VEFÂTININ 83. YILINDA MUSTAFA TAKÎ EFENDİ VE GÜNÜMÜZE DE YÖN VEREN BAZI MESAJLARI

Somuncu Baba

1 Ağustos 1925 tarihinde bu fânî dünyadan ayrılan Takî Efendi¸ hayatı boyunca¸ son derece vatanperver¸ fedâkâr¸ sabırlı¸ kalbindeki imanı ile dünyayı dize getireceğine inanan samâmi bir Müslüman olarak yaşamıştır. Onun¸ bütün bu faaliyetlerinin arkasında dininin kendisine yüklediği misyonun etkisi inkârı mümkün olmayan bir hakîkattir

Tarihimizde derin izler bırakan birçok düşünürümüz¸ bilim adamımız ve mâneviyât önderimiz vardır. Fârâbî¸ İbn-i Sin⸠Ebûbekir er-Râzî¸ Akşemseddin¸ Yûnus Emre ve Hacı Bektâş-ı Velî onlardan sadece birkaç tanesidir. Yakın tarihimizde¸ diğer bir ifade ile¸ millî mücadelemizde ve bugün üzerinde bağımsız yaşadığımız devletimizin kurulmasında büyük emeği olan kişileri de zikretmemiz¸ onlara olan vefâ borcumuzu yerine getirme anlamında bir adım olacaktır. İşte bu dönemdeki kahraman ruhlu insanlardan bir tanesi de¸ ilk açılan mecliste “Sivas Meb’usu” olarak görev yapan Mustafa Takî Efendi (ö.1925)’dir. Eserleri¸ yetiştirdiği talebeleri ve mücâdelesi ile daha çok bir filozof portresi çizen Takî Efendi’nin 83. vefât yıl dönümünü idrâk etmekteyiz. 1 Ağustos 1925 târihinde bu fânî dünyâdan ayrılan Takî Efendi¸ hayatı boyunca¸ son derece vatanperver¸ fedâkâr¸ sabırlı¸ kalbindeki imânı ile dünyayı dize getireceğine inanan samîmi bir Müslüman olarak yaşamıştır. Onun¸ bütün bu faaliyetlerinin arkasında dîninin kendisine yüklediği misyonun etkisi inkârı mümkün olmayan bir hakîkattir.

Yakın târihimizde bu denli etkili olan Takî Efendi’nin zaman sınırlarını aşarak¸ yıllar ötesinden günümüzün birçok meselesine dâir dile getirdiği hakîkatleri vefâtı yıl dönümü münâsebetiyle sizlerle paylaşmak istiyoruz. İşte Takî Efendi’nin zamanını aşmayı başarmış evrensel nitelikli mesajlarından bazıları:

Gurur ve Kibirden Uzak Olmalıyız/Alçakgönüllülük

Benlik/egoizm¸ bireyin hem kendini hem de içerisinde yaşadığı topulumu içten içe kemiren gizli bir hastalıktır. Halbuki Yüce Yaratıcı kimseyi kimseden üstün yaratmamıştır. Mustafa Takî Efendi¸ herkesin hukuk önünde eşit olduğu gerçeğini ve bencilliğin zararlarını: “Ey ümmetim! Alçakgönüllü olunuz ve kimse kimseye haksızlık etmesin”(1) anlamındaki hadîs-i şerîfe dayanarak şöyle dile getirmektedir: “İşte Peygamberimizin(s.a.v.) müsâvât/eşitlik için güzel bir emri. Bu hadîs-i şerîften öyle anlaşılıyor ki insanlardan birinin diğerinden fazla bir iyiliği olsa bile o iyilik de Allah tarafından olduğundan onu kendi hesabına katmayıp kimseye ‘Ben zenginim! Ben âlimim! Ben büyüğüm! Ben güzelim! Ben falanım!’ diyerek yücelik satmaz ve kimse kimsenin hakkına geçmez ise işte o zaman bütün insanların (hukukta eşit) olmaları açığa çıkar.”(2)

Dili ve İffeti Korumak

Günümüzde de toplumumuzun kanayan bir yarası olan dedikodu¸ söz taşıma¸ sövmek¸ yalan¸ iftira atmak ve boş konuşmak gibi hastalıklara Takî Efendi¸ “İki çene kemiklerinin arasındakini¸ iki ayağının arasındakini koruduğun gibi koru.”(3) hadîs-i şerîfi çerçevesinde değinmekte ve dilden maksadın bu hastalıkları ve haram olan şeyleri yiyip içmeyi terk etmek olduğunu¸ iffetin korunmasını ise zînâdan uzak durma ve her iki tür için belli olan örtünme sınırlarının korunması gerçeğinin anlaşılması gerektiğini belirtmektedir.(4)

İnsanları Yücelten Meziyet: İlimolarak buyruluyor¸ yalnız din ilmi buyrulmuyor. Dolayısıyla gerek dinimize gerek dünyamıza yarayan her ilmi öğrenmek gerekir. Dünyamız mamur olursa¸ dolayısıyla dinimiz de yücelir. Dünya ilmi de dine yardım eder. Örneğin savaşa yarayan ilimleri öğrensek bu araçlarla düşmana galip oluruz. Dinimiz de korunmuş ve yücelmiş olur. Netice olarak her şeyi bilmek¸ bilmemekten iyidir.” Takî Efendi¸ Çin’in Medîne’ye aylarca uzaklıkta bir mesâfede olduğunu ve Hz. Peygamber döneminde Müslüman olmadığını hatırlatır ve: “Demek ki ilim tahsili için yabancı ve müşrik memleketlerine de gitmek câizdir. Oralarda öğrenilecek fen ilimleri için tabii ki onların dilini öğrenmek de gereklidir… Dünyada dinimize¸ dünyamıza yarayacak hiçbir ilmi bırakmayalım¸ öğrenelim. Emin olalım ki¸ bizi geri koyan maârifsizliktir¸ câhilliktir.”(6)

Hayra Öncülük Yapmak

İnsanlar¸ kendilerini iyiye¸ güzele ve hayra kanalize edecek liderlere her zaman ihtiyaç duymuşlardır. Bu anlamda¸ peygamberler¸ velîler ve âlimler de insanların hayrına olacak her işte hep ön saftaki yerlerini almışlardır. Takî Efendi de¸ “Hayra delalet eden/ön ayak olan o hayrı kendisi yapan gibidir.”(7) evrensel mesajını naklettikten sonra şu güncel yorumlara yer vermiştir: “Ne büyük¸ ne mübârek söz! Köyümüzde bir bataklık varsa kurutalım. Gerekli olan yerlere köprüler¸ yollar¸ misafirhaneler¸ çeşmeler yaptıralım. Ağaçlar dikelim. Ormanlar yetiştirelim. Yeni ve mükemmel ziraat ve sanat aletleri getirtelim. Mektepler¸ medreseler¸ yapalım diye komşularımızı teşvik eder¸ şu hayırların oluşması için ön ayak olursak bu hayırların tamamını biz elimizle yapmış gibi sevaba; Allah’ın¸ Peygamberin rızasına nâil olacağız.”

Dünya Âhiret Dengesi

Âhiret için dünyayı ve dünya için âhireti terk etme hastalığını tesbit ve bu hastalığı tedâvî sadedinde Takî Efendi: “Sizin hayırlınız o kimse değildir ki¸ dünyasını âhireti için terk ede veya âhiretini dünyası için terk eyler. Sizin hayırlınız hem dünya ve hem âhireti için çalışandır. Hatta her ikisini de elde eden kimsedir. Zira dünya nimeti âhiret nimetine de ulaştırır. Binaenaleyh âhiret için dünyayı terk edip de insanlar üzerine yük olmayınız.”(8) hadîsine vurgu yaparak hareket eder ve “Düşünelim ki biz çalışmaz¸ dünyamızı ileri götürmezsek tabi ki fakir düşeriz. Düşmana karşı karada¸ denizde kuvvetimiz olmaz. Zengin ve her yönden gelişen milletlerin ayakları altında kalırız. O zaman dinimize de sahip olamayız. Bütün devlet ve milletimiz mahvolur. ‘Dünyaya ben çalışmayayım da başkası çalışsın.’ dersek o zaman haksızlık¸ adaletsizlik etmiş oluruz. Neticesi dinimizin¸ vatanımızın ve bütün milletimizin de selametini sağlayacak olan bir gayreti terk etmek dine muhabbet midir¸ ihanet midir?”(9) yorumu ile zamanı aşan bir yoruma daha imza atmıştır.

Millî ve Manevî Birlik

Millî ve mânevî değerlerimize bağlılığımız¸ yüzyıllardır bizi bir arada tutan en temel unsurların başında gelmektedir. Bu birlik ve beraberlik rûhu ile Anadolu vatanımız olmuş ve yüzyıllardır bu millet İslâm’ın bayraktarlığını yapan bir millet olmuştur. Bu konunun hassasiyetinden hareketle Takî Efendi¸ “Ehl-i İman olanlardan her mü’min cesedin başı yerindedir. Mü’minlerden her birinin eleminden diğer mü’minlerin her biri¸ başta olan bir dert için cesedin her tarafı birden elemlendiği gibi elemlenir ve acışır.”(10) uyarısını dillendiren Takî Efendi¸ bu uyarının yorumunda şu ifâdelere yer verir: “Baştaki azalardan birinden bir ağrı acı olsa bütün vücut rahatsız olur. O ağrıyı¸ o acıyı hep beraber çekerler; onun giderilmesi¸ tedâvîsi çaresine hep birden koşarlar. İşte her mü’min böyle başımız gibi aziz olacak¸ onun büyük küçük her derdinden her ezasından bütün vücut beden rahatsızlandığı gibi bütün mü’minler dertleneceğiz¸ acı çekeceğiz. Şeyh Sâdî bu hadîs-i şerîften iktibas yaparak: ‘Ademoğlu âzâ-yı yekdiğerindir.’ diyor ki Ademoğulları hep birbirinin azası demektir.”(11)

Çevre Bilinci

“Bir kimse bir şey diker veya eker¸ ondan bir adam ve Allah’ın yarattığı mahlukattan birisi ondan yerse yedikleri ona diken¸ eken kimseye sadaka olur.”(12) uyarısını da değerlendiren Takî Efendi¸ hâlihazırda da kanayan bir yaramız olan çevre bilinci ve ağaçlandırma faaliyetlerinin önemine dikkat çekerek şöyle seslenir: “Bakınız! Bağlar¸ bahçeler¸ ormanlar yapmaya; ekinciliğe¸ çiftçiliğe her türlü sebzeler¸ ürünler yetiştirmeye ne güzel emir ve teşvik buyruluyor. Dünyanın imarını dinimiz ne derecelerde önemsiyor. Daha söyleyeyim. Dinimizin fıkıh meselelerindendir ki¸ bir adam tarlasını¸ bağını¸ bahçesini ekmez boş bırakırsa dinen günahtır. Hânesine vs. emlâkine bakmaz harap ederse yine günahtır. Din dünyada çalışmayı daha nasıl emretsin. Din dünyaya engeldir diye kim diyor?”

Sonuç

Takî Efendi¸ sahip olduğu maddî ve manevî birikimi ile zamanına yön veren donanımlı bir âlimdir. Onun toplumu arkasından sürüklemesine vesîle olan ve yukarıda bazılarını zikrettiğimiz mesajlarını bu kadarı ile sınırlandırmak mümkün değildir. Dikkât edilirse¸ kişisel ve toplumsal anlamda birçok yaraya parmak basan Takî Efendi¸ üzerinde düşünülmeye ve araştırılmaya şiddetle ihtiyaç olan mütefekkirlerimizdendir. O ve onun gibi tarihe yön vermeyi başarmış insanların bu mücâdeleleri incelendikçe görülecektir ki¸ zaman ve mekânlar değişse de insanların ve toplumların problemleri çok da değişmemektedir ve bu sorunların çözüm önerileri de ortaktır. Takî Efendi¸ Kur’ân’ın ve sünnetin ışığında şekillendirmeye çalıştığı mesajlarını sıralarken bu hakîkati idrâk ettiğini bizlere hissettirmektedir.

Vefâtının yıl dönümü vesîlesi ile bazı mesajlarını sıralamaya çalıştığımız Takî Efendi’ye Mevlâ’dan rahmet diliyor¸ mesajlarının kişisel ve toplumsal anlamdaki problemlerimizin çözümüne vesîle olmasını temenni ediyorum.

DİPNOT
1 Ebû Dâvûd¸ Edeb¸ 40; İbn Mâce¸ Zühd¸ 16; Müslim¸ Cennet¸ 64.
2 Mustafa Takî¸ Kırk Hadîş Mithat Paşa Sanayi Mektebi Matbaası¸ Sivas 1922¸ s.13-14. Bu konuda kitapta zikredilen 9¸ 10 ve 11 numaralı hadislere ve açıklamalarına bakılabilir. Bkz. Mustafa Takî¸ Kırk Hadiş s. 14-18.
3 Aclûnî¸ Keşfu’l-Haf⸠c. I¸ s. 44¸ no: 85.
4 Mustafa Takî¸ Kırk Hadîş s. 22-23.
5 Ebû Dâvûd¸ İlm¸ 1; Tirmîzî¸ İlm¸ 19; Nesâî¸ Tahâret¸ 112; İbn Mâce¸ Mukaddime¸ 17.
6 Mustafa Takî¸ Kırk Hadîş s.52-53.
7 Tirmizi¸ İlim¸ 14; Suyûtî¸ Câmiu’s-Sağîr¸ c.I¸ s.300¸ no:1966.
8 Hindî¸ Kenzu’l-Ummâl¸ c.III¸ s.98; No:6331.
9 Mustafa Takî¸ Kırk Hadîş s.67-68.
10 Ahmed b. Hanbel¸ Müsned¸ c.V¸ 340; Beyhaki¸ Şuabu’l-İmân¸ VII¸ s.180¸ no:9919.
11 Mustafa Takî¸ Kırk Hadîş s.31-35.
12 Buhârî¸ Edeb¸ 27; Tirmizî¸ Ahkâm¸ 40.
13 Mustafa Takî¸ Kırk Hadîş s.64.

Sayfayı Paylaş