SÜLEYMAN ÇELEBİ VE MEVLİD

Somuncu Baba

"Mevlid'de besmele¸ zikir¸ Allah'ın sıfatları¸ Allah'ın birliği gibi inanışla ilgili konular ve ahlakî pek çok ilkeler üzerinde durulmuştur. Denilebilir ki¸ geniş halk kitleleri dinlerine ait samimi inanışlarını ve bilgilerini büyük ölçüde Mevlid'e borçludurlar."


Süleyman Çelebi ve Eseri


Bursa¸ bir Osmanlı payitahtı olarak uzun yıllar siyasî bir merkez olmanın yanı sıra bir ilim¸ kültür merkezi de oldu. Böylesi bir atmosfer içerisinde burada pek çok şair¸ bilgin ve mutasavvıf yetişti. Yaptıkları hizmetler¸ yazdıkları eserlerle her biri medeniyetimizin birer inşacısı oldular. Bu yüzden hayırla anılmaya devam ediyorlar. Bu isimler arasında Emir Sultan¸ Molla Fenarî¸ Niyazi Mısrî¸ Somuncu Baba¸ Bursalı Âşık Yunus¸ Hazret-i Üftade ve daha niceleri bugün de maneviyat coğrafyasının yıldızları olarak bizleri aydınlatmaya devam ediyorlar.


Bu isimler arasında anılması gereken biri de Süleyman Çelebi'dir. Bu ismi söyler söylemez aklımıza hemen onun ünlü eseri Vesilet'ün-Necât yahut halk arasındaki yaygın ismiyle Mevlid gelecektir. Çünkü biz çoğu kez¸ eserin isminden önce yazarını/şairini hatırlarız. Ama burada durum oldukça farklıdır. Mevlid¸ şairinden çok şöhret bulmuş¸ nerdeyse onun adını bile unutturmuştur. Eğer biz¸ Mevlid'in kimi yerlerinde “Süleyman” adını okumasak bu eseri anonim bir eser sayacağız.


Bu durum¸ elbette eserin lehine olan bir özelliktir. Zira anonimleşmesi onun asırlar boyunca ne denli benimsendiğinin ve yaygınlık kazandığının bir göstergesidir. Dolayısıyla Süleyman Çelebi de böylesi bir eserin şairi olarak dünyada çok az şaire nasip olan şöhretli bir isim hâline gelmiştir. Çünkü Mevlid'in okunmadığı bir zaman ve mekân nerdeyse yoktur. Yazıldığı günden bu yana kandillerde¸ bayramlarda¸ savaşlarda¸ doğumlarda¸ düğünlerde ölümlerde kısacası hayatımızın hemen her olayında Mevlid okumak/okutmak çok önemli bir geleneğe dönüşmüştür.


Mevlid'in yaygınlık kazanmasının bir önemli sebebi de Osmanlılar devrinde aynı zamanda bir devlet merasimi olarak da idrak edilmesidir. Peygamberimiz (s.a.v.)'in doğum günü olan Rabiü'l-evvel ayının 12. gecesi resmî bir kutlama yapılır ve bu gece Mevlid alayı ile karşılanırdı. Başta padişah olmak üzere bütün devlet görevlilerinin katıldıkları bu merasim Mevlid'i bütün ülke sathında okunur bir eser hâline getirmiştir. Bu gelenek Cumhuriyet devrinde resmî niteliğini kaybetmiş fakat halk arasında çeşitli vesilelerle Mevlid okutulma geleneği sürdürülmüş¸ televizyonun hayatımıza girmesiyle birlikte bu yolla da yine geniş bir kitlenin ilgi konusu olmaya devam etmiştir.


Bir Edebiyat Şaheseri


Mevlid¸ dinî¸ edebî¸ tasavvufî açıdan çok yönlü incelemelere konu olabilecek zenginlikte bir eserdir. Az önce de belirttiğimiz gibi tanınmışlığı şairinin önündedir. Bu durum elbette Süleyman Çelebi'yi unutturmamalıdır. Çünkü eserin önemi¸ şairinin kimliği ve eseri yazma sebebiyle yakından ilgilidir. Bunlar bilinmezse eser hakkında yapılacak değerlendirme de eksik kalır. Bu yüzden şimdi kısaca da olsa şairin biyografisine ve daha da önemlisi eserin telif sebebine bakmak gerekmektedir.


Süleyman Çelebi (1353-1422) Bursalıdır. Osmanlı'nın kuruluş ve gelişme devresinde yaşamış¸ Orhan Gazi'den Çelebi Mehmed'e kadar olan dönemi idrak etmiştir. Bu dönem devletin inşası¸ fetret yılları sonrasında yeniden toparlanması gibi olayların geçtiği yıllardır. Süleyman Çelebi¸ saraya yakın bir ailenin ferdidir. Dolayısıyla onu devrin elit sınıfından biri olarak düşünebiliriz. Bu durum¸ onun bir medrese tahsili yaptığını¸ hatta devrin genel eğilimine bağlı olarak irfan kurumlarında da eğitim gördüğünü gösterir. Nitekim kaynaklar onun Yıldırım zamanında Divan-ı Hümayun imamlığı yaptığını ve Emir Sultan çevresindeki irfan meclisinin müdavimlerinden olduğunu yazmaktadırlar. Süleyman Çelebi'nin ilim ve irfan bahsindeki seçkin niteliği Emir Buharî'nin de tavsiyesiyle Ulu Cami imamlığı görevine gelmesine vesile olmuştur. Zira payitahtın en büyük camiinde görev yapabilmek için her anlamda üstün niteliklerle donanımlı olmayı gerektirmektedir.


Bu donanım içerisinde edebî bilgi birikimi de söz konusu olmalıdır. Dolayısıyla Mevlid¸ aynı zamanda bir edebiyat şaheseridir. Zaten yaygın ünü¸ konu olarak Hz. Peygamberi (s.a.v.) işlemesi ve üstün edebî niteliğinden kaynaklanmaktadır. Bu yüzden Süleyman Çelebi'yi aynı zamanda Osmanlı edebiyatının/şiirinin kurucu isimlerinden biri olarak da kabul etmemiz gerekir. Süleyman Çelebi¸ bu yönüyle Yunus Emre¸ Gülşehri¸ Âşık Paşa gibi isimlerin Türkçeyi bir şiir dili hâline getirerek inşa ettikleri dinî-tasavvufî Türk edebiyatının yaşadığı devirdeki en önemli temsilcidir. Bu temsilcilik sadece edebi mahiyette olmayıp aynı zamanda bir birlik misyonunun da ifadesi olarak anlam taşır. Çünkü Mevlid'de asıl konu olarak Hz. Peygamber (s.a.v.) işlenmiştir. Böylece insanlar bu ana tema ile Peygamberimiz'in manevî şahsiyeti etrafında birlik olmayı gerçekleştirmişlerdir.


Mevlid'in bir başka hususiyeti de ehl-i sünnet düşüncesini halk arasında benimsenmesine katkısı¸ yabancı ve zararlı telakkilerden onları koruması olmuştur. Zira Mevlid'deki zihnî dünya tamamen ehl-i sünnet temellidir ve dinin asli kaidelerine sıkı sıkıya bir bağlılık görülür. Bu bağlılık Hz. Peygamber sevgisi etrafında teşekkül ettirilirken bir yandan da akaid konuları da işlenmiş ve Mevlid'de besmele¸ zikir¸ Allah'ın sıfatları¸ Allah'ın birliği gibi inanışla ilgili konular ve ahlakî pek çok ilkeler üzerinde durulmuştur. Denilebilir ki¸ geniş halk kitleleri dinlerine ait samimi inanışlarını ve bilgilerini büyük ölçüde Mevlid'e borçludurlar.


Telif Sebebi


Eserin derinlerdeki asıl telif sebebi bizce bu olmakla birlikte yaygın olarak bilinen meşhur sebebe de değinmek gerekmektedir. Buna göre Süleyman Çelebi bu eserini Ulu Cami imamlığı esnasında meydana gelen bir hadise üzerine yazmıştır. Rivayete göre İranlı bir vaiz¸ Bakara Suresi'nin peygamberlerden bahseden âyetlerini yorumlarken peygamberler arasında fark bulunmadığını¸ dolayısıyla Peygamberimiz'in diğer peygamberlerden üstün tutulmadığını söylemiş¸ bu durum kimi tartışmalara konu olmuş¸ Süleyman Çelebi de bu olaydan büyük bir üzüntü duyarak Hz. Peygamber (s.a.v.)'in özel durumunu¸ ona duyulan sevgi ve saygıyı anlatabilmek maksadıyla bu eserini kaleme almıştır.


Kaynakların bildirdiğine göre Mevlid'in yazılış tarihi 1409'dur. Bu tarihten önce de Mevlid türünde kimi eserler kaleme alınmıştır. Zira bu tür eserlerin asıl kaynağı sîre (sîret) adı verilen eserlerdir. Onların tarihî geçmişi ise epey geriye tâ Hz. Peygamber (s.a.v.) devrine kadar uzanır. Bu demektir ki¸ Hz. Peygamber (s.a.v.) hakkında çok sayıda eser yazılmış hatta bu anlamda yeni edebî türler oluşturularak bir peygamber edebiyatı meydana getirilmiştir. Sîre'den naat'a; şemailden hilyeye kadar pek çok türde yazılan bu eserler de Müslüman muhitlerde çokça okunmuş ve sevilmiştir. Ama denilebilir ki hiçbir eser Mevlid'in benimsenme derecesine çıkamamıştır. Mevlid¸ hem kendine mahsus nitelikleriyle üstün bir eserdir hem de bütün diğer türlerin örneklerine ve özelliklerine sahiptir. Bu bakımdan o manzum bir siyer olarak aynı zamanda bir naattır¸ bir hilyedir¸ bir şemaildir.


Eserin bu şöhretinde konusunun önemli olduğunu söyledik. Onun kadar önemli olan bir tarafı da Mevlid'in Türkçe yazılmış olması ve edebiyat açısından taşıdığı değerdir. Bu değerinin de onun benimsenmesinde etkili olduğu muhakkaktır. Çünkü bir edebiyat eserinde kalıcılığı konudan çok dil ve anlatım sağlar. Mevlid bu anlamda Türkçe'nin bir şaheseridir. Bu yönüyle kendinden önce yazılan bu konu ve türdeki eserleri neredeyse unutturarak Türkçe mevlid geleneğinin de başlatıcısı olmuştur. Öyle ki Süleyman Çelebi'den günümüze onun eserinden ilham alarak yahut onun tesirinde kalarak pek çok şair mevlid denemeleri yapmıştır. Yüzü aşkın bu metinlerin hiç birisi onun değerine ulaşamamış¸ hepsi bir nazireden ibaret kalmıştır.


Öte yandan Mevlid¸ Türkçe ile yazılan bir metin olmanın ötesine geçmiş¸ Arapça¸ Farsça¸ Arnavutça¸ Kürtçe¸ Boşnakça ve Rumca gibi dillere de çevrilmiş hatta bu dillerde mevlidler yazılmıştır. Mevlid'in bu yayılış coğrafyasındaki genişlik onun tıpkı Nasreddin Hoca¸ Battal Gazi menkıbeleri gibi her yerde benimsendiğinin de bir göstergesidir. Böylece Mevlid¸ bir yandan da bütün bu coğrafyalarda Türk dili ve kültürünü temsil eden¸ onun değerlerini oralara taşıyan bir eser özelliği de kazanmıştır.


Mevlid'i Ruhuna Uygun Olarak Okumak


Geniş kitlelere mâl olmuş eserlerin değiştirilmesi¸ kimi yanlış uygulamalara konu edilmesi nerdeyse kaçınılmaz bir durumdur. Çünkü işin içine kitle psikolojisi ve merasim unsurları girince meselenin inanış ve bilgi boyutu çoğu zaman göz ardı edilebilmektedir. Bu durum Mevlid'in de başına gelmiş¸ bu tür uygulamalar yüzünden Mevlid okutulması noktasında kimi çekinceler haklı olarak ortaya çıkmıştır. Bu eleştirilere hak vermek mümkün ise de¸ asırlar boyunca bu denli tesirli bir eserin bugün de kitlelerin din eğitiminde bir vasıta olarak kullanılması ihmal edilmemelidir. Bütün mesele bu uygulamanın dinin esaslarına uygun olarak icra edilmesidir. Bu hassasiyet gözetildiği takdirde Mevlid'in¸ dün olduğu gibi bugün de bilhassa geniş halk kitlelerinin dini duyarlıklarının beslenmesinde¸ esere konu olan Hz. Peygamber (s.a.v.)'in manevî şahsiyetinin yine bir birlik unsuru olarak canlı tutulmasında tesirli olacağı muhakkaktır.

Sayfayı Paylaş