BİR YARIŞ PİSTİ:DÜNYA HAYATI

Somuncu Baba

“Uyarı¸ uygulama ve anlatımda doğru örneklerle başlar. Sözgelimi¸ eğer çocuğumuzun namaz kılmasını istiyorsak¸ önce biz büyükler kılmalı; eğer çocuğumuzun yalan söylemesini istemiyorsak¸ öncelikle biz büyükler yalan söylememelidir.”

“Uyarı¸ uygulama ve anlatımda doğru örneklerle başlar. Sözgelimi¸ eğer çocuğumuzun namaz kılmasını istiyorsak¸ önce biz büyükler kılmalı; eğer çocuğumuzun yalan söylemesini istemiyorsak¸ öncelikle biz büyükler yalan söylememelidir.”
Her yönüyle rahmet¸ bereket ve ruhânilik tecelli eden Ramazan ikliminin manevi atmosferi¸ sosyal hayatın bütün alanlarını sardı. “Hoş geldin ya şehr-i ramazan” ifadesi¸ sadece mahyaları süslememeli¸ bu aziz misafire yönelik hitap tarzı¸ davranış biçimi olarak yüreklerimize ve hayatımızın her alanına nüfuz etmelidir. Şehr-i ramazan¸ her yönüyle hayırdır¸ iyiliktir¸ yardımlaşma ve dayanışmadır. Önemli olan Müslümanın bu ‘hayır’ mevsimini¸ içselleştirmesi ve yaşamaya değer bir hayatın ana sermayesi olarak görmesidir.
Dünya hayatı bir yarış pistine benziyor. Herkes bu pistte koşuyor. Herkesin koşusu¸ çabası çeşit¸ çeşittir. Kimileri¸ Müslümanlığının kalitesini artırmak¸ cennette daha yüksek makamlara ulaşmak adına yarışıyor¸ koşuyor. Kimileri¸ servetine servet katmak¸ kariyerini daha da yükseltmek¸ daha çok para kazanmak¸ daha çok arsa¸ daha çok iyi marka araba almak¸ daha çok şöhret elde etmek¸ daha çok alkış almak gibi niyetlerle koşuyor. Kısaca herkes kendisine göre bir amacı gerçekleştirmek için koşuyor da koşuyor.
Davranışlar niyetlere göredir. Herkesin koşuş niyeti farklıdır. Bir Müslüman¸ dünya hayatında iyilikler yapmak suretiyle âhiret hayatına hazırlanmalıdır. Bu hususta Kur’an’da; “özenip yarışanlar¸ öte dünyada iyilere verilecek ebedi mutluluk ve sevince özensinler” (Mutaffifin 83/26); bir başka âyette; “Rabbinizden bir mağfirete; Allah’a ve peygamberlerine inananlar için hazırlanmış olup genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşuşun” (Hadid 57/21) buyrulmaktadır. Çünkü Kur’an’a göre hayırda önce olanlar¸ ödülü hak etmede de öndedirler ve Allah’a en yakın olanlar da bunlardır. ( el-Vâkıa 56/10-11). O halde Müslüman¸ Allah’ın Kitabı ve Hz. Peygamberin sünnetiyle belirtilmiş olan hayırları elde etme adına koşmalı ve çaba sarfetmelidir. Çünkü herkes çalışmasının karşılığını alacaktır.Yine Kur’an¸ İslâm’a giriş konusunda önceliği seçen muhâcirleri sâbikûn: ilk koşucular olarak nitelendirmiştir. Bu yarışı önde sürdüren koşuculardan birisi de Hz. Ali’dir. Hayberin fethi uzayınca Hz. Peygamber şöyle buyurdular:
“Yarın bu sancağı öyle birisine vereceğim ki¸ onu Allah ve Resûlü sevmektedir. Allah onun eliyle size zaferi/fethi müyesser kılacaktır.” Bunun üzerine bütün sahabede bir dikkat kesiliş¸ bir depreniş¸ bir kıpırdanış ve bir hareket yaşanır. Herkes Resulullah’ın sancağının kendisine verilmesini ve bu onura layık kılınmasını ister. Çünkü Peygamberin diliyle¸ Peygamberin tesciliyle Allah ve Resûlü’nün sevdiği kimsenin kendisi olmasını ister. Herkes ister ki¸ o¸ ben olayım. Zaten Müslümanlarda hayra karşı bir istek ve meyil vardır. Zira hayır denen şey¸ öyle bir kenarda durup insanların kendisine doğru gelmesini bekleyen bir şey değildir. İnsanlar istedikleri zaman ona gitsinler¸ selam versinler¸ hal-hatır sorsunlar¸ böyle bir pozisyona geçiş yoktur İslâm’da.
Hayır; taşıdığı bir vasıf dolayısıyla¸ istenilen¸ arzu edilen ve seçilen bir davranış türüdür. Yerine göre;
Hayır¸ helâlinden kazanmak¸ başkalarını da yararlandırmaktır.
Hayır¸ bazen bir yoksulun doyurulmasıdır.
Kimi zaman¸ bir hastanın ziyaret edilmesidir.
İcabında başkalarına fayda sağlayacak güzel bir sözdür¸ hayır.
Zaman olur ki¸ belâ ve musibetler karşısında sabretmek¸ hayırdır.
Yerine göre¸ bir muhtacın ihtiyacının giderilmesidir hayır. Yani hayır¸ Yüce Allah’ın bizden istediği bir ameldir. Bu süreklidir¸ ama¸ kişiyle beraberliği sürekli değildir.
Kur’an’ın; “hayırda yarışınız”(el-Bakara¸ 148) mesajıyla ilgili İslâm tarihinden bir başka altın tablo da şöyledir: Uhud savaşında Allah Resulü kılıcı havaya kaldırır. “Bunu benden kim almak ister” deyince¸ tüm sahabenin elleri havadadır: “Ben Ya Resûlallah!” çığlıkları kopar. Görüldüğü gibi sahabede¸ hayra karşı bir şevk¸ bir heyecan¸ bir coşku¸ güçlü bir istek¸ bir koşuşturma görüyoruz. Arkasından Hz. Peygamberin ikinci cümlesi gelir: “Pekiyi¸ bunun hakkını vermek üzere¸ bunu benden kim alacak?” buyurunca¸ sahabe¸ onun hakkı nedir Ya Rasûlallah? diye sorar. Allah Resûlü Hz. Muhammed (s.a.v): “Kırılıncaya¸ eğilinceye¸ bükülünceye¸ dökülünceye ve iş göremez hale gelinceye kadar onu düşmana çalmaktır” buyurunca¸ tüm eller havadan iner¸ sadece sahabeden Ebû Dücâne’nin havada eli kalır.
Bu örnek olaydan şöyle bir kural çıkarabiliriz. Müslümanlar hayır işlerine daima talip olmalıdırlar. Ama bu hayrın hakkını vermeye gelince¸ elbette herkes her şeyi yapacak değildir. İnsanların gücü¸ zekası¸ firaseti¸ ilmi¸ fikri¸ irfanı¸ kısaca kapasitesi bu işe yetmeyebilir. Gücümüz nispetinde her biri bir hayır işi olan Allah’ın emirlerine karşı¸ sorumluluk bilinci taşımalıyız.
Öyleyse Müslümanlar hayır konusunda yürüyerek değil¸ koşarak gitmelidirler. Çünkü hayırda acele etmek gerekir. Zira hiç unutmayalım ki¸ hayır öyle bir kenarda sizi bekleyip durmaz. Mesel⸠hasta ziyareti¸ nasıl olsa birgün gideriz demeye gelmez. Hasta¸ siz geleceksiniz diye bekleyip durmaz ki; ya iyi olup kurtulmuştur¸ ya da Hakk’ın rahmetine kavuşup kurtulmuştur. Yine karnı aç yoksul bir insan gördük. Diğer insanlar bu yoksulun karnını doyursun¸ diğer ihtiyaçlarını gidersin nasıl olsa birgün de ben doyururum¸ onun diğer ihtiyaçlarını giderebilirim dememek gerekir. Gücümüz yetiyorsa bu yoksulun karnını hemen doyurmalı ve diğer ihtiyaçlarını karşılamalıyız. Hani cemiyette bazı insanların konuşmalarına tanık oluruz. Eğer bir arabam olsa¸ şöyle yaparım böyle yaparım¸ derler. Halbuki öyle işler vardır ki¸ arabaya ihtiyaç olmadan da yerine getirilebilir. Bir kimse sözgelimi bisikleti varken¸ bir hastayı ziyarete gidememişse¸ arabası varken hiç gidemez. Acaba¸ ömrümüzün o günlere vefa edeceğine garantimiz var mıdır? Öyleyse¸ bugün¸ hemen projemizi gerçekleştirmeye çalışmalıyız.
Toplumun yararına olacak bir hayrı ihyâ için¸ imkanları elde ettiğimiz bir zaman beklememek gerekir. İçinde bulunduğumuz imkânlar en kötü şartlar altında olsa bile¸ hemen o hayra talip olmalıyız. Çünkü her geçen zaman¸ diğer geçen zamana nispetle daha kötü olabilir. Her Müslüman imkânı nispetinde yaptıklarının karşılığını alacaktır. Yüce Kitabımız Kur’an’da¸ hayır yolunda yarıştıkça yarışanlar¸ övülmüştür. (en-Nâziât¸ 4).
Herkes dünyada hayır/iyilik olarak yaptıklarını¸ yarın kıyamet gününde karşısında bulacaktır. (Âl-i İmran 3/30).
Hayır ehli için Allah katında nimetler vardır. (Âl-i İmran 3/198).
Gerçek müminler¸ iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar. (el-Mümin 23/61)
O halde değerli Kardeşlerim!
İşte Ramazan ayı¸ hayırda yarışmanın en iyi altın zaman dilimleridir. Bunun kıymetini bilelim; Allah’a karşı sorumluluk bilincimizi yerine getirelim. Bireysel manada dini sorumluluklarımızı yerine getirirken¸ sosyal boyutlu nâfile ibadetlere de ağırlık verelim.
Selam olsun hayatını¸ hayır yolunda geçirenlere! .

Sayfayı Paylaş