KAYSERİ'DE YUNUS EMRE TAKİPÇİSİ BİR SUFİ-ŞAİR: İBRAHİM TENNURÎ

Somuncu Baba

"İbrahim Tennurî'nin Yunus Emre ile aralarında vefat tarihleri dikkate alındığında yüz elli senelik bir zaman vardır. Başka bir söyleyişle İbrahim Tennurî¸ Yunus'un XV. asrın ikinci yarısındaki takipçisidir."


Yunus Emre¸ Anadolu coğrafyasında şiirleriyle o kadar etkili olmuştur ki¸ geniş kitleler onun şiirleriyle İslâm ve tasavvuf konusunda bilgi ve duyarlık kazanırken öte yandan da her yerde onun yolunu takip eden çok sayıda şair yetişmiş¸ böylece Tekke şiirimiz onun açtığı yolda yürümüştür. İşte bundan dolayı şiirimizde bir “Yunus Emre Okulu”ndan söz etmek mümkün hâle gelmiştir. Hatta bu okulun işlevsellik alanı Anadolu ile de sınırlı kalmamış¸ zaman içerisinde Balkanlar'da¸ Kafkaslar'da onun tesirinde şiirler söyleyen şairler ortaya çıkmış¸ Yunus Emre böylece “millî” oluşunun yanı sıra “evrensel” bir değer ve önem de kazanmış¸ üstelik bu etkilenme belli bir zaman dilimiyle de sınırlı kalmayarak günümüze kadar gelmiştir.


Yunus Emre Yolunda Bir Sufî: İbrahim Tennurî


Yunus Emre¸ takipçilerinden biri de 15. yüzyıl sufîlerinden İbrahim Tennurî'dir. (?-1482-Kayseri) Babasının Sivaslı¸ annesinin Amasyalı oluşundan dolayı kimi kaynaklarda Sivas kimilerinde Amasya doğumlu olarak gösterilen şair¸ hayatının büyük bir bölümü Kayseri'de geçtiği için daha çok Kayserili olarak bilinmektedir. İlk tahsilini Sivas'ta yapan Tennurî¸ medrese tahsilini ise Konya'da yapmıştır. Hocasının vefatından sonra Kayseri'ye geçen şair¸ burada Hunat Hatun Medresesi'nde müderrislik yapmış daha sonra müderrisliği bırakarak münzevi bir hayat yaşamaya başlamıştır. Bu hayat tarzı onu daha sonra irfan yoluna yöneltmiş¸ o da devrin meşhur şeyhi Akşemseddin'e intisap etmiştir. İbrahim Tennurî¸ daha sonra kendi adıyla anılan Tennurîye Tarikatı'nın piri olmuştur.


Her mutasavvıf şair gibi¸ o da Yunus Emre yolunun takipçisi olmuştur. Bu durum¸ iki şair arasında doğal olarak ortak bir şiir dünyasının doğmasını da sağlamıştır. Bu bakımdan İbrahim Tennurî'nin şiirlerinde Yunus Emre'nin derin izlerini görmek mümkündür.


İbrahim Tennurî'nin Yunus Emre ile aralarında vefat tarihleri dikkate alındığında yüz elli senelik bir zaman vardır. Başka bir söyleyişle İbrahim Tennurî¸ Yunus'un XV. asrın ikinci yarısındaki takipçisidir. Bu konuda şiirlerinden örnekler vermeden önce yaşadıkları devirler hakkında kısaca bilgi vermekte fayda vardır.


Yunus Emre¸ bilindiği gibi 13. yüzyıl şairidir. Bu çağ¸ her bakımdan sıkıntılı bir zaman dilimidir. Siyasî¸ dinî karışıklıklar söz konusudur. Selçuklu devletinin dil politikasının bir sonucu olarak Türkçe bir edebiyat dili olarak çok da rağbet edilen bir dil değildir. Yunus Emre¸ işte böylesi bir zamanda ‘vahdet-i vücut' anlayışını¸ metafizik bir birlik anlayışı olmanın yanı sıra ‘sosyal' birlik olarak da dile getiren şiirler yazmış ve bu şiirlerinde Türkçeyi çok zengin bir şiir dili haline getirmiştir.


İbrahim Tennurî ise 15. yüzyıl şairidir. Onun doğumundan önce Osmanlı¸ Yıldırım Beyazıt'la birlikte merkeziyetçi bir yapıya bürünmüş¸ fakat Timur ile yapılan Ankara savaşından sonra fetret devri yaşanmıştır. Bu olayın akabinde meydana gelen iç karışıklıklar¸ ortaya ciddi sorunlar çıkarmış¸ Sultan Çelebi Mehmet'le devlet yeniden toparlanma sürecine girmiştir. Dolayısıyla bu yüzyıl¸ Osmanlı'nın kuruluşundan sonraki ilk sancılı yıllarıdır. Şehzadeler arasında taht kavgaları vardır. Yani birlik ve dirliğe ihtiyaç duyulan bir devirdir. Türkçe konusunda da tıpkı Yunus Emre çağında olduğu gibi bir bilinç tazelenmesine ihtiyaç söz konudur. Gerçi¸ İbrahim Tennurî¸ bütün bu olayların sıcak atmosferini yaşamamış fakat etkilerine tanık olmuş¸ dolayısıyla düşüşten ayağa kalkış sürecini yaşamıştır.


İşte Yunus Emre¸ benzer özellikler taşıyan kendi devrinde nasıl davranmışsa İbrahim Tennurî de bir anlamda böyle hareket etmiştir. Düşünce bağlamında o da sosyal birlik taraftardır. Dil açısından ise Arapça ve Farsça egemenliğindeki bir ortamda tercihini Türkçeden yana yapmıştır. Onun yaşadığı devir¸ Türkçenin itibar kazandığı Türkçe yazılan eserlerin çoğaldığı bir devir olmuştur. Özellikle II. Murat sade ve yalın bir Türkçe taraftarı olduğu için onun zamanında birçok Türkçe tercümeler yapılmış ve Türkçe telif eserler yazılmıştır. 15. asırda kurulan Bayramîliğin piri Hacı Bayram¸ onun talebesi ve müridi olan Eşrefoğlu gibi isimlerle Türkçe güçlü bir dil hâline gelmiştir. Zaten Hacı Bayram ve Eşrefoğlu da birer Yunus takipçisidir. Bu isimlere Yazıcıoğlu Mehmed¸ Ahmet Bican Kemal Ümmî¸ Dede Ömer Ruşenî ve Emir Sultan'ı da ekleyebiliriz. İşte Tennurî¸ böyle bir çağda böylesi isimlerin çağdaşı bir şair olarak eserlerini vermiştir. Dolayısıyla bu devrin tekke şiiri bu temsilcileriyle Yunus Emre dönemimin ardından en büyük atılımı yapmıştır. Tennurî de bu geleneğe uyarak her iki eserini de manzum ve Türkçe olarak yazmıştır.


Bütün bu değerlendirmelerden sonra iki şairin şiirlerine daha yakından bakabiliriz.


Şiirleri Açısından Karşılaştırma


İbrahim Tennurî'nin Yunus Emre ile münasebetine ağırlıklı olarak Divan'ında ve çeşitli mecmularda yer alan şiirlerinde rastlamaktayız. Mesnevi'sinde ise böyle bir durumun olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Tennurî¸ hem âlim hem mutasavvıf olduğu için Mesnevi'sinde aslında fıkıh ilmini ilgilendiren meseleleri tasavvufi yorumlarla da birleştirerek anlatmıştır. Yunus ise Mesnevi'sinde farklı bir konuyu işler. Risalet'ün-Nushiyye¸ bir fıkhî bilgiler kitabı değil bir yaratılış nazariyesini konu alarak insanın iç benine yolculuklar yapan¸ Allah insan münasebetini anlatan ve daha çok ahlakî öğütler veren bir esedir. İki eser arasındaki benzerlik daha çok dilleri itibariyledir.


Diğer yandan Tennurî'nin Divanı'ndaki şiirler de Yunus Emre'ninkilerle tam olarak örtüşmez. Bunlarda ağırlıklı olarak Mevlana¸ Âşık Paşa etkisi gözlemlenir ve Divan şiirinin özellikleri daha baskındır. Mesela “zülf”¸ “gonce”¸ “leb”¸ “hub”¸ “servi”¸ “nergis”¸ “saki”…gibi daha çok Divan şiirinde kullanılan mazmunlar İbrahim Tennurî'de de görülür. Bunu Divan şiirinin Yunus Emre çağına göre bu yüzyılda daha gelişmiş olduğu için etki alanını genişletmesine ve Tennurî'nin medrese eğitimi almış bir şair olmasına bağlayabiliriz. Yunus Emre ile Tennurî arasındaki benzerlikler daha çok onun mecmularında yer alan şiirlerinde görülür. Dolayısıyla biz de örneklerimizi ağırlıklı olarak bu şiirlerden vereceğiz.


Burada söylenmesi gereken ilk husus şu olmalıdır. Her iki şair de ortak duyuşlara ve söyleyişlere sahiptir. Bu ortaklık aynı temaları işlemek hatta bu işlemede aynı kelimeleri kullanmak¸ giderek ortak mısralar ve ortak şiirler yazmak şeklinde kendini gösterir. Yunus Emre'de sıkça görülen aşk¸ akıl¸ Allah ve Peygamber sevgisi¸ dünyanın faniliği¸ nefsin kişiyi hakikat yolunda engelleyici tavrı¸ vuslat arzusu¸ ayrılık acısı¸ birlik düşüncesi gibi kavramlara Tennurî'de de rastlarız. Bu durum çoğu zaman temayı aynı kelimelerle ifade şekline de bürünür. Bir örnek olarak şu beyte bakalım:


Işkun odı yüregümde neler eyler neler eyler


Bugün bir ‘âşıkı gördüm bu derdümden haber söyler


(Yunus)


Işkun odı arturur her gice efganım benüm


Tan budur kim dert olur her subh dermanım benim


(Tennurî)


İki şair arasındaki bu ortak duyuşlar kimi zaman şu beyitte de görüldüğü gibi tamamen aynı kelimelerle mısra kurmaya kadar gider.


Hüve'l-Evvel Hüve'l-Âhir Hüve'z-Zâhir Hüve'l-Bâtın


Ve nahnü akrabu minküm niçün olmazsın âgâhı


(Yunus)


Evvel oldur ahir oldur zahir oldur batın ol


Ansuzun emr anlamamak Âşık'un erkanıdur


(Tennurî)


Ortak Şiirler


Yunus Emre ve İbrahim Tennurî arasındaki ruh yakınlığını¸ dil ve duyuş benzerliğini ortaya koyacak daha önemli örnekler ise ikisine de mal edilen şu iki şiirdir. Bunlardan ilki¸ kaynakların bazılarında Yunus Emre'ye bazılarında İbrahim Tennurî'ye ait gösterilen: “Hak bir gönül verdi bana Ha dimeden hayran olur.” mısralarıyla başlayan şiirdir. Topkapı Sarayı Kütüphanesi'nde bulunan bir yazmada da Yunus adına kayıtlıdır. Mecmûa-i Eş'ar'da “Yunus Emre” serlevhasıyla kaydedilmiştir. Aynı şiir¸ kimi kaynaklarda İbrahim Tennûrî'ye ait gösterilmektedir. Belli ki bir kısmı Yunus Emre'ye ait olan bu ilâhînin sonuna İbrahim Tennûrî tarafından bazı ilaveler yapılmıştır. Bu durumda şiirin ilk on üç beytinin Yunus Emre'ye¸ ilavelerin İbrahim Tennûrî'ye ait olduğunu söylemek gerekiyor.


Diğer şiir ise Tennurî'de: “Dilber cemâlin göreli /Dilde karârım kalmadı/Kırıldı sabrım şîşesi/Nâmûs u ‘ârım kalmadı” dörtlüğüyle¸ Yunus Emre de ise “Anun cemâlin göreli dilde karârum kalmadı/Usandı şabrum şişesi namus u ‘ârum kalmadı” beytiyle başlayan şiirdir. Tatçı'nın hazırladığı çalışmada bu şiir Âşık Yunus'a ait gösterilmektedir. Bu şiirlerden Yunus adına kayıtlı olanı altı kıta¸ Tennurî'ninki yedi beyittir. Bunu dörtlüğe çevirdiğimizde yedi kıta yapar. Buna göre iki şiir arasında bir kıtalık bir fark vardır.


İşte bu iki şiirde görülen durum da gösteriyor ki Tennurî¸ tamamen Yunus Emre yolunda bir şairdir. Öte yandan önceden de söylediğimiz gibi “Âşık” mahlasını kullanması da bu yakınlığın bir tezahürü sayılabilir. Zira Yunus Divanı'nda da Âşık mahlaslı şiirler vardır. Bunları ister Âşık Yunus'a mâl edelim istersek Âşık'ı Yunus Emre'nin mahlaslarından biri olarak görelim¸ durum değişmez. Tennurî¸ kullandığı mahlasla da Yunus Emre hayranı ve takipçisi olduğunu göstermektedir. Diğer yandan Hacı Bayram¸ Eşrefoğlu¸ Akşemseddin geleneğinden gelmiş olması da onun Yunus'a ilgisi konusunda özel bir sebep sayılabilir.


Yunus'un yazdığı bir şiire aynı vezinde eklemeler yapacak kadar bir Yunus takipçisi olan Tennurî'nin görebildiğimiz diğer şiirlerinde de benzerlikler söz konusudur. Bunlar¸ tasavvufun bütün sufî şairlerce kullanılmış ortak terminolojisinin bir sonucu olarak görülebilir. Ama bu sonucu değiştirmez. Sufî şairlerin hemen hepsi¸ Yunus'u bir pir kabul ettikleri için onun sesini¸ duyuşunu kendi şiirlerinde yansıtmaya çalışarak bir değer kazanmaya çalışmışlardır. İşte İbrahim Tennurî de bu şairlerden biridir.

Sayfayı Paylaş