EDEBİYATIMIZDA MANZUM HADİSLER

Somuncu Baba

“Hadis” kelimesi terim olarak Hz. Peygamber (s.a.v.)'e nispet edilen söz¸ davranış ve hareketler” anlamına gelse de biz onu daha çok “Hz. Peygamber (s.a.v.)'in sözleri” olarak anlamaktayız. Bu sözler¸ şüphesiz bir ihtiyacın sonucu olarak söylenmiştir. Zira Kur'an-ı Kerim'in Peygamberimiz (s.a.v.)'e inzal olunan âyetlerini açıklamak ve bu konuda sorulan sorulara cevap vermek bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştı. Buna göre¸ hadisler¸ mü'minler için ayet-i kerimelerden sonra itibar edilmesi gereken ikinci temel kaynak özelliği taşımaktadır.


“Hadis” kelimesi terim olarak Hz. Peygamber (s.a.v.)'e nispet edilen söz¸ davranış ve hareketler” anlamına gelse de biz onu daha çok “Hz. Peygamber (s.a.v.)'in sözleri” olarak anlamaktayız. Bu sözler¸ şüphesiz bir ihtiyacın sonucu olarak söylenmiştir. Zira Kur'an-ı Kerim'in Peygamberimiz (s.a.v.)'e inzal olunan âyetlerini açıklamak ve bu konuda sorulan sorulara cevap vermek bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştı. Buna göre¸ hadisler¸ mü'minler için ayet-i kerimelerden sonra itibar edilmesi gereken ikinci temel kaynak özelliği taşımaktadır.


Hadisler¸ ilk zamanlarda ayetlerle karışmaması için yazılmıyordu. Fakat daha sonra sahabiler¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'den duydukları hadisleri yazmaya başladılar. Zaman içinde “uydurma hadisler”in de ortaya çıkması üzerine hadislerin toplanması bir zaruret halini aldı. Emevi halifesi Ömer b. Abdülaziz devrinde ve onun emriyle başlayan bu gelenek bir taraftan dinin ikinci temel kaynağı olan Buhari¸ Müslim¸ Ebu Davud… gibi temel hadis külliyatlarının ortaya çıkmasını sağlarken öte yandan da bu konu edebiyatımıza da yansıdı. Mensur hadis metinlerinin yanı sıra şairlerimiz de hadisleri manzum halde yazmaya/söylemeye başladılar. Böylece edebiyatımızda bir “manzum hadis geleneği” oluştu.


İslâm kültüründe de kırk¸ seksen¸ yüz¸ beş yüz bin gibi sayılara önem verilmekteydi. Bu durum hadislerle ilgili çalışmalara da yansımakta gecikmedi ve ortaya hem mensur hem de manzum olarak düzenlenmiş hadis mecmuaları çıkmaya başladı. Bunlar arasında özelikle “Kırk Hadis Mecmuaları” çok meşhur oldu. “Hadis-i Erbain” olarak bilinen bu hadislerin doğuşunda ve yaygınlık kazanmasında Hz. Peygamber (s.a.v.)'in: “Kim ümmetimden din işlerine dair kırk hadis ezberlerse; Allah onu fakihler ve âlimler topluluğu içinde diriltir.” şeklindeki İmam-ı Nevevi'nin naklettiği hadiş çok etkili olmuştur. Böylece bu hadisin belirttiği müjdeye mazhar olmak¸ diğer yandan dinin bu temel hadislerle tebliği ortaya çok sayıda kırk hadis mecmularının çıkmasına neden olmuştur.


Bu geleneğe önceleri Arap ve İran edebiyatında rastlanırken daha sonraları Türkçede de bu tür çalışmalar yapılmaya başlandı. Ortaya çıkan ilk çalışma XIV. Asırda Mahmud b. Ali'nin Nehcü'l Feradis'ten yapılan tercümedir. İkinci kırk hadis tercümesi ise XV. asrın ilk yarısında Kemal Ümmî tarafından yapılan “Kırk Armağan” isimli çalışmadır. İşte bu gelenek daha sonraları Nevaî¸ Hazinî¸ Usulî¸ Melamî Dede¸ Latifi Hakanî¸ Ankaralı İsmail Rusuhî¸ Nâbî¸ Bursalı İsmail Hakkı¸ Münif¸ Köstendilli Şeyhî¸ Fuzulî gibi şairlerce neredeyse hiç kesintiye uğratılmadan XX. asra kadar sürdürülmüştür. Konunun nasıl gerçekleştirildiğini görebilmek için bu çalışmalardan kimi örnekleri analım:


Bunlardan ilki Fuzulî'ye ait olanıdır. “İnsana her işittiğini başkasına söylemek günah olarak yeter.” şeklinde Türkçeye çevrilen hadiş Fuzulî'nin dilinde şiire şu şekilde dönüşür:


Kişiye ol güneh yeter ki dili


Şule-i şer olup zebâne çeker


Sedef-i sem'ine düşen güheri


Çıkarub rişte-i beyâna çeker


Bir diğer örnek ise Usulî'nin¸ “Kolaylaştırınız¸ güçleştirmeyiniz; sevdiriniz¸ nefret ettirmeyiniz.” hadisi için yaptığı şu manzum çalışmadır:


Ger nasihat veresin bir mü'mine ey amel-i ilm


Söyle âsânın tarikin anma yolun zahmetin


Din yolu güçdür deyu ürkütme anın gönlünü


Ver beşaretler beyan eyle Huda'nın rahmetin.


Cumhuriyet devrinde de yine benzer çalışmaların yapıldığına tanık olmaktayız. Babanzâde Ahmet Naim Bey¸ Hasan Basri Çantay¸ Ahmet Hamdi Akseki gibi isimler¸ kırk hadis tercümeleri yapmışlardır. Tabii ki bunlar mensur çalışmalardır. Bizim asıl üzerinde durmak istediğimiz çalışmalar ise manzum olanlardır. Zira bu dönem şiirimizde münacat¸ naat… gibi İslâmî türlerde meydana gelen azalma kendisini manzum hadisler konusunda da göstermiş¸ bir zamanlar Nâbî¸ Fuzulî¸ Usulî¸ Münif gibi şairlerin ortaya koydukları manzum hadis çalışmaları neredeyse görülmez olmuştur. Fakat örnekleri şimdilik fazla olmasa bile kimi çalışmalar da yapılmamış değildir.


Bu bağlamda sözünü edeceğimiz ilk ve kendi neslinden tek şair¸ Cumhuriyet devri Türk şiirinin güçlü ismi Necip Fazıl Kısakürek'tir. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in hayatını manzum olarak anlattığı “Esselam (Mukaddes Hayattan Levhalar)” isimli eserinin sonuna “101 Hadis Tercümesi” ekleyerek bu sahadaki en önemli çalışmayı gerçekleştirmiştir. Beyit esasına göre yapılan bu çalışmada hadisler¸ iman-hakikat-akıl-hikmet-ahlak-doğruluk-hak-adalet gibi başlıklar altında bir araya getirilmiştir. Örnek vermesi açısından burada birkaç tanesini aktaralım.


Allah ne yüze¸ ne mal dolu ele bakar;


İhlâs ile yoğrulmuş kalbe¸ amele bakar.



Yeter Allah'tan korkmak¸


Eğer gaye ilimse;


Ve cahil kalmak için


Yeter güvenmek nefse.


Cumhuriyet devrinde Enver Tuncalp de bu tür bir çalışma yapan bir şairdir. Çocuklara şiir yoluyla hadisleri öğretmek amacıyla yaptığı manzum hadisler çalışmasında 1001 hadisi nazmen tercüme etmiştir. Bu çalışma daha önce de ‘Nur Harmanı' adlı kitabında da yer almıştır. Bu tercümeler hakkında fikir vermesi için de şu iki örneği buraya alıyoruz:


Haz bul iman tadından Allah'tan kork ve eğil


Kötülüğün ardından iyilik yap onu sil


…


Başkasının yanında


Yapamadığı işi


Yalnız kaldığı anda da


Yapmamalıdır kişi


Konuyla ilgili bir fikir vermesi için adını anacağımız bir çalışma ise daha genç kuşaktan bir şair tarafından yapılan çalışmadır. Bu çalışma aynı zamanda İslâmî ilimler konusunda bir akademisyen de olan şair Âlim Yıldız'ın yaptığı “Kırk Hadis” çalışmasıdır. Bu eser her şeyden önce adıyla önemlidir. Zira bu çalışma manzum olarak bu devirde yapılan çalışmaların bir ilkini teşkil eder. N. Fazıl ve M. Asım Köksal¸ hadisleri eserleri içinde bir ek bölüm olarak yaparken Âlim Yıldız¸ bunu “müstakil bir kırk hadis” çalışması olarak gerçekleştirmiştir. Eserin bir diğer özelliği ise kitapta nazma çevrilen hadisin hem Arapçasının¸ hem de nesir olarak Türkçesinin bulunmasıdır. Böylece¸ yapılan nazım çalışması¸ hadisin orijinali ile karşılaştırabilme imkânını ortaya çıkarmaktadır. Bize bir fikir vermesi açısından bu çalışmadan da bir kaç örnek aktaralım. Mesela; “Mü'minlerin imanca en mükemmeli¸ onların en ahlaklı olandır.” şeklinde Türkçeye çevrilen hadiş şu şekilde nazma çekilmiştir:


Güzel ahlak güzelliğin temeli


İnsanın iyisi gönül alanıdır


İmanca mü'minin en mükemmeli


En güzel ahlaka sahip olanıdır.


Bir başka örnek de¸ “Kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa misafirine ikram etsin.” hadisiyle ilgili şu manzumedir:


Yalnız başına oturma yemeğe


Böyle yapmamıştır ashâb-ı kiram


İnandınsa Allah'a âhirete


Tanrı misafirine eyle ikram


Asırlar boyunca pek çok şairimizin sürdürdüğü¸ Cumhuriyet devrinde ise nazım olarak Necip Fazıl ve Âlim Yıldız'ın gerçekleştirdiği bu çalışmalar¸ bir zamanlar sona erdiği sanılan bir edebiyat türünün ihya edilmesi¸ yeniden gündeme gelmesi açısından son derece önemlidir. Bu durum¸ hem geleneksel edebiyatın günümüz edebiyatına etkisinin devamı açısından hem de hadisler konusundaki duyarlılığın çağdaş şiirimizin muhtevasına katılması yönünden son derece dikkate değer çalışmalardır. Manzum hadisler konusundaki bu geleneğin yeni çalışmalarla devam ettirilmesi bu açıdan çok faydalı olacaktır.

Sayfayı Paylaş