BİREYDEN TOPLUMA VAHDET

Somuncu Baba

nsanın Kendisi İle Barışık Olması
Kur’ân¸ içten dışa doğru bir değişim ve oluşumu hedefler.

nsanın Kendisi İle Barışık Olması
Kur’ân¸ içten dışa doğru bir değişim ve oluşumu
hedefler. Kur’ân’ın bu metodu¸ vahdet için de geçerlidir.
Kur’ân¸ hedeflediği her bakımdan güçlü ve donanımlı
İslâm Toplumunun oluşması için¸ önce bireyden işe
başlar¸ bireyin kendi içinde vahdet içerisinde olmasını
hedefler.
Kur’ân’ın oluşturmayı istediği kâmil insanın
yetişmesi için¸ bireyin kendisi ile barışık olması¸ içi
ile dışının bir olması gerekir. Kendisi ile barışık olmayan¸ inandığı
gibi düşünüp yaşayamayan kimseler¸ sürekli
bir iç çatışma içerisinde olacağından zayıf kalacaklardır.
Zayıf fertlerle güçlü toplumların oluşması ise mümkün
değildir. Çünkü bireyin iç dünyasındaki bu çalkantılar¸
onun dış dünyasına yansıyacak¸ başkalarına karşı davranışlarında
kendisini gösterecektir.
İslâm’a göre her amelin geçerli olmasının temel şartı
iman ve niyettir. Amellere değer kazandıran niyetlerdir. Yani bir eylem¸ onu
yapanın niyetine göre değerlendirilir. Sözgelimi Yüce Allah’ın
hoşnutluğunu kazanmak için yapılan bir eylem¸ başka çıkar
ve beklentiler için yapılan eylemle bir değildir. Bu nedenle¸ önce
niyetlerin düzeltilmesi gerekir. Bu da bilinç temeline dayalı köklü bir
imanla mümkün olacaktır.
İyi niyet¸ iyi amele götürür. İyi niyetle kötülüklerin
işlenmesi söz konusu olamaz. Öte yandan¸ iyi niyetler de kötülüklerin örtülmesine
gerekçe olamaz. Bunun için bir taraftan¸ “Dervişin
fikri ne ise zikri de odur.” denirken¸ diğer taraftan da¸ “Âyînesi
iştir kişinin lâfa bakılmaz.” denmiştir. O halde
fikir-zikir birliği¸ iman-amel birliği yanında¸ söz-eylem birliği de
kaçınılmazdır. Kur’ân “Yapmadığınız/yapmayacağınız
şeyleri niçin söylersiniz.”1¸ “İnsanlara iyiliği
emreder de kendinizi unutur musunuz?”2 diyerek bu gerçeğe dikkat çeker.
Bu gerçek¸ “İnandığınız gibi yaşamazsanız¸ yaşadığınız
gibi inanmaya başlarsınız.” sözüyle de özetlenmiştir.
Zira bir şeyin gereğine ve doğruluğuna inandığı halde¸ onun gereğini
yerine getirmeyen/getiremeyen kişi ikilem içerisinde olacaktır.
Bu ikilem onu huzursuzluğa götürecektir.
Kalplerin Birliği
Toplumu oluşturmaya fertlerden başlayan Kur’ân¸ o toplumu
oluşturacak kişileri inşâ etmeye de kalplerden başlar.
Kur’ân’ın yirmi üç yıllık iniş sürecinin
on üç senesi Mekke’de inen âyetlerden oluşur.
Ağırlıklı olarak inanç konularının işlendiği bu âyetlerde
fertlerin iç dünyasının sağlam temeller üzerine inşâ edilmesi üzerinde
ısrarla durulur. Uygulama/ahkâm ağırlıklı Medine’de inen âyetlerde
de aynı konu işlenmeye devam eder. Bu bize¸ kalplerin eğitiminin ne kadar önemli
olduğunu gösterir. Buna göre kişilerin kalp eğitimi kesintisiz
sürmelidir.
İslâm¸ insan davranışlarının beyni olan iç dünyaya
büyük önem vermiştir. İşte bu yüzden imanın
var olması için¸ kalbin tasdîki temel sayılmıştır. Dil ile
ikrâr ve davranışlara yansıtmak ise¸ imanın ikincil şartıdır.
İnsan hayatında bu kadar önemli olan gönül dünyası¸ İslâm’a
göre başıboş bırakılmamıştır. İslâm¸ işe öncelikle
gönüllerden başlamış ve iç dünyanın kontrolünü imanın
elinde tutmayı hedeflemiştir. Nitekim davranışların İslâm’a
göre anlamlı ve değerli olması¸ inanarak yapılmasına bağlanmıştır.
İslâm¸ oluşturmayı hedeflediği insanın ayrılmaz özelliği
olan Salih Ameli (yararlı davranış¸ kişiye ve başkalarına
dünya ve ahirette yararlı olan iş)¸ iman etmeye endekslemiştir.
İman ise¸ yukarıda da söylendiği gibi gönül işidir¸ kalbî dolum/itmi’nândır.
İman¸ bir adı da el-Mü’min¸ yani güven kaynağı olan Yüce
Allah’a gönülden bağlanıp¸ güvende olmak ve etrafa güven
vermek demektir. İman gibi kalbî bir eylem olan niyet de son derece önemlidir.
Mü’minin niyeti¸ amelinin kaptanıdır. Eylemlere değer kazandıran
niyetlerdir¸ yani burada önemli olan¸ yapılan eylemlerin niçin ve
ne adına yapıldığıdır. Bu yüzden niyet¸ eylemden öncedir ve oldukça önemlidir.
Yüce Allah¸ inanan kullarını sadece amellerinin kendileriyle değil¸ o amellerinin
arkasındaki niyetleriyle ebedî cennetine koyacak; inanmayanları da zaten
niyetleri ne olursa olsun ebedî cehennemine atacaktır. Aksi takdirde her
iki grubun da amellerini gerçekleştirdikleri ömürleri
süresi kadar cennette yahut cehennemde kalmaları gerekecekti. Zira Yüce
Allah¸ mü’mine ebedî ömür vermiş olsaydı¸ o
ebedîyyen Allah’a itâat edecekti. İnkârcı için
de durum böyledir. Mü’minin niyetinin amelinden daha iyi olduğu
gibi¸ kâfirin de niyeti amelinden daha kötüdür.
Allah’ı görüyormuş gibi yaşama demek olan ihsân
makamı da tamamen kalple alakalıdır. İnsanın söylediği her sözün¸
işlediği her eylemin¸ onun iç dünyasında bir alt yapısı ve
etkisi vardır. Yani insan¸ ya içindekini¸ söz ve eylemiyle dış dünyaya
yansıtır; ya da insanın söyledikleri ve işledikleri onun iç dünyasında
kalıcı izler bırakır.
İslâmî ilimler arasında önemli disiplinlerden olan Akâid¸
Ahlâk ve Tasavvufun temel gayesi¸ gönül dünyasını en güzel
ve mükemmel bir biçimde dizayn etmek¸ kısaca gönül eğitimidir.
Kur’ân’da pek çok âyette çeşitli
kalb eylemlerinden bahsedilir. Bu cümleden olarak iman¸ ilim¸ mârifet¸
basîret¸ muhabbet¸ zikir¸ fikir¸ takv⸠teslîmiyet¸ şirk¸
küfür¸ inkâr¸ nifak¸ gaflet¸ şüphe¸ hased¸ kin¸ kibir¸
nefret gibi yüzlerce kavram ve konu yer almıştır.
Kur’ân¸ kalp eğitimine büyük önem vermiştir.
Yüzlerce âyet ve hadiste kalp eğitimi ile ilgili açıklamalar
ve uyarılar vardır. Bunları bir bütün olarak okuyan kimse¸ kalbinden
de sorumlu olduğunu anlayacak ve nifak¸ şirk¸ inkâr¸ küfür
gibi îtikâdî sapmalardan; hased¸ kibir¸ kin gibi ahlâkî düşüklüklerden;
günah kurguları¸ kötülük planları gibi lüzumsuz ve zararlı
şeylerden kalbini/gönlünü/beynini korumaya çalışacak¸
bunları yapmaktan uzak duracaktır.
Kur’ân¸ ferdin iç dünyasını tasfiye ettikten sonra¸ oluşturacağı
toplum fertlerinin gönül birliği üzerinde durur; meselâ münafıklardan
bahsederken onların kalplerinin parçalı olduğuna dikkat çeker:

Onların kendi aralarında şiddetli ayrılık vardır. Sen onları toplu sanırsın¸
ama kalpleri dağınıktır. Öyledir¸ çünkü onlar düşünmez
bir topluluktur.”3
Bir önceki âyette onların¸ “Allah’tan çok insanlardan
korktuğu” üzerinde durulur. Başka bir âyette de yine
şeytanın dostları olan iki yüzlülerin¸ “insanlardan¸ Allah’tan
korkar gibi hatta daha fazla korkmaya başladıkları”4 bildirilir.
Demek ki gönül birliği oluşmadan kurulan birliktelikler¸ niteliksiz
birliktelikler olup uzun vâdede dağılıp yıkılmaya mahkûmdur. Gönül
birliğini oluşturamayan bu güruhlar¸ gönüllerine tevhîdi
hâkim kılamadıkları¸ Allah sevgi ve korkusunu yerleştiremedikleri
için¸ birbirlerine kenetleyen temel harçtan mahrum topluluklardır.
Gönülleri birbirine kenetleyecek o harç¸ tevhîddir¸ Allah
bilincidir.
Evet¸ münâfıklar kalp hastalarıdır. İki arada bir derede kalan kararsız
kimselerdir. Onlar sürekli bir iç çatışma içerisindedirler.
Onlar bir gönüle iki zıt sevgiyi¸ iki zıt nefreti yahut iki zıt korkuyu
yerleştirmeye çalışanlardır. Oysa tek kalpte¸ birbirine
zıt iki sevgi yahut iki korku sığmaz. “Allah¸ bir adamın (göğüs)
boşluğunda iki kalp yaratmadı…”5 Onlar birey olarak iç dünyalarında
birliği oluşturamadıkları gibi¸ toplum olarak kalıcı ittihâdı da
oluşturamayacaklardır. Zira hedef ve beklentileri farklı farklı olacaktır. Çünkü nifakın¸
tevhîd gibi kalıcı ve birleştirici rolü yoktur.

Allah¸ (ortak koşanla tek Allah’a inananın durumunu anlatmak için)
şöyle bir misâl verdi: Birbiriyle çekişen ortaklara
bağlı olan bir adam (yani köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan
bir adam. Şimdi bu ikisinin durumu bir olur mu?”6 İslâm toplumunu
oluşturacak olan bireyden istenen¸ tek kalbe tek sevgiyi¸ tek hedefi yerleştirmektir.
Bu birliktelik onları birbirine yaklaştıracak¸ kaynaştıracak¸ yek-vücut
hâle getirecektir. Artık insan olarak birbirlerinde ortaya çıkabilecek
ufak tefek kusurları görmeyecekler¸ onları affetmesini ve onlardan geçmesini
bileceklerdir.
Nitekim Kur’ân adamı mü’minler aralarında zaman zaman
anlaşmazlıklar olsa bile birbirlerine şöyle dua ederler: “Rabbimiz¸
bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla¸
kalplerimizde inananlara karşı bir kin bırakma! Rabbimiz¸ Sen çok
şefkatli¸ çok merhametlisin!”7
Kur’ân’ın Hedeflediği Toplumun Meziyyetleri
Pek çok Kur’ân âyeti bize¸ Kur’ân’ın
yeryüzünde kurmayı hedeflediği toplumun özelliklerini ve temellerini
açıklıyor. Bir fikir sahibi olabilmek için şimdi şu âyetleri
okuyalım:

Ey inananlar¸ hepiniz birlikte/bütünüyle İslâm’a/barışa
girin¸ şeytanın adımlarını izlemeyin¸ çünkü o size apaçık
düşmandır.”8 Âyetin çağrısı bütün insanlaradır.
O¸ bütün insanların İslâm’a girmesini istemektedir. İslâm’ın
kapısı herkese açıktır. İslâm¸ bir bütün olarak insanların
barış dini üzerinde olmalarını istemektedir. Barış dini olan
İslâm etrafında oluşacak bu birliktelik önündeki en büyük
engel ise¸ şeytandır. Onun için mü’minler¸ farklı zamanlarda çeşitli
renk ve tonlarda görülebilen şeytanın adımlarına ve adamlarına
uymaktan sakınmalıdırlar.

Ey inananlar¸ Allah’tan¸ O’na yaraşır biçimde korkun
ve ancak Müslümanlar olarak ölün. Ve topluca Allah’ın
ipine yapışın¸ ayrılmayın…”9 İman edenlere hitaben gelmiş olan
bu âyet de bütün Müslümanları Allah’ın ipi olan
Kur’ân etrafında bir ve beraber olmaya çağırmaktadır. Buna
göre ayrılıktan kurtulmanın yolu Kur’ân’ın evrensel ilkeleri
etrafında birleşmekten geçmektedir. Bu nedenle Kur’ân
insanı¸ İslâm’ı dava edinip insanlığı İslâm’a çağırandır.

Allah¸ kendi yolunda kenetlenmiş binalar gibi saf bağlayarak çarpışanları
sever.”10 Âyet¸ Müslümanları bir binaya benzetir. Buna
göre onlar birbirleriyle her bakımdan birlik¸ beraberlik ve uyum içerisindedirler.
Sevgide¸ dayanışmada¸ paylaşımda¸ dertlerine ortak olmada hep birbirlerinin
yanındadırlar. Onların yürekleri¸ aynı hedef için toplu atar. Beyinleri
benzer şeyleri düşünür¸ hayaller kurar. Dilleri
aynı hakikatleri terennüm eder. Onların eylem dünyası da birbiriyle
uyuşur ve örtüşür. Bu özelliklere sahip olduktan
sonra¸ bu binanın oluşmasında her seviye ve yapıda Müslümana
ihtiyaç vardır. Peygamberimizin bir hadislerinde belirttiği gibi¸ şüphesiz
iman-ilim-amel-variyet-fizik bakımından güçlü mü’min
zayıf mü’minden hayırlı¸ Allah’a daha sevimlidir. Ancak her
Müslümanın hayırlı ve güzel bir tarafı vardır. Bu yüzden
her seviyedeki mü’mine ihtiyaç vardır. Her Müslümanın
İslâm binasında dolduracağı bir yeri vardır.

Ey inananlar¸ sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah¸ yakında öyle
bir toplum getirecek ki O onları sever¸ onlar da O’nu severler. Onlar¸
mü’minlere karşı alçak gönüllü¸ kâfirlere
karşı onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda cihâd ederler¸
hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. Bu¸ Allah’ın bir lutfudur¸
onu dilediğine verir. Allah’ın lutfu geniştir¸ O¸ bilendir.”11Âyete
göre Allah’ın istediği¸ sevdiği ve razı olduğu bu toplum¸ sevgi
temellidir¸ ama hakîkat düşmanlarına karşı onurludur.
O hakîkat yolcularını gerçekler yönlendirir.
Ö
zetleyecek olursak güçlü toplumlar¸ güçlü bireylerle
kurulur. Bireyin güçlü olması¸ onun sağlam bir gönül
alt yapısına dayalı olmasına¸ sağlıklı bir gönül eğitiminden geçmesine
bağlıdır. Bu ise Kur’ân ve Sünnet temelli ve kesintisiz süren
bir bilgi eğitimi ile mümkün olacaktır.
Dipnotlar
1- 61/Saff¸ 2.
2- 2/Bakara¸ 44.
3- 59/Haşr¸ 14.
4- 4/Nis⸠77.
5- 33/Ahzâb¸ 4.
6- 39/Zümer¸ 29.
7- 59/Haşr¸ 10.
8- 2/Bakara¸ 208.
9- 3/Âlu Imrân¸ 102-103.
10- 61 Saf 4.
11- 5/Mâide¸ 54.

Sayfayı Paylaş