HULÛSİ EFENDİ’NİN MEKTÛBÂTI'NDA GÖNÜL EĞİTİMİ

Somuncu Baba

“Son dönem gönül tabiplerinden olan Hulûsi Efendi de insanların maddî ve mânevî ilerleme¸ gelişme ve olgunlaşmaları için ömrünü gönül dünyalarına hitap ederek geçirmiştir. Hulûsi Efendi¸ Anadolu’nun küçük bir kasabası olan Darende’de hayatını sürdürmesine rağmen zamanı aşan mesajları ile gönüllere hitap etmeye uğraşmış¸ tamamen hayatın içerisinde birisi olarak insanlara sunduğu ilkeler ile onlara yön vermeye çalışmıştır.”

“Son dönem gönül tabiplerinden olan Hulûsi Efendi de insanların maddî ve mânevî ilerleme¸ gelişme ve olgunlaşmaları için ömrünü gönül dünyalarına hitap ederek geçirmiştir. Hulûsi Efendi¸  Anadolu’nun küçük bir kasabası olan Darende’de hayatını sürdürmesine rağmen zamanı aşan mesajları ile gönüllere hitap etmeye uğraşmış¸ tamamen hayatın içerisinde birisi olarak insanlara sunduğu ilkeler ile onlara yön vermeye çalışmıştır.”

Tasavvufî sistem¸ insanın gönül dünyasını güzelliklerle donatmak¸ kişiyi kötülüğe götürebilecek çirkin şeyleri de gönül dünyasından çıkarmak amacıyla oluşturulmuş bir sistemdir.1 Bu sistemi işleten ve yol gösterici konumda olan insanlar¸ kendisini Allah ve Resulünün istediği gibi bir kul olmaya adayanlara sürekli gönül dünyalarını işaret ederek¸ tâbiri caiz ise¸ meselenin can alıcı noktasının gönül olduğu mesajını vermişlerdir. Son dönem gönül tabiplerinden olan Hulûsi Efendi de insanların maddî ve mânevî ilerleme¸ gelişme ve olgunlaşmaları için ömrünü gönül dünyalarına hitap ederek geçirmiştir. Hulûsi Efendi¸ Anadolu’nun küçük bir kasabası olan Darende’de hayatını sürdürmesine rağmen zamanı aşan mesajları ile gönüllere hitap etmeye uğraşmış¸ tamamen hayatın içerisinde birisi olarak insanlara sunduğu ilkeler ile onlara yön vermeye çalışmıştır. İşte biz bu çalışmamızda Hulûsi Efendi’nin¸ her insanın sevdiği¸ hasretini çektiği¸ özlediği insanlara duygu ve düşüncelerini ulaştırmak için kullandığı mektupları çerçevesinde¸ onun gönül dünyasına başka bir ifade ile gönül eğitimine ne kadar önem verdiğini ve nasıl bir yol takip ettiğini incelemeye çalışacağız.
Her şeyden önce şunu belirtmek isteriz ki; Hulûsi Efendi¸ samîmi bir üslûp ile kaleme aldığı mektuplarında ailesi ve yakın çevresi ile insanların nasıl irtibat içerisinde olması gerektiği mesajını vermektedir. Mektûbât’ı baştan sona incelendiğinde çocuklarına¸ anne-babasına¸ hocalarına ve yakın çevresine ne denli bağlı bir şahsiyet olduğu kolayca anlaşılacaktır. O bu mektuplarında bazen oğluna2¸ bazen kızına3¸ bazen babasına4 ve bazen de yakın çevresine5 can alıcı mesajlar göndermeyi ihmâl etmemiştir. Bu davranış¸ insanın kendi nefsi ile başlayan mücâdelesinin hız kesmeden en yakınlarından başlayarak çevresini aydınlatma görevine sahip olduğunu kişiye hatırlatmaktadır. Bu can alıcı mesajlarda vurgu gönlün sahip olduğu güzellikleri ortaya çıkarmak için gerekli olan şeyler üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu gerekli görülen eylemleri şu başlıklar altında ele alabiliriz:
“Hüsn-i Neseb¸ Hüsn-i Edebdir”
Hulûsi Efendi¸ “soy sopla övünmenin ne kadar yersiz bir davranış olduğunu¸ esas olan şeyin kişinin davranışları olduğunu” çok veciz olan bu sözü ile dile getirmiştir. Devamında¸ davranışlardaki güzelliğin ölçülerini de şöyle sunmuştur: “Hasîs olma¸ kim haset sahibi olursa kendini aşağıların aşağısı olarak bulur! Cömert ol¸ çünkü cömertlik civân-mertliktir! Onun vesîlesi ile a’lâ-yı illiyyûna yükselirsin. Sahî/cömert¸ Allah’ın sevdiği¸ cimri ise Hakk’ın düşmanıdır…” Zâhiri edeb¸ mânevî kemâlin âyinesidir! Bir şişeye ne konursa onu gösterir! 6
Her Zaman İyilerle Beraber Olmak 
“Varma karanın yanına kara bulaşır.” atasözünün gönül dünyası için de geçerli olduğunu düşünen Hulûsi Efendi; “Dâimâ iyilere mukârin/yakın ol! Kötülerden ictinâb et!(uzak dur) Kişinin ölçüsü yakın olduğu kişidir¸ mezbeleden daima fen⸠attar dükkânından ise iyi koku intişâr eder!”7 ifadeleri ile dile getirmiştir. Şeyh Sa’dî-i Şîrâzî’den yaptığı şu alıntı ne kadar da mânîdârdır: “Bir gün güzel kokulu bir çamur bir mahbûbun elinden elime erişti. Eytdim: Misk misin yahut amber misin? Herkesi meftûn eden kokundan sarhoş oldum. Eytdi: Ben bir hakîr çamurum¸ bir müddet gül ile oturdum musâhabetin kemâli bana te’sîr eyledi. Yoksa ben naçiz bir toprağım.”8 
Nefs-i Emmâreye Dikkat!
“Kötülükleri emreden nefis” anlamında kullanılan  nefsin bu mertebesi¸ gönül doktorlarının tedâvî etmeye çalıştığı bir makamdır. İnsanın can düşmanı olarak görülür ve bir an önce tedavi edilmezse sahibini cehenneme götürecek bir yapıya sahiptir. Hulûsi Efendi de nefsin bu derecesinin tehlikesine ve sinsiliğine9 şöyle dikkat çekmektedir: “Nefs-i Emmâre-i İnsân¸ bir devdir ki¸ bütün âlemi yutsa şiddet-i tamaı zâil olmaz¸ bir katra menînin hurûcuyla teskin olan şehevânî arzu¸ âlemin tecemmülâtıyla beraber güzellerine sahip olsa yine kânî’ ve kâil olmaz. Sâhilden gemi sefere hazırlanmış kalkmak üzere şaşkın yolcu vaktini şaşırmış tedârikinden bî-haber hâlâ ne yapacağını bilmez¸ mahv-ı mütelâşî bir halde…”10
İnsan Dostlarının Ayıbını Araştırmakla Değil Bilakis Kusurlarını Gizlemekle Mükelleftir:         
Gerçekten toplumu kemiren en büyük hastalıklardan birisi olan¸ Kur’ân-ı Kerîm’de ısrarla yapılmaması emredilen¸ ayıpların araştırılmaması ve hadîs-i şerîflerde mü’min kardeşinin ayıbını örtenin kıyâmette ayıplarının örtüleceği şeklinde dile getirilen husûs Hulûsi Efendi’nin ifadesinde de şöyle yer bulmaktadır: “İnsan dostlarının ayıbını araştırmakla değil¸ bilakis kusurlarını gizlemekle mükelleftir¸ elinden gelirse yoluyla o hatadan vazgeçirmeye çalışmayı vazâif-i uhuvvetten¸ görürsen de görmezlikten gelmek¸ kötülüklerine karşı iyilikle ve afv ile muâmele etmek¸ erbâb-ı fütüvvetin şiârından ve setr-i hatîât ise şiem-i kirâmdır…”11
İmtihân
İslâm’a göre insanlar bu dünyaya imtihana çekilmek ve kulluktaki samimiyetleri ölçülmek üzere gönderilmiştir.12 Kemâle erme yolunda insanların başlarına türlü türlü sıkıntılar gelmekte ve kişinin bu sıkıntılara gösterdiği tepki Yüce Yaratıcı katında değerlendirilmektedir. Bu sıkıntılara gösterilecek sabır¸ Rabbi memnun eden bir durumu tesis edecektir. Kur’ân-ı Kerim’de birçok âyette bu noktaya ciddi vurgular yapılmaktadır.13  
Hulûsi Efendi¸ özellikle evliyâların çektiği sıkıntılara atıfta bulunarak bu konudaki duygu ve düşüncelerini şöyle ifade etmiştir: “Hep ashâb-ı belâ kibâr-ı evliyâdır. Eskiden buğday ekmeği yiyen yavruların şimdi yedikleri arpa nânı olduğu halde ne sîmâ ve ne ahlâken bir ta’dîlât ve tagayyürât göstermediler. Bezm ü visâli için can hazırlayan sâdık kahr ile lutfun vasl ile hicrânın farkını bilmeyip ancak maksad-ı aksâsıyle visâlin talebinde ola ve kadr-i himmetin âlî kılıp ol gevher-i bî-bahâyı bula”14  
Dünya Sevgisi
Gerek Kur’ân-ı Kerim’de gerekse sünnet-i seniyyede dünyaya verilmesi gereken ehemmiyet/önem açık bir şekilde belirtilmiştir. Dünya hayatı değersiz geçici bir meta olarak tanımlanmış buna karşılık âhiret yurdu ebedi mutluluk yurdu olarak tasvîr edilmiştir. Geçici olan bu dünya hayatı için ebedî olan âhiret hayatını berbat etmenin ne kadar yersiz bir davranış olduğu anlatılmıştır.15 Hz. Peygamber (s.a.v.) de yaşadığı hayatı ile dünyanın değerinin ne olması gerektiğini Müslümanların gözlerinin önüne sermiştir.16 Sûfîler de bu noktadan hareketle dünyaya önem vermemişler¸ hatta bu noktadaki hassasiyetlerinden dolayı zaman zaman eleştiriye de maruz kalmışlardır. Hulûsi Efendi de aynı noktaya vurgu yaparak bu konuda dikkat edilmesi gereken hususları şöyle belirlemiştir: “İki günlük dünyanın fânî lezzetlerine temâyül hissi behîmi bir sıfattır ki¸ ehl-i kemâl arasında dünyânın ve ehlinin hiç bir kadri meziyeti olmadığı malûmun olmalıdır. Dâimâ bu mezra-i âlemde hakîkat meyvesini tahsîle çalışmaklığın bizce en mübeccel kazancındır.”17
Sû-i Zan/Hüsn-i Zan
Günümüzde de geçmişte de toplumları temelinden sarsan çirkin huylardan bir tanesi de sû-i zandır. Yani kötü zan! İnsanlar birbirlerine karşı kötü duygularla/ön yargılarla hareket ettiği sürece aralarında sevgi ve merhametin meydana gelmesi çok zordur. Bu yanlış davranışın kötülüğü bunun yerine hüsn-i zannın güzelliği gerek Kur’ân-ı Kerim’de ve gerekse de Peygamberimizin (s.a.v.) sünnetinde yeterince dile getirilmiştir. Hulûsi Efendi de aynı konudaki hassasiyetini şu ifadelerle yazıya dökmüştür:
“Hüsn-i zannın âşık-ı Yezdân eyler
Ehlini kâmil-i insân eyler

   Hüsn-i zannı Âdem’e hoş hulk u edeb
Âdem’e lâzım edebdendir heb

   Sana tavsiyem odur kim dâim
Sû-i zan üstüne olma kâim”18  
Allah İçin Sevmek
Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek hadis-i şerîflerde en büyük amel olarak tarif edilmiştir. Çıkarsız¸ menfaatsiz¸ sadece Allah için bir araya gelmek veya ayrılmak… Hulûsi Efendi özellikle günümüzdeki Müslümanların en büyük problemlerinden birisi olan bu konu üzerinde de durarak dikkatleri bu konuya çekmiştir:
“Kul¸ Mevlâsı için sevilir. Arada bir sebep zâittir. Bunu bilerek sebepsiz sevilen dünya ve âhiret saâdetine ereceklerdir.”19 
Sonuç olarak söylemek gerekirse Hulûsi Efendi sevgi ile yola çıkılması¸20 sabır ile hareket edilmesi21 ve gönlün kanaate ulaşması ile mükemmel bir insanın ortaya çıkacağını anlatmaya çalışmıştır.22 Tabii ki¸ Hulûsi Efendi’nin gönül dünyamıza yön verecek tavsiyelerini bunlarla sınırlamamız mümkün değildir. Ama imkânlarımız içerisinde ancak bu tavsiyeleri dile getirilebilmiştir. Allah dostlarının zaman içerisinde dile getirdikleri tavsiyeler aslında hep aynıdır. Bu da insanın mânevî hastalıklarının ve tedâvî yollarının aynı olmasından kaynaklanmaktadır. Gönül dünyamızda eksikliğini hissettiğimiz¸ tedâviye ihtiyacı olduğuna inandığımız duygularımızı ve dürtülerimizi bu samimi insanların Kur’ân ve sünnet istikâmetinde dile getirdikleri tavsiyelerini dikkate alarak tedâvi etmemiz¸ diğer bir ifade ile ıslah etmemiz mümkündür.    

 

Dipnot

1          Bu konuda geniş bilgi için bkz¸ Kadir Özköse¸ Tasavvuf ve Gönül Eğitimi¸ Nasihat Yayınları¸ Ankara¸ 2007. 
2          Hemen birici mektubunda oğlu Kemâl Beye; iman¸ şefkat ve kemâl ile hareket etmeyi tavsiye etmiştir. Bkz¸ Mektûbât-ı Hulûsi-i Darendevî¸ Osman Hulûsi Efendi¸ Hazırlayanlar: Mehmet Akkuş¸ Ali Yılmaz¸ Nasihat Yayınları¸ İstanbul 2006¸ s. 1. 
3          Örneğin dördüncü mektup. Bkz¸ Mektûbât (Dördüncü Mektup)¸ s.7.
4          Mektûbât(Yirmi Altıncı Mektup)¸ s.87.
5          Mektûbât (Hacı Muhittin Tütüncüye¸ Dokuzuncu Mektup)¸ s.21
6          Mektûbât (Birinci Mektup)¸ s.2.
7          Mektûbât (Birinci Mektup)¸ s.2.
8          Mektûbât (Yedinci Mektup)¸ s.14; Ayrıca bkz¸ Mektûbât (Kırk Dördüncü Mektup) s.151.
9          Mektûbât (Altmış Birinci  Mektup)¸ s.210.
10        Mektûbât (Altıncı Mektup)¸ s.12; Ayrıca bkz¸ Mektûbât (On Altıncı Mektup) s.53.
11        Mektûbât (Yedinci Mektup)¸ s.14.
12        51/Zâriyât¸ 56; 67/Mülk¸ 2.
13        Örnek olarak:  “Gerçekten Safâ ile Merve Allah’ın alâmetlerindendir. Onun için her kim hac veya umre niyetiyle Kâ’be’yi ziyaret ederse¸ bunları tavaf etmesinde ona bir günah yoktur. Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse¸ şüphesiz Allah iyiliğin karşılığını verir¸ o her şeyi bilir.” 2/Bakara¸ 158.
14        Mektûbât (Onuncu Mektup)¸ s.29. İmtihanda başarılı olabilmek için sunduğu en çarpıcı tavsiyelerden birisi de “iyilikte yardımlaşmak ve kötülükte yardımlaşmamaktır” bkz¸  Mektûbât (On Birinci Mektup)¸ s.35. 6/Mâide¸ 5 (âyet-i kerîmesine atfen)
15        3/Âl-i İmrân¸ 15.
16        Geniş bilgi için bkz; İbrahim Sarıçam¸ Hz. Peygamber’in Çağımıza Mesajları¸ Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları¸ Ankara 2005.
17        Mektûbât (On Dördüncü Mektup)¸ s.47.
18        Mektûbât (On Dördüncü Mektup)¸ s.49.
19        Mektûbât (On Beşinci Mektup)¸ s.51.
20        Mektûbât (Otuz Altıncı Mektup)¸ s.126.
21        Mektûbât (Kırk Sekizinci Mektup)¸ s.170.
22        Mektûbât (Elli Dokuzuncu  Mektup)¸ s.202.

Sayfayı Paylaş