şekilde sohbetler olur ve ayrılırken himmetini¸ duasını ister hüzünlenerek ayrılırdı.”


‘Sakın Kardeşlerim¸ Kapı Aramayın¸ Kapı Seyyid'in Kapısıdır.'


İhramcızade Hazretleri'nin vefatından sonra bazılarının şeyhlik iddiasında bulunmaları ve kendilerinin ahvali hakkında Hüsnü Dayı bir sohbette şunları anlatmıştır: “Kendiliğinden şeyhlik iddiasında bulunanların hâli¸ kötü kadınların hâlinden eşettir.” dedikten sonra devam eder: “Bir gün bir arkadaş kendi kendine acaba bu görev bana mı verildi¸ diyerek gönlünden geçirir ve istihareye yatar. Gece rüyasında Sivas'ın Ulu Camii'nin minaresini tam eğilmiş olarak görür. İhramcızade Hazretleri minareye bir halat takıp: ‘Gardaşım¸ bu minareyi doğrult.' der. O arkadaş uğraşır uğraşır ama doğrultamaz ve bir telaş ve korku ile uykudan uyanır. Uyanır uyanmaz da oğluna: ‘Hemen beni Gürün'e götür.' der. Benim yanıma geldi ve: ‘Dayı bir rüya gördüm.' diyerek rüyasını anlattı. ‘Pirimizin vefatıyla bu emanet bana mı verildi?' diye düşünürdüm dedi. Bu rüya ile kendisinin ikaz edildiğini ve hataya düşeceğini anlayarak bu vazifenin Darende'de Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'ye verildiğini idrak edince: ‘Dayı hemen Darende' ye gidip Hulûsi Efendi Hazretleri'ne teslim olalım.' dedi beraber gidip teslim olduk .”


Hacı Önder Özdeğer kendisiyle yapılan bir röportajda şöyle anlatıyor:


“Hacı Hüsnü Dayı ihvanlara: ‘Sakın kardeşlerim¸ kapı aramayın¸ kapı Seyyid'in kapısıdır.' der hem de gözyaşlarını tutamazdı.


Hacı Hüsnü Dayı 1960 ihtilalinde devlet dairesinde ‘Maliye Tahsilat Memurluğunda sakallı olarak görev yapmaktadır. O sıralar idaresinde bulunduğu müdürü: ‘Hüsnü¸ ya sakalı keseceksin ya emekli olacaksın.' diye baskı yapar. Hüsnü Dayı İhramcızade İsmail Hakkı Efendi'ye¸ bir mektup yazar¸ benim bu sakal işime ne buyuruyor?' der ve yazdığı mektubu bir zarfa koyarak bir arkadaşa verir. Sivas'a giden arkadaş mektubu İhramcızade İsmail Hakkı Efendi'ye verir. Pir Efendi mektubu okuduktan sonra aynı mektubun üzerine şu cevabı yazar: ‘Gardaşım Hüsnü¸ işin seni terk etmeden sen işini terk etme.”


Mektubun sonuna da ‘Sivaslı İsmail Hakkı Toprak' imzasıyla mektubu Hüsnü Dayı'ya vermek üzere gönderir. Bundan sonra tam 6 sene daha sakallı olarak görev yapar. 1966 senesinin Kasım ayında emekli olur.


Zaman zaman Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri Gürün'e geldiğinde Hüsnü Dayı: ‘Efendim¸ ölümüm yaklaşıyor. Ne olursun bu âcizin cenaze namazını siz kıldırsanız.' deyince Hulûsi Efendi Hazretleri: ‘Allah gecinden versin Dayı. Nasip olursa kıldırırız.' buyururlar. Zamanı gelip Hüsnü Dayı vefat edince Hulûsi Efendi Hazretleri'ne haber verirler. O gün de Hulûsi Efendi Hazretleri Sivas'ta olmalarına rağmen gelerek cenaze namazını kıldırırlar. Hulûsi Efendi Hazretleri tabuttan tutup üç dört adım attıktan sonra¸ tabutun üstüne elini koyarak: ‘Hadi Dayı yine şanslısın.' diye buyurarak gülümser. 1987 yılında vefat eden Hacı Hüsnü Akyol'un cenazesi eski Gürün Devlet Hastanesi'nin yanında bulunan aile kabristanlığına defnedilir.



“Can-ı Azizim Hacı Hulûsî Efendi”


Giriş kısmında bahsettiğimiz iki mektubu birlikte okuyalım:


“Can-ı Azizim Hacı Hulûsî Efendi¸


Geçen gün hareketimizden evvel zâtı âlinize de malumât arz etmek üzere ufacık pusula takdim etmiştim. Maalesef siz de hafif de olsa bir rahatsızlık neticesi… teşrif ettiğiniz haberini burada aldım¸ geçmiş olsun.


Bugün Lütfü Öztürk Bey‘den Darende'ye teşrifiniz haberini aldımsa da sıhhi durumunuz hakkında bir malumâtı olmadığından bize de bir haber verememiştir. Gözünüzden de rahatsızlandırdıkları haberini üzülerek burada duyduk. Lütfen sıhhatinizi müjdeleyin. Lütufnamenizi esirgememenizi istirham ile el ve gözlerinizden öper¸ dualarınızı bekleriz. Hemşire hanımlara selâm ve dualar. Ahmed ve Hamid Efendilerin gözlerinden öperim. Kemal Efendi'nin de yakında izinli olarak geleceği haberini aldım¸ gözlerinden öperim. Cümle yârân-ı bâ-safaya selâmlar¸ hürmetler.


Bendeniz de ayın yirminci pazartesi günü Tıp Fakültesi Hastanesine yatacağım. İyi neticelerle taburcu edilmekliğim hakkında himmet ve dualarınızın muhtacıyım. Hacı Şaban ve evlatları¸ Hamit Özpolat ve Balaban ve sair ihvân-ı kirâm selâm ve hürmetlerle ellerinizden öperler. Behiye hemşireniz burada¸ o da ellerinizden öpüyor ve hane halkına selâm ve hürmetler arz ediyor.


18 Mayıs 1968 Hüsnü Akyol”


“Aziz Canım Muhterem Kardeşim¸


Muhabbet ve şifalarla dolu kartınızı aldım. Okudum ağladım¸ okudum ağladım¸ şifa buldum. Allah¸ siz muhteremlerin eksikliğinizi göstermesin. Bizim gibi kırk tanesinin ne kıymeti var. Her taraftan dualarınızın hücumuyla hakikaten insan gibi ayakta duruyoruz. Esasen her hususta bize dest-gir olup gözetmese idiniz bizim ayakta duracak ne halimiz var? Allah sevdiğinizden dünya ve ahiret ayırmasın¸ âmin.


Kemal Efendi izinli gelebildi mi? Gözlerinden öperim. Ahmet ve Hamid Efendilerin gözlerinden öperim. Hacı hemşiremiz hanım ve yeğenlerim hanımlara çok çok selâm ederim. Başlıca ve cümle ihvan-ı kirama selâm ve hürmetler arz ederim.


Hamd olsun sıhhatim gittikçe düzelmektedir. Ameliyatım çok kolay geçti. Bayıltmadılar¸ doktorlarla muhabbet ederek ameliyatımız bir saatte neticelendi. Bugün viziteye gelen doktor en geç bir haftada taburcu edileceğimi söyledi. İnşallah burada birkaç gün istirahatten sonra oradaki ciğerpareleri de görmek üzere İstanbul'a gitmek arzusundayım. Beni görmesini emir buyurduğunuz Doktor Söylemezoğlu dün geldi görüştük. Çok memnun oldum. Sizin de Sabuncu ile İstanbul'a gelmeniz muhtemel olduğunu söyledi. Aman ne güzel olur. Orada bir kavuşsak¸ bir gece Medine-i Münevvere'deki gibi sarılsak ne iyi olur.


Hemşireniz sizin ve Hacı Hanım'ın ellerinizden öper¸ yeğenlerine selâm ediyor¸ dualarınızı bekliyor.


Azizim Canım¸


Hacı Şaban ve oğulları ve hane halkı¸ Hamid ve Balabanların alaka ve hizmetlerinden artık mahcubum. Son dereceye geldi. Bu kadar ifrata gitmeyiniz dedikçe daha artırıyorlar. Başka bir şey diyemiyorum. Mükâfatlarını sahipleri ihsan buyursun.


Cümle yârân-ı bâ-safâ hürmetlerle ellerinizden öpüp¸ dualarınızı bekliyorlar.


Hürmetle ellerinizden¸ gözlerinizden öper¸ sıhhat ve afiyetlerinize dualar ederim Efendim.


3 Haziran 1968 Hüsnü Akyol”


 


Dipnot


1 Tac¸ 3/199.


2 Tac¸ 3/198.


3 İ. Mace¸ Hn. 3436.


4 Buharî¸ Savm¸ 27


5 Mustafa Darir Efendi¸ Yüz Hadis Yüz Hikâye¸ s. 172-173¸ Haz: Selahattin Yıldırım-Necdet Yılmaz¸ Darü'l-hadis Yay¸ İstanbul¸ 2007.

Sayfayı Paylaş