OTOMOBİL VE HAYAT

Şimdi oturmuş, otomobil ve hayat arasında bir ilişki kurmaya çalışıyorum. Temel tartışma konum; bir otomobili sabır ve metanetle iyi kullanan şoförlerin hayatı da o şekilde metin ve sabırlı yaşayıp yaşamadıkları.
Mesleklerle kişilikler arasında doğrudan bir ilişki olmasa da, meslekî tecrübenin zaman içerisinde kişilik inşasında önemli bir fonksiyona sahip olduğunda kuşku yok. Ataların “kıratın yanında bulunan” kişi veya kişilerin bir şekilde ondan etkileneceğine dair öğretileri, huy ve davranış intikalini anlatır. Keza onların “Üzüm üzüme baka baka kararır.” derken de kastettikleri bu olsa gerektir; insan, bir bakıma çevresinin ürünüdür. İş yaşamımız, meslekî ve hobi olarak ilgilendiğimiz çalışmalar, biz olgusu içerisinde beni gerçekleştirmemize imkân verir. Konuya buradan bakınca şoför; küçük bir otomobil de olsa bir aracı kullanırken, her şeyden önce bir şeye hükmetme ve sahiplenme zevkini yaşamaktadır. Bu aşırıya kaçtığında, özellikle uzun yol şoförlerinde görüldüğü gibi, yollara hükmetme ve sahiplenme duygusuna dönüşüyor. İnsan tam da sahiplendiği ve hükmetmeye alıştığı anda, bu sahiplenme ve hükmetme duygusunu sınırlayamaması halinde, kişilik zaafına duçar oluyor; sabır ve metanetin yerini, sınırsız hükmetme ve sınırsız sahiplenme duygusu alıyor. Kamuoyunda trafik canavarı olarak bilinen o büyük kayıp ve felaketlerin sebebi, büyük oranda bu zaafın ürünüdür.
İnsan aşırılığa düşmeye yatkın bir varlıktır. Sadece bu konuda değil, hayatımızın bütün alanlarında, temel zaaflarımızdan birisi bu aşırılıktır. Toplumda belirgin ve saygın bir statüye sahip olamayan insan, elde ettiği mesleki imkânlar ve makamları, açlığını çektiği o saygı ve sevgi yoksunluğunu bertaraf etmek için bir vesile olarak görüyor. Bir otobüs ya da kamyonun kaptan koltuğuna oturan kişinin kendisini yolların kralı olarak görmesinden daha doğal ne olabilir? Ama bu kral, şefkat ve merhametle, adalet ve iyi niyetle krallığını idare etse, herhangi bir sakınca yok. Böylesi bir kişiliğe sahip olan kaptan, yoldaki mağdurları koruyup kolladığı gibi, şehre indiğinde de içinde bulunduğu sosyal çevre ve aile ortamında saygın bir lider kimliğinde yaşantısını sürdürecektir. O hayatı dengeli yaşamanın verdiği pozitif enerji ile çevresini aydınlatacak, belki hayat bahşedecektir. Oysa bu krallığı, hakkaniyetten, samimiyetten ve merhametten yoksun, sinirli, kavgacı ve tahammülsüz, aceleci ve fikri sabit bir kaptanın temsil etmesi halinde durum tam da tersi olacaktır. Hayat bahşeden değil, hayat alan, evler ocaklar söndüren ve bu arada kendi hayat ağacını da yokluğa ve karanlığa mahkûm eden bir kaptan! Otomobil, bizi sevdiklerimize, sılamıza ve işimize taşıyan bir araçtır. Hayat da bir bakıma araçtır; insanın kendisini tamamlaması ve kendi hakikatine ulaşmasını sağlayan bir araç. Bu iki araç da onu kullanan ve onu yaşayana göre şekillenerek mahiyet kazanır. İyi şoförler iyi bir hayat yaşar demiyorum; ama bir şeye hükmetmeyi öğrenen ve bir şeyi sahiplenen insanların, farklı renkleriyle hayatı daha derinden ve daha kuşatıcı bir şekilde kucakladıklarından hiç şüphe yoktur. Bilmem ki, yanlış mı düşünüyorum?

Sayfayı Paylaş