ELLİYEDİNCİ HUTBE

somuncubaba somuncu baba hulusi efendi

Muhterem Cemâat-İ Müslimîn!

Bu Hutbemiz Âdâb-ı İslâmiyye’ye Dâirdir

Bir hadîs-i şerîfte; “Bir kimse, diğer bir kimseye fısk-ı fücur ile isnâd edemez. İsnâd etmesi hâlinde o fısk-ı fücur veya küfür isnâd eden kimsenin söyledikleri, kendisine rücû eder, döner. O isnâd dönüp dolaşıp, kendi üzerine gelir maazallah!” buyuruluyor. Buna göre bir mü’min hakkında haksız yere fena bir iş veya küfür, isnâd eden kimsenin, tevbe ve istiğfar ederek söz attığı kimse ile helâlleşmesi lâzımdır. İsnat ettiği söz, velev ki, o kimsede mevcûd olsa bile, yine İslâm âdabı îcâbı, bir mü’minin kusurunu teşhir ve ilan etmek ve bu surette ona ezâ vermek de haramdır.

Yalnız, bir kusur görüldüğünde hüsn-i niyetle nasihate mukadder ise ve sözü müsbet te’sîr yapacaksa münâsip şekilde nasihatte bulunmak îcâb eder. Bir kusura karşı şiddetli hareket etmek, kusurlu kimsenin hiddetini ve cürümde ısrarına mûcib olur ki, bundan kaçmak lâzımdır. Nitekim bir âyet-i kerîmede Hazret-i Mûsâ ve Hârûn (a.s) “kavl-i leyyin” (tatlı ve yumuşak söz) ile söylenmesi ferman buyrulmuştur. Yine bir Buhârî hadîs-i şerifinde İbn-i Ömer’den rivayetle, “Bir Müslim, diğer Müslümin din kardeşi olup, o Müslim kendi kardeşine zulüm ve eza etmez. Zulüm ve eza eden kimseye de onu teslim etmez. Yani başkasının zulmünde onu himaye etmesi kardeşliği icâbıdır. Ve kim ki bir Müslimin gam ve kederini giderir Allah da kıyamet gününde o kimsenin gam ve kederini giderir. Ve kim ki bir Müslimin kusurunu örterse Allah da kıyamet gününde onun kusurlarını örter.” buyuruluyor.

Yine Buhârî’de Ebû Hureyre (r.a)’dan rivayetle: “Allâhu Teâlâ’ya ve âhiret gününe îmân etmekte olan kimse, misafirine ikram ve ihtiram etsin. Ve Allâhu Teâlâ’ya îmân etmekte olan kimse ya hayır söylesin, ya sükût etsin.” buyruluyor. Kelime-i küfür, kötü söz, sövmek, küfür etmek, insanın iyi amellerini silip götürdüğü gibi şeref ve i’tibârını da düşürür, çok büyük günahtır. Azaba dûçâr eder, bi’lhâssa çocuklarınızı, küçük yaşlarında çocukluk çağlarında sıkı bir murâkebe altında bulundurarak terbiye-i ahlâkiyyelerine dikkat ve ihtimam ederek kendilerini, fena söz söyletmek, sövmek ve küfür etmek gibi lisân âfetlerinden korumak başta gelen vazifemizdir.

Ağzından bir kelime-i küfür çıkan kimsenin hemen hiç vakit geçirmeden sıdk u ihlâs ile tevbe etmesi îmânını, hatta nikâhını yenilemesi îcâb eder. (Tecdîd-i îmân, tecdîd-i nikâh lâzım gelir.) Öfke, gazap insanı bir anda helake sevk edebilir. Nitekim bir hadîs-i şerîfte: “Sirke, balı ifsad ettiği gibi gazâb da îmânı ifsad eder. Yani insanın lutf, şefkat, merhamet ve hilm gibi güzel sıfatlarını giderir.” buyrulmaktadır. Bir anda bir musîbet neticesi denilen bir kelime-i küfür çıkacak olursa, o zamana kadar işlediği güzelim amelleri hep birden heba olur, yanar. Tevbe etse de mahvolan amelleri artık geri dönmez. Birçok fena vakalar, katiller, cinayetler öfke ve tehevvür neticesi olmuyor mu? İşte bu en büyük düşman olan, nefsimizle mücâhede ederek ibâdet ve tâatla onun salâhına çalışmak ve gayret etmemiz lâzımdır.

Sayfayı Paylaş