ŞEYH HÂMİD-İ VELİ MİNBERİNDEN HUTBELER

Somuncu Baba

Bilmiş olunuz ki; insan için en büyük gaye¸ dünyada fazilet sahibi olarak yaşamaktır. İnsanın saadeti ancak bundadır.

Bilmiş olunuz ki; insan için en büyük gaye¸ dünyada fazilet sahibi olarak yaşamaktır. İnsanın saadeti ancak bundadır. Yalnız servet¸ yalnız mansıp (makam) ve hatta yalnız ilim insanlar için tam bir saadet temin edemez. Bunlara malik olmuş bir çok insanlar vardır ki¸ yine mesut değildirler. Asıl mesut insanlar fazilet-i ahlâkiye sahibi olanlardır. Hakiki saadet¸ fazilet-i ahlâkiyenin bulunduğu yerde görülür. Fazilet-i ahlâkiye sahibi demek ahlâk kanunlarına riayetkâr olmak; şahsî¸ ailevî¸ millî¸ insanî¸ ilahî bütün vazifelerini noksansız olarak seve seve yapmak¸ bunu itiyat haline getirmek demektir.
Ahlâkın ehemmiyeti her tasavvurun fevkindedir. Zira insaniyenin kıyamı ahlâk iledir. Beşeriyetin intizamı¸ nezahet dairesinde devamı¸ saadet ve kemale nailiyeti ancak ahlâk sayesindedir. Güzel ahlâk öyle kutsi bir haslettir ki¸ mütecelli olduğu muhitlere başka bir hayat başka bir i’tila verir¸ güzel ahlâktan mahrumiyet ise en büyük bir felaketdir. Ahlâktan mahrum sahalarda fazilet güneşi doğmaz. Saadet seyyareleri parlamaz¸ ahlâkın yegane esası¸ istinatgahı din-i ilahiden başka değildir. Ahlak-ı İslamiyemizin esası din-i mübin-i İslâm’dır.
Hakiki bir müslümanın gaye-i ahlâkiyesi ne maddi bir lezzet ve menfaattir ve ne de başka bir şeydir. Bil ki dinen uhdesine düşen vazifeleri ifa ile manevi bir kemâla ermek rızai Hakk’a nailiyetle ebedi bir saadete nail olmaktır. Zira müslüman bilir ki asıl gaye-i hilkat “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım”(Zâriyât¸ 56.) ayet-i celilesi mentukunca marifetullah ve bu sayede Hakk’ın rızasına ebedi saadete nailiyettir.
Marifetullah ise; irfan ile¸ mücahede ile¸ nefsi fena hasletlerin zulmetlerinden kurtarıp fazilet nurlarıyla tezyin etmekle kabil olabilir. Artık böyle bir kanaatte bulunan bir müslüman¸ ahlâkî vazifelerini bir aşk ile ruhanî bir neşve ile ifaya çalışıp durmaz mı?
Malumdur ki ahlâk-ı İslâmiyenin bir kısım âlî düsturları vardır. Bunlardan biri (vazifeni mahza rızaî barî için yap) kaidesidir. Binaen aleyh müslümanlar vazifelerini cennet ümidiyle¸ cehennem korkusuyla yapmazlar. Bil ki mücerred rıza-î ilahîyi tahsil için ifa ederler. Nazar-ı İslâm’da ahlâkın en birinci hedefi¸ gayesi rıza-i ilahidir. Cenab-ı Hakk’ın rızası her şeyin fevkindedir. Bir ayet-i kerime: “Allah-u Teâlanın rızası onların hepsinden daha büyüktür. Fevzi azim işte odur.”(Tevbe¸ 72.) mealindedir.
İnsanlar için en büyük kemal rıza-i ilahiye muvaffakiyettir. Bu muvaffakiyetin en büyük semeresi ise dar-ı bekada Cenab-ı Hakk’ın tecelliyatına müşahade-i cemaline nailiyet saadetdir. Bu öyle saadettir ki bunun ulviyeti yanında dünya ve ukba olanca varlığıyla¸ olanca behişti¸ münazarıyla beraber hiç mesabesinde kalır. İnsan alaka ettiği bir zatın nim-i tevecühüne mazhariyetten dolayı takdir-i neşveyâb olur. İnsan o neşveyi dünyanın bütün ezvakına (zevklerine) tercih etmez mi? Artık mâbud-u keriminin mukaddes rızasına mazhar olacak bir insanın duyacağı manevi zevki düşünmeli? Şimdi bu zevkin yanında bütün dünya ve ukba hiç mesabesinde kalmaz mı? Onun içindir ki bu beyan edilen her kemalât memduh bir ahlak sahibi olup mabud-u keriminin iltifatına teyit-i dünya ve ukba rıza-î ilahisine mazhariyetten ibarettir.
Aziz Cemaat!
Ezcümle insan; lisanını gıybetten¸ kalbini su'i zandan muhafaza etmelidir. İnsan; kibirden¸ gururdan¸ başkalarıyla istihzadan¸ onu bunu hakir görmekten hazer etmelidir. İnsan yalan söylemekten¸ hıyanetten¸ nâs'ı iğfalden¸ fena bid'atlara temayülden müctenip bulunmalıdır.
Hasılı insan¸ bütün mahremattan sakınmalı¸ bütün evamir-i ilahiyeye ri'ayetkâr olmalıdır. İnsan temiz bir ruh ile¸ nezih bir fıtrat ile dünyaya gelmiştir. Artık layık mıdır ki insan¸ kendisine Vediatullah olan temiz ruhu¸ bir takım seyyieler ile lekedar etsin? Artık muvaffakiyetdir ki insana bir atiyye-i sübhaniye olan bu nezih fıtratı su'i ahlâk ile su'i amâl ile telvise çalışsın. Hiç yakışır mı ki bir katra sudan yaratılmış olan insan kibir-gururda bulunsun. Hiç yakışırmı ki pençe-i mevtin zebunu olan insan¸ nâs'a karşı tahakküm ve i'tisafda bulunsun. İnsan odur ki kendi haddini bilir. Halkın nef'ine çalışır¸ bir kuşçağızın zararına bile sebep vermez. İnsan odur ki nezih bir fikir¸ temiz bir i'tikada ulvi bir hassasiyete sahip olur. Gaye-i hayatı rızaî Hakk’tan ibaret bulunur. İnsan odur ki seciyye-i ahlâkiyesini ihlâl edecek şeyler¸ vasılan temayül göstermez. Fazilet ve diyanet dairesinde çalışır. Nafi mesleklerden birine sülük eder¸ israfattan¸ neticesi muhataralı şeylerden ictinab eder. İtidal dairesinde yaşar¸ hem de ahiretini temine çalışmaktan geri durmaz. Dünyanın bütün varlığı bütün ezvakı uğrunda bir defalık neşve sermayesini bile feda etmez.
Büyük o kimsedir ki; yer yüzünde öyle bir bulut gölgesi gibi yürür ki bir karıncanın bile gönlünü incitmez vel hasıl insan güzel bir terbiye-i ahlâk ile ittisafa çalışmalı. Hüsn-ü ahlâk her kemâlin esasıdır.
Cenab-ı Hak cümlemizi maddi ve manevi kemaline mazhar buyursun.
(Amin)

Sayfayı Paylaş