CAMİLERLE İLGİLİ HAYALLERİMİZ VE İDEALLERİMİZ

194-somuncubaba-cami

Yüce kitabımız Kur’ân camileri müşriklerin değil, ancak mü’minlerin imar edeceğini ifade etmektedir. Camilerin fizikî imarı üzerinde durmayan Kur’ân’ın bahsettiği manevî imardır. İlgili âyetlerden biri şöyledir:
“Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah›tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.”1
Bu âyete göre caminin mânevî imarı için şu şartlar gereklidir:
1. Allah’a ve âhiret gününe sağlam bir iman
2. Namazı dosdoğru kılmak
3. Zekâtı hakkıyla vermek
4. Sadece Allah’tan sakınmak.
Bu özellikleri taşıyan kimseler camileri hem madden ve hem de mânen imar edebilirler.
İslâm toplumları hayatın ve şehrin merkezine camiyi koyarken, onu kesinlikle ve sadece fizikî bir yapı olarak düşünmemiş; ilim, irfan ve kültür merkezi olmasını önemsemişlerdir. Mimarî yapıyı da buna uygun şekilde oluşturmuşlardır. Cami-medrese-tekke-hamam-kütüphane kompozisyonları bu düşüncenin sonucudur.
Hayallerimizin gerçek olması için başta müftü, imam ve müezzinden oluşan din gönüllüleri, “Her biriniz en az bir çoban konumundadır ve en az bir çoban kadar sorumlu” hadisi gereğince mes’ûliyetinin bilincinde olmalıdır. Biz şöyle bir cami hayal ediyoruz:
1. Günde 5 vakit abdest alıp namaz kılacağınız, yakınınızda bir caminiz olsun. İçine girdiğiniz zaman içiniz açılsın ve gönlünüz neşe ve huzurla dolsun.
2. Caminin imam ve müezzini sadece namaz kıldırma memuru değil, beyni ilim ve fikirle dolu, kalbi iman ve aşk duygularıyla yüklü, gelene gidene neşe ve huzur saçan, problemlerini ve sıkıntılarını halleden kişiler olsun.
3. Camiye gelen cemâat birbiriyle tanışsın, kaynaşsın. Namaz öncesi ve sonrası oturup mahallenin sorunlarını ve ihtiyaçlarını, kişisel, âilevî meselelerini, şehrin, ülkenin ve dünyanın dertlerini paylaşabilsinler. Birlikte istişâre edip fikir alışverişinde bulunabilsinler.
4. Cami öyle bir çekim merkezi olsun ki insanlar işyerinden çıkınca camiye uğramadan evlerine gidemesinler. Ya da evinde bulamadığı mânevî huzuru camilerde bulsunlar. Bu merkezler dinî muhabbet ve ilmî sohbetlerin kaynaştığı, kaynaştırdığı yerler olsun.
5. Bir tarafında fakir fukaranın barınma, iâşe  ve gerekirse ibâte ihtiyaçlarının giderildiği kurumlar olsun. Bir tarafında ilim ehlinin ders halkaları oluşturduğu meclisler olsun. Kur’ânlar okunsun, hâfızlık yapılsın, Arapça ve diğer ilimler okutulsun. Bir tarafında farklı maddî-mânevî zikir, sohbet ve muhabbetler olsun. Arkadaşlıklar, dostluklar, hısım ve akrabalıklar, cami etrafında cami merkezli teşekkül etsin.
6. Çocuklar ve gençler camiye hevesle, heyecanla ve istekle gelebildinler; futbol, güreş, judo, karete vb. soprtif aktivitelerini cami etrafında yapsınlar. Buralarda kurdukları arkadaşlıklar okul hayatına, iş hayatına, evliliklerine ve cenâzelerine varana kadar hayatın her alanına yansısın. İnternet ve düğün salonları, kütüphaneler, cafeler vs. her türlü sosyal aktivitenin yapıldığı yerler ibadet huzurunu ve mânevî iklimi bozmayacak tarzda cami civarında şekillensin.
“Rahmetliyle ilk kez bu caminin bahçesinde tanışmıştık… Ondan sonra hiç kopamadık… En son ayrılığımız yine burada sonlanıyor, hey gidi hey…” diyerek nemli gözyaşları ve duygu dolu kelimeler dökülsün.
7. Bir akşam ortaokul-liseli gençlere, bir akşam çalışan personele, bir diğer akşam emekli hacı amcalara ihtiyaca göre farklı dersler olsun. Ders sonrası sohbet muhabbet fasılları olsun. Adeta ikinci bir üniversite, ikinci bir enstitü, akademik merkez olsun.
Bu görevler sadece imam ve müezzinlerden beklenemez. İmkânı, gücü ve kâbiliyeti olan herkesin bu faaliyetlere kendi çapına göre katkıda bulunması lazım.
8. Cami, kışla, okul, hastane, sanayi ve ticârî iş merkezleriyle iç içe, yan yana olsun. Askeri, polisi, öğrencisi, işçisi, patronu, âmiri memuru orada buluşsun, orada kaynaşsın, tanışsın. İnsanlar ve kurumlar arasında öyle bir muhabbet ve irtibat olsun ki ne devlet erkânı her gün görüşüp tanışabildiği halkı ezmeyi düşünsün, ne de normal vatandaş askerine polisine yan gözle bakmayı düşünebilsin. Camiler selâm, barış ve huzurun kaynağı olsun.
9. Camiler resmî olarak günde 5 kez namaz vakitleri, haftada bir kez cuma ve hutbe, Ramazan’da her gün ve gece teravihle ve yılda iki kez bayram ve hutbeler ile ümmetin genel buluşma ve kongre merkezleri olsun. Buralarda olup bitenleri bütün camilerin merkezi ve bağlı olduğu Kâbe’de her yıl gerçekleşen bir kez hac ve Arafat, ümmetin istişarelerde bulunacağı genel kongresi olsun. Tüm dünyadan gelen mü’minlerin görüşüp buluştuğu ve camilerde rapor ettikleri gündem ve sonuç bildirgesini Kâbe’de paylaşsın hacılar.
10. Müslüman için yeryüzünün tamamı temiz ve mesciddir. Nerede imkân ve fırsat bulursa ibadetini orada yapar. Ancak bu ferdî planda kalabilir. Camiler sosyalleşmenin, kaynaşmanın, tanışıp dostluk ve akrabalık oluşturmanın gerçekleşeceği yerlerdir. Camilere gidemeyenler de sıraladığımız veya sıralayamadığımız fonksiyonlarını icrâ edebilecek tarzda bulundukları yerleri birer camiye çevirebilirler.
Biz camilerle ilgili bu hayalleri kurarken, tarihten ve günümüzden bir takım örneklere sahibiz. Tarihten en büyük örneğimiz Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Medine’de inşa ettirdiği ve inşaatında bizzat çalıştığı Mescid-i Nebevî’dir. Hz. Peygamber (s.a.v.) Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde mü’minler onu misafir etmek için yarışırken, o ilk önce caminin yerini belirlemeye çalışıyordu. Sonunda devesinin çöktüğü araziyi yetim iki kardeş olan Sehl ve Süheyl’den satın alarak buraya mescidini yapmıştı. Çünkü Müslümanların içini işlemek ve ilâhî hakikatleri onlara öğretebilmek için kalıplarını ve kalplerini bir araya getirmek gerekiyordu. Bu da ancak mescitte olabilirdi.
Nihayet Hz. Peygamber (s.a.v.) mescidini inşa etmişti. Mescidinde sembolik bölümler vardı. Mihrab, minber, kürsü gibi. Mihrab, savaş yeri demekti. En büyük düşman olan nefis ve şeytana karşı savaş burada yapılıyordu. Minber, Müslümanlara hitap etmek için çıkılan birazca yüksek yerin adıydı. Cuma ve bayramın dışında da her önemli meselede Hz. Peygamber (s.a.v.) mü’minlerin dikkatini çekmek için buradan hitap ederdi. Kürsü ise daha çok dinî öğütler vermek için kullanılırdı.
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in mescidi üç ana bölümden oluşurdu. Namaz kılınan bölüm, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in odalarının yani bugünkü ifadesiyle lojman bölümü ve eğitim için ayrılan Suffe bölümü. Allah Rasûlü (s.a.v.) âdetâ şu mesajı veriyordu: Namaz önemlidir, fakat ilim olmadan olmaz. Onun için tarihte ilk yatılı bölge okulu anlamına gelen Suffe’yi eğitim için ayırmıştı. Çoğunlukla yoksul sahâbîler, burada Hz. Peygamber (s.a.v.)’den özel ders alırdı. Etrafa öğretmen ve hoca lazım olduğu zaman burada eğitim alan Suffe ashabı arasından gönderilirdi. Tarih boyunca burada başlayan ilim halkası devam etti.
Lojmanını mescidin bitişiğine yaptıran Hz. Peygamber (s.a.v.) şu mesajı veriyordu: “Ben sizden birinizim, sizin içinizde yaşıyorum ve size sizin kadar yakınım. Ne derdiniz olursa önce bana açın ve bana müracaat edin.” Sahabe de her türlü problemini Hz. Peygamber (s.a.v.)’e arzediyor ve onu kendisine çok yakın hissediyorlardı. Cami görevlilerimizin ve din gönüllülerimizin de bu güveni vermesi gerekir. İşte ideal olan bu Nebevî uygulama her zaman yolumuzu aydınlatacaktır. Yeter ki sorumluluğumuzun bilincinde olalım. Allah için bir şeyler yapma niyeti taşıyalım.
Her kes gücü ve imkânları nisbetinde sorumludur. Allah yar ve yardımcımız olsun. Şuur ve basîret, huzur ve hidâyet nasip eylesin.

Dipnot
*Prof. Dr. Abdullah KAHRAMAN
1 9/Tevbe, 18.

Sayfayı Paylaş