MİMAR SİNAN’IN ÇIRAKLIK ESERİ: ŞEHZÂDEBAŞI CAMİİ VE ŞEHZÂDE MEHMET TÜRBESİ

MİMAR SİNAN’IN ÇIRAKLIK ESERİ: ŞEHZÂDEBAŞI CAMİİ VE ŞEHZÂDE MEHMET TÜRBESİ

Kanûnî Sultan Süleyman ve Oğlu Şehzâde Mehmed’in Genç Yaşta Ölümü

Üç kıtaya huzur ve adalet götüren Osmanlı’nın en kudretli padişahlarından biri olan Kanûnî Sultan Süleyman, ömrü boyunca birçok mutluluk yaşamasının yanında birçok da acı yaşamıştır. Bu acılardan biri, oğlu Şehzâde Mehmed’in genç yaşta,bir rivayete göre, çiçek hastalığından ölümüdür. Aynı Kanûnî, oğlu Şehzâde Mustafa’yı öldürttükten sonra da büyük acılar ve pişmanlıklar yaşamıştır. Bu açıdan bakınca Kanûnî’nin aynı zamanda “elemlerin adamı” olduğunu da görürüz.”Muhibbî” mahlasıyla bir divan teşkil edecek kadar usta işi şiirler yazan cihan padişahı Kanûnî Sultan Süleyman, aşağıya aldığım şu şiirini büyük oğlu Şehzâde Mustafa’yı öldürttükten sonra, ahvalini beyan etmek için, yazmıştır: “Gözlerümden akadursun durmasun yaşum benim/Ya ne içün saklaram şimden gerü başum benim//İçtiğüm hûn-i cigerdür yedi gümderd ü elem/Türlü türlü matbâğ-ı dilde pişer aşum benim//Ey felek çarhun bozılsun olasun âhır harab/Nitekim odları yaktun bu içim taşum benim//Çektiğüm bâr-ı gamı çarhun kattarı çekmeye/Gelmedi bu vâdi-yi mihnette padaşum benim//Ey Muhibbîtâ ölünce işbu derde çâre yok/Bahr olsa yeridür şimden gerü yaşum benim”

Kanûnî Sultan Süleyman’ın Hürrem’den Olan İlk Göz Ağrısı: Şehzâde Mehmed

Yükselme dönemi padişahlarından Kanûnî Sultan Süleyman’ın Hürrem’den ilk oğlu olan Şehzâde Mehmed 1521’de İstanbul’da doğmuş, 1543 yılında da Manisa Sarayı’nda vefat etmiştir. Şehzâde Mehmed’in çocukluğundan beri zekiliği ve sanata düşkünlüğü Sultan Süleyman’ın dikkatini çekmiştir. Eğitimini çocukluk döneminde eski sarayda alan Şehzâde Mehmed, yaşının ilerlemesi ile I. Süleyman tarafından matematik, edebiyat ve sanat alanında özel eğitim aldırılmıştır. Genç şehzâde 1540 yılında Saruhan Sancağına alınarak burada askerî eğitim alanında kendisini geliştirmiştir. Ardından Amasya Sancağı’na atanarak ilerleyen zamanlarda Saruhan Sancağı’na tek sorumlu olarak getirilmiştir. Saruhan Sancağı’nda yaklaşık olarak iki yıl kadar kesintisiz görev almıştır. Kanûnî Sultan Süleyman’ın, Şehzâde Mehmed’ e çok fazla değer vermesi Hürrem Sultan’ın hoşuna gitmemiş, bir kısım girişimler neticesinde Kanûnî’den uzaklaştırılmıştır. Şehzâde Mehmed, ağabeyi Şehzâde Mustafa’nın etkisi ile Amasya Sancağı’na gönderilerek Kanûnî Sultan Süleyman’dan  uzak tutulmuştur.

Genç yaşta ölen Şehzâde Mehmed, babası Kanûnî tarafından çok sevilen olgun bir çocuktu. Tabir caizse Şehzâde Mehmed, babasının en kıymetli varlığıydı. Kanûnî, gelecekte tahtını ona bırakmayı düşünmekteydi. Fakat Şehzâde Mehmed’in hastalıkları ta çocukluğunda başlar. Şifa bulunca babası şenlikler yaparak sevincini açığa vurur. Sadaka niyetine İstanbul’daki bütün açları doyurur. Fakat şehzâdenin hastalıkları yine ortaya çıkar. Dünyaya hükmedecek kadar güçlü olan Kanûnî bu zamanlarda yemeden içmeden kesilir.

Şehzâde Mehmed büyür ve nihayet delikanlılık çağına erişir. Gösterişi hiç sevmeyen şehzâdenin tahtta gözü yoktur. Şair ruhlu ve musikişinas bir delikanlıdır Kanûnî’nin üzerine titrediği şehzâde. Kanun çalmaktadır. Günleri şiirle ve musikiyle geçmektedir.

Gözde bir şehzâde olan Mehmed’i abileri kıskanmaktadır. Babalarının ona olan aşırı sevgisi, kardeşlerine kin gütmelerine neden olmaktadır. Bu yüzden de gelecekte Osmanlı tahtının varisi olacak bu çocuğu ortadan kaldırmanın hesaplarını yapmaya başlamışlardır.

Kanûnî Sultan Süleyman, fitne başı olarak gördüğü oğlu Mustafa’yı, tahtına göz diktiği gerekçesiyle boğdurur. Çünkü Kanûnî; tahtını, tacını, kılıcını ve şanını canından çok sevdiği küçük oğlu Şehzâde Mehmed´e bırakmak istemektedir. Bu yüzden Şehzâde Mehmed’i çok iyi yetiştirir. Zamanın en iyi hocalarından dersler alarak yetişen Şehzâde Mehmed, Fransız ve İtalyan hocalardan da yabancı dil öğrenir. Nezaketle bilgi aynı bünyede birleşince güzel bir portre ortaya çıkar. Fakat işler beklendiği gibi iyi gitmez. Şehzâde Mehmed, şehzâde olarak bulunduğu Manisa´da yataklara düşer ve bir daha iyileşemez. Takvimler 16 Ekim 1543’ü gösterdiğinde Kanûnî bir seferden dönmekteyken acı haberi Edirne´de alır. Sanki dünya başına yıkılmıştır. Tarifi imkânsız bu acının etkisiyle bir çocuk gibi saatlerce ağlar.

Kanûnî bu acı haberi duyduğunda Estergon Seferi’nden dönüyordu. Edirne’deydi, keyfi yerindeydi. Zira yedi ay süren sefer, Estergon ve Belgrad Kalelerinin alınması, Akdeniz’de de Barbaros’un Nice zaferleriyle sonuçlanmıştı. Fakat sevinci kursağında kaldı.

İstanbul’a varan Kanûnî Sultan Süleyman, canından çok sevdiği şehzâdesinin cenazesini Manisa’dan getirtmiştir. Şehzâde Mehmed’in cenaze namazı İstanbul halkının katılımıyla Beyazıt Camii’nde kılınmıştır. Ardından bugünkü türbesine gömülmüştür.

Kanûnî’den Oğlu Mehmed’e Hüzünlü Bir Armağan: Şehzâde Külliyesi

Biricik oğlu Şehzâde Mehmed’i kaybeden Kanûnî Sultan Süleyman, oğlunun adını yaşatmak için Şehzâde Külliyesi’ni Mimar Sinan’a yaptırmaya karar verir. Külliye’nin inşaatı bu kara günlerin arifesinde başlar. Şehzâde Külliyesi’nin ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmese de Şehzâde Mehmed Türbesi’ndeki şehzâdenin sandukası üzerinde “930/1543 Cami-i şerif şehr-i Receb’de tamam olmuştur.” yazar. Tezkiretü’l-Bünyan’da ise Şehzâde Külliyesi için Rabiü’l-evvel 950/ Haziran 1543 yılında inşaatına başlandığı yazılıdır.  Külliye, Fatih ilçesi Şehzâdebaşı semtindedir. Mimar Sinan’ın çıraklık eserim dediği bu güzel Külliye’de; “Şehzâde Camii, Rüstem Paşa Türbesi, Şehzâde Mehmed Türbesi, Tabhane, Medrese” olmak üzere beş ana yapı bulunmaktadır. Bunlar arasında önemli bir yere ve öneme sahip olan yirmi hücreli medrese hakkında Prof. Dr. Doğan Kuban, İstanbul Ansiklopedisi´nde kaleme aldığı bir makalede, şu önemli bilgilere yer vermiştir:

“Dış avlu duvarının kuzeydoğu duvarını oluşturan yapılardan biri olan medresenin asimetrik bir planı vardır. Temelde klasik tipolojiye uygun, bir dershane ve yirmi hücreden, hücreler arasında girişin karşısında bir eyvan ve helalardan oluşan basit bir yapıdır. Dershanesi kıbleye dönüktür ve mescit olarak da kullanılmak üzere bir mihrap nişi vardır. Medresede de, camide olduğu gibi, taş polikramisi ve saçak kornişlerinin palmet dizisiyle süslendiği görülmektedir. Giriş kapısı üzerindeki kitabede medresenin bitiş tarihi 953/1546-1547 olarak verilmiştir. Bu medrese önce ellili, sonra da altmışlı medrese olarak İstanbul medreseleri içinde üst düzeyde payesi olan bir eğitim merkeziydi. 1950´den sonra kız talebe yurdu olarak kullanılmak için revakları camekânlarla kapatılmıştır.”1

Eski İstanbul’un Gözde Mabedi: Şehzâdebaşı Camii

Şehzâde Camii, İstanbul’un Fatih ilçesindeki Laleli semtinde bulunan ve Mimar Sinan’ın «çıraklık eserim» dediği bir camidir. Aynı zamanda Şehzâdebaşı Cami ve “Şehzâde Mehmet Camii” olarak da bilinir. İstanbul’un merkezî bir yerinde konumlanmıştır.

İstanbul’un güzide mabetlerinden biri olan Şehzâdebaşı Camii, Kanûnî Sultan Süleyman’ın, Manisa Sancağında vali iken, 950/1543 yılında vefateden oğlu Mehmed adına yaptırdığı Şehzâde Külliyesi içerisinde yer alan müstesna bir eserdir. Söz konusu caminin temeli 1 Rabiü’l-evvel 951/23 Mayıs 1544 ‘de atılmış, 955 senesinin Recep ayında (Ağustos 1548) da ibadete açılmıştır.  Kanûnî Sultan Süleyman’ın ve Osmanlı İmparatorluğu’nun en parlak devrinin büyük mimarı Mimar Sinan, Şehzâde Camii ve Külliyesi’ni 1544-48 tarihleri arasında dört yılda tamamlamıştır. Koca Sinan daha sonraları yaptığı bir değerlendirmede “Şehzâde çıraklık, Süleymaniye kalfalık, Edirne Selimiye de ustalık eserimdir.” diyecektir. Şehzâdebaşı Camii’nin mimarî özellikleriyle ilgili şunlar söylenebilir:

“Mimar Sinan, mimarbaşı unvanı ile inşa ettiği bu ilk selâtin camisinde eş büyüklüklerde tutulan harim ve avlu bölümlerini mutlak bir geometrinin hâkim olduğu simetrik plan şeması içinde değerlendirerek ele almıştır. Harim kısmında son derece dengeli olan planda dört yarım kubbe ile desteklenen merkezi kubbe dört büyük ayak üzerindeki sivri kemerlere oturmuştur. Kubbeye intikal pandantiflerle sağlanmış, yarım kubbelerde mukarnas dolgular kullanılmıştır. Mekânda oluşan köşelerde birer küçük kubbe ile üst örtü tamamlanmıştır. Sinan, ana akslara yerleştirdiği girişlerle daha ilk adımda kuvvetle hissettirdiği mekân bütünlüğünü, mahfil ve galeri gibi tâli unsurları küçültüp süslemeyi mâkul ölçülerde kullanarak daha da güçlendirmiştir. Bu yapıda kendine özgü piramidal örtü düzeninin ilk örneğini sunan Sinan, örtü sisteminin en önemli destek unsurları olan payandaları son derece akılcı bir çözümle revaklı galerilerin içine gizlemiştir. Böylece taşıyıcı unsur olmaktan çıkan duvarları çok sayıda pencere ile donatarak seleflerinin masif mimarî denemelerinden çok daha yumuşak bir görünüm elde eden Sinan, Edirne Selimiye Camii’nde mükemmele ulaşan kubbe mimarisinin ilk nüvelerini ortaya koymuştur.

Dengeli tasarımı ile Osmanlı mimarisinin en etkileyici örneklerinden biri olan avlunun ve klasik normların hazırlayıcısı olan minarelerin kütleye bütünlenişi de çok başarılıdır. Ancak plan ve konstrüksiyonda beliren yalınlığın cephelerde ve Evliya Çelebi’nin nakışlarından övgüyle bahsettiği minarede yerini plastik değer kazanan kabartma bezeme öğelerinde yansıyan hareketliliğe bırakmasını Mimar Sinan’ın “çıraklık dönemi” denemelerinin ürünü olarak değerlendirmek gerekir. Nitekim sonraki yıllarda yüzeysel etkiden ziyade mimarî etkiyi ön plana çıkaran uygulamaları görülecektir. Bununla birlikte son restorasyonda ortaya çıkarılan, yapıldığı döneme özgü malakârî ve kalem işi süslemelerle en azından bir defa yenilendiği anlaşılan ahşap malzemelerin işçiliği klasik Osmanlı süsleme sanatlarının nadide örnekleri arasındadır.”2

Mimar Sinan’ın Şehzâdebaşı Camii’nin minarelerinde kullandığı tezyinat diğer cami minarelerinde görülmez. Yani bunlar emsalsiz denilebilir. Şehzâde Camii; dışında kullanılan bezemelerle, çok renkliliği vurgulayan özellikleriyle ve minarelerindeki bezemelerle eşsiz eserlerden biridir. Mihrabı, minberi ve müezzin mahfili ise mermerden yapılmıştır.

Sonsuzluğa Açılan Kapı: Şehzâde Mehmed Türbesi

İstanbul’un Vezneciler semtindeki Şehzâde Külliyesi’nde Şehzâde Mehmet’in türbesi de yer almaktadır. Söz konusu hazirede altı türbenin yanı sıra çeşitli dönemlere ait çok sayıda mezar bulunmaktadır. Türbede sarı yeşil açık çiniler dikkat çekmektedir. Başta Âyete’l Kürsi olmak üzere birçok ayet türbeyi çevreleyecek şekilde çinilere yerleştirilmiştir. Külliyenin haziresin de ayrıca meşhur Rüstem Paşa’nın  türbesi yer alır. Çiçek hastalığından öldüğü sanılan Şehzâde Mehmed, şu an Şehzâde Külliyesi’nin caddeye bakan bölümündeki türbede, kuşağında “Firdevs edeb ya Mehmed / Ebedî cennet ya Mehmed” yazılı bir kubbenin altında yatmaktadır. Kanûnî Sultan Süleyman’ın, caminin tamamlanmasının ardından kırk gün hiç ara vermeden ‘şehzâdelerin güzidesi’ dediği oğlunun mezarına gidip dualar okuduğu rivayet edilir.

Dipnot
  1. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Prof. Dr. Doğan Kuban.
  2. TDV İslâm Ansiklopedisi, Şehzâde Külliyesi Maddesi, İsmail Orman.

Sayfayı Paylaş