İNSANIN TECELLİGAH-I İLAHİ OLMASI

Somuncu Baba

Kur'an'da insanın iki yönüne dikkat çekilmektedir. Mükemmellik yönü ile insan¸ manevî¸ ilâhî¸ sermedî¸ lâhutî¸ bâtınî ve hakikî niteliklere sahiptir.

Kur'an'da insanın iki yönüne dikkat çekilmektedir. Mükemmellik yönü ile insan¸ manevî¸ ilâhî¸ sermedî¸ lâhutî¸ bâtınî ve hakikî niteliklere sahiptir. Eksik yönüyle ise maddî¸ bedenî¸ fânî¸ nasutî ve haricî niteliklere sahiptir. Fakat Kur'an¸ daha çok insanın manevî yönüne dikkat çekmektedir.1 Buna göre;
1. Özü bakımından insanla Allah arasında küll-cüz münasebeti vardır. İnsanın yüksek mertebesi bu münasebetten kaynaklanmaktadır.2
2. Kâinat ağacının meyvesi insandır. İnsan vasıta varlık değil bizzat gayedir. Peygamberlerin bütün mesailerini insanı inşa ve imar için seferber etmelerinin hikmeti budur.
3. Hizmet en önce insana yöneltilmelidir.
4. Gerçek insanı aramak¸ onun koptuğu bütünü¸ Allah'ı aramayı gerektirir.
5. Bütün kötülüklerine¸ zalimce davranışlarına rağmen Allah insandan ümidi kesmemiştir. Ona itimat göstermekte kararlıdır.3
İnsanın Yaratılış Fıtratı
İnsanı insan yapan ve diğer varlıklardan ayıran tüm özellikler insan fıtratıdır. Kur'an¸ muhatabı insan olan bir kitaptır ve onu biyolojik bir varlık olmaktan öte "insan olmak" özelliğine ulaştırmayı hedefler. "Andolsun ki¸ cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır¸ fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır¸ fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır¸ fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir."4 Bu ayette¸ yaratılışında bulunan özellikleri gereği gibi kullanmayanların insan olma değerini bulamayıp sadece biyolojik bir varlık¸ bir organizma olacakları vurgulanmaktadır.5
Fıtratın Temizliği ve İyiye Yönelmesi
Fıtrat ayetinde Allah¸ insanı kendi varlık yapısına uygun davranmaya çağırmaktadır. Bu kesin yönlendirmeden anlaşılmaktadır ki İslâm¸ diğer bazı dinler ve düşünce sistemlerinde olduğu gibi insanı doğuştan günahkar ya da kötülüklerle donatılmış kabul etmez. Aksine insan¸ ilk yaratılışından itibaren temiz bir yapıyla¸ iyilik ve yüceliklere yatkın biçimde dünyaya gelmektedir. "Her doğan fıtrat üzere doğar…" hadisi bu gerçeği özetlemektedir.
İnsanın yaratılışının bu şekilde bir temizlik ve saflık içermesinin yanı sıra bütün organlarının yaratılışında da asıl olan bir fıtrat¸ bir yaratılış amacı vardır. Bu organların menfaati¸ görevi¸ fonksiyonu¸ fizyolojisi¸ kısaca onların tabiatıdır.6
İnsanın Halife Olarak Yaratılması
İnsan¸ Allah'ın yeryüzündeki halifesi ve ilahî emanetin¸ yani varlığın ga yesini gerçekleştirme borcunun taşıyıcısıdır.7 Bu ödevini yerine getirmesi içindir ki¸ varlık¸ in sanın emrine verilmiştir. Kur'an buna teshîr (insan dışın daki varlıkların insanın emrine verilmesi) diyor. Teshîr ger çeği bizi şu sonuca ulaştırıyor: Kur'an insanın kâinata mah kumiyetini değil¸ hâkimiyetini esas alan bir kitaptır ve onun sergilediği din de¸ bu hâkimiyetin yoludur.8
Allah'ın Sıfatlarına Mazhar Olan Ancak İnsandır
İnsan Allah'ın sıfatlarının mazharıdır. Ancak Allah'ın sıfatlarını kendinde yansıtabilmek¸ gerçek mânâda kullukla¸ O'nu tanımakla mümkündür.9 İnsan Allah'ın sıfatlarından hangilerini ne ölçüde yansıtıyorsa¸ kemâlâtta da o nispette ilerlemiş demektir. "İnsanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım"10 âyeti de bu duruma işaret etmektedir.
İnsanların Allah'ın her isminden nasibi vardır. Başka bir ifadeyle insan-ı kâmil olabilme imkânı her birey için geçerlidir. Kişi¸ o isim gereğince hareket edip gayret gösterirse¸ o ismin mazharı olur. Hz. Peygamber'in; "Kişi bildiğiyle amel ederse¸ Allah ona bilmediklerini öğretir"11 hadisi de bu meyanda değerlendirilebilir.
İnsanın¸ Allah'ın sıfatlarını yansıtmasıyla¸ kemâlât yolunda ilerlemesi birbirine bağlıdır. Kişi Hakk'ın sıfatlarını yansıttıkça kemâlâtı artar¸ kemâlât yolunda ilerledikçe de Allah'ın o vasfını daha iyi yansıtan bir ayna haline gelir.12
İnsanın Ahsen-i Takvim veya Esfel-i Sâfilin Olması
İnsan en güzel biçimde yaratılmıştı (ahsen-i takvim) ancak daha sonra ilâhi prototipinden ayrıldı ve uzaklaştı¸ aşağıların aşağısı esfel-i sâfilîn ehli oldu. İnsan bu bakımdan içinde hem bir mükemmellik imgesi barındırır¸ hem de kopuşla birlikte başlayabilecek bir bozulma.13
Halifelik sırrı insanın yalnız melek veya sadece İblis bir varlık olmamasını gerektiriyor. İnsanın yüceliği bu iki kutbun beraberliğindedir. İnsan ilahî emanet ve hilafetin sa hibi olmanın yanında bir yığın noksanlığın da toplandığı alandır: Kan dökücüdür¸ bozgun çıkarır¸ acelecidir¸ nankör dür¸ şehvetine düşkündür¸ menfaatçidir¸ şımarıktır¸ azgınlık yapar¸ cehaletini bilgi sanır vs. Bu bakımdan Kur'an¸ en mü kemmel insan tipi olan peygamberlerin bile beşeri nitelikler­den ayrı düşünülmemelerini ister. Ve böyle düşünmeyi put perestliğin bir vasfı olarak gösterir.14 İn san iki kutupluluğu ile mükemmel¸ iyiliği ve kötülüğü ile yü ce ve güzeldir.
İnsanın Vasat-ı Camia Oluşu
İnsan¸ bir vasat-ı câmiadır. Yani¸ kendisinde farklı unsurları topla yan¸ birleştiren bir ortam-varlıktır. Alexis Car rel bu gerçeğe¸ bir ilim adamı tavrıyla şöyle değiniyor: "Bir makine ilk etapta komplekş fakat sonradan basit ola rak karşımıza çıkar. İnsanda durum tersinedir: İnsan ilk etapta basit görünür¸ fakat sonradan kompleks ol­duğu anlaşılır."15
İnsan¸ "hayvandan daha sapık ve berbat"16 olabilmektedir. Fakat şeref yönüyle de meleklerin üstüne çıkabilmektedir. Hz. İsa bu il ginç manzaraya şöyle parmak basıyor:
"Ben şuna hayra nım: Böylesine büyük bir zenginlik¸ böylesine bir sefilliğin içine nasıl konmuştur"
Ni etzsche¸ "Hayvan olmak için mükemmel olmak lazım" diyor. Evet¸ insan eksiksiz hareket¸ şaşmaz hareket sergileyen bir "mükemmel" değildir. Hep düşer kal kar¸ hep isyan eder; fakat onun değeri de buradadır. Tek tek meziyetler esas alınırsa insan bir sinekten¸ bir gece kelebe ğinden¸ bir keneden daha zavallı olabilir. Fakat o¸ bir yığın iyiyi ve kötüyü benliğinde taşımakla eşsiz bir kudrete ulaş mıştır. İkbal¸ insanın bu özelliğine şöyle dikkat çekiyor:
"Gerçi çok az tespih çeker¸ çok kan döker¸ fakat zamanların ve âlemlerin mahmuzu odur".
O halde¸ insan için günahsız lık ve katıksız itaat¸ bir düşüş ve tükeniştir. Bu tespitin en değerli dayanaklarından birini şu hadiste buluyoruz:
"Eğer günah işlemeseydiniz Allah sizi yok eder¸ yerinize günah iş leyip tevbe eden bir topluluk getirirdi."17
İnsanın Âlem-i Sağir Olması
İnsan bir âlem-i sâgir'dir¸ mikrokozmostur¸ zübde-i âlem'dir.18 İnsana sığabilene âlem¸ âleme sığamayana insan denir. İnsan yoksa varlığın da anlamı yoktur. Bu bakımdan¸ in san Allah'ın şahididir.
İnsan yaratılmışların en azizidir. Bunun için kendini bilmek Allah'ı bilmek demektir. İnsanın yanında âlemin bir haşhaş tanesi kadar bile kıymeti yoktur. İnsan¸ ebedi olanı arayıp¸ kendisini aşmak ister. Bu dünyada yaşamasına rağmen yine de onu aşmak istediği için arayışa koyulur. Bu konumuyla âlem-i sagîrdir¸ mikrokozmozdur¸ zübde-i âlemdir.19
İnsanın kuşatıcı varlık oluşunu¸ evrenin özü¸ Hak emanetinin taşıyıcısı olma özelliğini Mehmet Akif Ersoy şu şiiri ile özetlemektedir:
"Haberdar olmamışsın kendi zâtından da hâlâ sen¸
‘Aşağılık bir varlığım' dersin ey insan¸ fakat bilsen…
Senin mahiyetin hattâ meleklerden de yüksektir;
Âlemler sende saklıdır¸ cihanlar sende toplanmıştır:
Yerlerden¸ göklerden taşarken Allah'ın bereketi;
Olur kalbin Allah'ın ışık ışık tecelli ettiği yer."20
Kaygusuz Abdal ise insanın suretini değil özünü keşfetmek gerektiğini şu dizelerin de dile getirmektedir:
Bu adem dedikleri
El ayakla baş değil
Adem mânaya derler
Suret ile kaş değil.

Gerçi et ü deridir
Cümlenin serveridir.
Hakk'ın kudret sırrıdır
Gayre bakmak hoş değil

Âdem mana-yı mutlak
Âdemdedir nutk-ı hak
Âdemden gafil olma
Nefsi de serkeş değil

Âdemdedir külli hâl
İlm ü hikmet güft ü kâl
Âdem katında âlem
Dâne-yi haşhaş değil

Kendi özünü bilen
Maksudun bulan kişi
Hakk'ı bilen doğrudur
Yalancı kallaş değil.21
Dipnot

1- Hamdi Kızıler¸ Mevlânâ'ya Göre İnsan ve Değeri"¸ Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi¸ yıl: 6¸ Sayı: 14¸ Ocak-Haziran 2005¸ 474.
2- Bakara¸ 2/30; Lokman¸ 31/20.
3- Yaşar Nuri Öztürk¸ Kur'an ve Sünnete Göre Tasavvuf¸ İstanbul 1989¸ s. 86-93.
4- A'raf¸ 7/179.
5- Muhiddin Okumuşlar¸ Fıtrattan Dine –Din Fıtrat Eğitim İlişkisi-¸ Yediveren Yayınları¸ Konya 2002¸ s. 35-36.
6- Okumuşlar¸ Fıtrattan Dine¸ s. 37-38.
7- Bakara¸ 2/30; Ahzâb¸ 33/72.
8- Yaşar Nuri Öztürk¸ Mevlânâ ve İnsan¸ Yeni Boyut yay.¸ İstanbul 1998¸ s. 42.
9- Titus Burckhard¸ Aklın Aynası: Geleneksel Bilim ve kutsal Üzerine Denemeler¸ İnsan Yay.¸ İstanbul 1987¸ s. 127.
10- ez-Zâriyât¸ 51/56.
11- Aclûnî¸ Keşfu'l-haf⸠c. II¸ 265¸ hno: 2542.
12- Ahmet Cahid Haksever¸ XI. Yüzyıl Bir Türk Türk Sufisi Yakub-ı Çerhî¸ Basılmamış Doktora Tezi¸ A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü¸ dan. Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu¸ Ankara 2005¸ s. 278-279.
13- Kemal Sayar¸ Sufi Psikolojisi Benliğin Ruhu¸ Ruhun Bilgeliği¸ İnsan Yayınları¸ İstanbul 2000¸ s. 14.
14- Furkan¸ 25/7-9.
15- Öztürk¸¸ Mevlânâ ve İnsan¸ s. 46.
16- A'raf¸ 7/179.
17- Öztürk¸ Mevlânâ ve İnsan¸ s. 47.
18- Sayar¸ Sufi Psikolojisi¸ s. 13.
19- Sayar¸ Sufî Psikolojisi¸ s. 13-14.
20- Mehmet Akif Ersoy¸ Safahat¸ haz. Ömer Faruk Huyugüzel-Rıza Bağcı-Fazıl Gökçek-¸ İstanbul 1994¸ c. I¸ s. 149.
21- Bilge Seyidoğlu¸ "Halk Şairlerinde Tasavvuf"¸ Tasavvuf Kitabı¸ haz. Cemil Çiftçi¸ Kitabevi¸ İstanbul 2003¸ (Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi II¸ Prof.Dr. Harun Tolasa Özel Sayısı¸ İzmir 1983)¸ s. 360.

Sayfayı Paylaş