BİR UMRE ZİYARETİ BİR MEDİNE MUHABBETİ

Somuncu Baba

"Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı Hamid Hamideddin Ateş Efendi ile beraber altı yüz kişilik ziyaretçi grubunda¸ yürekler ayrı bir sevinç¸ ayrı bir huzur içerisindeydi. Medine-i Münevvere'de Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'i topluca ziyaret ederken duyulan manevî haz unutulmaz bin andı. "


21 Mart 2016-4 Nisan 2016 tarihleri arasında 15 günlük umre ziyaretinde Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı Hamid Hamideddin Ateş Efendi ile beraber altı yüz kişilik ziyaretçi grubunda¸ yürekler ayrı bir sevinç¸ ayrı bir huzur içerisindeydi. Medine-i Münevvere'de Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'i topluca ziyaret ederken duyulan manevî haz unutulmaz bin andı. Hz. Ebubekir (r.a.)¸ Hz. Ömer (r.a.) ve Cennetül-Baki'deki sahabî efendilerimizi ziyaret bir yüce ikramdı. Medine'de namaz¸ Kur'an tilaveti gibi ibadetlerle günlerimiz geçerken güzel sohbet ortamları da oluyordu. Neccaroğulları'ndan Abudurrahman Efendi'nin Hamideddin Efendi'yi evine davet etmesi¸ karşılaması¸ teşrifine mevlid tertibi ve ikramları ayrı bir yazı konusu… Bu yazımızda Medineli âlimlerden Seyyid Abdullah Efendi ve Seyyid Ziyaeddin Efendilerin iştirak ettiği bir sohbetle birlikte umre ziyaretinin genel hatlarına değinmeye çalışacağız.


Medine-i Münevvere'de; Kuba Mescidi¸ Kıbleteyn Mescidi¸ Uhud ve Hendek Savaşlarının yapıldığı mekânları ziyaret etmekle Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in hayatının geçtiği mekânların havasını teneffüs ettik. Zamanımızın çoğunu Mescid-i Nebi'de ibaretle geçirmeye çalıştık.


Medine ziyaretimizin ardından ihramlara bürünüp Mekke'ye doğru yola koyulunca yine Peygamberimiz (s.a.v.)'in hicreti esnasında geçmiş olduğu yolları görerek Kâbe-i Muazzama'ya vasıl olduk. Umre vazifemizin tamamlanmasından sonra Mekke'deki günlerimiz de tavaf¸ namaz merkezli olarak değerlendiriliyordu. Kıblemiz olan Kâbe-i Şerif'i topluca tavaf ettiğimiz an ise hafızlardan silinmeyecek bir hatıra olarak resmedildi. Sevr Dağı¸ Hira Dağı¸ Arafat¸ Müzdelife¸ Mina¸ Şeytan taşlama mekânlarını gezmekle de Mekke'deki ziyaretlerimizi tamamladık. On beş günlük kutlu seferde birçok hatıra yaşandı. Bu yazımızı bu hatıraların belki de en güzeline¸ Medie-i Münevvere'deki bir sohbete hasredelim.


Medineli âlimler Abdullah Efendi ve Ziyaeddin Efendilerin¸ 24 Mart 2016 tarihi akşamı Medine-i Münevvere'de Es-Seyyid Hamid Hamideddin Efendi'yi ziyaretlerindeki muhabbetli kelamlarını nakledelim.



Ziyaeddin Efendi Sohbete Şöyle Başladı:


“Biz buraya sadat-ı kiramdan¸ ehl-i beytten bereket almaya geldik. Hiç aklımızda¸ fikrimizde konuşma yoktu. Seyyid Hamideddin Efendi izin verdiği için konuşuyoruz. Merhume annem de merhume hanımım da Türk'tü¸ onlardan öğrenebildiğim kadarıyla biraz Türkçe biliyorum. Duygularımızı dile getireceğim. Babam Seyyid Ömer (Allah rahmet eylesin) gerek Seyyid Hulûsi Efendi'ye gerekse evladı Seyyid Hamideddin Efendi'ye çok muhabbet duyardı. Biz o muhabbetin devamı için bugün ziyaretlerine geldik. Babam derdi ki: ‘Seyyid'in ecdatlarının manevî sırları ve bereketlerinin hepsi Seyyid'e geçmiştir. Kıyamete kadar da bu haneden devam edecektir. Şimdi siz nurlu yüzler bu bereketten istifade eden bahtiyarlarsınız. Medine'de 18 yıl imamlık yapan kardeşim Abdullah ile birlikte sizi tebrik ediyoruz. Ne mutlu sizlere…


Seyyid'le birlikte umre ziyareti yapıyorsunuz¸ bereketli bir yolculuktasınız. Babam¸ büyüklerden¸ bir âlimden şöyle bir kelam naklederdi: ‘Eğer mürşid-i kâmil bulamazsanız Türklerin edeplerinden örnek alınız. Bu size kâfidir.' Hem mürşid-i kâmil hem Türk edep ve ahlakı Seyyid'de cem olmuş ne mutlu sizlere!


Allah rahmet eylesin¸ babam Seyyid Ömer Medine-i Münevvere sevdalısıydı. Bizi daima edepli olmak konusunda uyarırdı. Sizlere de Medine-i Münevvere'yi¸ Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)'i¸ mübarek ziyaret fırsatı bahşedildi Seyyid'le beraber¸ elhamdülillah.


Siz üç yönden şanslısınız: Birincisi; Peygamberimiz (s.a.v.)'i ziyaret ettiniz. İkincisi; Seyyid'in riyasetinde bu kutlu ziyareti yaptınız. Üçüncüsü ise; siz umre vazifenizi yaptıktan sonra Türkiye'ye¸ Darende'ye döneceksiniz. Peygamberimiz (s.a.v.)'in kokusunu taşıyan neslinden¸ Seyyid Hamideddin Efendi ile birlikte döneceksiniz. Kim Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in kokusunu hissetmek istiyorsa bu Efendi'nin kapısında dursun.


Elhamdülillah¸ bundan üç yıl önce Seyyid bizim evimizi teşrif etti. Kokusu şimdiye kadar evimizde devam etti. Biz böyle hissediyoruz. Zaten kendileri geldiği zaman da Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri'nin kokusunu hissettik. Üç senedir her bahar mevsimsinde¸ Efendi Hazretleri umreye geldi mi diye soruyoruz. Hatta kardeşimle istişare ettik; biz özledik olmazsa biz Darende'ye gidelim dedik. Elhamdülillah¸ Efendim geldi¸ muradımız hâsıl oldu. Büyük bir müjde¸ büyük bir şeref¸ devamlı siz Hazret'le berabersiniz.”


Bu arada H. Hamideddin Efendi; “İnşallah sizleri de Darende'ye bekler orada misafir etmek isteriz.” buyurdular.



Seyyid Ziyaeddin Efendi Sohbete Devam Etti…


“Kardeşim Abdullah'ın hanımı Tokatlı Mustafa Haki Hazretleri'nin torunlarındandır. Bahattin ve Nurettin Efendi'nin ailesindendir. Buraya geldiğinizi¸ sizi ziyaret edeceğini akrabalara telefonla bildirince¸ hepsi hürmetlerini sunmuşlar.


2013 yılında Efendi Hazretleri bizi teşrif ettiğinde kardeşim Abdullah Ankara'da resmî işlemleri yürütüyordu. O ziyaretten bir kareyi telefonuna gönderdim. Orada işlemlere yardımcı olan yüksek dereceli memur arkadaşa¸ kardeşim fotoğrafı gösterince hemen ayağa kalkıp hürmet gösterdiğini gördü. Biz biliyoruz ki Seyyid Hamideddin Efendi'nin ricasını hiç kimse geri çevirmez. Bir selamı gittiğinde bütün devlet kademelerindeki görevliler ona ihtiram eder¸ mutlaka arzusunu yerine getirirler.


Bizim bu huzurda konuşmamamız gerekiyor ama Hazret'in müsaadesiyle konuşup gerçekleri dile getirmemiz gerekiyor.


Bu hakikatleri Medine'deki dostlarımızın dile getirmesi çok önemli diye buyurdular.


Türkiye'deki Müslümanlara¸ ihvanlara hep selam ediyoruz. Biliyoruz dinî cemaatler ve değişik tasavvuf yollarını takip edenler var ama Seyyid Osman Hulûsi Efendi ve Seyyid Hamideddin Efendi gibi ilim ve tasavvufu bir arada götüren iki kanatlı kuş gibi maneviyat semasında süzülen böyle bir lider böyle bir Şeyh Efendi yoktur. Böyle zatların sayısı günümüzde çok az. İhvanları¸ hanımları¸ beyleri gönülden bağlıları tebrik ediyoruz.



Melekler Bu Güzel Sohbet ve Zikir Meclisine Bakıyorlar


Peygamberimiz (s.a.v.)'in bir müjdesi mealen şöyledir: ‘Ehl-i beyt yeryüzünün güvenliğidir.' Ehl-ibeyt¸ dağlar gibi yeryüzünü tespit ediyor. Peygamberimiz; ‘Benden sonra size iki şey bıraktım. Eğer bu iki şeye yapışırsanız hiç dalalete düşmezsiniz. Biri kitabullah ikincisi de sünnetim.' veya başka bir rivayette ‘itrati¸ yani soyumdan gelen ehl-i beytim.' buyuruyor. Bunları tutarsanız sapıklığa düşmezsiniz¸ cehalet ve fitne görmezsinsiz.


Bir şair diyor ki;


Bir kelp ehl-i kehf ile beraber oldu onlardan ayrılmadı onlarla arkadaş oldu diye


Allahu Teâlâ ona büyük bir şan vererek onu Kur'an-ı Kerim'de zikretti


Ben de ehl-i beytle beraber olursam onların yanında bulunursam


Asla mahzun olmam kadr ü kıymetim yücelir ben de değer kazanırım


Şimdi melekler bu güzel sohbet ve zikir meclisine bakıyorlar.


Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah(s.a.v.) şöyle buyurdu:


‘Allahu Teâlâ'nın yollarda dolaşıp zikredenleri tespit eden melekleri vardır. Bunlar Cenâb-ı Hakk'ı zikreden bir topluluğa rastladıkları zaman birbirlerine ‘Gelin! Aradıklarınız burada!' diye seslenirler ve o zikredenleri dünya semâsına varıncaya kadar kanatlarıyla çevirip kuşatırlar. Bunun üzerine Allahu Teâl⸠meleklerden daha iyi bildiği hâlde yine de onlara:


– Kullarım ne diyor¸ diye sorar. Melekler:


– Sübhânallah diyerek seni ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzih ediyorlar¸ Allahu ekber diye tekbir getiriyorlar¸ sana hamd ediyorlar ve senin yüceliğini dile getiriyorlar¸ derler. Konuşma şöyle devam eder:


– Peki¸ onlar beni gördüler mi ki?


– Hayır¸ vallahi seni görmediler.


– Beni görselerdi ne yaparlardı?


– Şayet seni görselerdi sana daha çok ibadet ederler¸ şânını daha fazla yüceltirler¸ ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni daha çok tenzih ederlerdi.


– Kullarım benden ne istiyorlar?


– Cennet istiyorlar.


– Cenneti görmüşler mi?


– Hayır¸ yâ Rabbi! Vallahi onlar cenneti görmediler.


– Ya cenneti görseler ne yaparlardı?


– Şayet cenneti görselerdi onu büyük bir iştiyakla isterlerdi¸ onu elde etmek için büyük gayret sarf ederlerdi.


– Bunlar Allah'a neden sığınıyorlar?


– Cehennemden sığınıyorlar.


– Peki¸ cehennemi gördüler mi?


– Hayır¸ vallahi onlar cehennemi görmediler.


– Ya görseler ne yaparlardı?


– Şayet cehennemi görselerdi ondan daha çok kaçarlar¸ ondan pek fazla korkarlardı.


Bunun üzerine Allahu Teâlâ meleklerine:


– Sizi şahit tutarak söylüyorum ki¸ ben bu zikreden kullarımı bağışladım¸ buyurur. Meleklerden biri:


– Onların arasında bulunan falan kimse esasen onlardan değildir. O buraya bir iş için gelip oturmuştu¸ deyince Allahu Teâlâ şöyle buyurur:


– Orada oturanlar öyle iyi kimselerdir ki¸ onların arasında bulunan kötü olmaz.'


Yine Ebû Hüreyre ile Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:


‘Bir topluluk Allah'ı zikretmek üzere bir araya gelirse melekler onların etrafını sarar; Allah'ın rahmeti onları kaplar; üzerlerine sekînet iner ve Allahu Teâlâ onları yanında bulunanlara över.”


Bu arada H. Hamideddin Efendi¸ gün içerisinde bir arkadaşın¸ “Efendim bu kadar hata ve günahımızla hâlimiz nicedir. Rabb'imiz bizleri bağışlayıp affeder mi?” sorusuna binaen¸ bu minvalde bir cevap verdiklerini söyledi.


Ziyaeddin ve Abdullah Efendi; “Efendim sizin böyle bir konuyu görüştüğünüzden vallahi haberimiz yoktu. Demek ki gönüller berber. Siz bize gönülden haber vermişsiniz. Seyyid'in kelamını bir hadis-i şerifle bize tasdik ettiren Rabb'imiz ikramı¸ sizin muhabbetinizin gönlümüze yansımasıdır. Bizim¸ zahiren sizin bugün konuştuğunuz konudan haberimiz yok ama siz bize kalben haber etmişsiniz.” dediler.



Elhamdülillah Seyyid Gibi Bir Büyüğünüz Var


Abdullah Efendi de şöyle konuştu; “İslâm âleminde çok fitneler var. Seyyid gibi büyük zatların sayısı çok az. Böyle örnek insanlar dünya üzerinde pek kalmadı. Onun için tutunuz¸ sarılınız¸ ilgileniniz¸ itaat ediniz¸ bırakmayınız. Bu zaman¸ fitneler zamanıdır. Eğer büyüğünüz yoksa hâliniz yamandır. Elhamdülillah Seyyid gibi bir büyüğünüz vardır. Ona gereken önemi veriniz. Biz Medine-i Münevvere'den size daima dua ediyoruz. Bu zatla beraber olduğunuz için sizlere de dua edeceğiz. Cenab-ı Hak büyüğümüze uzun ömür¸ sıhhat ve afiyet versin. Mademki bu muhterem zatlar var¸ Türkiye muhafaza altındadır. Bu zatların bereketiyle ve sırrıyla Allah ülkenizi emniyet içinde kılar.”


Bu arada Ziyaeddin Efendi¸ babası Seyyid Ömer'in adını taşıyan 15 yaşlarındaki yeğenini çağırarak H. Hamideddin Efendi'nin elini öpmesini söyledi. Seyyid'den dua talep ettiler. Tam bu sırada¸ Efendi Hazretleri'nin geçtiğimiz yılsonunda bir torunu olduğunu ve Seyyid Hamid Hamideddin ismini koyduklarını¸ dedesinin adını taşıdığını Ziyaeddin Efendilere söyledik. Abdullah Efendi ve Ziyaeddin Efendi çok sevindi ve şöyle dediler:


“Efendi Hazretleri'nin erkek torunu olduğunu ve aynı ismi koyduklarını duyduk çok sevindik. Ecdatların sırları Seyyid'in neslinden inşallah devam edecektir. Bu haneden devam edecektir. Onlar yeryüzünün direkleri¸ gök kubbenin sütunları. Kardeşim Abdullah diyor ki¸ gelecek sefer bu torunu görelim inşallah¸ gelir inşallah. Gelmezse biz Darende'ye gideriz¸ tebrik ederiz elhamdülillah.”


Bu arada misafirlerimize programın nasıl olduğunu soruyoruz. Cevaben; “Sizlere zahmet vermiş olmayalım. Eğer bize soracak olursanız sabaha kadar burada dururuz. Hem Cuma gecesi hem Seyyid'le birlikteyiz. Sanki cennetteyiz. Daha Allah'tan ne isteyelim.” diyor ve sohbetine babası Seyyid Ömer'den bir hatıra ile devam ediyor:


“Merhum babamdan bir hatıra nakledeceğim: Babam zaman zaman Medine fakirlerine yardımlar dağıtırdı. Allah dostu bir fakir vardı. Zamanının çoğunu Ravza-i Mutahhara'da geçirirdi. Babam onun da bayram hediyesini verip Mekke'ye hac için gidecek. Bakıyor o kimse dışarı çıkmıyor. Babam ona işaret ediyor¸ dışarı çıkması için işaret ediyor. Hatta bir miktar para vereceğini işaret diliyle anlatmaya çalışıyor. Babam mecburen yatsıdan sonraya kadar bekliyor. Babam biraz sitemli bir şekilde diyorki: ‘Ey filan kimse¸ ben Mekke'ye gideceğim¸ Arafat'a çıkacağım beni neden geciktirdin¸ niçin gelip emanetini almıyorsun.' O kimse dedi ki: ‘Sen benim dünyalık için¸ para için cennetten çıkmamı mı istiyorsun¸ vallahi çıkmam.' Babam bu söz üzerine¸ baş üstüne¸ dedi. Ehl-i beyt burada¸ ehl-i ravza burada¸ biz de sabaha kadar buradayız.


Seyyidler Çok Cömerttir


Dünyanın lezzeti ancak bu mübarek zatlarla oturunca alınır¸ tabii edebe çok riayet etmek lazım. Edeple oturtmak¸ ses çıkarmamak¸ nefsî isteklerin hepsini arkaya atmak¸ sormadığı ve izin vermediği müddetçe konuşmamak gerekir. Bize müsaade ettikleri için konuştuk.”


H. Hamideddin Efendi misafirlerine Darende kayısısı hediye ettiler. Bunun üzerine Ziyaeddin Efendi şöyle dedi; “Seyyidler çok cömerttir. Bize kayısı hediye ettiler. Biz de kendisine Medine'nin bütün meyvelerini¸ hurmalarını hediye etsek azdır. Ancak az da olsa Acve hurması hediye getirdik. Kabul buyurursa memnun oluruz.


İki hafta önce Kuba Mescidi'nde hutbede de dinledim. Hz. Muhammed(s.a.v.)¸ bu hurma dalını dikti. Kısa bir sürede o hurma dalından mucize olarak hurma hâsıl oldu¸ meyve verdi. İşte bu mucize hurmaya acve hurması denildi.


Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdular: ‘Kim sabah aç karnına yedi tane acve hurması yerse o gün ona ne sihir ne de zehir tesir eder.'


Peygamberimizin eliyle diktiği için şifa ve bereket olan hurmayı Seyyid'e hediye ediyoruz. Bütün sırlar ve bereketler burada Seyyid'de…


Efendi Hazretleri'nin sıhhat ve selameti¸ bu güzel sohbetin tekrar hepimize nasip olması için rızaenli'l-lahi'l-fatiha…”

Sayfayı Paylaş