HULÛSİ EFENDİ'NİN İNSANLIĞA NASİHATI

Nasîhat manzûmesinin en dikkat çeken yönlerinden birisi¸ bütün insanlığa seslenmesi ve Allah Teâlâ’nın yarattığı her canlının ıslahının hedef olarak seçilmesidir. Her beyitte¸ bazen her mısrada ayrı bir ahlâkî güzelliğe işaret edilmekt

“Nasîhat manzûmesinin en dikkat çeken yönlerinden birisi¸ bütün insanlığa seslenmesi ve Allah Teâlâ’nın yarattığı her canlının ıslahının hedef olarak seçilmesidir. Her beyitte¸ bazen her mısrada ayrı bir ahlâkî güzelliğe işaret edilmekte ve insanlar oraya ısrarla yönlendirilmektedir. Dikkatle incelendiği takdirde beyitlerin bir âyet veya hadisten mülhem olduğu hemen anlaşılmaktadır.”

Nasîhat etmek¸ öğüt vermek¸ iyiliği emretmek¸ kötülükten vazgeçirmeye çalışmak¸ daima hakkı ve sabrı tavsiye etmek¸ evrensel ahlâk kurallarının da¸ kendi öz kültürümüz içinde oluşan ahlâk ve adabımızın da temel taşlarıdır. Nasîhat¸ huzurlu bir toplum yapısının oluşmasında¸ beden ve ruh sağlığı yerinde nesillerin yetişmesinde çok önemli görevler üstlenir.
Bir Müslüman problemini çözmek için kardeşine müracaat eder ve yardımını talep ederse bîgâne kalamayacağımızı Sevgili Peygamberimiz haber vermektedir.2 Ayrıca¸ Müslüman kardeşinin derdiyle dertlenmek¸ sıkıntısını gidermeye çalışmak ve onlara karşı samimi davranmak da İslâm ahlâkının değişmez umdelerindendir. Babanın¸ annenin evladına nasîhati¸ hocanın talebelerine nasîhati ve umumî manasıyla Müslümanların birbirlerine nasîhatleri¸ ictimaî yapımızın temel taşları mesabesindedir.
Bizim bu yazıda üzerinde duracağımız nasîhat ise¸ meseleyi çok geniş bir bakış açısıyla ele alan¸ son devrin en önemli gönül sultanlarından¸ İslâm kültürünü¸ edebî ve tasavvufî mısralarla terennüm eden büyük insan merhum Hulûsi Efendi Hazretlerine ait nasîhat manzûmesidir.3 Dokuz beyitten oluşan bu güzel şiir¸ aslında dil ve edebiyat açısından da incelemeyi hak etmektedir. Ancak bu yazıda manzûmenin muhtevası üzerinde durulacak ve bazı tespitlerde bulunulmaya çalışılacaktır.
Nasîhat manzûmesinin en dikkat çeken yönlerinden birisi¸ bütün insanlığa seslenmesi ve Allah Teâlâ’nın yarattığı her canlının ıslahının hedef olarak seçilmesidir. Her beyitte¸ bazen her mısrada ayrı bir ahlâkî güzelliğe işaret edilmekte ve insanlar oraya ısrarla yönlendirilmektedir. Dikkatle incelendiği takdirde beyitlerin bir âyet veya hadisten mülhem olduğu hemen anlaşılmaktadır.
Birinci beyitte¸ insanın en önemli vazifesinin hizmet olduğu¸ kendisine hizmet edilmesini beklemek ve istemek yerine her canlıya hizmet etmek gerektiği vurgulanmakta; ayrıca¸ başkasından hizmet beklemenin insanı gurûra sevk edebileceğine işaret edilmektedir. Burada hemen Sevgili Peygamberimizin¸ “Bir topluluğun efendisi onlara hizmet edendir.”4 hadîsini hatırlıyoruz:
Âlemi sen kendinin kölesi¸ kulu sanma;
Sen Hak için âlemin kölesi ol¸ kulu ol.
İkinci beyitte nefse uyarak kibir ve gurura kapılmamak öğütlenirken¸ çok ileri seviyede bir tevâzuun tavsiye edildiğini görüyoruz:
Nefsin hevâsı ile mağrûr olup aldanma;
Yüzüne bassın kadem¸ her ayağın yolu ol.

Burada insanları küçük görüp kendisini beğenmek¸ kibir ve gurura kapılmak kötü huylar arasında yer alır. Allah ve Rasûlü¸ mü’minleri bu kötü huylardan menetmiştir.5 İkinci mısrada ise insanlar mübalâğalı bir üslupla tevazûya teşvik edilmektedir. Sevgili Peygamberimiz mütevazı olan kimsenin Allah (c.c.) tarafından yüceltileceğini bizlere bildirmektedir.6
Kimsesiz insanlara¸ yardıma muhtaç düşkün kimselere yardım elini uzatmak her Müslümanın görevidir. Peygamber Efendimiz¸ fakirlerin ve dul kadınların ihtiyaçlarını gidermek için koşuşturmayı¸ Allah yolunda cihada¸ devamlı oruç tutmaya ve gece ibadeti yapmaya benzeterek mü’minleri buna teşvik etmiştir.7 Üçüncü beyitte bu hususa temas edilmekte hiçbir karşılık beklemeden bu hizmetleri yürütmenin gerektiği hatırlatılmaktadır:
Garazsız hem ıvazsız hizmet et her canlıya
Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol.
Dördüncü beyit¸ bizlere sevebilmenin ve sevilmenin yolunu göstermektedir.
Allah için herkese hürmet et de¸ sev¸ sevil;
Her göze diken olma¸ sünbülü ol¸ gülü ol.
Herkese hürmet etmek¸ Yaratanın hatırına yaratılanı sevmek ve hürmet göstermek aslında her insanın yapamayacağı yüksek bir ahlâk ve erdem işidir. Allah Rasûlü (s.a.v.) küçüklere şefkatle muameleyi¸ büyüklere saygılı davranmayı îmanın işareti ve Müslüman kalmanın alâmeti olarak ifade buyurmaktadır.8

 

Hürmet edenin hürmet göreceği kesindir. Kendisi hürmet gösterdiği için hürmet ve saygıya lâyık olan insan ise muhataplarının gözünde bir gül¸ bir sümbül gibi güzel bir görünüm ve güzel bir koku içinde temessül edecektir.
Sevgili Peygamberimiz¸ “İslâm’da başkalarına zarar vermek de¸ zarar görmek de yoktur.”9 buyurarak Müslümanların davranışlarına dikkat etmesini istemekte ve kimseye zarar vermemenin ve hiç kimseden zarar görmemenin esas olduğunu ifade buyurmaktadır. Ayrıca Sevgili Efendimiz¸ çok kısa ve özlü bir sözlerinde Müslümanı şöyle tarif etmektedir: “Müslüman¸ elinden ve dilinden diğer Müslümanların emin olduğu/zarar görmediği kimsedir.”10
Kalp kırmadan¸ gönül yıkmadan yaşayabilmek¸ hele bir de günümüz toplum yapısı içerisinde her kişinin değil¸ er kişinin muvaffak olabileceği bir haldir. Bu zor işin yanında bir başka zor iş daha vardır ki¸ o da incinmemektir. İncitmemek belki insanın kendi irade ve ihtiyarıyla alâkalı olduğu için sakınılabilecek bir durum olarak görülebilir. Fakat incinmemek¸ başkalarının yaptıkları karşısında alınacak bir tavır olduğu için¸ kişinin kendisini aşan bir durumla karşı karşıya gelmesi anlamına gelmektedir ve incitici darbelerin dozu ve şekli ile yakından irtibatlıdır. Bu¸ bazen incitici bir sözle¸ bazen kaba bir davranışla bazen de eriten bir bakışla karşımıza çıkabilir. Asıl mesele¸ böyle bir davranış karşısında incinmeyebilmektir. Beşinci beyit bize şu mısralarla sesleniyor:
İncitme sen kimseyi¸ kimseye incinme hem;11
Güler yüzlü tatlı dil¸ her ağzın balı ol.
Sevgili Peygamberimiz mütebessim bir çehreye sahipti. O¸ insanlara güzel söz söyler¸ güleryüz gösterirdi.12 Yapılan her türlü iyiliğin sadaka kabul edildiğini ifade ettiği mübarek bir sözünde¸ kardeşine güler yüz göstermenin de iyi bir davranış olduğunu belirtmekte¸13 tatlı dille konuşmayı tavsiye buyurmaktadır.14 Güler yüzle güzel şeyler söylemek; incitmeyen ve incinecek durumlarla karşılaşılmayacak bir hayatın önemli işaret taşları olsa gerektir.
Altıncı beyitte incitmemek ve gönül yıkmamak bir kere daha dile getirilmektedir. Akıllı bir insan da olsan¸ aklı başında olmayan birisi de olsan sakın kalp kırayım deme. Çünkü nazargâh-ı ilâhî olan ve insan eliyle tamiri mümkün olmayan gönlü yıkmak¸ nefsine uyarak Kâbe’yi yıkmaya teşebbüs etmekten daha kötüdür:
Nefsine yan çıkıp da Kâbe’yi yıksan dahi;
İncitme¸ gönül yıkma¸ ger uslu ger deli ol.
Yedinci beyit¸ şefkat¸ merhamet¸ tevâzu ve sehâvet hasletlerini dile getirmektedir. Güneş nasıl herkese eşit olarak ışığını ve ısısını gönderiyorsa gerçek mü’min de herkese şefkatle bakmalı¸ her canlıya merhametle davranmalıdır. Çünkü “İnsanlara merhametle davranmayana Allah Teâlâ  merhamet etmez.”15 Allah Teâlâ’nın güzel isimlerinden olan Raûf/çok şefkatli ve Rahîm/pek merhametli isimleri¸ Allah’ın bir lütfu olarak sadece bizim Peygamberimize sıfat olarak verilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu husus şöyle ifade edilmektedir: “Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki¸ sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O¸ size düşkündür¸ mü’minlere çok şefkatli ve merhametlidir.”16 Şefkatli ve merhametli bir Rabbin kulu ve şefkatli ve merhametli bir Peygamber’in ümmeti olarak mü’minlere de bu vasıflarla davranmak yakışır.
İkinci beyitte de zikri geçen tevâzu¸ burada toprağa benzetilmektedir. Mütevazı olmak¸ insan olmanın ayrılmaz vasfıdır. Cömertlik ise sanki bu ahlâkî meziyetlerin tamamlayıcısıdır. Çünkü sehâvet olmazsa ötekilerin değeri de azalmaktadır. Sevgili Peygamberimiz¸ cimrilik ve kötü ahlâkın¸ bir mü’minde bir araya gelmeyeceğini açıkça ifade buyurmaktadır. Başka bir hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Cömert insan¸ Allah’a¸ cennete ve insanlara yakın¸ cehenneme uzaktır; cimri ise¸ Allah’a¸ cennete ve insanlara uzak¸ cehenneme yakındır.”17
Güneş gibi şefkatli¸ yer gibi tevâzulu;
Su gibi sehâvetli¸ merhametle dolu ol.

Sekizinci beyitte Hulûsi Efendi insanlığa nasîhatini şöyle sürdürmektedir:

Gökçek gerek dervişin sanı¸ yoksula baya;
Suçluların suçundan geçip hoşgörülü ol.
Alçak gönüllü kişinin¸ fakir olanlara da maddî durumu iyi olanlara da muâmelesi nazik ve güler yüzlü olmalıdır. Zenginlere itibar edip¸ fukaraya iltifat etmemek tevazûya aykırıdır.
Hoşgörü¸ müsamahakâr davranmayı ifade eden bir kelimedir. Ancak bu tabirin sınırları iyi tesbit edilmezse¸ istismara¸ yanlış anlama ve uygulamalara sebep olabilmektedir. Bu sebeple¸ hoşgörü ile karşılanmaması gereken davranışları bilmek ve ona göre davranmak gerekmektedir. Müslümanın¸ her şeyi hoş gören bir tavır içinde olması mümkün değildir. Nitekim Hulûsi Efendi bir beyitte:
Hoş göre hoş göre¸ olduk hoşkör;
Demeyin Allah aşkına hoşgör.
diyerek konunun hassasiyetine dikkat çekmekte¸ bir sınır koymaksızın her şeyi hoşgörü ile karşılamanın doğru olmadığını¸ tepki gösterilmesi gereken durumlarda müdahale etmek gerektiğini ifade etmektedir.
İnsanlara karşı hoşgörü ile davranma¸ bazı suçları affederek ceza vermekten vazgeçme önemli ahlâkî meziyetlerdendir. Allah Teâl⸠takvâ sahiplerinin özelliklerini sayarken: “Onlar¸ bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar¸ öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da bu güzel davranışta bulunanları sever.” buyurmuştur.18 Suçu olmayan birisi için affetmek de mevzubahis olamaz. Onun için afdan söz edebilmek için bir suça ihtiyaç vardır. Suçun tamirinin¸ suç işleyenleri caydırmanın her zaman ceza ile olmayacağı açıktır. Suçluyu affederek ceza vermemek de çok önemli bir eğitim metodudur. Ancak hatanın tesbiti¸ yanlış olduğunun izahı birlikte değerlendirilmelidir. 
Varlığından boşal kim yokluğa erişesin;
Sözünü gerçek söyle¸ Hulûsi’nin dili ol.
Son beyitte tevazûnun en ileri merhalesi olan yokluğa erişebilmenin yoluna işaret edilmektedir. Yokluğa erişmek için¸ varlık mânâsı taşıyan benlikten¸ kibir¸ gurur gibi huylardan¸ mânevî hayata zarar veren maddî şeylerden uzaklaşmak gerekir. Daima hakikatleri dile getirmek¸ gerçek olanı¸ doğru olanı söylemek gerekmektedir.
Osman Hulûsi Efendi’yi sevenler¸ Kur’ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerîflerden süzülerek ifade edilen hakikatlerin dile getirildiği bu nasîhati sık sık okumalı¸ güzel ahlâk dağarcıklarında bu meziyetleri diri tutarak hayatlarında uygulamalıdırlar.

 

Dipnot

* Doc. Dr.

1          Buhârî¸ Büyû’¸ 68; Ahmed ibn Hanbel¸ III¸ 418.
2          Dîvân-ı Hulûsi-i Dârendevî¸ Nasihat Yayınları¸ 2006 İstanbul¸ s. 179..
3          Aclûnî¸ Keşfu’l-Haf⸠I¸ 561-562
4          31/Lokmâni¸ 18; Buhârî¸ el-Edebü’l-Müfred¸ 560. hadis.
5          Müslim¸ Birr¸ 69; Tirmizî¸ Birr¸ 82.
6          Buhârî¸ Edeb¸ 25; Müslim¸ Zühd¸ 41.
7          Tirmizî¸ Birr¸ 15; Ahmed ibn Hanbel¸ I¸ 257.
8          Muvatta’¸ Akdiye¸ 31; İbn Mâce¸ Ahkâm¸ 17.
9          Buhârî¸ Îmân¸ 4; Müslim Îmân¸ 64.
10        Bkz. Tirmizî¸ Birr¸ 41
11        Buhârî¸ Sulh¸ 11; Tirmizî¸ Birr¸ 36.
12        Tirmizî¸ Birr¸ 45; Müslim¸ Birr¸ 145.
13        Ahmed ibn Hanbel¸ II¸ 189.
14        Buhârî¸ Tevhid¸ 2; Müslim¸ Fedâil¸ 66.
15        9/Tevbe¸ 128.
16        Tirmizî¸ Birr¸ 40.

17        3/Âl-i İmrân suresi¸ 134

Sayfayı Paylaş