SEYYİD EMİR KÜLÂL (K.S.)

SEYYİD EMİR KÜLÂL (K.S.)

* Prof. Dr. Kadir ÖZKÖSE – ** Prof. Dr. H. İbrahim ŞİMŞEK

Peygamber neslinden geldiği için Seyyid ve Emir, çömlekçilik yaptığı için de Külâl diye anılan Emir Külâl (k.s.)’in gerçek adı bilinmemektedir.1

Sâlih bir zât olan babası Emir Hamza, Medine’den gelip Buhara’nın Efşene köyüne yerleşmiştir. Yesevî şeyhlerinden ve devrin meşhur velîlerinden Seyyid Ata’nın dostu idi. Zamanın meşhur zâtları ile kalabalık bir gurup hâlinde Efşene’den geçen Seyyid Ata, Emir Hamza ile bu yolculuğu sırasında tanışmıştır. Bundan sonra Seyyid Ata’nın her ne zaman oraya yolu düşse, önce doğrudan Seyyid Hamza’nın evine gider, başkalarıyla daha sonra görüşürdü. Yine bir defasında Efşene köyüne uğramış ve Seyyid Hamza’nın yanına gelmiştir. Bu gelişinde ona bir müjde verip; “Kardeşim! Allah (c.c.) sana şanı pek yüce olacak bir evlat verecek. Cihan, baştanbaşa onun hizmetine girecektir. Bu çocuk doğduğu zaman ismini Emir Külâl koy!” demiştir. Aradan yıllar geçmiş. Seyyid Hamza’nın bir oğlu olmuş. Seyyid Ata’nın işareti üzerine ismini “Emir Külâl” koymuştur.

Emir Külâl (k.s.), seyyid-nesep ve asil bir ailenin evladı olması sebebiyle mânevî bir atmosferde yetişti. Hatta bazı menkıbelerde onun daha ana karnındayken şüpheli yiyecekler konusunda annesini uyardığı nakledilir. Menkıbeye göre annesi bu durumu şu şekilde anlatmaktadır: “Ne zaman şüpheli bir şey yiyecek olsam, karnımı sancı tutardı. Hatta bu sancı üç defa peş peşe tekrarlardı. Böylece ben yediğimin şüpheli olduğunu anlar ve yediğimi çıkarırdım. Bütün bunlar karnımda taşıdığım çocuğun nuranîliği sebebiyle idi. Bu yüzden yiyeceklerime çok dikkat ederdim.”

Gürbüz bir yapıya sahip olan Emir Külâl (k.s.)’in gençlik yıllarında güreş sporuyla meşgul olduğu rivayet edilir. Hatta onun gibi seyyid-nesep birine güreş gibi bir sporla meşgul olmayı yakıştıramayan bir zâta ait şöyle bir menkıbe nakledilir: Büyük bir kalabalık arasında güreş tutan Emir Külâl (k.s.)’i seyredenlerden biri; “Peygamber soyundan gelen biri nasıl olup da böyle bid’at sayılabilecek bir işle meşgul olabiliyor?” diye gönlünden geçirmiş. Hatırına bu düşünce gelince kendisini bir uyku hâli bastırmış. Uykuya dalınca rüyasında kıyametin koptuğunu ve kendisinin bir bataklık içinde batmamak için çırpındığını görmüş. Öyle bir bataklık ve öyle bir çırpınış ki çırpındıkça batıyor, battıkça çırpınıyor. Kendisinden ve hayatından ümit kestiği bir anda Emir Külâl (k.s.) karşısında zâhir olmuş ve kuvvetli pazusuyla onu belinden kavradığı gibi çekip çıkarmış. Adam uyanmış ki güreşini tamamlayan Emir Külâl (k.s.) kendisine dönmüş ve şunları söylemektedir: “Bizim pehlivanlığımız, çamura düşenleri bataktan çıkarmak içindir.”

Emir Külâl (k.s.)’in asaletini ve mâneviyata yatkınlığını bilen Muhammed Semâsî, ona ulaşmak için er meydanına gider. Semâsî, Râmîten’deki güreş meydanında Emir Külâl’i, kenardan izler ve niçin güreş izlediğini soran müridlerine; “Bu meydanda bir yiğit var, birçok kişi onun sohbetiyle kemâle erecek, onu avlamaya çalışıyorum” diye cevap verir. Güreş seyri sırasında çarpıcı bir nazarla Emir Külâl’e bakan Semâsî, bir ara onunla göz göze gelir. Gözlerin gizlice konuştuğu ve kalplerin sessizce anlaştığı bu nazar alışverişinden sonra Semâsi, müridlerini alarak er meydanından uzaklaşır. Emir Külâl (k.s.) ise bu bakışın tesirine kendini kaptırarak şeyhin peşinden koşar ve dergâhına varıp bende olur. Halvethanesinde kendisiyle özel görüşen Semâsî ona, ilk telkinini yapar ve onu irşad halkasına katar. Şeyhinin dergâhında seyr ü sülûka başlayan Emir Külâl (k.s.), burada aradığını bulur. Yirmi yıl süreyle şeyhine hizmet eden Emir Külâl (k.s.), haftada iki kez Pazartesi ve Perşembe günleri ikâmet etmekte olduğu Sûhârî köyünden Semâs köyüne gider, şeyhinin sohbet ve hizmetinde bulunur. Bu şekilde seyr ü sülûkünü tamamlayan Emir Külâl (k.s.), Semâsî’nin önde gelen halifelerinden biri olur ve birçok mürid yetiştirir.

Rivayete göre, bir gün Emir Külâl (k.s.), Cuma namazını Buhara’da kıldıktan sonra bazı müridleriyle Sûhârî’deki evine dönerken Kelâbâd’a gelir ve çayırda oturmuş bir grup insan görür. Emir Timur’un da bunların arasında olduğunu öğrenir. Timur da bu zâtın Emir Külâl (k.s.) olduğunu öğrenince, onun yanına gelip tavsiye ister. Ancak Emir Külâl (k.s.), “Biz meşâyihtan işaret gelmedikçe bir şey söyleyemeyiz, ama bekleyin ve uyanık olun, sizin işinizi aydınlık görüyorum.” diyerek evine döner. Orada halvete giren Emir Külâl (k.s.), yatsı namazından sonra sırdaşı olup Karaman köyünde ikâmet eden Şeyh Mansur’u çağırtır ve “Hemen Timur’un yanına git ve hiç durmadan Harizm’e hareket etmesini, orayı fethettikten sonra Semerkand’a yönelmesini söyle.” der. Şeyh Mansur bu haberi ulaştırınca Timur hemen Harizm’e hareket eder. Onun hareketinden kısa bir süre sonra, bir grup gelip Timur’un çadırını kuşatırlar, ama çadır boş olduğu için kimseyi bulamazlar. Bu rivayeti destekleyen bazı cümleler, Timur’a nispet edilen Tüzûkât adlı eserde de geçmektedir. Bu eserde Timur, Bedahşân’a gitmek istediğini, ancak Emir Külâl (k.s.)’in ona Harizm’e gitmesini tavsiye ettiğini, bu tavsiye üzerine Harizm’e gidip muzaffer olduğunu anlatır. Sonraları Semerkand’a yerleşen Timur, Emir Külâl (k.s.)’i Semerkand’a davet etmiş ise de bu davete icabet edemeyen Külâl, kendi yerine oğlu Emir Ömer’i göndererek Timur’a mazeret sunar, ayrıca takva ve adaleti tavsiye eder. Yine rivayete göre, Timur, Emir Külâl (k.s.)’in halifelerinden Şemseddin Külâl ile birlikte bir gece Emir Külâl (k.s.)’in ziyaretine gelir, intisap edip müridi olur, Emir Külâl (k.s.) de onun tasavvufî eğitimini Şemseddîn Külâl’e havale eder.

Uzunca bir ömür süren Emir Külâl (k.s.), bir ara Nesef tarafında ikâmet etmiş ise de, çoğunlukla Buhara’nın yakın bir köyü olan Sûhârî’de bulunmuş ve 8 Cemâziyelevvel 772/28 Kasım 1370 tarihinde vefat ederek Sûhârî’de defnedilmiştir. Zamanla Mîr Külâl adıyla anılmaya başlayan bu köyün şimdiki adı Yangi Hayat’tır.

Emir Külâl (k.s.)’in düşünce dünyasını özetlemek istersek, konu ile ilgili verebileceğimiz en önemli örnek, ölüm döşeğinde müridlerine yaptığı şu tavsiyelerdir:

“Kıymetli dostlarım! İlim öğrenmekten ve Muhammed (s.a.v.)’in yoluna tâbî olmaktan asla ayrılmayınız. Bu, mümin için bütün saadetlerin ve nimetlerin vasıtasıdır. Bunun için Rasûlullah (s.a.v.) ilim öğrenmenin, erkek ve kadın her mümine farz olduğunu buyurdu. Yani her Müslüman erkeğin ve kadının, kendine gerekli olan dinî bilgileri öğrenmesi farzdır. Bunlar sırasıyla; iman ve itikat bilgileri, namazla ilgili bilgiler, oruçla ilgili bilgiler, zengin ise zekât ve hac ile ilgili bilgiler, ana-baba hakkı ile ilgili bilgiler, sıla-i rahim ile ilgili bilgiler, komşu hakkını gözetme ile ilgili bilgiler, alış-verişe dair bilgiler, helâl ve harama müteallik bilgilerdir. Çünkü insanların çoğu, bilmediğinden ve bildiği ile amel etmediğinden helak olmuştur.

İyi biliniz ki, dünyayı ve dünyaya düşkün olanları sevmek, sizin, Allah (c.c.)’ın razı olduğu yolda yürümenize mani olan büyük bir engeldir. Daima Allah (c.c.)’ı hatırlayıp O’nu zikrediniz. Böylece dininizi dünyaya değişmemiş olursunuz. Daima Allah (c.c.)’tan korkunuz. Hiçbir ibadet, Allah (c.c.) korkusundan daha tesirli değildir. Allah (c.c.)’tan korkan kimseden çekininiz. Allah (c.c.)’tan korkmayan kimseden ise korkmayınız.

Ey dostlarım! Daima Allah (c.c.)’ı zikrediniz. Allah (c.c.)’tan başka her şeyi bırakınız. ‘Lâ ilâhe illâllah’ kelime-i tevhidini söylerken; ‘Lâ’ derken nefyediniz, Allah (c.c.)’tan başka hiçbir mabud olmadığını biliniz. ‘İllâllah’ derken, Allah (c.c.)’ın noksan sıfatlarından münezzeh olduğunu biliniz. Biliniz ki, elbiseyi temiz su temizler. Dili, Allah (c.c.)’ı zikretmek temizler. Bedeninizi namaz kılmak, malınızı zekât vermek temizler. Yolunuzu, insanların sizden hoşnut ve memnun olması temizler. İhlâs sahibi oluncaya kadar ihlâsı, kurtuluşa erinceye kadar da kurtuluşu arayınız.

Kalbin, dilin ve bedenin temiz olması, helâl lokma yemeye bağlıdır. Bunu, iyi biliniz. Helâl lokma yiyen insanın midesi, içinde temiz su toplanan havuz gibidir. Bu havuzdan etrafa temiz su dağılır ve bu su ile çiçekler yetişir, ağaçlar meyve verir, ondan istifade edilir. Hadis-i şerifte belirtildiği üzere, hiç haram karıştırmadan kırk gün helâl gıda yiyen kişinin kalbini Allah (c.c.), nur ile doldurur. Kalbine nehirler gibi hikmet akıtır. Dünya muhabbetini kalbinden giderir.

Tevbe ediniz. Tevbekâr ve edepli olmak gerekir. Tevbe ediniz ki, tevbe, bütün itaatlerin başıdır. Tevbe, sadece dil ile olmaz. Tevbe, işlenen günahlara kalpten pişmanlık duymak ve bir daha günahı işlememektir. Allah (c.c.)’tan daima korkunuz. Kendi günahlarınıza bakıp tevbe ediniz. Başkaları sizden hoşnut olsun. Günahlarınıza pişman olup o kadar ağlayıp tevbe ediniz de gerçekten size tevbekâr densin. Dünyadayken günahlara pişman olup kulluk vazifesini yaparak ahireti kazanmak gerekir. İşte, bütün işin aslı budur. Sevgi ve muhabbet; Allah (c.c.)’ın rızasını aramak ve kötü işleri terk etmek, ahde vefa göstermek, emanete ihanet etmemek, kendi kusurlarını görüp amelleri ile övünmemek, amellerini görmemek, daima Allah (c.c.)’ı zikretmekle meşgul olmaktır. Hiçbir işe, Allah (c.c.)’ın ismini söylemeden, yani besmelesiz başlamayınız ki, ahirette yaptığınız o işten dolayı utanmayasınız. Bu bakımdan bir işe başlamadan önce besmele çekiniz, sonra başlayınız.

Allah (c.c.)’ın emirlerine itaat ediniz. Nerede olursanız olun, ilim öğrenmekten ve amel etmekten uzak kalmayınız. Her ne olursa olsun, karşınıza her ne güçlük çıkarsa çıksın, ilmi ve ameli asla terk etmeyiniz.

Emr-i bi’l-maruf nehy-i ani’l-münker/iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak vazifesini yerine getiriniz. Dinin yasak ettiği şeylerden, dine uygun olmayan işlerden ve bidatlerden sakınınız. Âyet-i kerimede meâlen şöyle buyurulmaktadır: “Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah (c.c.)’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.” Âhirette bunlardan olmamak için çok korkup sakınınız!

İşlerinizi, dininizin emirlerine uygun yapınız. Bir iş yapacağınız zaman, bakınız, dinin emirlerine uygun ise onu kabul edip yapınız. Uymuyorsa, vazgeçiniz. Bütün işlerin başı, dinin emirlerine yapışmak ve Allah (c.c.)’ın koyduğu hudutları aşmamaktır. Akıllı kimse, kendi hâlini düşünür. İnsanlar ile kendi arasındaki hududa ve hakka riayet eder. Bunu gözetmeyenler için verilecek cezayı bildiren nice âyet-i kerimeler nazil olmuştur. Her zaman ve her yerde, bakarken, konuşurken, dinlerken, gelirken, yerken ve içerken, Allah (c.c.)’a ve insanlara karşı uyulması gereken bir hudut vardır. Fırsatı ganimet biliniz, yaptığınız işleri kurtuluşunuza vesile olacak şekilde yapınız. Helâl rızk kazanmak için çalışınız. Kâfi miktarda kazanıp israf ve cimrilik etmeyiniz. Nafakanızda dinimizin emrine uygun olarak davranınız. Peygamberimizin ifadesiyle işlerin hayırlısı, orta düzeyde olanıdır. Helâlinden ve kendi kazancınızdan yiyiniz. Eğer uykunuz gelirse, biraz uyuyunuz ki ibadet ve itaat yapmak için dinlenmiş olasınız. Fakat Allah (c.c.)’ı zikretmeden uyumayınız. Peygamber Efendimiz, âlimin uykusunu cahilin ibadetinden hayırlı addetmiştir.”

Dipnot
1.    Bu makale Prof. Dr. Kadir Özköse ve Prof. Dr. H. İbrahim Şimşek’in Nasihat Yayınları’ndan neşredilen Altın Silsileden Altın Halkalar kitabının 207-218. sayfalarından özetlenmiştir.

Sayfayı Paylaş