HİKMETLİ MENKIBELER

Somuncu Baba

“Muâviye b. İyâs'ın yanında oturuyordum ve konuşuyorduk. Konuşma arasında birisi bahis mevzûu olmuş. Ben de onun aleyhinde bir şey- ler söylemiştim; İyâs sordu: “Bu yıl düşmanlarla gazâya çıktın mı?” “Hayır!” dedim. “Demek ki¸ dedi¸ düşmanlar elinden kurtulduğu halde Müs- lüman kardeşin dilinden kurtulamadı.

Allah dostlarının hikmetli sözleri¸ hatıraları¸ özlü kelamları bir hikmete mebni ve dilden dile anlatılarak insanların gönüllerine irşad güzelliği sunan özelliklere haizdir. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri manevi kemâli¸ içinde yetiştiği tasavvufi muhit¸ tasavvufi eserlerle¸ sohbetlerle hemhâl olması bakımından birçok Allah dostunun menkıbesini not etmiş¸ sohbetlerinde de nakletmişlerdir. Bu yazımızda buna bir kaç örnek vereceğiz. Hulûsi Efendi Hazretlerinin notları arasında rastladığımız Cüneyd-i Bağdadî Hazretleriyle ilgili bir menkıbe şöyledir:
 
Nihâyet kendisini bir subaşında buldum. Oturmuş¸ suya düşen yaprakları topluyordu. Selam verdim¸ "Merhaba Cüneyd!" dedi. Sonra sordu: "Tekrarlayacak mısın?" "Hayır!" dedim. "Öyle ise Allah hepimizi bağışlasın."cümleleriyle tamamlanan menkıbeyi nakledelim:


Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri Anlatıyor


Caminin avlusunda oturmuş¸ bir cenazenin namazını kılmak için bekliyordum. Halk da bekliyordu. O ara zahid olduğu bilinen bir fakiri gördüm. Ne yazık ki dileniyordu. Kendi kendime: "Şu adam bir iş yapsa da kendini korusa. Dilenmekten vazgeçse daha iyi olurdu!" dedim.


Cenaze namazını kılıp işlerimi bitirdikten sonra evime gittim. Her zaman yaptığım gibi Kur'an okuyup¸ namaz kılacaktım. Fakat bunlar bu akşam bana ağır geliyor ve birini yapmaya güç yetiremiyordum. Üzerimde büyük bir ağırlık¸ uyuşukluk ve halsizlik vardı. Uyumaya çalıştım. Olmadı. Miskin miskin otururken kendimden geçmişim. Bir de ne göreyim¸ bana bir sofra hazırlanmış.


-Buyurun¸ denildi. Etinizi yiyin. Çünkü bugün bir kardeşinizin aleyhinde bulundunuz.


Bu et insan etiydi.


Vaziyeti anladım ve cevap verdim.


-İyi ama ben onun aleyhinde düşündüm. Fakat bu düşüncemi kimseye söylemedim.
Şu karşılığı aldım:


-Dediğin doğru. Fakat senin durumundakiler için durum farklı.


Sordum:


-Ne yapayım?


Şöyle karşılık verdiler:


-Koş¸ o kimseyle helâlleş!


Korkuyla uyandım. Abdest alıp namaz kıldım ve Kur'an okudum. Sonra yattım.


Sabahleyin namazdan sora ilk işim sokağa çıkıp aleyhinde olumsuz düşündüğüm kişiyi arayıp bulmaktı. Epeyce bir aramadan sonra onu bir su başında buldum. Oturmuş suya düşen yaprakları seyrediyordu. Selam verip yanına oturdum.


-Merhaba Cüneyd¸ dedi. Sonra da sordu:


-Hatanı tekrarlayacak mısın?


-Hayır¸ dedim.
 
Velî Bir Zat: Behlül Dânâ
Hâlin ne olur diye düşündüm."
 
-Öyle ise Allah hepimizi bağışlasın!


Bu menkıbenin özetini not eden Hulûsi Efendi Hazretleri devamında şu notlara da yer verir:


Süfyân b. Hüseyin Anlatıyor


"Muâviye b. İyâs'ın yanında oturuyordum ve konuşuyorduk. Konuşma arasında birisi bahis mevzûu olmuş. Ben de onun aleyhinde bir şeyler söylemiştim; İyâs sordu: "Bu yıl düşmanlarla gazâya çıktın mı?" "Hayır!" dedim. "Demek ki¸ dedi¸ düşmanlar elinden kurtulduğu halde Müslüman kardeşin dilinden kurtulamadı.


El-hâsıl¸ Müslüman kardeşim¸ bu beyân edilen cümleden anlaşılıyor ki¸ gıybet şân-ı insâniyyete lâyık olmayan en kötü¸ en iğrenç bir harekettir. İnsanların bilerek veya bilmeyerek işlediği bu çirkin hareket¸ hâşâ câmi-i şerîften¸ hayvanlarda bile yoktur. Cenâb-ı Vâcibü'l-vücûd hepimizi tevfîkât-ı sübhâniyyesine mazhar buyursun. Âmîn."


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretlerinin notları arasına rastladığımız bir menkıbe kahramanı da Behlül Dânâ Hazretleridir.
Behlül Dânâ; Halife Hârûn Reşîd zamanında yaşayan ilahî aşk cezbesiyle meczub ve velî bir zâttır. Asıl ismi Ebû Vüheyb bin Ömer Sayrafî'dir. Doğum târihi kesin olarak bilinmemektedir. Kûfeli olduğu halde Bağdâd'da yaşamış ve 190 (m. 805)'de vefât etmiştir. Hârûn Reşîd'in kardeşi olduğuna dair rivâyetler varsa da bunun aslı yoktur. Herkese ders olacak hikmetli sözleri çok meşhûrdur. Hârûn Reşîd'e nasîhat verirdi.


Behlûl'den Hikemî Bir Fıkra


"Bir gün Hârûn Reşîd'in sarayına varır. Kendisi hareme gitmiş olduğundan tahtını boş bulur ve o anda hâlî (boş) bulunup Hârûn'un makâmına çıkar¸ tahtına oturur. Hâdimler halîfenin yerinde Behlûl'ü görünce şaşkınlıkla hemen yakalayıp şiddetle döğmeye koyulurlar. Behlûl feryâd ederek ağlamaya başlar. Bunun feryâdını içeriden işiden Hârûn koşarak gelir¸ ellerinden alır. "Yoksa çok mu döğdüler? Fazla ağlıyorsun." demesine cevâben¸ "Yok¸ senin için ağlıyorum. Bir dakîka bir kere oturdum bu kadar dayak yedim¸ Allah muînin olsun." cevabını verir."


Hulûsi Efendi Hazretlerinin notlarından yukarıda bir kısmını arzettiğimiz Behlül Danâ menkıbesini¸ günümüz okuyucusunun anlayacağı şekilde özetleyerek birlikte okuyalım:


Hz. Behlül bir gün Hârûn Reşîd'in taht odasını boş buldu ve çıkıp tahta oturuverdi. Bunu gören askerler onu kamçı ile dövmeye başladılar. Askerler vurdukça o;


"Vah Hârûn Reşîd. Vah Hârûn Reşîd!" diyordu.


O esnâda halîfe geldi ve manzara karşısında donup kaldı. Askerleri uzaklaştırdıktan sonra;


"Ey Behlül! Bu ne hâl?" diye sordu. Behlül;
"Senin için ağlıyorum. Burada tahtı boş bulup bir an oturdum. Bu kadar kırbaç yedim. Sen ise senelerdir bu tahtın üzerinde oturuyorsun.
 
Hârûn Reşîd;


"Peki ne yapmam lâzım?" dedi. Behlül;
"Mademki bu yükün altına girdin. Zulme meyletme. Adalet üzere ol. Böylece tahtında otur." buyurdu.


"Yine bir gün Hârûn Reşîd sevgili câriyesi Zübeyde Hanım'la sarayını bahçesini gezmeye çıkarlar. Bahçenin bir tarafında çocuklar gibi bir şeyler yaptığını görünce yanına varırlar. "Behlül bu hâl niye? Ne yapıyorsun?" der. "Cennet evi yapıyorum." deyince¸ "Zübeyde Hanım'a satar mısın?" "Evet¸ satarım." der. "Fiyatı nedir?" Behlül: "Bir dînâr." Zübeyde Hanım'a bir altın verir.  Hârûn  ise  istihzâ ederek geçer. O akşam Hârûn bir rü'yâ görür; kıyâmet kâim olmuş¸ feriştehler halkı ce(he) nneme tutup sürüklemekdedir. Nihâyet sıra Zübeyde ile Hârûn'a gelir. Zübeyde'nin…" diye devam eden cümleleri güncelleyerek sizlere aktaralım:


Behlül Dânâ Hazretleri bir gün kumlarla¸ çer çöple ev-köşk yapıyordu¸ gören oyun oynuyor zannederdi. Harun Reşid yanından geçerken sordu:


-Ya Behlül ne yapıyorsun?


-Cennette evler-köşkler yapıyor satıyorum.


-Peki kaça satıyorsun?


-Bir altına.


Harun Reşid¸ bizim kardeşe yine bir şeyler oluyor¸ diyerek gitti. Ertesi günü Harun Reşid'in hanımı da gördü¸ o da sordu:


-Behlül ne yapıyorsun?


-Cennet için ev yapıp satıyorum.


-Peki kaça satıyorsun?


-Bir altına.


-Peki al bir altını.


Akşam Harun Reşid rüyasında Cennette bir köşk gördü¸ güzel mi güzel¸ çok beğendi¸ dedi ki bu köşk kimin? (Hanımınızın) dediler. Ertesi gün gördüğü rüyanın tesiriyle Behlül Dânâ Hazretlerini aradı. Baktı ki aynı yerinde yine kumlardan¸ çer çöpten evler-köşkler yapıyor. Harun Reşid sordu:


– Ne yapıyorsun?


– Cennette ev-köşk yapıyorum.


– Peki kaç para?


– Bin altın.


– Dün bir altın diyordun bugün bin altına çıkarmışsın. Bunun sebebi ne?
– Hanımınız dün görmeden bir altına aldı. Ama sen gördükten sonra istiyorsun. Onun için bin altın bile az diye cevap verdi.


Behlül ve Hikmetli Öğütler


Bir gün Hârûn Reşîd¸ Behlül Dânâ Hazretleri ile görüşmek¸ hikmetli sözlerini duymak istedi. Bu şekilde adamlarını gönderip Behlül'ü getirmelerini söyledi. Gidenler Behlül'ü boş bir mezar içinde uyur buldular. Uyandırdıklarında;
 
"Ey mü'minlerin emîri! Benim hükümdarlığım ile seninki arasında ne fark var. Ben gözlerimi açınca hayat buldum. Sen gözlerini kapayacak olsan ebediyen emirlikten düşecek saltanatından olacaksın ve nedamet¸ pişmanlık günün başlayacak. O halde hangimizin hükümdarlığına itibar yoktur sen söyle" dedi.


Bunun üzerine Hârûn Reşîd söyleyecek söz bulamadı.


Bir gün Behlül Dânâ Hazretlerini kabristanda gördüler. Ayaklarını kabir taşları arasına sokmuş toprakla oynuyordu.


Kendisine;


"Ey Behlül ne yapıyorsun?" diye sordular. Onlara gâyet sâkin olarak:
 
"Siz ne yaptınız. Beni padişahlık makamından indirdiniz. Şimdi ben ne yapacağım." dedi.


Görevliler gidip bu sözleri halifeye bildirdiler. Hârûn Reşîd onun bu hâline bir mânâ veremedi¸ huzuruna geldiğinde:


"Ey Behlül! Bu ne iş? Sen hangi padişahlıktan indirildin?" dedi.


O¸ bu soru üzerine:


"Ey Halife! Rüyamda kendimi hükümdar olmuş gördüm. Tahtımda oturuyordum. Hizmetçilerim vardı. Saltanat ve ihtişam içinde idim. Lâkin senin adamların beni uyandırdı ve tahtımdan oldum."


Bu sözlere Hârûn Reşîd güldü ve:


"Ey Behlül! Rüyadaki padişahlığa itibar olur mu?" dedi.


Bunun üzerine Behlül Hazretleri;
"Bana eziyet etmeyen¸ gıybetimi yapmayan insanlarla oturup sohbet ediyorum. Bunlar sağ olanlardan daha emin." diye cevap verdi.


Kabristanlığın Kapısında Beklemek


Bir gün Behlül Dânâ'nın evine hırsız girmiş¸ evde ne bulduysa alıp götürmüştü. Doğruca kalkıp kabristanlığa gitti ve kapısına oturdu. Bunun farkına varanlar başına toplanıp;


"Niçin hırsızın peşinden gitmedin de buraya geldin?" dediler.


Onlara:


"Yolunu şaşırmış o adamcağızı burada bekliyorum." diye cevap verdi.


Bu söze oradakiler kahkaha ile güldüler ve:


"Hay Allah iyiliğini versin¸ o adamın burada işi ne?" dediler.


Bunun üzerine Behlül Hazretleri:


"Siz hiç merak etmeyin o mutlaka bu kapıya gelecek. Ecel onu buraya getirecektir." buyurdu. Bu sözler üzerine herkes derin düşüncelere daldı.

Sayfayı Paylaş