AHLAKÎ BİR ERDEM OLARAK DİĞERGÂMLIK / İSAR

AHLAKÎ BİR ERDEM OLARAK DİĞERGÂMLIK/İSAR

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerim’i bütün insanları dünya ve âhirette gerçek mutluluğa kavuşturmak için göndermiştir. Dolayısıyla bu gayeyi gerçekleştirmek için birçok prensip vaz etmiştir. Kur’ân’ın getirdiği evrensel prensipleri iman, ibadet, muamelat ve ahlak olmak üzere dört grupta değerlendirmek mümkündür. Bu prensipler birbiriyle sıkı bir ilişki içindedir. Bu ilkeler arasındaki ilişkileri göz ardı etmeden ona göre hareket edilirse insanın dünya ve âhirette saadete erişmesi o derece kolay olur. Cibril hadisi diye meşhur olmuş hadis-i şerifte Allah Rasûlü dinin özünü, iman, İslâm ve ihsan olarak açıklamıştır.

Yüce Allah insanı en mükemmel bir surette yaratmıştır. Ona akıl denilen önemli bir nimeti bahşetmiştir. Kâinatta yaratılan canlı cansız her şey insanın hizmetine sunulmuştur.

Yüce Allah insanoğlunu madde ve mana olmak üzere iki yönlü yaratmıştır. İnsanın birinci yönü bedeni, ikinci yönü ise ruhudur. Her iki yönün de birtakım gıdaları vardır ki, o gıdalarla çok iyi doyurulması, tatmin edilmesi gerekir. Aksi takdirde insan hem gerçek manada mutlu ve huzurlu bir hayat süremez hem de âhirette gerçek başarıya/kurtuluşa erişemez. İnsan hava, su ve gıda ile bedenini sağlıklı bir şekilde beslerken ruhunu da iman ve salih amellerle ve güzel ahlakla beslemelidir.

İnsan toplum içinde yaşamak zorunda olan sosyal bir varlıktır. Toplumun huzuru toplumu meydana getiren insanların huzuruna bağlıdır.

Günümüz çağdaş toplumuna baktığımız zaman maalesef fert, aile ve toplum arasındaki ilişkilerin bozulmuş olduğunu görmekteyiz. Fert olarak ruhî ve manevî hayatımız bozulduğu gibi toplumdaki zengin ve fakir insanlar arasındaki yardımlaşma ve dayanışma ruhu da yok olmuştur. Bugün dünyanın çeşitli yerlerinde açlıktan susuzluktan ölen insanlar varken bazı ülkelerde zengin insanların Allah’ın verdiği nimetleri israf ettiklerini görmekteyiz. Bütün bunlar asrımızda insanî değerlerin ne kadar yozlaşmış olduğunu bizlere göstermektedir.

Özellikle dünyadaki sanayi devriminden sonra toplumda büyük bir sosyal değişim ve gelişim olmuştur. Böylece insanın insana, insanın dünyaya, madde ve manaya bakış açısı değişerek değer yargıları alt üst olmuştur.

Günümüz insanı, her şeyi maddî menfaate göre değerlendirmeye başlamış ahlakî değerlerden uzaklaşması sonucunda aileden ve toplumdan da uzaklaşmıştır. Tamamen dünyevileşen ve bencilleşen günümüz insanı çevresindeki muhtaçları görmez hale gelmiş ve vefasızlık, nemelazımcılık, vurdumduymazlık alabildiğine yaygınlaşmıştır. Hâlbuki Kur’ân-ı Kerim, insanları beşerî ilişkilerde sevgi, saygı ve hoşgörülü olmaya davet etmekte adalet, kardeşlik, infak, cömertlik ve diğergâmlık gibi ahlakî erdemlerin yaygınlaştırılmasını istemektedir.

İşte bu yazımızda ahlâkî bir kavram olan diğergâmlığı/isarı açıklamak istiyoruz. İsar, dinin ihsan boyutuyla ilgili önemli bir konudur. Aslında gerek bütün dinî emir ve nehiylerin gerekse yapılması istenen ibadetlerin ana hedefi insanı ahlaken olgunlaştırmak ve insan-ı kâmil mertebesine çıkarmaktır.

İsar Arapça sözlükte “tercih etmek” anlamına gelir. Ahlakî bir kavram olarak isar, “bir kimsenin kendisi muhtaç olmasına rağmen sahip olduğu imkânları başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak için kullanması ve başkalarını kendi nefsine tercih etmek suretiyle fedakârlıkta bulunması” demektir.1 Türkçede ise bu güzel ahlakî erdeme diğergâmlık denilmektedir. Kur’ân-ı Kerim’de bu kavram beş yerde geçmekte olup ıstılahî manada bir ayette kullanılmıştır. O ayet de Haşir Suresi 9. ayettir. Yüce Allah bu ayette şöyle buyurmaktadır:

Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

Bu ayet-i kerimede Mekke’den Medine’ye hicret eden muhacir kardeşlerine yardım eden Medineli Ensar denilen mü’minlerin en önemli vasıfları zikredilmektedir. İsar cömertlik ve fedakârlığın en zirve noktası olup peygamber ve salih insanların vasfıdır.

Medineli Ensar denilen mü’minler muhacir kardeşlerine karşı mallarıyla infakta bulunmak suretiyle cömertliğin ve fedakârlığın en güzel örneğini sergilemişler ve bu yüzden Yüce Allah tarafından övülmüşlerdir. Nitekim onların İslâm tarihindeki bu erdemli davranışları isar ayetiyle perçinlenmiş ve kıyamete kadar gelecek bütün Müslümanlara örnek olarak gösterilmişlerdir.

Bu konudaki ayet ve hadisleri esas alarak isarı mal ile isar, can ile isar ve dua ile isar olmak üzere üç kısımda mütalaa etmek mümkündür. Bunları burada örneklerle açıklamak istiyoruz.

  1. Mal ile İsar:

İslâm dininde toplumdaki fakir, yoksul, düşkün olan insanlara yardım etme, onların elinden tutma emredilmiş ve bu konuda zekât başta olmak üzere infak, sadaka, karz-ı hasen ve kefaretler gibi müesseseler getirilmiştir. İşte bunların en üstünü ise mal ile isardır.

İsarın en güzel örneklerini önce Allah Rasûlü’nün hayatında sonra da sahabe-i kiramın hayatında görmekteyiz.

Bir gün bir adam Allah Rasûlü’nün huzuruna gelir ve ona:

“Ey Allah’ın Rasûlü! Ben aç ve fakir bir insanım, bana yardım edebilir misin?” der. Allah Rasûlü bunun üzerine bir adamını eşlerinden birinin yanına gönderir ve yanında yiyecek bir şey varsa alıp getirmesini emreder. Fakat eşi:

“Anam babam sana feda olsun ey Allah’ın Rasûlü yanımda sudan başka hiçbir şey yok.” diye cevap verir. Hz. Peygamber (s.a.v.) başka bir eşine adam gönderir. Ondan da aynı cevabı alır. Bütün eşlerinden sordurup da aynı cevabı alınca, huzurunda bulunan sahabe-i kirama yönelerek;

“İçinizde bu muhtaç kardeşinizi bu gece misafir edip onu doyuracak biri var mıdır ki Allah ona merhamet etsin?” buyurur.

Ensar’dan Ebu Talha adında bir sahabi ayağa kalkar ve:

“Evet, ey Allah’ın Rasûlü! Ben misafir edebilirim.” der. Nihayet Ebu Talha, o adamı alıp evine götürür. Eve vardıklarında hanımına:

“Bu, Allah Rasûlü’nün misafiridir evimizde ne varsa ondan esirgemeyip ona ikramda bulunalım.” der. Hanımı da eşine:

“Vallahi evde çocuklar için hazırladığım yemekten başka hiçbir şey yok.” der. Ebu Talha hanımına:

“Çocukları oyunla oyala ve uyut, daha sonra sofrayı hazırla biz yemeğe başladığımızda kalk kandili düzeltir gibi yap ve söndür. Biz yemek yer gibi yapalım ve misafirimiz yemeği yesin ve karnını doyursun.” der. Eşi de aynı kocasının dediğini yapar. Misafirlerini doyurup o gece kendileri aç yatarlar. Sabah olduğunda Ebu Talha, Allah Rasûlü’nün huzuruna geldiğinde Hz. Peygamber Efendimiz’in yüzü gülmektedir.

“Ey Ebu Talha! Allah, bu gece misafirinize yaptığınızı çok beğendi, bundan dolayı sizden razı oldu.” diyerek kendisine vahyedilen Haşir Suresi 9. ayeti okur.2

Sahabe-i kiramın hayatı isar/diğergâmlık örnekleriyle doludur. Nitekim elinde ne varsa her şeyini Allah rızası için fakir ve muhtaç mü’min kardeşleri için infak eden Hz. Ebu Bekir’e Rasûlullah (s.a.v.): “Ailen ve çoluk çocuğuna ne bıraktın ey Eba Bekir?” diye sorduğunda Hz. Ebu Bekir: “Onlara Allah ve Rasûlü’nü bıraktım.” diye cevap vermesi isarın en faziletlisini yaptığını göstermektedir.

Nitekim Yüce Allah, İnsan Suresi 8 ve 9. ayetlerde sahabe-i kiram ve hakiki mü’minlerin özelliklerini bizlere övgüyle şöyle anlatmaktadır:

Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.” derler.

  1. Can ile İsar

İnsan için en değerli şey kendi canı ve hayatıdır. İnsan çok değer verdiği canını ancak ulvi inancı neticesinde dini, vatanı ve milleti için feda edebilir ki, bu dinimizde şehitlik mertebesi olarak ifade edilmektedir. Şehitlik peygamberlikten sonra Allah katında en değerli makamdır. İnsanın dini, vatan ve milleti için şehit olması Allah yolunda ölmesi can ile isardır. Elbette ki can ile isar, mal ile isardan daha faziletli olup isarın en yüksek mertebesidir.

İslâm tarihinde kâfir ve müşriklerle yapılan savaşlarda şehit olan sahabiler, Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda vatanını, milletini korumak için düşmanla kahramanca savaşıp şehit olan Türk askerleri can ile isarın en güzel örneklerini göstermişlerdir.

Hz. Enes (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Uhud Savaşı’nda Ebu Talha, Allah Rasûlü’nün önünde durarak düşmanlara ok atıyordu. Ebu Talha, Allah Rasûlü’nü koruma uğruna canını feda edip şehit olarak can ile isarın en güzel örneğini sergilemiştir.

Can ile isarın en güzel örneklerinden birini de bizzat olayı yaşayan Huzayfetü’l-Adevî şöyle anlatmaktadır: “Hicri 15. yılda olan Yermük Savaşı’nın sonunda amcamın oğlunu Haris b. Hişam’ı yaralı gaziler arasında arıyordum. Yanımdaki kırbamda biraz su vardı. Kendi kendime amcamın oğlunu canlı bulursam ona bu suyu içirir biraz kendine gelmesine yardımcı olurum diye düşünüyordum. Nihayet yaralılar arasında amcamın oğlunu buldum. Kendisi çok büyük bir kılıç darbesi almış ve son nefeslerini vermek üzereydi. Kırbamdaki suyu ona içirmek üzere ağzına yaklaştırdım. Tam o sırada yan tarafta, su, su diye inleyen bir mücahid asker vardı. Amcamın oğlu suyu ona götürmemi işaret etti. Suyu o inleyen mücahide, İkrime b. Ebi Cehl’e götürdüm tam suyu içireceğim sırada başka bir mücahid asker, ah diye inlemekteydi. İkrime suyu o inleyen mücahide, İyâş b. Ebî Rebîa’ya götürmemi işaret etti. Ben de hemen ona götürdüm. Ancak yanına vardığımda ruhunu teslim etmişti. Tekrar İkrime’nin yanına döndüm maalesef o da ruhunu Rahman’a teslim etmişti. Hiç olmazsa amcamın oğluna Haris’e yetişeyim diye koştum. Yanına geldiğimde o da ruhunu teslim etmiş ve şehit olmuştu. Hiçbirine kırbamdaki suyu içirmek nasip olmadı.”3

Sahabe-i kiramın böyle son nefeste dahi mü’min kardeşlerini kendi nefislerine tercih etmeleri onların ne kadar yüce bir ahlak üzere olduklarını bizlere göstermektedir. Allah hepsinden razı olsun ve bizleri onların şefaatine nail eylesin.

  1. Dua ile İsar

Kur’ân-ı Kerim’de geçen dua ayetlerini incelediğimiz zaman dua üsluplarının çoğul sığasında kullanıldığını görmekteyiz. Bu dualarla yüce Allah bizlere kolektif şuur içinde olmamızı öğretmektedir. Mesela günde 40 defa okuduğumuz Fatiha Suresi 4. ayette bunu açık bir şekilde görmekteyiz.

Bizi dosdoğru yol olan İslâm’a hidayet eyle.

Yine Haşir Suresi’nde yüce Allah:

Rabb’imiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabb’imiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!4

Onların sözleri, sadece şöyle demekten ibaretti: ‘Ey Rabb’imiz! Günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla; ayaklarımızı (yolunda) sabit kıl; kâfirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl!5

Ey Rabb’imiz! Gerçek şu ki biz, ‘Rabb’inize inanın!’ diye imana çağıran bir davetçiyi (Peygamberi, Kur’ân’ı) işittik, hemen iman ettik. Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al, ey Rabb’imiz! Rabb’imiz! Bize, peygamberlerin vasıtasıyla vadettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi rezil-rüsvay etme; şüphesiz sen vadinden caymazsın!6

Bir gün Allah Rasûlü sahabe-i kirama hitap ederek:

“Allah’a günahsız dillerle dua ediniz ki duanız kabul edilsin.” buyurur. Ashap:

“Ya Rasûlallah! Biz günahsız dilleri nereden bulacağız ki Allah’a günahsız dillerle dua edelim. Çünkü hepimizin az veya çok büyük veya küçük dilimizle işlediğimiz günahlar vardır.” derler. O zaman Allah Rasûlü onlara şu önemli açıklamayı yapar:

“Siz mü’min kardeşlerinize gıyaplarında onların hayır ve iyiliği için dua edin onlar da sizin için hayır duada bulunsunlar böylece Yüce Allah’a günahsız dillerle dua etmiş olursunuz ve Allah da yaptığınız bu dualara icabet eder ve kabul buyurur. Çünkü siz onlar için ağzınızla günah işlemiyorsunuz.”7

Sonuç:

İslâm insanlığın mutluluğu ve huzuru için çok önemli ahlakî ilkeler getirmiştir. Bu ilkelerin insan hayatında uygulanması gerekir. İşte o ahlakî ilkelerden biri de isar/diğergâmlıktır.

Diğergâmlık öyle bir ahlakî erdemdir ki, insanın kendisi muhtaç olduğu halde muhtaç mü’min kardeşlerini kendi nefsine tercih etmesidir. Allah rızası için yapılan her türlü fedakârane davranış isar kavramı içinde değerlendirilebilir. Elbette ki bu erdemli davranışı her insan yapamaz. İşte İslâm’ın insanları ulaştırmak istediği yüksek fedakârlık anlayışına günümüzde her şeyden daha çok muhtacız.

İslâm ahlakının en önemli özelliklerinden biri olan fedakârlık ve diğergâmlık maalesef günümüzde tamamen unutulmuş ve terk edilmiştir. İnsanlar bugün maalesef birbirlerini Allah rızası için değil menfaati için sever sayar olmuşlardır.

Dünya ve âhirette gerçek mutluluk ve huzuru isteyen insanların İslâm’ın güzel ahlakî ilkelerine sahip çıkmaları ve hayatlarında uygulamaları gerekir.

Dipnot

* Prof. Dr. Mehmet SOYSALDI
1.    Komisyon, Dini Kavramlar Sözlüğü, Ankara, 2006, s. 322.
2.    Buhârî, Menâkıbu’1-Ensar, 10; Tefsîrusûre (59), 6; Müslim, Eşribe, 172.
3.    Hâkim, III, 270; İbnAsakir, Tarihu Medineti Dımeşk, Beyrut, 1995, s. 180;Muhammed Yusuf Kandehlevî, Hayatü’s Sahabe, Hz. Muhammed ve Ashabının Yaşadığı İslami Hayat, Sentez Neşriyat, Temel Eserler Serisi, İst.,trs, I, 295.
4.    59/Haşr, 10.
5.    3/Al-i İmran, 147.
6.    3/Al-i İmran, 193-194.
7.    Tirmizî, Daavât, 110; EbûDâvûd, Vitir, 23; İbnMâce, Menâsik, 5; Tirmizî, Birr, 50; Tac, V, 210.

Sayfayı Paylaş