ŞEHR-İ RAMAZAN¸ ASR-I SAADETİNİZ OLSUN

Somuncu Baba

“Asra yemin olsun ki¸ şüphesiz insan zarardadır. Ancak iman edip¸ ameli salih işleyenler¸ hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadırlar.” (Asr¸ 1-3)

“Asra yemin olsun ki¸ şüphesiz insan zarardadır. Ancak iman edip¸ ameli salih işleyenler¸ hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadırlar.” (Asr¸ 1-3)

Asr-ı saadet¸ mutluluk çağı. Müslümanlarda en büyük özlem bu çağadır. Çünkü o dönem¸ Allah Rasulü Hz. Muhammed'in (s.a.v) bizzat fiziki ve metafizik varlığıyla dünyamızı selamladığı/onurlandırdığı bir dönem. O¸ bugün de bize bıraktığı ilahi mesaj ve nebevî sünnetiyle daima aramızda yaşamaktadır. “İyi biliniz ki Allah Rasulü içinizdedir” (el-Hucurât 49/7) âyeti buna tanıklık eder. Onun getirdiği mesajın etkisiyle¸ İslâm coğrafyalarında nizâm-ı âlemin sağlandığı bir dönemdir asr-ı saadet. İnsanlığın insanlığını öğrendiği¸ kurdun kuzu ile geçindiği¸ ıssız çöllere bile güvenliğin geldiği¸ değil insanların hayatlarında¸ rüyalarında bile işlediği suçların (ihtilâm gibi) hesabını vermek üzere hâkime başvurduğu¸ yetimlerin¸ yoksulların¸ dulların gözyaşlarının dindiği¸ kadınların hukukunun korunduğu¸ helâl-haramın bilindiği bir kutlu mevsimdir¸ asr-ı saadet.
Her türlü dil ve cinsiyet ayrılığının ortadan kalktığı¸ inananlar arasında tam bir kardeşliğin kurulduğu¸ müslim ve gayr-i müslim ilişkilerinin barış ve hoşgörü temelinde şekillendiği bir atmosferdir¸ asr-ı saadet.
Müslümanların yaptığı ibadetlerden manevi zevk aldığı¸ gündelik hayatında farzların yanında sosyal hayatla ilişkili nâfile ibadetlere ağırlığın verildiği¸ bir çağdır asr-ı saadet. Çünkü asr-ı saadet Müslümanlığı¸ Rasul'ün rahle-i tedrisinde¸ “görüldüğü zaman Allah akla gelir” tanımında hayat bulan örnek insanların yetiştiği bir dönemdir. Allah ve Rasulü'nün buyrukları karşısında 'başım-gözüm üstüne' şeklindeki bir teslimiyetin tezahür ettiği altın zamanlar dilimidir¸ asr-ı saadet.
Çevresine; konuşması¸ bakışı kırıcı¸ dökücü ve rahatsızlık verici olmayan¸ insanlarla olan ilişkileri korkutma üzerine değil¸ ümit verme¸ huzur duyma ve güven üzerine kurulan bir insanlık mektebinin inşâ edildiği dönemdir¸ asr-ı saadet. Nefisleri için yaşayan değil¸ nefislerini terbiye edip İslâm'ın ve Müslümanların izzeti için yaşayan insanların varolduğu yıllar topluluğudur¸ asr-ı saadet.
“Asr-ı saadet” Müslümanların terminolojisinde tarihin derinliklerinde kalan¸ yaşanmış¸ bitmiş bir klâsik/altın çağ olmadığına göre¸ acaba bu tecrübeyi modern zamanlara nasıl taşıyabiliriz¸ nasıl yeniden üretebiliriz? Bütün şâirler¸ “gel ey Muhammed!” çağrısında bulunuyor. Hiç kimse sorunlarımızın çözümü için Hz. Muhammed'e (s.a.v) gidelim çağrısı yapmıyor. Hep O'nu çağırıyor. Acaba 'asr-ı saadet'i şimdiye/hâlihazıra çağırmak mümkün müdür? Yoksa¸ bugünü¸ oranın ışığında yeniden üreterek mi yaşamak gerekiyor? Bu sorulara cevap vermek değildir bizim amacımız. Bizimkisi¸ asr-ı saadet rûhuna duygusal bir yaklaşım vurgusudur sadece. Bir başka ifade ile¸ amacım¸ 'akademik' eksende bir tartışma değil¸ pratik zeminlerde sonuçlar çıkarmak¸ 'asr-ı saadet'i tazelemektir. Bu bağlamda olaya baktığımız zaman ben inanıyorum ki¸ 'asr-ı saadet'in temel malzemeleri elimizde olduğuna göre¸ bundan istifade edebilir¸ yaşadığımız çağda sorunlarımıza pratik çözümler bulabilir¸ zamanı ve mekanı aşan mübarek mesajı hayatımıza taşıyarak hayatımızı anlamlandırabiliriz.
Hayatınızda asr-ı saadetiniz hiç eksik olmasın!
Bugüne geldiğimizde¸ anne-baba ve çocukların aynı çatı altında mutluluk tablosu çizdikleri dönemdir¸ asr-ı saadet. Aile içinde büyüğün tanındığı¸ saygı gördüğü¸ küçüklerin sevilip¸ şefkat ve merhametle kucaklandığı bir kutlu ortamdır¸ asr-ı saadet. Aile büyüklerinin¸ çocuklarının dünyevî gelecekleri uğruna varını-yoğunu ortaya koymaları kadar¸ uhrevî geleceğin ondan geri kalmadığı bir sorumluluk bilincinin diri tutulduğu modern zamanlardır¸ asr-ı saadet.
Anne ve babanın ihtiyarlık çağına eriştiği bir dönemde melek şefkatiyle iyilik hizmetlerinin verildiği bir mekan kurgulayın. Hiç düşündünüz mü sofra başında¸ aynı karede bulunan aile bireylerinin birgün yavaş yavaş eksileceğini? O halde anne-babanız ve kan kardeşlerinizle çizdiğiniz bu mutluluk tablosu¸ sizin asr-ı saadetinizdir¸ kıymetini bilin.
Sizin ilminden ve irfanından istifade ettiğiniz manevi büyükleriniz¸ ilim ve irfan meclisleriniz vardır. “Cennet bahçesine çevrili ortamlarda” yaşadığınız her saniye¸ her dakika ve sayılı yıllar¸ sizin amel sayfalarınızda lehinize kayıt düşüldüğü anlardır¸ asr-ı saadetiniz. Bu anları daha çok çoğaltalım¸ bereketlensin. Sizin için bu dönemler mutluluk yıllarıdır. İşte gönül bağınız olan düşünce ve maneviyat büyüklerini kaybettiğiniz gün asr-ı saadetiniz¸ asr-ı felaketiniz olabilir. Hüzünlü yıllar gelmeden âlimlerinizin¸ âriflerinizin¸ önderlerinizin kıymetini bilin.
Çevrenizde¸ sizi maddi ve manevi anlamda himâye eden âhiret kardeşleriniz vardır¸ vefalı olun. Hiçbir menfaat beklemeden yardımcı olan¸ size çelme takmayan¸ arkanızdan kuyu kazmayan¸ bitmiş işinizi bozmayan¸ size yapılan her türlü çirkin saldırıyı¸ siz olmasanız da kendisine yapılmış gibi sayıp hukukunuzu koruyan dostlarınız vardır. Ayrılık günü gelmeden¸ dostluğun koyulaştığı ortamların ne büyük nimetler olduğunu takdir edin¸ işte o anlar sizin asr-ı saadetinizdir.
İşte¸ şehr-i Ramazan! Kutlu gölgesi üzerimize düştü¸ şu ân.
Şehr-i Ramazanı saadet asrına çevirmenin çabasına girelim. Evlerimizi¸ iş yerlerimizi¸ sokağımızı¸ mahallemizi¸ çarşımızı¸ beldemizi¸ ülkemizi ve özellikle gönlümüzü mübarek ayın saadetini doya doya içselleştirmeye hazırlayalım. Kur'an'la¸ sıyâmla¸ iftar meclisleriyle¸ teravih ve zikirlerle¸ yoksul ve yetimlerin acılarına ortak olma girişimleriyle¸ zekât¸ sadaka ve infak gibi mali seferberlikle hayatımızı saadet asrına çevirelim. Aile ve dostlarımızla buluştuğumuz her an¸ bizim asr-ı saadetimizdir.
Gelin yeniden bir defa daha orijinal bir Müslüman kimliği sergileyelim. Müslümanlığımızı geliştirerek değişelim. Namazında¸ orucunda Müslüman; ticaretinde Yahudi¸ giyim-kuşamında Nasara kimliği çizmeyen¸ hayatımızın her alanında Müslüman gibi Müslüman olalım. Sözde Müslüman¸ fiiliyatta materyalist gibi yaşamayalım. İşte asr-ı sadeniz gerçekleşir o zaman.
Hayatı güzelleştirecek olan insanın kendisidir. O halde asr-ı saadetinizi her an yenileyebilir¸ tazeleyebilirsiniz.
Sizin için¸ Allah'ın bildiği¸ en yakınlarınızın bile bilmediği 'gizli kasalarınız' olsun!. Bu kasalar¸ para-pul¸ dolar¸ altın¸ gümüş¸ avro ile değil¸ hâlis ve muhlis niyetlerle yapılmış amel-i salihlerinizle dolsun. İbnu'l-vakit olan¸ yarın için ne hazırladığına bakan bir kimsenin içinde asr-ı saadet bir özlem değil¸ kendisi olacaktır. Haydi¸ şehr-i Ramazanın şavkı üzerimize vurmuşken hayatımızı asr-ı saadete çevirmenin plân ve projelerini yapalım. 1400 yıllık asr-ı saadet Müslümanlığını yaşadığımız modern dönemlere taşıyalım ve yeniden inşâ edelim. Bugün insanlığın¸ asr-ı saadet İslâm'ını temsil eden örnek Müslümanlara ihtiyacı vardır.

Sayfayı Paylaş