UNUTULMAYAN HATIRALARLA SERHEND ZİYARETİ

Somuncu Baba

"Vakıf Mütevelli Heyet Başkanımız H. Hamidettin Ateş Efendi 40 kişilik bir heyetle 13 Mart 2008 Perşembe günü beş günlük Hindistan gezisi içi yola çıkarlar. Hindistan'da yaşayan 1 milyar 125 milyon nüfusun¸ sadece 150 milyonu Müslümandır. Müslümanlar maalesef bu ülkede de garip…"


Vakıf Mütevelli Heyet Başkanımız H. Hamidettin Ateş Efendi 40 kişilik bir heyetle 13 Mart 2008 Perşembe günü beş günlük Hindistan gezisi içi yola çıkarlar. Hindistan'da yaşayan 1 milyar 125 milyon nüfusun¸ sadece 150 milyonu Müslümandır. Müslümanlar maalesef bu ülkede de garip.


İlk durak Yeni Delhi'dir ve ilk ziyaret edilen yer de¸ Altın Silsile'nin yirmi altıncı halkası Muhammed Bedayunî (k.s.) Hazretleri'nin kabridir. Tefsir¸ hadis tasavvuf sahasında zamanın en iyi âlimlerinden olan Bedayunî Hazretleri 1722 yılında Delhi'de dar-ı bekaya irtihal etmiştir. Bu mübarek zatın kabr-i şerifi normal bir mezarlığın ortasında¸ etrafının bakımsız olduğunu gören H. Hamidettin Ateş Efendi¸ hüzün içinde¸ “Ya Rabbi¸ bu yüce pirimizin kabr-i şerifini onarmayı¸ yeniden yapmayı¸ ilmine irfanına yakışır şekilde en azından etrafının belli olup¸ yeniden inşa etmeyi bize nasip et.” diye dua eder. Bu da bize Hulûsi Efendi Hazretleri'nin yaşadığı bir olayı hatırlatır:


Hulûsi Efendi Hazretleri bir sohbetlerinde şöyle buyurur: “Bir gün Balaban'a gittik. Şeyh Abdurrahman-ı Erzincanî Hazretleri'nin türbesini ziyaret ettik. Caminin ve türbenin harap hâline müteessir olduk. Namazda dua ettik. ‘Ya Rabbi¸ buranın hizmetini bize nasip et.' dedik. Cenab-ı Allah (c.c.) duamızı kabul etti. 1960 yılında eski camiyi yıkıp¸ yenisinin temelini attık. Bu zat büyük velidir. Buradan geçen Moğol kumandanı ordusuyla¸ bu velinin çadırına misafir olmuş. Askerlerinin karnını doyurmasını istemiş. Şeyh Abdurrahman-ı Erzincanî Hazretleri karşıdan geçen geyik sürüsüne seslenmiş: ‘İçinizde misafirlerime¸ fedayı can olmak isteyen var mı?' demiş. Sürüden ayrılıp gelen geyiği kesip pişirmiş. Bütün orduyu doyurmuş. Bu kerametini gören Moğol kumandanı sekiz yüz askeriyle Müslüman olmuşlar. Keramet sahibi büyük velidir.”


Diğer ziyaretlere geçmeden bu duanın tecellisi ile ilgili hatırayı da nakledelim. Hindistan ziyareti sonrasında H. Hamidettin Ateş Efendi¸ Bedayunî Hazretleri'nin kabrinin onarım işini bir arkadaşla istişare eder. İstişare ettiği arkadaşın¸ Hindistan'da iş yapan¸ aslen Hindli büyük bir yabancı tüccar tanıdığı vardır. Konuyu izah edilince ilgileneceğine söz verir. Memleketine gittiğinde¸ o bölgenin genel mezarlık olması nedeniyle¸ türbevari bir yapı yapılamayacağını ancak etrafının güzel işlemeli demirlerle çevirebileceğini görür. Efendi Hazretleri ile istişare edilir. Ve bir yıl aradan sonra¸ Bedayunî Hazretleri'nin kabr-i şerifinin bakımı ve çevre tanzimi yapılmış olur.


Sonra sırayla Muhammed Bâki Billâh (k.s.) ve Abdullah Dehlevî (k.s.) Hazretleri'nin kabri şerifleri de ziyaret edilir. Baki Billâh Hazretleri'nin mübarek nesepleri; ana tarafından Abdülkadir Geylani (k.s.) Hazretlerine¸ baba tarafından İmam Hz. Ali (r.a) Hazretleri'ne ulaşır. 1745 yılında Pencap eyaletinde doğmuştur. Aşk derecesinde peygamber sevgisine sahipti. İslâm'ı en iyi yaşayanlardandı. 1824 yılında ahirete göçmüştür. Ziyaret edilen gün Cuma günüdür. Cuma namazı için H. Hamidettin Ateş Efendi ve gruptaki arkadaşlar Cuma Mescidi'ne (Jama Masjid) giderler.



Cuma Mescidi'nde Kutsal Emanetleri Ziyaret


Cuma Mescidi Hindistan'ın en büyük camiidir. Şah Cihan'ın yaptırdığı eserdir. 1568 yılında tamamlanmıştır. Avlusunda 25.000 Müslüman namaz kılabilecek kapasiteye sahiptir. 4 kulesi¸ iki de minaresi mevcuttur. Uzun gömlekli¸ genellikle beyaz renkli ve hâkim yaka giysili Hintli kardeşlerimizle birlikte Cuma namazı için saf tutarlar. Başta zikrettiğimiz gibi maalesef buradaki Müslümanların geneli garip ve fakir… Onların sade halini görünce gruptaki arkadaşların gönlünden geçen ortak bir dua cümlesi¸ Hamidettin Efendi'nin dilinden dökülüyor: “Ya Rabbi¸ bütün dünya üzerindeki kardeşlerimize yardım eyle¸ özellikle Hintli Müslüman kardeşlerimizin sayısını¸ gücünü ve şuurlarını arttır. Âmin…''


H. Hamidettin Ateş Efendi'nin etrafında toplanan Hintli Müslümanlar Cuma sonrasında sıraya geçip görüşerek dua isterler. Kimisi sarılır¸ kimisi elini öper. Ama ortak olan bütün gözlerde bir sevinç¸ kalplerde bir heyecan¸ herkes mutludur. Bu görüşmeler devam ederken mescidin bir köşesinde belli bir kalabalığın bir şeyin daha etrafında toplandıklarını fark eden Hamidettin Ateş Efendi o tarafa yönelir. Zaten sıraya geçmiş garip Hintli Müslümanların gönüllerinin memnuniyeti¸ mukaddes emanetlerin bulunduğu ziyaret alanına adeta çekip götürür. Aslında grup içerisinde Cuma Mescidi'nde Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)'in Kadem-i Şerif ile Sakal-ı Şerifi'nin bulunduğunu bilen yoktur. Ama Hamidettin Ateş Efendi ve grubu¸ Cenab-ı Hakk'ın lütfu ile kendilerini birden¸ o gün ziyarete açılmış olan emanet-i mukaddesenin huzurunda bulurlar. Hintli Müslümanlar Türk kardeşlerine yol açar¸ eller de yürekler de muhabbetle birleşir. Başta Hamidettin Efendi Hazretleri olmak üzere bütün arkadaşlar¸ Sevgili Peygamberimiz iki cihan güneşinin ayak izini¸ mübarek Kadem-i Şerif'ini ve Sakal-ı Şerifi'ni öperler.


Türbe-i Şerifi Ziyaret


İkindi vaktinde yine pirlerimizden olan Mazhar-ı Can-ı Canan (k.s.) Hazretleri'nin türbe-i şerifi ziyaret edilir. Burada Mazhar-ı Can-ı Canan (k.s.) Hazretleri'nin torunlarından Ahmed Farukî çok alaka gösterir. Türbe civarındaki külliyede görüşmeler yapılır. Kütüphane ve diğer müştemilat gezilir. Etraftaki fakirlere dağıtılmak üzere kurbanlar kesilir ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılır.


Yeni Delhi'de uğranan yerlerden birisi de Red Fort Kalesi'dir. Red Fort Kırmızı Kale anlamındadır. Hintçe adı¸ Lal Qila. İsmini yapıldığı taşların renginden almıştır. 1648 yılında Şah Cihan tarafından yaptırılan kalede Türk Bayrağı'nı dalgalandıran tek grup bizim ziyaretçi grubumuz olsa gerek…


Bir gün sonra¸ Pencap eyaletinin Çandigar şehrinin Serhend kasabasına gidilir. Burada İmam-ı Rabbânî Hazretleri¸ Muhammed Masum Hazretleri ve Seyfeddin-i Serhendî Hazretleri'nin türbeleri ziyaret edilecektir.


Grup¸ Serhend'de¸ bakımsız bir mahalleden geçerek¸ kutlu bir mekâna doğru ilerler. Müceddid-i Elf-i Sanî İmam-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri'nin külliyesine yaklaşınca bir güzel koku duyulur. İzbe sokaklardan sonra sanki bir cennet bahçesine ulaşılmış gibidir. Burada İmam-ı Rabbânî Hazretleri'nin torunları Muhammed Sadık Müceddidi ve Muhammed Zübeyir Müceddidi Efendiler ile tanışılır. Onlar da Somuncu Baba Hazretleri'nin torunları gibi ecdadının civarını ihya etmekte¸ hizmetlerini yürütmektedirler. Huzurlu bir ziyaretin ardından H. Hamidettin Ateş Efendi şöyle buyurur:


“Hem Pirimiz İmam-ı Rabbânî Hazretleri hem de Pirimiz Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri edebiyatın en güzel örneklerinden Mektûbat eserleri meydana koymuşlardır.


Geçmişini unutmayan¸ köklerine bağlı¸ geleceği inşa edecek genç neslin yetişmesi¸ istikbalin ümidi olması bakımından pek mühimdir. Gençliğin eğitimindeki metodun nasıl olması gerektiğini İmam-ı Rabbânî Hazretleri 23. Mektubunda şöyle dile getirir:


‘Bir din âlimi¸ gençlere din öğreteceği zaman¸ bunlara önce¸ dinsizler¸ İslâm düşmanları tarafından şırınga edilen¸ yanlış propagandaları¸ iftiraları anlayıp¸ anlatıp¸ onların temiz ve körpe kafalarını bu zehirlerden temizler. Zehirlenen ruhlarını tedavi eder. Sonra¸ yaşlarına¸ anlayışlarına göre¸ İslâmiyet'in insanlığı saadete ulaştırdığını¸ onların kalplerine yerleştirir. Böylece gençlerin ruh bahçelerinde dertlere deva¸ ruhlara gıda olan nefis çiçekler yetişir. Böyle bir din âlimini ele geçirmek¸ en büyük kazançtır. Onun bakışları¸ ruhlara işler. Sözleri¸ kalplere tesir eder. Din-i İslâm'ı¸ hazır lokum gibi yutmak¸ susuz kalmış iken¸ soğuk şerbet içip ciğerlerine kadar serinleyebilmek¸ ancak böyle bir Allah adamının sunması ile mümkündür.”


Pirimizin Peygamber (s.a.v.) Sevgisi


Sonra¸ Muhammed Masum (k.s) Hazretleri'nin kabri ziyaret edilir. Burada Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri'nin ilk erkek evladının adını Muhammed Masum (1939-1939) koyduğu hatırlanarak¸ pirlerimize karşı ne kadar büyük bir sevgisinin olduğu zikredilir. Hatta Hulûsi Efendi Hazretleri'nin bir sohbetinde anlattığı Peygamber Sevgisinin zirve noktalarından olan bir hatıra burada tekrar nakledilir:


“Pirimiz Muhammed Masum Hazretleri hac ziyaretinden sonra¸ Medine-i Münevvere yoluna büyük bir sevgi ile koyulur. Mescid-i Nebevî'nin nurlarının görünmesiyle bir an evvel bu kutlu mekâna kavuşma arzısıyla hızlanırlar. Bedir Vadisi'ne gelince¸ Bedir Savaşı şehidlerini ziyaret ederler. Yanındakilerle beraber¸ bir müddet mezarların başında murakabe eyler¸ sonra kafileye yetişip ‘Bedir şehitlerinin biri büyük bir neşe ile beni karşıladı.' buyurur.


Medine-i Münevvere'ye yaklaşıldığı zaman¸ Muhammed Masum Ürvetü'l Vüskâ Hazretleri¸ şevk ve hasretinin çokluğundan¸ nurların parlamasının ziyadeliğinden o gece hiç uyuyamaz. Sabahın erken saatlerinde¸ Medine-i Münevvere'ye girer. Ravda-i Mübareke ve Mescid-i Şerîfi ziyaret edeplerini yerine getirir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in eşi bulunmayan Ravda-i Şeriflerinden yani mübarek mezarlarından¸ büyük lütuf¸ inayet¸ ihsan¸ nimet ve hediyelere kavuşurlar. Orada çok şey görür çeşitli manevî haller yaşarlar. Üç dört gün sonra¸ Medine halkından bazıları Ürvetü'l Vüskâ Hazretleri'nin talebesi olmak isteyince¸ edebinden¸ böyle bir yerde¸ kendine talebe kabul etmek veya etmemek için¸ Rasûlullah (s.a.v.)'den izin isteme maksadıyla kabr-i saadetin karşısında durup¸ murakabe ile meşgul olurlar. O talebeleri kabul etmesi ve bu çok kıymetli iş ile uğraşması için Allah Rasûlü'nden¸ razı oldukları hususunda manevî işaret alır.”


“Mamur Olmasını Arzu Ediyoruz”


Bu menkıbe anlatıldıktan sonra da Seyfeddin-i Serhendi (k.s.) Hazretleri'nin kabr-i şerifi ziyaret edilir. Pirimiz İmam-ı Rabbânî Hazretleri'nin değerli torunları¸ Muhammed Sadık Müceddidi ve Muhammed Zubeyir Müceddidi Efendilere 2010 yılında H. Hamidettin Ateş Efendi'nin yazdığı bir mektuptaki satırlarla bu ziyaretin hatıralarını sinemize nakşedelim:


“İmam-ı Rabbânî Hazretleri'nin¸ Muhammed Masum Hazretleri'nin¸ Seyfeddin Serhendi Hazretleri'nin mübarek kabirlerinin ve civarının en güzel şekilde mamur olmasını can-ı gönülden arzu ediyoruz.


2008 yılındaki ziyaretimizde bakım onarım hizmetlerine katkıda bulunmak adına bir şeyler yapmaya çalışmıştık. Kubbenin dökülen sıvalarını görünce arkadaşlarımıza; “Bu seyahatinizde evlerinize¸ çoluk çocuğunuza hediye götürmeyebilirsiniz¸ bu seyahatimizin hediyesini Pirimiz İmam-ı Rabbânî Hazretlerine sunalım. Herkes cebindeki mevcut parsasını versin. Buradaki hizmetlere sarf edilmek üzere kardeşlerimize takdim edelim” dediğimizde arkadaşlarımız büyük bir heyecan ve içtenlikle binlerce liralık bir miktarı hemen temin etmiş ve sizlere takdim etmiştik. Aslında o gün gönlümüzden geçen¸ külliyenin bütün eksiklerinin tamamlanması için gerekli sebebi Cenab-ı Allah'ın yaratmasını dilemek olmuştu. Allah'a şükürler olsun¸ hayırda yarışan mü'min kardeşlerimiz bu hizmete el atmışlardır. Hatta bu hayırseverlerin Türkiye'den olması da bizleri ayrıca mutlu etmiştir. İnşallah Pirlerimizin şanına yakışır bir şekilde külliyenin bütün bakım-onarım hizmetleri kâmilen tamamlanır. Bu süreçte bizlere düşen bir görev olursa¸ elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzu belirtmekte fayda ittihaz ediyorum.”


Grup 18 Mart 2008¸ Pazartesi günü ziyaretlerini tamamlanıp¸ Türkiye'ye dönüş yapar.

Sayfayı Paylaş