KUR'AN OKULLARI

Somuncu Baba

Kur’an-ı Kerim¸ Allah’ın iradesinin insana¸ söz şeklindeki ifadesidir. Dolayısıyla Kur’an¸ Allah’ın sözüdür.

Kur’an-ı Kerim¸ Allah’ın iradesinin insana¸ söz şeklindeki ifadesidir. Dolayısıyla Kur’an¸ Allah’ın sözüdür. Onu okumak¸ onu anlamak ve hayatımızda anlamlandırmak Allah’la konuşmak ve O’nunla iletişim kurmak gibidir. İşte artık okullar kapandı. Çocuklarımız yaklaşık üç ay gibi bir yaz tatiline girdi. Bu tatili en iyi ve verimli değerlendirmenin yollarından birisi¸ çocuklarımıza Kur’an okumayı öğretmek ve din eğitimlerine ağırlık vermektir. Kur’an öğretimi ve eğitimi için mekânlar nezih olmalı¸ sevgiye ve şefkate dayalı bir eğitim-öğretim yöntemi tercih edilmelidir.
Arap dilinde ‘Kur’an’ sözcüğü ‘okumak’ anlamına gelen bir masdar/kök olup¸ ‘okunan şey’ manasında isim olarak kullanılmaktadır. Bundan dolayı Kur’an denilince akla¸ okumak eylemi¸ sadece metin bazında lafzı tekrar etmeği değil¸ anlamayı da içerir. İşte her iki anlamda okumak¸ çok sevap olan bir ibadettir. Bütün Müslüman ülkelerde ve Müslümanların bulunduğu her yerde¸ her camide¸ her kursta¸ her iş yerinde¸ her evde Kur’an eğitimi yoğunlaştırılmalıdır. Hem metin bazında lafızları tekrarlamaya dayalı bir okuma biçimini ve hem de lafızların anlam ve yorumunu kavramak için bir okuma seferberliğine girişilmelidir. Hz. Peygamber (s.a.v): “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve başkasına öğretendir” buyurmaktadırlar. Bu çifte övgüye mazhar olabilmek için gayret sarfetmeliyiz. Özellikle Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Müftülüklerimiz din görevlisi kardeşlerimizi maddi ve manevî anlamda onore etmeli¸ onlara¸ bir misyoner gibi şuur ve motivasyon kazandıracak çabalar içerisine girmelidir. En hayırlılardan olduklarına inandığımız Din Görevlilerimiz de bu motivasyonla¸ Kur’an eğitimini çocuklarımıza gönülden gelerek yapmalıdırlar. Çünkü insanın şevklendirilmeye ihtiyacı vardır. Biz zaten bu işin mutlaka cân u gönülden yapıldığına inanıyoruz. Bunları niye söylüyorum. Birkaç sene önce komşumuz Gürcistan’ın Tiflis şehrinde bir kiliseyi ziyaret etmiştik. Bu kilisede en az¸ üç papaz görevlendirilmiş¸ papazlar seçilirken fizikî yapısına¸ birkaç dil bilme yeteneğine ve Hristiyanlıkla ilgili bilgisine dikkat edilmiş. Çok güzel giyim tarzları var¸ ayrıca¸ beden dilini iyi kullanmalarından anlaşılan¸ bu alanda iyi bir eğitim almış olmaları açığa çıkıyor. Her bir papaz en az dört dil biliyor. Her seviyede insana hitap edebilecek bilgi ve taktikle yetiştirilmişler. Özellikle gençlerle daha çok içli-dışlılar. Elbette bu papazların arkasında para babaları Dünya Kiliseler Birliği var. Yahudi-Hristiyan karması Soros Vakfı var. Çalışmalarını yıllardır cahil bırakılmış Müslümanlar üzerinde yoğunlaştırmışlar. Eğer biz de çocuklarımıza gerekli ve gerektiği şekilde din eğitimini vermezsek¸ bizim de sonumuz aynı olur.
Ümmetin En Şereflileri
Diğer taraftan¸ İslâm tarihinde Kur’an’ın ezberlenmesi yolunda hafızlık müessesesi geliştirilmiştir. Bu Hz. Peygamber’in şu hadislerinin pratik hayatta fonksiyonel hale dönüştürülerek bir müessese haline getirilmesidir: “Ümmetimin en şereflileri ‘hameletü’l-Kur’an’¸ yani¸ Kur’an’ı çok okuyan ve ezberleyenler¸ gece kalkıp ibadet yapanlardır.” O halde bu kutlu müesseseyi yaşatmanın yollarını aramalıyız¸ asla kesintiye uğratmamalıyız.
Kur’an okumayı özendirmede Hz. Peygamber bir başka hadislerinde şöyle buyurmuşlardır: “Gözün ibadetten nasibini verin. Bu Kur’an’a bakmak ve hayret edici (kevnî konularla ilgili) âyetleri üzerinde düşünmektir.” Bu rivayette özellikle iki konu üzerinde durulmaktadır. İlki¸ Kur’an’ı yüzünden okumak¸ diğeri ise¸ onu anlamaya çalışmaktır. Hâssaten¸ Allah’ın varlık delillerini anlattığı gerek eşya ve gerekse insan hakkındaki ayetlerin anlamları üzerinde sebep-sonuç ilişkilerine bağlı derin tefekkürlere dayalı sonuçlar çıkarmamız istenmektedir. Elbette Kur’an bir bilim kitabı değil¸ hidayet ve ahlak kitabıdır. Ama¸ o bilimden de kopuk değildir. Bilimin sonuçlarını çıkarmayı insana bırakır. Örneğin¸ Allah Hz. Nuh’a “gemi yap” emrini bir bilgi türü olan vahiyle indirirken¸ bilgiyi teknolojiye dönüştürme işini insana bırakmıştır. Kur’an’ın bilimle ilişkisini bu bağlamda değerlendirmemiz gerekir. Yoksa Kur’an’da tabiat bilimleri alanında olduğu gibi formül aramak boşunadır. Onun iniş gayesi¸ zaten bu değil¸ hidayettir.
Hz. Peygamber¸ bir hadislerinde¸ Kur’an’ın indiriliş amacını çok veciz bir şekilde belirtir ve burada gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir ayrıntıya¸ noktaya da değinir: “Kur’an’ı okuyunuz ve onunla amel ediniz. Onu okumaktan uzak kalmayınız. Ona yakışmayan yorum ve tevillerle haddi aşmayınız. Onu vasıta yaparak menfaat temin etmeyiniz. Onunla dünyalığınızı çoğaltmaya çalışmayınız.”
Dikkat edilirse bu hadiste bir takım emir ve nehiy cinsinden olan uyarılar göze çarpmaktadır.
Varlığımızın Bekâsı Din ve Dil Eğitimi
İlki¸ salt Kur’an okumak değil¸ onu anlamaya çalışarak¸ hayatı anlamlı kılmaktır. Anlamaya çalışırken¸ Kur’an’ın ruhuyla çelişecek¸ bâtıl ve bozuk anlamlar vermeye¸ bir nevi Kur’an’da manevî tahrife gitmekten uzak durmamız gerektiği söylenmektedir. Bu işin uzmanı olmayan kimseler¸ sadece Kur’an’ın mealiyle yetinmemeli¸ ilim çevrelerinde muteber kabul edilen ve değer verilen bir Kur’an tefsirinden okuyabilirler. Yine bu hadiste günümüzde de güncelliğini koruyan bir meseleye dikkatlerimiz çekilmektedir. O da “Kur’an’ı vasıta yaparak menfaat temin etmek” sorunu. Maalesef bunun birçok istismar şekilleri vardır. Örneğin¸ özellikle büyük kentlerimizin mezarlıklarında Kur’an okumayı bilmeyen ama Kur’an’ı para kazanmada vasıta olarak kullanan¸ halkımızın dinî duygularını istismar eden birçok kimselere rastlanmaktadır. Yine¸ okunmuş hatim ve Yasin satanlar da bir başka şekilde Kur’an’ı menfaat vasıtası yapmaktır. Bu ve benzeri konularda halkımızın duyarlı olması gerekir.
Sonuç olarak¸ varlığımızın bekâsı din ve dil eğitiminden geçmektedir. Dinimizi öğrenmenin yolu¸ onun kaynaklarından geçer. Üstad Cemil Meriç¸ “kâmuş namustur” der. Bu da bize anadilin önemini anlatır. Millî ve dinî varlığımızı her türlü şer güçlere karşı korumak istiyorsak¸ mutlaka ve mutlaka diğer ilimlere önem verdiğimiz kadar¸ din eğitim ve öğretimine de önem vermeliyiz. Yoksa misyonerlik faaliyetlerinden ve satanizm gibi kökü dışarıda bulunan din-dışı oluşumlardan şikâyet etmenin bir anlamı kalmaz.

Sayfayı Paylaş