MUTLU İNSANLAR¸ HUZURLU YUVALAR

Somuncu Baba

“Hadislerde belirtildiğine göre¸ kişinin ailesine yaptığı tüm harcamalar¸ eşiyle birlikte olması veya eşinin ağzına lokma koymasına varıncaya kadar aile hayatının her bir bölümü ibadettir. Dolayısıyla insan kendisini de mutlu ederek ailesiyle saadetli bir yaşam sürerken¸ bir yandan da sevap kazanmaktadır.”

“Hadislerde belirtildiğine göre¸ kişinin ailesine yaptığı tüm harcamalar¸ eşiyle birlikte olması veya eşinin ağzına lokma koymasına varıncaya kadar aile hayatının her bir bölümü ibadettir. Dolayısıyla insan kendisini de mutlu ederek ailesiyle saadetli bir yaşam sürerken¸ bir yandan da sevap kazanmaktadır.”

İlk aile yuvasının kurulduğu yerin cennet olduğu ve bunun bir peygamber olan Hz. Adem ve sevgili eşi Havva ile başladığı düşünülecek olursa¸ evlilik kurumunun kutsal olduğunu söylemek hata olmasa gerektir. Ayrıca hepimiz cennet çocuklarıyız. Öyle ya¸ cennette yaratılan anne ve babanın torunlarıyız. Cennetten geliyoruz¸ inşallah dönüşümüz de geldiğimiz yere olur.
İnsan tabiatının tabiî ihtiyaçlarından pek çoğunu karşılamak evlilikten geçer. İnsan neslinin devam etmesi için de evlilik zaruridir. Evlilik aynı zamanda bir Allah buyruğudur: “Aranızdaki bekârlar ile iyi davranışlı köle ve cariyelerinizi evlendiriniz. Eğer fakir iseler¸ Allah lütfu ile onların ihtiyaçlarını giderir. Çünkü Allah’ın lütfu geniştir. Her şeyi hakkıyla bilir.” (Nur 32). Bir diğer ayette de yuva kurmanın öncelikli gayesi ortaya konularak “Ey Rabbimiz! Bize gözümüzün aydınlığı olacak eşler ve çocuklar bağışla; bizi kötülüklerden sakınanların öncüleri yap” buyrulmaktadır. (Furkan 74). Hz. Peygamber de iki hadislerinde şöyle buyururlar: “Evlenme imkanı bulanınız evlensin. Zira evlilik gözleri ve cinsel organı haramdan daha iyi korur. Evlenemeyenler ise oruç tutsunlar. Çünkü oruç¸ şehvet için kuvvetli bir kırıcıdır.” “Evlenen insan dininin yarısını koruma altına almıştır. Diğer yarısı için de Allah’tan korksun.”
Hadis kitaplarımızda¸ eşlerde aranacak vasıflar¸ evliliğin hangi temellere dayanması gerektiği gibi hususlar geniş olarak yer alır. Bu rivayetler bütününe baktığımızda¸ dindarlığın öne çıktığını görürüz. Bu nedenle Hz. Peygamber¸ münasip bir damat adayı geldiğinde evlilik adımının geciktirilmemesini isteyerek şöyle buyurmuştur: “Dindarlığından ve güvenilir olduğundan emin olduğunuz biri size geldiğinde onu evlendirin. Bunu yapmayacak olursanız¸ yeryüzünde büyük bir fitne ve fesat çıkar.” Hz. Peygamber bir başka hadislerinde bir erkeğin bir bayanla dört şey için evleneceğini belirtir: “Malı¸ soyu¸ güzelliği ve dini.” Ardından da şunu ekler: “Sen¸ dindar olanı seç ki hayır bulasın.” Bu tavsiye sadece erkekler için değildir. Bayanların da öncelikle dindar bir eş aramaları yuvalarının sağlıklı yürümesi açısından önemlidir. Başka kriterleri öne çıkararak yapılan uyumsuz evlilikler mutlu bir yuva sağlamaktan öte¸ boşanmaya giden sürecin ilk adımları olabilmektedir. Nitekim Allah Rasûlü başka bir hadislerinde şöyle buyururlar: “Bir bayanla malı veya güzelliği için evlenen kişi¸ onun malı ve güzelliğinden hayır görmez. Ama bir bayanla dindarlığı nedeniyle evlenen kişiyi Allah¸ o bayanın malıyla da güzelliğiyle de faydalandırır.” Sahabileri birgün Rasûlullah’a sorarlar: “Yâ Rasûlallah! Allah¸ altın ve gümüş biriktirmemizi yasakladı. Peki bizler dünyada hangi hazinenin peşine düşelim?” Rasûlullah onlara şöyle buyurdu: “Hepiniz¸ şükreden bir kalp¸ zikreden bir dil ve sizlere ahiret yolunda yardımcı olacak saliha bir eşe sahip olmaya bakın.”
İslâm¸ değerlerine sahip bir eş aranmasını teşvik ederken¸ gerçek hayatta bunun çoğunlukla arka plana itildiğini görebilmekteyiz. Damat adayının maddî durumunun yerinde olması yeterli sayılmaktadır. Geri kalan vasıflar ise¸ “olmasa da olur” veya “bir gün olur” anlayışıyla ihmal edilmektedir. Oysa ülkemiz aile yapısında bayanların eşlerini dönüştürebildikleri çok az rastlanabilen bir durumdur. Bu nedenle¸ çok güzel dinî ve ahlakî terbiye ile yetişen genç kızların¸ kendileri gibi olmayan gençlerle evlendiklerinde¸ bir müddet sonra eşlerinin yaşam tarzını benimsediklerini ve değerlerini yavaş yavaş kaybettiklerini görmek az rastlanan bir durum değildir.
Bir diğer önemli husus da¸ evlilik hazırlıkları aşamasında¸ tarafların birbirlerini aşırı masrafa sokmalarıdır. Halbuki artan borç miktarı ve ödenecek taksitlerin yığınlaşması yuvanın huzurunu kaçıran temel etkenlerden birisi olmaktadır. Damat adaylarını ezercesine borç yükü altına sokmak¸ “şimdi ne aldırırsak kârdır” anlayışıyla hareket etmek¸ insanın kendi kızına yaptığı bir iyilik değildir sonuçta. Yuva kurulduktan sonra borç yükünü ve onun getireceği huzursuzlukları eşler birlikte yükleneceklerdir.
Yuvadaki yaşama gelince; evlilik hayatı Müslüman için ibadettir. İbadet kavramını namaz kılmak¸ oruç tutmak ve benzeri kulluk görevleriyle sınırlı tutamayız. İbadet¸ hayatın tamamını Allah’ı hoşnut edecek tarzda yaşamak olduğuna göre¸ yaşamın bütün dilimleri ibadet içine girer. Hz. Peygamber’in insanlara zarar verecek nesneleri yoldan kaldırmayı¸ bir Müslümana tebessüm etmeyi sadaka olarak nitelemesi bundandır. Dolayısıyla müminin hayatı ibadetler manzumesinden ibarettir. Bu bazen selam vermek olur¸ bazen bir yaşlıya yardımcı olmak olur¸ bazen de dertli bir insanın sıkıntısını dinlemek olur.
Bu zaviyeden bakıldığında evliliğin de bir ibadet olduğu aşikârdır. Öncelikle insan kendisini haramdan korumak arzusundadır. Bu¸ Allah’ın emir ve nehiylerine dikkat etme çabasının bir sonucudur. Başka bir ifadeyle¸ kulluk bilincidir. Bunun yanında insanın aile mutluluğu adına yaptığı her şey aynı kapsamdadır. Hadislerde belirtildiğine göre¸ kişinin ailesine yaptığı tüm harcamalar¸ eşiyle birlikte olması veya eşinin ağzına lokma koymasına varıncaya kadar aile hayatının her bir bölümü ibadettir. Dolayısıyla insan kendisini de mutlu ederek ailesiyle saadetli bir yaşam sürerken¸ bir yandan da sevap kazanmaktadır. Burada asıl olan insanın zihninin arka planındaki niyetidir. Allah ve Rasûlü’nün arzuladığı bir aile yuvası niyetini taşıyan insan¸ bir kere bu niyeti kuşandıktan sonra¸ ailesi adına yaptığı her şey sevap defterine yazılmaya başlamaktadır. Bu niyetini her dem zihninde canlı tutmasına gerek de yoktur. O şuurda olması yeterlidir. Bu nedenle¸ mümin kişi ahirette hiç beklemediği kadar büyük bir sevapla karşılaşınca¸ herhalde çok şaşıracaktır. Nitekim bir savaşta yer alan Abdullah bin Mübarek arkadaşlarına “Şu savaşımızdan daha üstün bir savaş biliyor musunuz?” diye sorar. Arkadaşları “Hayır” cevabını verince “Ben biliyorum” der ve devamında şunları söyler: “İffetli ve edepli¸ çoluk çocuk sahibi bir mümin geceleyin kalkar. Çocuklarına bakar. Uykuda olan çocuklarının üstünün açılmış olduğunu görünce onları elbisesiyle örter. Bu kişinin yaptığı¸ bizim bu amelimizden daha hayırlı ve üstündür.”
Bu gerçeklik yanında¸ dünyanın kocaman bir köye döndüğü ve tüm olumsuzlukların namlularını ailelere yönelttiği bir dönemde¸ değerler üzerine kurulu bir aile yaşantısını devam ettirmenin ve çocuk yetiştirmenin ne kadar zor olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Ancak¸ ağlamak hiçbir zaman sorunlarımıza çözüm olamayacağına göre; işe¸ aile hayatımızı güzelleştirmekle başlamalıyız. Bu noktada Allah Teâlâ erkeklere seslenerek eşlerle iyi geçinmeyi emreder ve şöyle buyurur: “Eşlerinizle iyi geçinin. Eğer onlarda hoşlanmadığınız bir hâl görürseniz sabredin. Hoşlanmadığınız birşeyi Allah çok hayırlı kılmış olabilir.” (Nisa 19). Hz. Peygamber de eşlere iyi davranmayı erkeklere tavsiye etmekte ve şöyle buyurmaktadır: “Sizin imanı en olgun olanınız ahlakı en güzel olanınızdır. En hayırlılarınız da hanımlarına karşı en hayırlı olanlarınızdır.”
Bu ayet ve hadise baktığımızda Allah¸ bağışlayıcı olmayı¸ şefkatle yaklaşmayı ve ayıpları örtmeyi¸ en önemlisi de hanımları hizmetçi olarak değil de gerçekten birer eş olarak görmeyi tavsiye etmektedir. Zaten bu olduğu takdirde ortada pek sorun kalmayacaktır. Rasûlullah bu yönde tavsiyede bulunurken yaşamında da uygulamalı olarak bunu göstermiştir. O evine karşı hoşgörülü¸ saygılı ve sevgi doluydu. Zaman zaman ev işlerine yardımcı olurdu. Bazen de kendi işini kendisi yapardı. Ev halkıyla şakalaşır ve onları eğlendirirdi.
Erkeğe düşen en önemli görevlerden birisi¸ sahip olduğu imkanlar ölçüsünde eşinin ve çocuklarının nafakasını temin etmek¸ onları giydirmektir. Nitekim Hz. Peygamber kadının erkek üzerindeki haklarını sayarken erkeğin yediğinden ve giydiğinden ona da yedirip içirmesini zikretmiştir. Bakmakla mükellef olduğu insanın ihtiyaçlarını gidermeyen kimseye ise¸ bunun günah olarak yeteceğini belirtmiştir. Bu¸ anlayan zihinler için yeterli bir uyarıdır.
Erkeklere düşen sorumluluklar olduğu gibi bayanlara da düşen bazı sorumluluklar vardır. Ev hanımlarının akşam eve yorgun gelen eşlerinin durumunu göz önünde bulundurmaları¸ onlara kaba davranmamaları¸ yorgunluklarını unutturacak bir sevgi ve sevecenlikle eşlerini karşılamaları gerekir. Bunun yanında¸ bayanlar eşyalarının güzel ve yeni olmasına erkeklere göre daha fazla önem verirler. Sonuçta hânenin komutanı onlardır ancak eşlerin maddî durumlarını göz ardı ederek¸ etraftaki insanları ölçü alarak aile saadetini bozmanın bir anlamı yoktur. İnsanın eşi zaten elinden geleni yapıyordur. Sınırların üzerine çıkarak¸ onu kaldıramayacağı bir yükün altına sokmak¸ sonuçta huzursuzluk olarak eve geri döner. Bu nedenle¸ elde olanın kıymetini bilerek sabretmek ve kanaatkâr olmak en güzelidir. Bu hususu mutlaka göz önünde bulundurarak; ziyaretimize geldiğinde tülleri¸ perdeleri¸ halıları ve mobilyaları inceleyerek bizleri ahiret suallerine tutanları evimize davet etmek yerine¸ sadece bizi görmek isteyenlerle komşuluk yapmak en güzel olanıdır.
Bunun yanında¸ evin en güzel odasını¸ arada bir evimizi şereflendirecek misafirler için boş tutma adetimizi sorgulamak durumundayız. Zira ev öncelikle bizim yaşam alanımızdır ve onun her noktasına biz herkesten daha lâyıkız. Bir odayı misafire tahsis etmek adına kapalı tutmak ve çocukları evin diğer odalarına hapsetmek¸ sınırlarımızı iyice daraltmaktan başka bir şey değildir. Bunun yanında¸ odaları mobilyaya boğarak kendimizi bir müzedeki ziyaretçi konumuna getirmek¸ eşyaya zarar gelecek endişesiyle hareketlerimizi kısıtlamak da insanın kendi isteğiyle kendisine ne kadar zulmedebileceğinin bir örneğidir. Çocuklarımızın ve bizlerin keyfimizce hareket etmemizi sınırlandıran mobilyalar¸ farkında değiliz ancak¸ bizden öncelikli konuma gelmektedir. Kendi evinde rahat edemeyen¸ yaşamı kendisine kısıtlayan insan¸ acınılacak durumdadır. Nice evler vardır ki¸ mobilyadan dolayı¸ iki saf olup cemaatla namaz kılmak mümkün değildir.
Hz. Peygamber hadislerinde fazla çocuk yapılmasını tavsiye etmiş ve kıyamet gününde Müslümanların sayısal çokluğuyla diğer ümmetlere karşı övüneceğini belirtmiştir. Aynı zamanda devlet başkanı olan Rasûlullah’ın bu sözü¸ o günün şartları göz önüne alınacak olursa¸ siyasal yönü de olan bir tavsiyedir. Hz. Peygamber¸ bulunduğu coğrafyada Müslüman nüfusun çoğalmasını teşvik etmiş ve bir insan olarak da ümmetinin sayısal olarak fazla olmasını arzulamıştır. Ancak günümüz şartlarında Allah Rasûlü’nün buyruğunun ardında yatan hedefi fark edemeyip sadece çocuk sayısını artırmak peşinde koşmak¸ her halde Peygamberimizin arzuladığı bir şey değildir. Zira günümüzde tamamen şehirleşmeye doğru giden sosyal yaşamda¸ aile bireylerini sayısal olarak artırmaktan ziyade¸ çocukları nitelikli bir konuma getirmeye çalışmanın¸ Hz. Peygamber’in de arzulayacağı bir hedef olduğunu düşünmekteyiz. Şu dönemde çocuk yetiştirmenin ve İslâmî ahlakla donatmanın her şeyden önce onları başkalarına muhtaç bırakmadan helalinden geçindirmenin zorluğu ortada olduğuna göre¸ nicelikten ziyade niteliğe önem vermek daha öncelikli gözükmektedir. Herhalde Rasûlullah hayatta olsaydı benzer hususları talep ederdi.
Evliliği teşvik eden ayet ve hadislerin çerçevesi tüm Müslümanları kuşatan bir yapı arz etmesine rağmen¸ ilmi ve İslâm’a hizmeti evliliğe tercih eden İslâm âlimlerinin sayısı hiç de az değildir. Ardından büyük kalabalıkları sürükleyen kanaat önderlerinin bir kısmının¸ ümmet adına çabalamayı evliliğe tercih etmelerini takdir etmek gerekir. Hz. Peygamber’in sünnetine uyulmuyor denilerek¸ Allah’ın veya elçisinin emrine muhalefetten söz etmek yerine¸ istisnâî bir durumla karşı karşıya olduğumuzu düşünmek¸ evlilik insana kemâl kazandıran temel ihtiyaçlardan olmakla birlikte¸ evlenmeden de kendini gerçekleştirebilen zevâtın olabileceğini benimsemek daha doğru olur.

Sayfayı Paylaş