MUHAMMED BÂKIR (K.S.)

Somuncu Baba

Muhammed Bâkır 676 (H.57) senesinde Medîne doğdu. Babası Hz. Hüseyin’in torunu Zeynel’âbidîn¸ annesi Hz. Hasan’ın kızları Fâtıma’dır.

Muhammed Bâkır 676 (H.57) senesinde Medîne doğdu. Babası Hz. Hüseyin’in torunu Zeynel’âbidîn¸ annesi Hz. Hasan’ın kızları Fâtıma’dır. Böylece hem baba¸ hem ana tarafından soyları Hz. Ali’ye dolayısıyla Peygamberimize ulaşmaktadır. 731 (H.113) yılı Zilhicce ayında yine Medine’de vefat etti. Cennetü’l-Baki kabristanında babasının yanına defnedildi.
Tabiînin büyüklerinden ve Medine’nin büyük fıkıh âlimlerinden
olan Muhammed Bâkır hazretleri sahabeden Câbir ve Enes bin Mâlik
ile görüşüp onlardan ilim öğrenip hadîs-i şerif
rivâyet etmiştir. On iki imamın beşincisi kabul edilir.
Eline bir ilmî mesele geçti mi¸ onun özüne ermeye çalışırdı
ve bulurdu. O işin özünü bulup¸ hakkında bir irfan duygusuna
sahip olmadan bırakmazdı. Ona Bakır denmesinin de sebebi budur.
Zamanını ya ibadetle¸ ya ilimle meşgul olmakla¸ ya bildiği şeyleri
başkalarına öğretmekle¸ ya kendisine gelenlere vaizi nasihat etmekle¸
ya da ihtiyaç sahibi kimselere yardım etmekle geçirirlerdi.
Muhammed Bâkır son derece güzel konuşurdu. Onu dinleyen¸ huzurundan
ayrıldıktan sonra da uzun müddet bu sözlerin etkisinden kurtulamazdı.
Hz. Ebu Bekir’i çok sever¸ daima överdi. Ve “Kim ona
Sıddîk demezse¸ Allah dünya ve ahirette onun sözüne doğruluk
vermez” buyururdu.
Güldüğü zaman; “Allah’ım¸ bana darılma…” diye
yalvarırdı.
Kullar¸ Cenâb-ı Allah’a dua ettikleri zaman¸ bunu içten gelen
huzur ile yapmalılar der¸ ilâhi kaza ve belâyı¸ içten gelen
bu duadan başka hiçbir şey geri çeviremez derdi.
Veciz Sözlerinden;

O ne kötü din kardeş ki varlık zamanında senin etrafından hiç ayrılmaz¸
yokluğa düşünce de seni terk eder yanına hiç uğramaz.”

Bir din kardeşinin sana karşı sevgisini¸ senin ona karşı
kalbinde bulunan sevgi ile ölçebilirsin.”

Gönül zenginliği gibi zenginlik yoktur. Gönül fukaralığı
kadar da¸ fukaralık yoktur. En yüksek irfan¸ kendi kendini tanımaktır. İyi
sıhhat kadar büyük bir nimet¸ başarı kazanmak kadar afiyet yoktur.
Gayreti ve azmi uzatmak gibi yücelik¸ dünya mallarına karşı
isteği azaltmak kadar da zahitlik yoktur. İnsaf kadar adalet olmaz. Hevâ ve
hevese uymak kadar günah işlenemez. Allah’ın farzlarını yerine
getirmek gibi itaat yoktur. Akılsızlık kadar musibet düşünülemez.
İşlenen bir suçu küçümsemek kadar fena bir şey
olmaz. Haksızlığa ve kötülere karşı savaşmak gibi üstünlük
yoktur. Öfkeyi yenmek kadar kuvvet¸ tamah etmek derecesinde de alçalış yoktur.”

İlminden faydalanılan bir âlim¸ ibadetle meşgul olan bin kişiden
daha yararlıdır. Bir âlimin ölümü¸ şeytanı yetmiş ibadet
edicinin ölümünden daha çok sevindirir.”

Başkalarının kabahatlerini sayıp döktüğü halde¸ kendi
kabahatini ve ayıbını görmemesi¸ başkalarını kötü yola
gitmekten men edip de¸ kendisinin o kötü yolun yolcusu olması ve hiçbir
menfaati olmadığı halde¸ insanlara yapılan zulüm ve eziyetten sevinç duyması
insana noksanlık olarak yeter.”

İnsanın kalbine az olsun¸ çok olsun bir kibir girecek olursa¸ giren kibir
miktarı kadar¸ aklı da azalır.”

Eline fırsat geçer geçmez bundan hemen menfaat sağlamaya kalkışma. Çünkü fırsatçılık
insanları sonunda perişanlığa götürür.”
Câfer-i Sâdık’a nasîhati;
Muhammed Bâkır oğlu Câfer-i Sâdık’a şöyle
nasîhat etti:

Ey evlâdım! Fasıklarla arkadaşlıktan sakın. Böyle kimseler
seni bir lokmaya değişebilir. Cimrilerle dost olmaktan da sakın. Zira
ihtiyacın olduğu bir zamanda ihtiyacını gidermeye çekinirler. Yalancılarla
dost olma¸ sana dost görünüp konuşur¸ ayrılınca hâli
değişir. Ahmaklarla dostluk ve arkadaşlık kurma¸ onlar da¸ sana
iyilik yapıyorum zannederek kötülük yaparlar. Akrabayı ziyareti
terk edenlerle de dost olma. Çünkü böyle kimselerin Kur’an-ı
Kerim’in üç yerinde lânetlenmiş olduklarını gördüm.”

Sayfayı Paylaş