BİR KİTAP BİR MEKTUP

Somuncu Baba

“Kitaplarımdan başka sizlere bırakacak bir dünyevî
mirasım yok. Kütüphanemin anahtarından üç tane
yaptırdım. İşte sizlere irfan hazinelerinin anahtarlarını
bırakıyorum. Kitapları okuyup sahip çıkın.”

Yüzyıllardır ilahi hazineden bereket devşiren edipler önce gönüllerini sonra eserlerini o hazinenin güzellikleriyle doldurmuşlar… Kimi şiir olarak sunmuş kıymetli cevherlerini¸ kimi mensur metinler halinde… Eskiden iki derinin arasında mürekkep yazılı metinler olarak okuyucusuna ulaşan kitaplar¸ altın yaldızlı sayfalarda¸ tezhiplenip sultanlara takdim edilmiştir. Şimdilerde iki karton kapak arısında mürettep olarak meraklı nazarlara arzı endam ediyor kitaplar¸ bilgi hazinesi kitaplarımız… Elbette ki kitap; kutsala hizmet ediyorsa içindeki değer daha da artar¸ içindeki hazineler daha da kıymetlenir…


Kitaba eğitime¸ okumaya çok önem veren örnek ve önder şahsiyetlerden biri de Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri'dir. Hulûsi Efendi Hazretleri'nin eğitimin sürekliliği ilkesine dayanarak ilme yaptığı katkılar ve faali­yetler son derece planlı ve programlıdır. Önce cami ve benzeri kuruluşların inşası ve ihyası¸ sonra lise çapında ilim yuvalarının yapımı ve daha sonra da fakültenin tesisi; gerçekten planlı¸ kademeli bir eğitim anlayışının netice­leridir. Ekmek¸ su gibi ihtiyaç duyulan kitap ve kaynakları bir araya toplayan büyük bir kütüphane de kurmuştur.


Emanet Verilen Bir Kitabın Hikâyesi


İşte bu yazımızda bu kütüphaneden emanet verilen bir kitabın takibi ile ilgili bir mektubu sunacağız. Öncelikle biraz malumat verelim: Gürün'ün Tekirahma (Yolgeçen)  köyünden olan Mehmet Demir Hoca¸ şimdiki adıyla Akçadağ ilçemizin Esenbey köyü olarak bilinen eski adıyla Tozlu köyüne halkın imkânlarıyla köy imamı durur. Bir müddet görev yapar¸ bu arada Hulûsi Efendi Hazretleri'nden camide cemaate vaz u nasihat için emaneten  Dürretü'n-Nâsıhîn” adlı eseri alır. Görev süresi tamamlanınca kitabı Darende'ye vermeyi unutur. Gürün'de yaşayan Hulûsi Efendi'nin muhibbanlarından Hacı Hüsnü Akyol'a Darende'ye gönderilmek üzere emanet eder. İyi izah edilmemiş olmalı ki¸ kitap bir müddette Gürün'de kalır. Konuyla ilgili mektubu birlikte okuyalım:


Faziletli Hocam Hacı Hulûsî Efendi Hazretleri¸


 


Evvela dest-i dâmen-i pakinize yüzüm ve gözüm sürerek ed'ıye-i mün'imânelerinizi temenni ve niyaz ederim Efendim. Geçen sene Tohma boynunda Tozlu Köyü'ne imam olarak gittiğimden emanet olarak bir adet Dürretü'n-Nâsıhîn kitabını almıştım. Eve gelirken bir boş makinaya bindiğimden ziyaret edemeyip kitap beraberimde Gürün'de Hacı Hüsnü Efendi'ye zatınıza iadesi için teslim edilmişti.


Mezkur kitap halen vusul bulmadığını Telin köyünden bir arkadaş haber verdi. Bu hususta müteessiren çok üzüldüm. Kitap elân Hacı Hüsnü Efendi'nin orayı beklediği anlaşılmaktadır. Kusurumun affını talep eder saygı ve sevgiyle ellerinden öper¸ hayırlı duanızın temennisindeyim Efendim.


 


21.5.964


 


Tekirahma köyünden


Hacıoğlu Mehmet Demir


 


Bu mektubu Hacı Hüsnü Akyol'a gönderen Hulûsi Efendi Hazretleri'ne bir kısa not ile kitap ve mektubun aslı gelir. Not şöyledir:


 


Aziz Canım¸


 


Bizim kitapların arasında bir vaz kitabı kendini gösterdi ama kimin getirdiğini bile bilemiyor ve sahibini arıyorum. Bu mektubun elime geçmesiyle zâtı âlinize ait olduğunu anladım ve takdim ediyorum. Mehmet Efendi'nin de bendenizin de kusurlarımızın affını rica ederim. Bilvesile ellerinizden gözlerinizden öper dualarınızı beklerim.


 


12.6.1964¸ Hüsnü Akyol


 


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s.)'nin ilim öğrenmeye ve kitaba olan merakıyla ilgili bir hatırayı nakledelim:


Bir defasında Darende'deki bir leblebicinin kıy­met­li bir kitabın külah olarak kullandığını görün­ce¸ onu almak istemiş ve cebinde ye­terli para olmadığını fark edince¸ he­men evine dönmüş¸ kıymetli bir eşya­sını satarak kitabı satın almıştır. İşte bu olay da onun ilme¸ kültüre¸ irfana olan tutkusunu gösterir. Yeri ve za­manı gelince evindeki hay­va­nı­nı bile satarak elde ettiği kitaplardan “Hacı Hulûsi Ateş¸ Şeyhzâdeoğlu Özel Kitaplığı”nı kurmuştur. Bu kütüphanede el yazması¸ taş baskısı¸ çeşitli dil ve ko­nularda birçok eserler mev­cuttur. Doğunun kültür hazi­nesi olarak da bilinen kütüp­hanesi¸ akademik çevreler tara­fından sıkça ziyaret edilen mekânlardandır. Yazma eser­le­ri antika değerinde olup bir başka nüshası bulunmayan ya da az bulunan eserler de mevcuttur. Muhyiddin-i Arabî gibi birçok şahsiyetin kendi el yazması olan eserleri¸ araştır­macı ve akademis­yen­lerin dikkatini çekmektedir. Ecdat­tan Darendeli Bakâi'nin Ker­bela olayını naz­men anlattığı el yazması eser de bunlardan biridir. Bu değerli kitapları temin ederken Osman Hulûsi Efendi büyük fedakârlıklarda bulunmuştur.


Osman Hulûsi Efendi (k.s.)nin kitaplarının çoğunu kendi elle­riyle ciltlediği bilinmek­te­dir. Ki­taplarını okumaktan başka korun­masına da çok önem gös­termiştir. Özel kütüp­hanesindeki yazma ve basma kitapları biz­zat ciltle­yecek ka­dar mahir bir ciltçi ve iyi bir şirâze örme­ci­sidir. Tertip ve korun­masıyla ilgili olarak da kendine has özelliği bulunan bu kü­tüpha­nede hemen her ko­nu­da eser görmek müm­kün­dür. An­sik­lopediler¸ lügatlar¸ at­las­­lar¸ tefsirler¸ hadis ve fı­kıh kitapları¸ divânlar¸ anto­lo­jiler¸ deneme ve fikir ki­tapları¸ fen bilimleri… gibi 10.000 cildi aşkın kitap bu­lun­maktadır.


 


“Fırsat Buldukça Okuyup İnceliyorum…”


Bir arkadaş anlatıyor:


“Osman Hulûsi Efendi'nin zahirde en belirgin ve örnek olan alışkan­lıklarından birisi de kuşkusuz¸ kitap sevgisi¸ kütüphane kurması ve kitap okuyup inceleme alışkanlığıdır. Doğuş yolu ile edindiği bilgileri¸ hemen her fırsatta okuduğu kitaplar ve incelemeleriyle geliştirmesi ve pekiştirmesi buna paralel olarak da¸ duyuş ve duygularını yazmasıdır.


Darende'de çoğu okullarda¸ okulların açılması veya donanımlarında kat­kıları olduğu gibi özel ya da kamuya ait kütüphane kurulması; kitaba değer verilmesi¸ korunması ve okunmasında da büyük katkıları ve büyük teşvikleri olmuştur. Böylelikle o¸ ‘Darende'de bölgenin en zengin kütüphaneleri bulunmaktadır.' tespitinin yapılmasına zemin hazırlamıştır.


Bunca sevgisi¸ bunca gayreti ve sıcak ilgisiyle oluşturduğu kütüphane­lerdeki kitapları ‘Acaba okuyabiliyor mu? En azından buna zaman bula­biliyor mu?' sorusu çoğu kafalarda belirir olmuştur.


Bir öğlen sonu¸ öğretmen arkadaşımla¸ derneğin bir işi için ziyaretine giderken yolda kitap ve okumadan söz ettik ve ister istemez¸ ‘Osman Hulûsi Efendi bu kitapları okuma ve inceleme fırsatı buluyorlar mı acaba ?' sorusu­nu kendi kendimize sorduk. Eski¸ mütevazı tek katlı evlerine kabul edilip huzurlarına vardığımızda¸ önlerinde beyaz kalın ciltli büyücek bir kitabı ince­liyor olarak bulduk. Kapıdan içeri girer girmez bizi gördüklerinde biz da­ha bir şey söylemeden ilk sözleri: ‘Evet kardeşlerim fırsat buldukça bu kitap­ları okuyor ve inceliyoruz.' oldu.”


Hulûsi Efendi Hazretleri'yle ilgili şöyle bir hatıra nakledilmektedir: “Kangal ilçesi Eski Müftüsü Abdullah Apaydın Bey¸ Osman Hulûsi Efendi'nin hac dönüşünde ziyaretlerine gelirler. Karşılaşmaları esnasında Osman Hulûsi Efendi'ye sarılarak ‘Bir hacıya sarılan bin nebiye sarılmıştır.' mealindeki ha­dis-i şerifi okurlar. Okumuş olduğum hadisin kitaptaki yerini gösterme­liyim diyerek kütüphaneden Şir'atü'l-İslâm adlı eseri alarak hadis-i şerifin yerini gösterir. Oturulur aradan zaman geçer¸ sofra kurulur. Osman Hulûsi Efendi yemeğe tuz ile başlanması ile ilgili Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Hz. Ali (r.a.)'ye hitaben söylediği hadisi şerifi okurlar. Müftü Abdullah Bey¸ Osman Hulûsi Efendi'ye “Okuduğunuz hadisin yerini gösterir misiniz der.” Osman Hulûsi Efendi oturduğu yerde önünde bulunan sehpa üzerindeki kitaplardan birini alarak aramaksızın kitabı açar. Bahsettiği hadis-i şerif çıkar¸ kitabı Müftü'ye uzatır¸ Müftü hadis-i şerifi okur¸ ‘Fe Subhanallah¸ Fe Subhanallah¸ ben sureti intikalde verilen böyle bir cevaba rastlamadım.' diyerek hayretini gizleyemezler.


Müftü Abdullah Bey hastalanır; Sivas'ta hastanede yatarken Sivaslı İhramcızâde İsmail Hakkı Efendi (k.s.)¸ Müftü'yü ziyarete giderler. Müftü Abdullah Bey¸ İhramcızâde İsmail Hakkı Efendi (k.s.)'ye bu hadiseyi anlatırlar. İsmail Hakkı Efendi (k.s) de Müftü Efendi'ye “Gardaşım¸ onu da biz yetiştirdik¸ onu da biz yetiştirdik.” diye buyururlar.


İrfan Hazinelerinin Anahtarları


Ahmet Şemsettin Ateş anlatıyor: “Bir gün evde ailece oturduğumuz bir za­manda Efendi Hazretleri ağabeyim Kemal Efendi'yi (o zaman Kemal Ağabey hayattaydı)¸ beni ve Hamideddin Efendi'yi yanına çağırdı ve şöyle bu­yurdu: ‘Evlatlarım derviş insanın dünyalık bir şeyi olmaz. Kitaplarımdan baş­ka sizlere bırakacak bir mirasım yok. Kütüphanemin anahtarından üç ta­ne yaptırdım. İşte sizlere irfan hazinelerinin anahtarlarını bırakıyorum. Kitapları okuyup sahip çıkın. Ölüm her an için hazırdır' dedi o anda bizler çok duygulandık¸ gözyaşlarımızı tutamadık.”


Eski Malatya Müftüsü mer­hum Molla Nurettin Ö­ner Efendi¸ Osman Hulûsi Efen­­di'yi Darende'deki e­vin­­­de zi­ya­ret eder¸ kütüp­ha­nesini ge­zer ve çok etki­lenir. Osman Hu­­lûsi Efen­di'ye; “Bu kadar hiz­metleri yürüte­cek ve sizden sonra bu kadar talebe ve ki­tapları koruyacak birisini ye­tiş­ti­riyor mu­sunuz?” diye­rek kay­gılarını dile getirir.


Osman Hulûsi Efendi de; “Çocukların yetişmeleri için gayret ediyorum. Onlara irfan mektebinin anahtarlarını bırakıyorum. İnşaallah benden sonra bu hizmetleri Hamid'im  (Hamid Hamideddin Ateş Efendi) yürütecek.” diye buyurur.

Sayfayı Paylaş