MİHMANDÂR-I NEBÎ: EBÛ EYYÛB EL-ENSARÎ (R.A.)

somuncubaba-199-5eyyupelensari

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasûlullah Efendimiz “Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunuz.” buyurarak o kutlu insanların hayatlarını örnek almamızı istemiştir bizden. Zira o parlak yıldızlar İslâm’ın güneşinden almışlardır güçlü ziyalarını. Onlar “üsve-i hasene” diye nitelendirilen örneğin örneğidirler. Bu büyük şahsiyetler onca çileler çekerek İslâmiyet’i yüceltmişlerdir. Onlar, ahlâkını Kur’an’dan alan zat-ı muhteremin iman aynasının akisleridirler. Onlar gönül göğümüzün sönmez yıldızlarıdır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dolunayı andıran mübarek yüzünü gören, onun eşsiz sözlerini işitme bahtiyarlığına erişen ashab-ı kiram; peygamberlerden sonra, gelmiş ve gelecek bütün insanların en hayırlılarıdır. Çihâr-ı yâr-ı güzin/dört halife ise bu kutlu insanlar kervanının öncüleridir. Bu iman ve irfan abideleri dünle bugün arasında kuvvetli ve kudretli iman köprüleri kurmuşlardır. Rasûlullah’ın mihmandarı olan ve İstanbul’un güzide bir semtine adını veren Ebû Eyyûb El-Ensarî bu iman yıldızların en parlak olanlarından biridir.

Peygamberimizin Müjdesine Mazhar Olmak İçin Yollara Düşmüştü O

İslâm davasının öncülerinden ve sahabelerin seçkinlerinden biri olan Ebû Eyyûb el-Ensarî Hazretleri aslen Medineli olup, burada yaşayan Hazrec Kabilesi’ninNeccaroğulları kolundandır. Asıl adı Halid, babasının adı Zeyd, annesinin adı ise Hind’dir. Hem baba, hem anne tarafından Hz. Peygamber (s.a.v.)’le aynı soydan gelmektedir. Ebû Eyyûb el-Ensarî, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ve Müslümanların Mekke’den Medine’ye hicretinden iki sene kadar önce Milâdî 620 tarihinde hanımı Ümmü Eyyûb ile birlikte Müslüman olmuştur. O, Medine’de İslâmiyet’i ilk kabul edenlerden biridir. Müslümanlı??n Medine?de yay?lmas?nda ?ok etkili olmu?tur.

ğın Medine’de yayılmasında çok etkili olmuştur.

Ömrünü İslâm için sarf eden Ebû Eyyûb el-Ensarî’nin Hazrec Kabilesi’nden Ümmü Eyyûb’la olan evliliğinden üçü erkek, biri kız olmak üzere dört çocuğu olmuştur. Erkek çocuklarının isimleri Eyyûb, Hâlid ve Abdurrahmân, kızının ismi ise Amre’dir.

Halk arasında “Eyüp Sultan” olarak bilinen Ebû Eyyûb el-Ensarî Halid bin Zeyd, Melik Esad’ın yedinci göbekten gelen çocuğudur. O, Hz. Muhammed (s.a.v.)’i evinde misafir eden ilk sahabidir. Peygamberimiz’le birlikte tüm savaşlara katılmıştır. Kendisi Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinin bir araya getirilmesinde görev alan vahiy kâtiplerindendir.

İslâm’ın bayraktarlığını yapan Ebû Eyyûb el-Ensarî, Allah Rasûlü’nün vefatından sonra da İslâm’ı yayma işine çok önem vermiştir. Adeta nefesini bu yolda tüketmiştir. Hz. Ebû Bekir (632-634) ve Hz. Ömer devrinde (634-644) birçok sefere katılmıştır. Hz. Ali, halifeliği döneminde (656-661) Irak’a gittiği zaman onu Medine’de yerine vekil olarak bırakmıştır. Bu vekâlet esnasında bir ara Mescid-i Nebevî’de imam olarak görev yapmıştır.

Hâdimü’l-Kur’an olan Ebû Eyyûb el-Ensarî, aynı zamanda hâfızü’l-Kur’an’dı. Peygamber Efendimiz’den 400’ün üzerinde hadis rivayet etmiştir. Rasûlullah Efendimiz’le katıldığı savaşların dışında Mısır, Suriye, Filistin ve Kıbrıs fetihlerine de katılmıştır. Onun ömrü harp meydanlarında ve ilim meclislerinde geçmiştir. Sohbeti doyumsuzdu. Kalemi kılıcından daha keskindi. O, bereketli ömrünü ilim, ibadet, cihat ve davet yolunda geçirmiştir

İ’lâ–yı Kelimetullah uğruna ömrünü feda eden Ebû Eyyûb el-Ensarî,  ihtiyarlık döneminde bile Hak ve hakikat yolunda savaşmıştır. Katıldığı seferlerin sonuncusu, Müslümanların ilk İstanbul kuşatması olmuştur. Onun bu kuşatmadan bir yıl sonra (49/669) gönderilen Yezîd b. Muâviye kumandasındaki takviye birliğinin içinde bulunduğu rivayet edilir.“Konstantiniyye mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır ve onu fetheden ordu ne güzel ordudur.” müjdesine mazhar olmak için seksenli yaşlarda İstanbul yollarına düşmüştü bu büyük Allah dostu. Çünkü onun bedeni yaşlansa da Kur’an ahkâmıyla cilalanan hissiyatı hep gençti. İstiyordu ki yedi ay boyunca mihmandarlığını yaptığı Nebi’nin bu kutlu haberini o gerçeğe dönüştürsün. Bu yolda yürümek istiyordu.

Ebû Eyyûb, kuşatma devam ederken hastalanarak 669 yılında vefat etmiştir. Cenaze namazını Yezîd b. Muâviye kıldırmış, vasiyeti üzerine surlara yakın bir yere defnedilmiştir.

İstanbul’da Bir Hak ve Hakikat Dostu

Nasıl ki makamları değerli kılan o makamlara oturanlardır, öyle de şehirleri kıymetli kılanlar da oralarda yaşayan insanlardır. Eskilerin, “Şerefü`l-mekân bi`l-mekîn.” sözü bunu öz bir şekilde ifade eder. Bu sözün mânâsı; “Bir makamın şerefi, orada oturandan gelir. ”Bugün İstanbul gönüllerimizin başkenti konumunda bir şehirse bunda o topraklarda yaşayan ve o toprağın altında yatan güzel insanların etkisi çok büyüktür. Bu şerefli insanların başında da bugün Eyüp ilçesi sınırlarında medfun olan Eyüp Sultan Hazretleri gelmektedir.

Çağları aydınlatmak için gönderilen Nebîler Nebîsi’nin mihmandârı olan Ebû Eyyûb el-Ensarî, Osmanlı’ya asırlarca payitahtlık yapan İstanbul’un medâr-ı iftiharıdır. O, bu güzel ve eşsiz topraklara şeref ve şan katmıştır. O, İstanbul semalarını aydınlatan bir yıldızdır. “İstanbul’un fethinde bende bulunayım.” diyerek Medine’den kalkıp gelen Eyüp Sultan Hazretleri bu toprağın manevî mührüdür. İstanbul’un Mekke, Medine ve Kudüs’ten sonra İslâm’ın dördüncü mukaddes şehri olmasında Eyüp Sultan Hazretleri’nin rolü çok büyüktür.

Peygamberimiz’in Medine’ye Hicreti ve Ebû Eyyûb el-Ensarî

Ebû Eyyûb el-Ensarî, Mekke’den Medine’ye hicret eden şanlı Peygamberimizi evinde misafir eden büyük sahâbidir; Ensar’ın büyüklerindendir. Hicret sırasında bütün Müslümanlar Peygamber Efendimiz’i kendi evlerinde misafir etmek istiyorlardı. Bu hususta adeta birbiriyle yarışıyorlardı. Her konuda pratik çözümler üretmesiyle bilinen Peygamber Efendimiz bu hususta da mantıklı bir çözüm üretmişti. Peygamberimiz kendisini karşılayanlara “Deveyi kendi haline bırakınız. Çünkü o memurdur. Emir olunduğu yere gider; ona yol veriniz!” demişti. Heyecanlı ve coşkulu kalabalıkların bakışları arasında devesini serbest bırakmıştı. “Kusva” adlı bu deve Eyüp Sultan Hazretleri’nin evinin önünde çökmüştü. Akabe’de ilk biat eden kişi olan Halid bin Zeyd Ebû Eyyûb/Eyüp Sultan Hazretleri, Peygamberimiz’i “Hoş geldin ey Allah’ın Rasûlü!” diyerek büyük bir coşku ve heyecanla karşılamıştı.

Eyüp Sultan Hazretleri’nin Kabrinin Bulunuşu

Bizans’ın gözbebeği İstanbul, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedildikten sonra, Hz. Osman’ın hilâfeti döneminde Peygamber Efendimiz’in müjdesine mazhar olmak için bu şehrin muhasarasına iştirak eden Eyüp Sultan Hazretleri’nin kabrinin bulunması için çalışmalar yapılmıştır. Fatih’in hocası Akşemseddin Hazretleri’nin manevî keşfiyle mezar yeri tespit edilmiştir. Akşemseddin Hazretleri mezarın üzerine, biri başına biri de ayakucuna olmak üzere, iki fidan dikip ertesi gün tekrar gelmek üzere oradan ayrılmıştır. Fatih Sultan Mehmet Han, kalbinin mutmain olması için o iki fidanı gece vakti söktürüp şu anki girişte çeşmelerin bulunduğu yere diktirmiştir. Yüzüğünü ise Akşemseddin Hazretleri’nin tespit ettiği yere gömmüştür. Ertesi gün sabahın erken saatlerinde Akşemseddin Hazretleri mezarın yanına gelmiş, doğruca ağacın olduğu yere değil, birgün önce tespit ettiği yere gitmiştir. Padişahın mezara gömülü yüzüğünü alarak kendisine iade etmiştir. O sıradasöz konusu bölge kazılmış, Eyüp Sultan Hazretleri’nin hiç bozulmamış cesedine ulaşılmıştır. Daha sonra Akşemseddin’e: “Efendim, o ağaçlarla ilgili neler söyleyeceksiniz?” diye sorduklarında gülerek “İyi yapmışsınız o bölge de Eyüp Sultan Hazretleri’nin yıkandığı yerdir.” demiştir. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet Hazretleri  o bölgenin çevrilmesini ve her bölgeye bir çeşme yapılmasını emretmiştir. İşte bugün gördüğümüz çeşmeler o çeşmelerdir.

İstanbul’un Manevî Çehresi: Eyüp Sultan Külliyesi ve Türbesi

Eyüp Sultan Külliyesi ve Türbesi İstanbul’un manevî çehresini oluşturur. Eyüp Sultan Camii ve çevresinde bulunan medrese, aşhane-imaret, hamam ve türbeden oluşan külliye Fatih Sultan Mehmed tarafından İstanbul’un fethinin hemen sonrasında inşa edilmiştir.

Fatih Sultan Mehmet 1453 yılında Ebû Eyyûb el-Ensarî Hazretleri’nin türbesini yaptırdıktan beş yıl sonra 1458 tarihinde Eyüp Sultan Camii’ni yaptırıp ibadete açmıştır. Camiye ilâve olarak bir medrese, bir hamam, bir imaret ve bir çeşme de inşa edilmişti.

Eyüp Sultan Camii, İstanbul’da değişik zamanlarda meydana gelen depremler ve afetler sonucunda zarar görmüştü. Bu güzel mabet en büyük hasarı 1766’da meydana gelen depremde gördü. Bu depremin sonrasında yapılan onarım yetersiz kalınca, otuz yıl sonra Sultan III. Selim (1789-1807) tarafından yeniden inşa edildi. III. Selim, çıkardığı fermanda önce caminin Fatih tarafından yapıldığı şekliyle aslı korunarak onarılmasını istemiş, ancak bunun mümkün olmadığı mimarlar tarafından belirtilince tamamen yıkılmasını emretmiştir. Temeli 1798 yılında yeniden atılan cami, Mimar Uzun Hüseyin Ağa nezaretinde 28 ay gibi kısa bir zamanda tamamlanarak 1800 tarihinde bizzat Sultan tarafından ibadete açılmıştır.

Bizlere on ciltlik Seyahatname’yi bırakan meşhur seyyahımız Evliya Çelebi İstanbul’un manevî ruhunu üzerinde taşıyan bu cami hakkında şöyle der: “Leb-i deryâya karib âsitâne-i Ensarî’de düz bir zeminde bina edilmiştir, bir kubbelidir. Mihrap tarafında yarım kubbesi daha vardır, lakin o kadar yüksek değildir. Caminin içinde amud yoktur. Orta kubbe etrafında metin kemerler vardır. Mihrabı ve minberi musanna değildir. Hünkâr mahfili sağ taraftadır. İki kapılı, biri sağ canibde yan kapısı, diğeri kıble kapısıdır. Sağ ve solda iki minaresi vardır. Haremin iç tarafı hücrelerle müzeyyendir. Ortasında cemaat maksûresi vardır. Bu maksûre ile kabr-i Ebû Eyyûb arasında asumana ser çekmiş iki çınar vardır ki cemaat sayesinde ibadet ederler. Bu haremin de iki kapısı var, garp kapısında taşrada büyük bir harem daha vardır, içinde dut vesair ağaçlarla yedi adet büyük çınar vardır.”

Bütün Zamanlarda Ziyaretçi Akınına Uğrayan Eyüp Sultan Türbesi

Eyüp Sultan Külliyesi’nin en mühim bölümlerinden biri de manevî öneme haiz türbe kısmıdır. Dünden bugüne İstanbul’un en çok ziyaret edilen manevî köşelerinden biridir Eyüp Sultan Türbesi. Bilindiği gibi sekizinci yüzyılda Arapların İstanbul’u kuşatması sırasında vefat eden, Peygamberimiz’in sancaktarı Ebû Eyyûb el-Ensarî’nin mezarının yeri, Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul kuşatması sırasında Akşemseddin tarafından manevî keşifle bulunmuştur. Hz. Halid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensarî’nin mezarının yeri Akşemseddin tarafından tayin edilince Fatih Sultan Mehmed, bu mezar üzerine bir türbe yapılmasını emretmiştir. Türbenin inşaatına 1453’te, İstanbul kuşatmasının ilk günlerinde başlanmıştır.

Sekiz köşeli plan üzerine oturtulan türbe binasının tam ortasında Ebû Eyyûb el-Ensarî Hazretleri’nin kabrine ait ahşap sanduka bulunmaktadır. Sandukanın üzeri, güzel yazı örnekleri ile süslü siyah atlastan yapılmış bir örtü ile kaplıdır. Bu örtü, Sultan II. Mahmud tarafından konmuştur. Sandukanın çevresinde bulunan dökme gümüş şebekeyi Sultan III. Selim yaptırmıştır. Gerek sanat ve gerekse değer yönünden önemli bulunan bu gümüş şebeke İkinci Dünya Savaşı yıllarında diğer müze eşyalarıyla birlikte Niğde’ye götürülmüş, savaştan sonra da geri getirilerek yerine konulmuştur. Türbenin asıl girişinde bulunan sedef parmaklık kapı ise Sultan II. Abdülhamid’in bizzat kendi eliyle yaptığı kıymetli bir eserdir.

Eyüp Sultan Hazretleri İstanbul’un gönül sultanlarındandır. İstanbul halkı onu çok sevdi. Bunun delili olarak da türbesinden ziyaretçiler hiç eksik olmadı. Allah rahmet eylesin.

Sayfayı Paylaş