ALTMIŞDOKUZUNCU HUTBE

somuncubaba somuncu baba hulusi efendi

Ey Cemâat-i Müslimîn!

Bizim dinimiz ahlâk dini, fazîlet dinidir. Müslümanlıkta ahlâk en mühim bir esâstır. Ahlâkî emirlere riâyet etmeliyiz. Bir Müslüman, ne kadar âbid, ne kadar zahid olursa olsun, tam Müslüman değildir. Tam mü’min, tam Müslüman, elinden, dilinden başkaları zarar görmeyen, ahlâkı ve huyu güzel olan insandır. Müslümanlık bizi dâima ahlâkî faziletlerin en yükseklerine, insanî meziyetlerin en büyüklerine çağırmaktadır.

Bir insan yalnız namaz kılmakla, oruç tutmakla dinî vazîfesini tam tamına yapmış, Müslümanlığın gösterdiği yoldan gitmiş sayılmaz. Müslümanlık ibâdetleriyle en yüksek, en mükemmel olan mü’minler, dili ile eli ile hiç kimseye zarar yapmayan, kendisinden hiçbir ferd incinmeyen kimselerdir. Müslim sıfatının istilzam ettiği diğer evsâf ile birlikte âdab-ı İslâmiyye ile de muttasıf olanlar, şüphe yok ki Müslümanlık itibârıyla bütün Müslümanların efdali, insâniyyet noktasından nâsın ekmelidir. Çünkü îmânın kemâli, hüsn-i ahlâk iledir.

Hüsnü ahlâk; kemâl-i îmâna, sû-i (kötü) ahlâk ise îmânın noksanına delâlet eder. Eliyle, diliyle hiçbir ferdi incitmeyecek kadar yüksek bir terbiye-i ictimâîyeye, bir ahlâk-i fâzileye mâlik olanlar elbette îmân-ı kâmil ashâbındandır. îmânca olgunluk mertebesini bulabilmek için ahlâken en yüksek derecede olmak lâzımdır.

Rasûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz buyuruyorlar ki; “İmânca en iyi, en kâmil, en olgun mü’minler, ahlâkı iyi olanlardır. Bunlar kendileriyle hoş geçinirler. Nâs ile ülfet eder ve kendileriyle ülfet olunur kimselerdir. Ülfet etmeyen ve kendisiyle ülfet mümkün olmayan kimsede hayır yoktur.”

Bir gün Rasûl-i Ekrem Efendimizin huzûr-ı saadetlerinde sahâbe-i kiram bir kadından bahsetmişler. Kadının çok dindar olduğu söylenmiş, her gün oruç tutar, bütün gece sabahlara kadar namaz kılar, şu kadar var ki, ahlâkı fenadır. Dili ile komşularını incitir demişler. Bunun üzerine Peygamberimiz buyurmuşlar ki: “Öyle ise o kadında hayır yoktur, ehl-i cehennemdir.”

Birçok âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf bize gösterir ki, ahlâkı ve insanlarla muamelesi iyi olmayan, terbiye-i içtimaîye ve nezâketten mahrum olan bir adam istediği kadar âbid olsun, zahid olsun, namaz kılsın, oruç tutsun, o adamın Müslümanlığı tam değildir. “… Asıl iyilik, o kimsenin yaptırdığı ki, Allah’a âhiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allâh’ın rızâsını gözeterek) yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir…” (2/Bakara, 177.)

Öyle ise her Müslümanın en büyük gayesi ahlâken yükselmeye çalışmaktır.

Sayfayı Paylaş