EL-FETTAH'IN VARLIK ALEMİNDE TECELLİSİ

Somuncu Baba

Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah’ın zatının fiziki anlamda ‘tasvir’i değil¸ niteliklerinin manevî anlamda ‘tavsif’i yapılmıştır.

Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah’ın zatının fiziki anlamda ‘tasvir’i değil¸ niteliklerinin manevî anlamda ‘tavsif’i yapılmıştır. Varlık alanında bize her şey O’nu anlatır¸ O’nu hatırlatır. O’nu tanımanın yollarından birisi de sıfat ve isimlerini bilmekten geçer. İsmin çoğulu¸ esmâdır. Esmâ-i hüsnâ en güzel isimler demektir. Bu bağlamda İslâm bilginleri gerek Kur’an’da ve gerekse hadislerde Allah’a nispet edilen yüzlerce isim tespit etmişlerdir. Kur’an-ı Kerim’de: “En güzel isimler (el-esmâü’l-hüsnâ) Allah’ındır. O’na o isimlerle duâ edin. O’nun isimleri konusunda eğriliğe sapanları(ilhâd) bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir”1 buyrulurken¸ Peygamber Efendimizden rivâyet edilen bir hadis’te de; “Allah’ın doksan dokuz ismi vardır. Bunları sayan cennete girecektir”2 şeklinde isimler üzerinde durulur. Bu rivâyette geçen ‘saymak’ diye tercüme edilen ‘ihsâ’ hem Allah’ın en güzel isimlerini ezberlemek ve hem de bu isimlerle amel etmek anlamına gelir. Böylece insan ilâhi ahlâkla ahlaklanmış ve olgun insan mertebesine yükselmiş olur.
Allah’ın en güzel isimlerinden birisi de ‘el-Fettâh’ olup¸ anlamı; kapalı olan her şey inayetiyle açılan¸ her zorluk hidayetiyle giderilen İlâhi Zât demektir.3 el-Fettâh’ın varlık alanında tecellisi; kapalı ve güç olan şeylerin açılması ve çözüme kavuşturulması anlamında el-Fetih’tir. Kur’an-ı Kerim’de el-Fettâh¸ “Fettâhu’l-Alîm”4 terkibinde geçer. Bu âyette el-Fettâh ism-i şerîfi¸ adâletle hükmeden hâkim anlamına olup¸ âlim/bilen vasfı ile desteklenmiştir. Zira âdil vasfı ile hüküm veren hâkim birçok durumda çözüme kavuşturduğu davaların içyüzünü bütün incelikleriyle bilemediği için içtihadında hata edebilir. Ama Allah öyle değildir. O hem fettâh ve hem de âlim vasfıyla hareket ettiği için¸ kulları hakkında verdiği hükümde asla haksızlık ve zulüm düşünülemez. Yine O¸ hükmedenlerin en hayırlısı anlamında ‘hayru’l-fâtihîn’dir.5
Her hayırlı işin anahtarı; el-Fettâh’tır. Müslümanlar bir işe başlayacakları zaman: “Ey kapıları açan Allah’ım! Bize de hayırlı kapıları aç!” şeklinde duâ ederler. Çünkü varlık alanında her şey¸ el-Fettâh ism-i şerîfinin tecellisiyle ortaya çıkar. Savaşta bu ismin tecellisi fetih; barışta gönülleri kazanma ve iş hayatında bereketlere ulaşma şeklinde gerçekleşir. Toprağa atılan bir tohum¸ yumurtadan çıkan bir civciv¸ tomurcukları açan bir gül¸ kanatlarını çırpmaya başlayan bir kuş yavrusu hep Allah’ın el-Fettâh ism-i şerîfinin tecellisiyle varlık alanına gelir. Gönüllere rahmet¸ rızklara bereket¸ zorluklara kolaylık¸ başarı kapılarının ardına kadar açılması hep bu ismin hayatta görülen tecellileridir. Çünkü insanın eline verilmiştir¸ kâinatın anahtarı. İlim¸ irfan¸ akıl¸ irade¸ kudret hep bunun için verilmiştir insana. Eğer ‘niçin’ sorusunun muhatabı olan insan¸ kendisine verilen ilim¸ akıl¸ irade ve kudret gibi anahtarları yerli yerince kullanırsa¸ kenz-i mahfiyi/gizli hazineleri açabilir. Bu sebeple Allah’ın el-Fettâh ismi sadece dillerde¸ gönüllerde kalmamalı¸ davranış tarzı olarak hayata da yansıtılmalıdır. İşte bu bağlamda tarihe baktığımız zaman Kudüs Fatih’i Salahaddîn Eyyûbî¸ İstanbul Fatihi Sultan Mehmet Han gibi komutanlar bu ismi sadece dilleriyle telaffuz etmekle kalmamışlar¸ bizzat Allah’ın el-Fettâh ismini hayatlarında tecelli ettirmek suretiyle madde ve mana planında “Fatih”lik düzeyine çıkmışlardır. Nasıl ki peygamberler¸ insanların hayatında “üsve-i hasene/güzel model” olarak takdim edilmişse¸ aynı şekilde “fethi” gerçekleştirmek suretiyle “fatih”liğin nasıllığını ortaya koymada da model oluşturmuşlardır. Bundan dolayı bazen ülkeleri düşmanlarının ellerinden çıkarıp peygamberlerine açan ve “Biz sana apaçık zafer/fetih verdik”6 buyuran; bazen görüldükleri zaman Allah akla gelen sâlih kullarının kalbinden perdeyi kaldırıp göklerin esrarına ve kibriyasının cemâline giden kapılar açıp: “Allah’ın insanlara açacağı rahmeti durduracak yoktur; O’nun durdurduğunu da ardından salıverecek yoktur”7 diye ferman buyuran¸ ayrıca duyu ötesi âlemin ve rızk kapılarının anahtarını elinde bulunduran Yüce Allah¸ elbette el-Fettâh olmaya daha layıktır. O halde insan¸ bütün müşkülleri çözme konusunda gayret göstermeli ve Allah’ın el-Fettâh isminden kendi hissesine düşeni alma yolunda manevî fetihlere hazır olmalıdır.8
Ünlü İslâm âlimi İmâm-ı Gazâlî’nin irfanî yorumundan da anlaşıldığı gibi Allah’ın en güzel isimlerinden olan el-Fettâh ism-i şerîfi madde ve mana ile kuşatılmış varlık alanında tecelli ederek nice kilitli kapıların açılmasına yardımcı olur. Burada önemli olan insanın bu fethe mazhar olabilmesi adına Allah’a giden yolda sabır¸ sebat¸ tevekkül¸ ödevleri yerine getirmede süreklilik göstermesidir. “Keşfû-Kulûb”lar¸ “Mefâtîhu’l-Gayb”lar¸ “Fütühât-ı Mekkiyye’ler”¸ “Fevâtihu’l-Cemâl”ler¸ “Futûhu’l-Gayb”lar¸ “el-Fütûhâtü’r-Râbbâni”ler “Fethu’l-Bab”lar¸ “Fethu’l-Bâri”ler¸ “el-Fethu’l-İlâhi”ler gibi eserler yazan irfan dünyamızın yıldızları¸ hep Allah’ın el-Fettâh isminin gönül¸ kelam ve kalemlerinde tecelli etmesi sayesinde muhteşem ürünlerini vermiştir. Gönüller fatihi olmadan beldeler fatihi olmak güçtür. Bunun yolu¸ satırlardan sadırlara yönelen seyr-i illallah’tan geçmektedir. Bu bağlamda meseleye baktığımız zaman varlık düzeninde yaratıkların en şereflisi olan insanın hayatında “fetih” olgusu değişik şekillerde kendisini gösterebilir. Mesel⸠hissî olanı açmak bir fetihtir. Bu fetih gözle görülüp¸ elle tutulacak¸ hatta kendisine dokunulacak düzeyde madde planında kendisini açığa vurur. Yüce Allah¸ kullarının ummadıkları yerden ilâhî lütfuyla hayır kapılarını açar. Nitekim şu âyetlerde ‘fetih’ hissî olanı açmak anlamında kullanılmıştır: “Yüklerini açınca (fetehû) karşılık olarak götürdükleri mallarının kendilerine iade edilmiş olduğunu gördüler..”9 “Onlara gökten bir kapı açsak da (fetehnâ) oradan çıkmağa koyulsalar..”10 Bu ayetlerde de temas edildiği gibi insan hayatında maddî planda arzu edilen hedeflere ulaşmak da bir fetihtir. İnsan bu fethe¸ ulaşacağı hedeflerin öncüllerini gerçekleştirmesi sayesinde varabilir.
Diğer taraftan¸ nasıl ki hicretin maddî boyutları varsa¸ manevî boyutları da vardır. İşte bunun gibi¸ insanın hayatında özlenen hatta bir çeşit maddî fetihlerin mukaddimeliğini de yapan asıl fetih¸ gönül dünyalarında gerçekleşen manevî fütuhatlar yolunda dereceler kaydetmektir. İşte bu bağlamda fetih sözcüğünün bir diğer anlamı da manevî alanda gönül gözünün açılması demektir. Bu da yine insanın bu yolda atılması gereken adımları atma eyleminden sonra Allah tarafından gönüllere atılacak olan ilâhî ışıkla gerçekleşecek olan fetihtir. Bu fethin bir başka anlamı basiret ve feraset dediğimiz gönül gözünün açılması ya da bilinç sıçramasıdır. Böyle bir mertebeye ulaşan kimse için bir başkasının iç dünyasında meydana gelen hüzün ve kederleri algılayabilme melekesi daha çok kolaylaşır. Bunun en açık kanıtı¸ Hz. Peygamber’in: “Mü’minin ferasetinden sakınınız. Çünkü o¸ Allah’ın nuruyla bakar”11 diye ifade ettiği haldir. İleri kavrayış sıçramasını gerçekleştiren; olgun ve insanlık âleminde Müslümanlığı bizzat temsil liyâkatine ulaşan Allah dostları için belâ ve musibetler gökten kar gibi yağsa¸ onların nezdinde bunun adı aşktır. Bu ilahi aşkı yaşayan ve manevî fethi gerçekleştiren insanların¸ bir başkasının gönlünü fethetmesi oldukça kolaylaşır. Eğer bir kimsenin gönlünü fethederseniz¸ her şeyini fethetmiş olursunuz. 1071 Malazgirt savaşından önce Anadolu’nun İslâmlaşmasında katalizatör Türk dervişlerinin yaptığı fetih buna en güzel örnektir.
İnsan hayatında manevî fetih yerine göre kendisini dünyevî işlerde hayattan fakirliği ve yoksulluğu gidermek şeklinde tezâhür edebilir. Bu durum yerine göre bazen kendisini ‘istidrâc’ şeklinde de gösterir. Bilindiği gibi istidrâc; küfrü ve fıskı açık olan bazı şahıslar elinde arzularına uygun olarak meydana gelen olağanüstü olaylardır. Bütün zamanlar için Allah’ın herhangi bir kulunun istek ve arzularını yerine getirmesi¸ onun Allah katında iyi bir kimse olduğu anlamına gelmez. Dolayısıyla Allah’ın yolundan çıkmış bazı kimselere maddiyat kapılarının açılması ve işlerinin rahat bir şekilde yürümesine bakıp da hayıflanmamak gerekir. İşte bu tür muamele istidraç olabilir. Kur’an’da; “Onları derece derece aşağı indiriyoruz¸ helake sürüklüyoruz; ama on lar bunu bilmiyorlar”12 buyrulması buna bir işarettir. Toplumsal hayatta bazı kimselere birbiri ardınca nimetler gelir¸ onlar bunu bir lütuf sanırlar da şımarırlar. İşte o zaman üzerlerine Allah’ın azabı hak olur. Bunun anlamı¸ onlar her günah işledikçe biz de nimetimizi yenileriz¸ demektir. Nitekim tarihte İran kisrasının hazineleri Medîne’ye ganîmet olarak getirilince Hz. Ömer Allah’a şöyle dua etmiştir: “Allah’ım! Bu hazinelerin istidrac olmasından sana sığınırım.” Bu durum şu âyette de şöyle geçer: “Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında¸ onlara her şeyin kapısını açtık (fetehnâ); kendilerine verilene sevinince ansızın onları yakaladık da umutsuz kalıverdiler.”13
Bir başka açıdan bu fetih¸ istidracın tam aksi¸ kendisini ‘meûnet’ şeklinde gösterebilir. Meûnet¸ haram ve helâller karşısında aşırı duyarlılık gösteren kimselere ilâhi bir lütuf olarak yardım edilme biçimidir. Bu husus Kur’an’da şöyle belirtilir: “Eğer kasabaların halkı inanmış ve Biz’e karşı gelmekten sakınmış olsalardı¸ onlara göğün ve yerin bolluklarını açardık. (fetehnâ).14 Âyetin bize anlattığı hakikat¸ her şeyde bereketin hâsıl olmasının temel şartının iman ve amel ikilisine bağlı olmasıdır. Bundan dolayı Yüce Allah¸ iman-amel bütünlüğüne sahip ve O’na karşı sorumluluk bilinci taşıyan kullarını ummadıkları yerden rızıklandıracağını bildirmiştir.15
Manevî fetih¸ sadece maddî planda değil¸ ilmî hayatta da ortaya çıkan ve kendisini izahı güç olan problemlerin çözümlenmesinde de gösterebilir. Nitekim gerek halk ve gerekse seçkinler arasında ancak bu ilmî meseleyi filan kimse çözebilir¸ şeklinde ifade edilir. Kur’an’da geçen şu âyet de bu manaya delildir: “Ey Muhammed! Doğrusu Biz sana apaçık bir zafer (feth) sağlamışızdır.”16 Mekke’nin fethiyle alakalı olan bu âyette geçen ‘feth-i mübîn’den maksat¸ manevî fetihtir. Bilindiği gibi Mekke’nin fethi¸ savaşarak ve kan dökerek değil¸ Hudeybiye barış anlaşmasının neticeleriyle gerçekleşmiştir. İşte bütün bu fetih çeşitlerinde olduğu gibi her şeyin bir başlangıcı olan Fatihası/açıcısı vardır. Bundan sonra gelenler onunla açılır. Bundan dolayı Kur’an’da bulunan Fâtiha Sûresi’ne “Fâtihatü’l-Kitâb/kitabı açan” denmiştir.17
Özetle söylemek gerekirse; açan anlamına gelen el-Fettâh¸ varlık ve insan hayatında değişik şekillerde kendisini gösterir. İşte insanoğlu Allah’ın el-Fettâh olduğuna gönülden bağlanırsa¸ hemcinslerine ve tüm canlı varlıklara rıfkla muamele etmek¸ âdil yargıdan ve hukukun üstünlüğünden yana olmak¸ fakir-fukaranın ihtiyaçlarını gidermek¸ gönlünü Allah’ı anmaktan alıkoyacak manevî kirlerinden arındırmak suretiyle Allah’ın hoşnutluğunu ve yardımını kazanabilir. Böyle bir kimsenin yaptığı eylemin adı fetih¸ bu eylemi kendisine hayat biçimi edinen kimsenin yeni sıfatı da fatihtir.
Dipnotlar

1- el-A’râf 7/180.
2- Buhari¸ “Da’avât” 69; Müslim “Zikir” 5-6.
3- Râgıb el-İsfehânî¸ el-Müfredât fî Garîbi’l-Kur’an¸ İstanbul¸ 1986¸ s. 557.
4- Sebe’¸ 34/26.
5- el-A’râf 7/89.
6- el-Fetih 48/1.
7- Fâtır 35/2.
8- Ebû Mansûr Muhammed el Gazâlî¸ Kitâbu’l-Esn⸠Mısır¸ ts.¸ s. 58.
9- Yusuf 12/65.
10- el-Hıcr 15/14.
11- Tirmizî¸ “Tefsir” 15.
12- el-A’raf 6/187.
13- el-En’âm 6/44.
14- el-A’raf 7/96.
15- Bkz. el-Enfal 8/29.
16- el-Fetih 48/1.
17- Fetih çeşitleri için bakınız. el-İsfehânî¸ el-Müfredât¸ s. 557-558.

Sayfayı Paylaş