MİHMANDÂR-I NEBEVÎ: EBÛ EYYÛB EL-ENSÂRÎ HAZRETLERİ

somuncubaba-199-1basyazi

İstanbul, ilim ve irfan merkezi olması bakımından müstesna bir şehirdir.  Havasının ve suyunun emsalsiz olması, insanlarının konuşmadaki zarafeti, her şeyin en iyisinin ve en güzelinin orada bulunması edebiyatımıza konu edilmiştir. Camileri, mescidleri, sarayları, tarihî mekânlarıyla birlikte hattatların, sanat erbabının ve ilim adamlarının  da cem olduğu bir cennet misali güzellikler yurdudur. Bu sayımızda İstanbul’un manevî incisi Hazreti Mihmandâr-ı Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri ile ilgili yazılara ağırlık vermeye çalıştık. Biz de konuyla alakalı bir iki paragraf malumat nakledelim:

Hazreti Ebû Eyyûb el-Ensârî, dört halife devrini de idrak ettikten sonra,  nihayet Hazreti Muaviye’nin İstanbul fethi için teşkil ettiği orduya yetişir. Rasûlullah (s.a.v.)’ın İstanbul fethi için verdiği müjdeyi kalbinin derinliğinde bir sır gibi saklar. Yaşı ilerlemesine rağmen bu müjdeye kavuşma şerefi ve heyecanıyla doludur. Hicretin 50. (M. 670) senesinde Mısır’a gelerek bizzat katıldığı bu ordu ile İstanbul önlerine kadar gelen Hazreti Ebû Eyyûb el-Ensârî, çarpışmalar sırasında hastalanır ve yatağa düşer. Hasta yatağından harbin seyrini takip ediyor ve bir an önce iyileşip, savaşmayı arzulamaktadır. Ebû Eyyûb el-Ensârî ecelinin yaklaştığını hissederek, şu vasiyette bulunur: “Şayet burada vefat edersem, cenazemi hemen defnetmeyin. Ordunun gidebileceği yerin en ileri noktasına kadar götürün ve beni oraya defnedin.” Mihmandâr-ı Nebevî, demek ki, manevî olarak defnedileceği yeri görmüş ve Müslümanların hayali olan İstanbul fethine bir adım daha yakınlaşmak istemiştir. Gerçekten bir müddet sonra Hazreti Ebû Eyyûb el-Ensârî ruhunu Rahmân’a teslim eyler. Vasiyeti üzerine askerler nâşını elleri üzerinde ordunun vardığı en uç noktaya kadar taşırlar. Tekbir ve dualarla defnederler.  Hazreti Ebû Eyyûb el-Ensârî sağlığında göremediği o fethi vefatından sonra kabrinden temaşa etmek istemiştir. Fatih Sultan Mehmet Han, 29 Mayıs 1453 ‘de fethi gerçekleştirince,  Akşemseddin Hazretleri’ne; “Efendim!  Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin, kabri şerifinin yerini tayin buyurunuz ki, üzerine türbe yapalım.” der. Akşemseddin Hazretleri şimdiki türbenin bulunduğu yerde bir müddet teveccüh ve murakabede bulunduktan sonra, mezarın baş tarafından bir yeri göstererek: “Burasını kazınız. İnşâallahü teâlâ, iki arşın sonra yazılı bir mermer çıkacaktır. İşte orası Hazreti Mihmandâr-ı Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin kabr-i şerifidir.” buyurur. İşaret edilen yer kazılır. Buyurduğu gibi yazılı mermer bulunur. Sultan Fatih, Akşemseddin Hazretleri’nin kerametine hayran kalır, ziyadesiyle memnun olur. Fatih Sultan Mehmed Han, Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri’nin kabri üzerine bir türbe bina ettirir. Burası bütün Müslümanların ziyaretgâhı haline gelir.

Manevî fetihlerin ülkemizi cennete çevirdiğini, yukarıdaki satırlardan anlıyoruz. Fetih; maddî-manevî zaferlerdir. Bugün fethi, daha çok, kalbi ve aklı İslâm gerçeğine açmak, ikinci olarak da İslâm mesajının önündeki engelleri kaldırmak, insanın kalbine ve aklına ulaşmayı mümkün kılacak ortamı hazırlamak anlamında öğrenmeli ve hayata tatbik etmeliyiz. Gönül dünyamıza fetih kapıları açılsın… Selam ile.

 

THE HOST OF NABAWI: ABU AYYUB AL-ANSARI

İstanbul is a stunning place as a centre of knowledge and wisdom. The atmosphere’s being incomparable, the kindness of people in their conversations, the best and the most beautiful things’ always being there were frequently mentioned in our literature. It is a city of beauties with the mosques, mascids, palaces, various historical places, and a city where calligraphists, artists and scientist come together. In this issue, we would like to share articles about Abu Ayyub al- Ansari, who hosted Muhammad the Prophet (saav) when he emigrated to Madinah. When Mehmed II conquered Istanbul on 29 May, 1453, Akshamsaddin found the grave of Abu Ayyub al- Ansari and Mehmed II had a tomb built on it, which is now a very popular place for the Muslims all over the country to visit. Spiritual conquests have turned our country into a paradise. Conquest is both a moral and material victory. Today, we should consider it, firstly, as a way to enlighten our minds and hearts. Secondly, we should learn and practise it as a thing which removes the obstacles in front of the Islamic messages. Best regards…

Sayfayı Paylaş