MUHAMMED ZÂHİD VAHŞUVÂRÎ (K.S.)

MUHAMMED ZÂHİD VAHŞUVÂRÎ (K.S.)

Prof. Dr. Kadir ÖZKÖSE – Prof. Dr. H. İbrahim ŞİMŞEK

Muhammed Zâhid (k.s.), bugün Tacikistan sınırları içinde bulunan Hisar (Duşenbe) kenti yakınındaki Vahşuvar (Vahş) köyünde doğdu. Onun Yakub-ı Çerhî (k.s.)’nin soyundan geldiği rivayet edilmektedir.

Muhammed Zâhid (k.s.), zâhirî ilimlere ait ilk dersleri memleketinde tahsil etti. Daha sonra ileri düzeydeki dersleri ve ilimleri bölgedeki tanınmış bazı âlimlerden tahsil ederek zahir ilimlerine dair eğitim-öğretim sürecini tamamladı.

Muhammed Zâhid (k.s.) gençliğinden itibaren tasavvufî hayatla ilgilendi. Onun genelde zühd ehli bir zât olduğu ve münzevî bir hayat yaşadığı kaydedilmektedir.  Zâhirî ilimleri tahsilinin ardından belli bir usulde tasavvufî terbiyeyi almak üzere arayışa başladı. Bu doğrultuda çeşitli tarikatlara mensup bazı şeyhlerden ders aldı. Ancak bu ilk arayışlarından beklediği neticeyi alamayan Muhammed Zâhid (k.s.), mânevî bir işaretle Nakşbendiyye silsilesinin önemli isimlerinden biri olan Ubeydullah Ahrâr’a intisap etmek niyetiyle Semerkand’a gitti. Ahrâr’a intisap etme isteğini ileten Muhammed Zâhid (k.s.)’i sülûka hazır gördü ve onun intisabını kabul etti. O, Ahrâr’ın rehberliğinde Nakşbendiyye usûlüne göre sülûkünü tamamladı.

Muhammed Zâhid (k.s.) belli bir süre devam eden tasavvufî eğitim ve terbiyesi esnasında birçok mânevî tecrübe yaşadı. Yetkin bir aşamaya geldiği fark edilen Muhammed Zâhid (k.s.)’e üstadı Ahrâr tarafından tarikatta hilafet ve irşad icazeti verildi. O, üstadının iltifatına mazhar olup kendisine tevdi edilen irşad göreviyle memleketine döndü.  Muhammed Zâhid (k.s.), 936/1529’da vefat etti ve doğum yeri olan Vahş (Vahşuvar)’da defnedildi.

Sünnete ittiba ve takva ehli olmak Muhammed Zâhid (k.s.)’in tasavvuf anlayışının özünü oluşturan unsurlardandır.  Ona göre Hz. Peygamber (s.a.v.) her Müslüman için örnek alınması gereken biricik rehberdir. Müminler her hâllerinde onu örnek almalı ve onun gibi muttakî olmalıdırlar.

Zühde ve fakra çok önem veren Muhammed Zâhid (k.s.), müridlerinin dünyaya tamahtan uzak durmasını öğütlerdi. Nefsin kötülüklerinin dünyevî hırslarla birlikte arttığını belirtmektedir. Ona göre bu yönüyle dünya malına tamah etmek kötülüklerin anasıdır. Gerçek zenginlik mutlak varlığa sahip olan Allah (c.c.)’a aittir.

Kalbin mâsiva kirlerinden arındırılması ve Allah (c.c.)’ın zikriyle doldurulması onun önem verdiği hususlardan bir diğeridir. Mânevî hallere ulaşmak ve seyr ü sülûkun her aşamasındaki makamları geçebilmek için mücahedeyi terketmemek gerekir. Çünkü kötülüklerin kaynağı olan nefis ve onu tahrik eden şeytan teyakkuz hâlindedir. Dolayısıyla nefsin taarruzlarına karşı sürekli uyanık olmak ve mücahede etmek gerekmektedir.

Muhammed Zâhid (k.s.), tasavvufî edeplere uyma konusunda hassas bir zâttı. Çünkü ona göre bu edepler tasavvufî alanda ilerlemek isteyen kişinin yolunu aydınlatacak meşalelerdir. Her kim manevî seyrinde ilerlemek ve hâl yükseltmek istiyorsa mutlaka bu yolun önderlerinin ortaya koyduğu tasavvufî edeplere riayet etmelidir.

Güzel ahlâk sahibi olmanın önemine dikkat çeken Muhammed Zâhid (k.s.) kendisi de bütün uygulamalarında bu hususa ehemmiyet göstererek örnek olup müridlerine onu muhafaza etmelerini tavsiye ederdi. Tasavvufun hedefindeki kâmil insanın en belirgin vasfı güzel ahlâk sahibi olmaktır.

Dipnot

1.    Bu makale Prof. Dr. Kadir Özköse ve Prof. Dr. H. İbrahim Şimşek’in Nasihat Yayınları’ndan neşredilen Altın Silsileden Altın Halkalar kitabının 307-309. sayfalarından özetlenmiştir.

Sayfayı Paylaş