RENKLERİN CÜMBÜŞ YAPTIĞI BİR ÜLKE: ÜRDÜN – II

Somuncu Baba

Arap coğrafyasında okutulan tarih kitaplarında¸ Osmanlıların özellikle son dönemleriyle ilgili olarak oldukça olumsuz bilgiler vardır. Ancak son dönemlerde okul kitaplarında yazılanlarda göreceli bir düzelmenin olduğu söylenebilir. Ürdün'de de kitaplarda Türkleri üzecek ifadelerin bulunmadığını söyleyebiliriz. Ancak¸ bağımsızlık temellendirilirken Osmanlı hâkimiyetinin onları geri bıraktığı¸ hürriyetlerini ellerinden aldığı gibi geleneksel Arap yaklaşımı burada da varlığını devam ettirmektedir.

Arap coğrafyasında okutulan tarih kitaplarında¸ Osmanlıların özellikle son dönemleriyle ilgili olarak oldukça olumsuz bilgiler vardır. Ancak son dönemlerde okul kitaplarında yazılanlarda göreceli bir düzelmenin olduğu söylenebilir. Ürdün'de de kitaplarda Türkleri üzecek ifadelerin bulunmadığını söyleyebiliriz. Ancak¸ bağımsızlık temellendirilirken Osmanlı hâkimiyetinin onları geri bıraktığı¸ hürriyetlerini ellerinden aldığı gibi geleneksel Arap yaklaşımı burada da varlığını devam ettirmektedir. Ürdün'deki Filistinliler ise¸ her tarafa dağılmış ve paramparça olmuş nüfusları nedeniyle¸ Osmanlı dönemini hayırla yad ederler. Ancak her şeye rağmen¸ Ürdün halkının Türklere karşı içten sevgilerini her zaman fark edersiniz. Türkler¸ Ürdünlülerin gönül kapılarını her zaman açık tuttukları bir millet olmuştur. Bu nedenle Türk olmanın sağladığı rahatlığı ve misafirperverliği başka yerlerde bu derece bulmak zor olabilir.
Ürdün'ün en büyük sorunu gelirinin olmaması. Nisbî oranda Fosfat ve tarım ürünleri dışında yeraltından ve üstünden hiçbir geliri bulunmamaktadır. Yakın zamana kadar petrolü uygun fiyatla aldıkları Suudilerin fiyatı artırmaları nedeniyle akaryakıt fiyatları özellikle dar gelirli vatandaşları sarsacak durumdadır.
Ülke bugün dört alanda kendisini öne çıkarmaktadır.
1-Ürdün yüzölçümü itibarıyla küçük bir yer olmasına karşın barındırdığı turizm değerleri açısından çok zengindir. Dünyada ilk Arap medeniyetini kurmuş olan Nebatîlerin Petra adlı yerleşim yeri dünyanın turistik değerleri arasında ilk sıralarda yer almayı hak eden bir durum arz eder. Kayalara oyularak inşa edilen yapılar ve suyolları insanı hayrete düşürmekte ve insanoğlunun istediğinde zarar vermeden dünyayı nasıl güzelleştirebileceğini göstermektedir.
Romalıların idaresi altında kalması nedeniyle de ülke¸ Ceraş gibi pek çok antik kenti ve tiyatroyu barındırmaktadır. Bunun yanında hem Araplar hem de Türkler tarafından kullanılmış olan Kerak ve Aclûn gibi kaleler çok güzel muhafaza edilmektedir. Kerak kalesinin yanında Abdulhamid Han'ın yaptırdığı cami ile yine aynı bölgede bulunan ve Osmanlıların yaptırmış olduğu Kerak Okulu tüm ihtişamıyla ayakta durmaktadır. Bu okulu¸ Sultan Abdulhamid'in yaptırdığı Hicaz demiryolu güzergâhındaki Amman istasyonunu¸ demiryolu üzerindeki köprüleri görünce tarih ister istemez gözlerinizin önünden akar. İçinizden bir şeylerin boşanmak üzere olduğunu hissedersiniz. Bir zamanlar dünyaya hükmeden bir kuşağın torunları olarak içiniz tırmalanır. Bugünkü durumumuza üzülürsünüz. Esas hüznü ise Salt Türk Şehitliği'nde gezerken yaşarsınız. Üçyüz civarında Türk askerinin¸ gurbet ellerde¸ İngilizler tarafından hem de çoğunun yakılarak öldürüldüğü mağara insana ürperti verir. Hele de mağaranın tavanına neredeyse katman oluşturmuş¸ insan etinin yanmasından oluşmuş isli tabaka orada neler yaşandığını sizlere anlatır. Türk Genelkurmayı burasını çok nezih ve bakımlı bir duruma getirmiş¸ başına da Mısırlı bir ziraat mühendisini koymuş. Ürdün'e gidip de burayı görmeden dönmek esef edilecek bir durumdur. Türklere ait karakollar¸ köprüler gibi pek çok tarihi eserin ve hatta mezarların bulunduğu bu ülkede¸ bizim tespit edebildiğimiz kadarıyla Türk izlerini dünyaya tanıtan ciddi bir çalışma yapılmamış. Sadece Türk Tarih Kurumu'ndan bir ekibin envanter çalışması için fotoğraflar çektiğini öğreniyoruz. Bizlerin ise¸ bu yöndeki çabalarına destek almak için başvurduğu söz konusu kurumdan yanıt alınamamıştır.
Dünyanın en çukur (alçak) bölgesi olan Gor içinde yer alan Lut Gölü'ne (Ölü Deniz) hem İsrail hem de Ürdün sınırdır. Gölün suyu normal denizlere göre on kat daha tuzludur. Bu nedenle suyun dibine dalmak çok zordur. Su insanı hemen yukarı atar. Suyun kaldırma gücünün fazlalığından dolayı yatarak gazete okunabileceğini tecrübe ettik. Bununla beraber suda herhangi bir canlı yaşamamaktadır. Ürdün Nehri'yle gelen tüm canlılar Lut Gölü'ne kavuşur kavuşmaz ölmektedir. Minerallerinden ötürü gölün çamuru güzelleşmek için kullanılmaktadır. Ölü Deniz ürünleri eczanelerde oldukça yüksek fiyatlarla satılmaktadır.
Ürdün'e esas önemi¸ sahip olduğu manevi mirası kazandırmaktadır. Öncelikli olarak bölge tamamen bir peygamberler diyarıdır. Örneğin Hz. Musa'nın üzerinden bakıp Filistin'i seyrettiğine ve orada defnedildiğine inanılan Nibo Dağı¸ Medebe adlı daha çok Hristiyanların yaşadığı yerleşim yerine yakındır. Bir önceki Papa burayı ziyaret ederek hac mekânı ilan etmişti. Bunun yanında Hz. İsa'nın¸ Hz. Harun'un¸ Hz. Yahya'nın ve diğer bazı peygamberlerin yaşadıkları yerlerin bu dağın bulunduğu bölge olduğuna inanılmaktadır. Keza Sodom şehrinin su altında kaldığı göl olarak kabul edilen Lut Gölü'nün ve civarının da Hz. Lut'un yaşadığı bölge olduğunu¸ Hz. İbrahim'in Hz. Hacer'i Ürdün üzerinden Mekke'ye¸ Hz. Musa'nın da kavmini Ürdün üzerinden Sina yarımadasına götürdüğünü anımsayalım. Müslümanlar da bazı kabirleri Hz. Şuayp¸ Hz. Harun¸ Hz. Nuh peygamberlerin kabri diyerek ziyaret etmektedir. Yuşa Aleyhisselam'ın kabri de bu ülkede bulunmaktadır. Ancak Ürdün'deki kabrin uzunluğunun İstanbul Beykoz'daki Hz. Yuşa kabriyle hemen hemen aynı uzunlukta olduğuna hayret ettiğimizi belirtelim. Ancak burada hatırlatılması gereken bir husus vardır: O da¸ sevgili Peygamberimiz dışında hiçbir peygamberin kabrinin kesin olarak bilinmediğidir. Ayrıca bölgede Hristiyanlar için de kutsal yerler bulunmaktadır. Yukarıda zikrettiğimiz Nibo Dağı¸ Nibo Dağı'na çıkarken yer alan Uyûnu Musa¸ Umm Kays ve Hz. İsa'nın vaftiz olduğu Ürdün Nehri¸ Yeni Ahit'te atıflar yapılan ve bugün Ürdün'de Hristiyanların ziyaret ettiği yerlerdir.
İslâm'ın da peygamberi olan bu elçilerin nasıl bir coğrafyada tebliğ yaptıklarını anlamak açısından bahsettiğimiz bölge gezilmeyi fazlasıyla hak eder. Ancak biz müslümanlar için Ürdün'ü bir o kadar daha önemli kılan şey İslâm tarihindeki yeridir. Bu değer de öncelikli olarak Hz. Peygamber zamanında cereyan eden¸ pek çok sahabinin şehid olduğu ve Bizans-Gassânî müşterek ordusuyla yapılan Mûte savaşının (hicri 8) bu ülkede gerçekleşmiş olmasıdır. Savaşın cereyan ettiği alan şu anda boş arazi durumundadır. Bu savaşta şehid düşen üç büyük komutan Zeyd b. Hârise¸ Cafer-i Tayyâr¸ Abdullah b. Revâha'nın kabirleri savaş alanına yakın bir yerdedir. Ürdün devleti¸ merhum Kral Hüseyin'in başlattığı bir proje ile öncelikli olarak kabirleri yeniden restorasyona başlamıştır. Bunun bitiminden sonra Mute savaş alanını bakıma alacaktır. Bu iki yer arasında da ulaşım sağlanacaktır. Proje bitirildiği zaman özellikle Mute savaş alanı şu andaki bakımsız görüntüsünden kurtulmuş olacaktır. Bu arada¸ Hz. Peygamber'in amcasının oğlu Cafer'in kabrine Şiilerin yoğun ziyaretini zikredelim.
Ürdün Vadisi olarak da bilinen Gor'da ise sahabilerden Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh¸ Âmir b. Ebî Vakkaş Muaz b. Cebel¸ Dırâr b. el-Ezver¸ Şurahbil b. Hasene'nin kabirleri yer almaktadır. Buralar da son derece bakımlıdır. Ürdün'de esasında onsekiz sahabe kabri veya makamı var. Bu sayı hakikatte yüzlerle belki de binlerle ifade edilebilir ancak geri kalanların kabri bilinmemektedir. Nitekim tarihi kaynaklar hicretin 17. yılı sonunda Filistin'in Amvâs bölgesinde çıkan ve bugünkü Ürdün'ün batısını da kuşatan veba salgınında pek çok sahabinin vefat ettiğini kaydeder.
Bilindiği üzere Ashab-ı Kehf'in nerede medfun bulunduğu ihtilaflıdır. Bunun Efeş Tarsuş Afşin'de olduğu söylenir ve mağaralar delil olarak öne sürülür. Ancak bu söylemler ikna edici bilimsel delillere dayalı değildir. Ashab-ı Kehf zikredilen yerler yanında Ürdün'de de bulunmaktadır. Başkent Amman dışında Sahâb adlı bölgede bulunan mağara¸ diğerleri gibi kesinlik arz etmese bile¸ bölgenin Romalılarca idare edilmiş olması ve mağaranın konumu nedeniyle bilim adamlarınca doğruya en yakın yer olarak değerlendirilmektedir. Yakın zamandaki bir kazıyla ortaya çıkarılan küçük bir mağaranın içinde karşılıklı mezarlar ve gençlerin kullandıkları söylenen bazı eşyalar yer almaktadır. Kenarı kırık olan bir mezarın içi ise insan kemikleriyle doludur.
2-Altı milyonluk Ürdün'de devlete ve özel sektöre ait yirmidört üniversite bulunmaktadır. Öğrencilerinin önemli bir bölümünü de Arap ülkelerinden ve farklı İslâm ülkelerinden gelen öğrenciler oluşturmaktadır. Diğer Arap ülkelerine göre buradaki üniversite eğitimi daha düzeyli kabul edilmektedir. Batıda eğitim almış hocaların sayısal fazlalığı ile alanlarında isim yapmış yabancı Arap hocaların bunda katkısı var denebilir. Ürdün Üniversitesi'nde geçen öğretim yılında yetmiş dört milletten öğrenci bulunduğunu söylersek sanırım durum daha iyi anlaşılır. Dışarıdan öğrencinin ekonomiye katkısı ise izah gerektirmeyecek bir olgudur. Özellikle de altlarında Rolls Roys bulunan Haliç (Körfez) ülkelerinden gelen öğrencilerin sağladığı katkı önemlidir.
Üniversite hocalarına sağlanan imkânlar da bu ülkenin tercih edilmesinde etkili olmaktadır. Örneğin bir profesör ortalama 3000 YTL maaş almaktadır. Bu hocaların varlığı -üst paragrafda değindiğimiz gibi- üniversitelere bir değer katmaktadır. Örneğin¸ dünyaca ünlü İslâm tarihçileri Ramazan ed-Dûrî ile İmaduddîn Halil¸ büyük hadis muhakkiki Şuayp Arnavut çalışmalarına Ürdün'de devam etmektedir. Bunun yanında birkaç yıl önce vefat eden Nasıruddin Elbânî de eserlerini hazırlamaya burada devam etmişti.
Ürdün Üniversitesi ve Yermük Üniversitesi Kütüphaneleri ise sahip oldukları kitap çeşidi ve sayısı ile araştırmacılara keyifli bir çalışma ortamı ve fırsatı sunmaktadır. Özellikle Yermük Üniversitesi Kütüphanesi modern yapısı ve fiziksel ortamı ile birçok batılı kütüphaneye eşdeğerdir.
Burada kitap fuarlarını ve kitapçıları da zikretmemiz gerekir. Ramazan başta olmak üzere açılan kitap fuarları¸ Arapça kitapları ülkemize göre oldukça ucuza alma imkânı sağlamaktadır. Ancak bunların ülkemize getirilmesinde sonunda aşılan bazı sıkıntılar yaşanabilir. Yine Amman şehir merkezinde yer alan kitapçılarda Beyrut¸ Kahire¸ Şam basımı kitapları uygun fiyatlara almak mümkündür. Ayrıca Amman¸ kitap basım merkezlerinden biri olmaya aday gözükmektedir.
3-Tedavide ulaşılan seviye itibarıyla Ürdün Arap ülkelerinin rağbet ettiği bir yerdir. Hem fiyatların daha makul olması hem de Batıda uzmanlık almış doktorların fazlalığı nedeniyle özellikle Haliç ülkelerindeki hastalar Ürdün'ü tercih etmektedirler.
4-Ürdün jeopolitik durumunu çok iyi kullanan bir ülkedir. Amerika'nın Irak'ı işgal etmesinin ardından Ürdün adeta bir taşıma yoluna dönmüş. Akabe körfezine gemilerle boşaltılan yükler kamyonlarla Irak'a taşınmaktadır. Bunun yanında başta Irak'tan olmak üzere komşu ülkelerden çok fazla derecede göç almaktadır. Genellikle zenginlerden oluşan bu göçmenler Ürdün'deki emlak fiyatlarını korkunç derecede artırmıştır. Bunun yanında Amerika'yla iyi ilişkilerini hiç bozmayan Ürdün¸ Amerika'dan birçok alanda yardım almaktadır.
Sebze ve meyvenin son derece ucuz olduğu¸ yaz aylarında bir kasa meyveyi 3 YTL'ye alma imkânı olan Ürdün'ün önündeki en büyük problem işsizlik olarak durmaktadır. Maaş miktarları oldukça düşüktür. Avrupa ve Amerika'dan toplanan giyilmiş ayakkabı ve elbiselerin¸ Amman'ın Mahmutpaşa'sı olarak niteleyebileceğimiz Vasatu'l-Beled'de bol miktarda satılması bunun bir yansımasıdır. Gençlerin evlenme yaşının otuz sonrası olduğunu söylersek durum daha iyi anlaşılır. Mehirlerin çok yüksek olması da bunu olumsuz yönde etkilemektedir. Bu genel fakirliğe rağmen son derece lüks içinde yaşayan ve Asyalı hizmetçileri evlerinde istihdam eden zengin kısmın sürdüğü yaşam ile son derece muhteşem villaları çarpıcıdır.
Ürdün dendiğinde aklıma gelen şeyleri saymamı istediğinizde¸ ilk sıraya Habibe tatlıcısını koyarım. Arapların kendine has künefesinin takdim edildiği bu tatlıcıya uğramadan dönen¸ tatmadığı için neyi kaybettiğinin farkında asla olamayacak bir talihsizdir.

Sayfayı Paylaş