ANDOLSUN Kİ BİZ KUR’ÂN’I KOLAYLAŞTIRDIK

somuncubaba-199-2kuran

Kamer Suresi’nde Yüce Rabb’imiz, “Andolsun Biz, Kur’ân’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?” buyurur.1

Bu âyet surede tam dört kere tekrar edilir. Kur’ân’da yer alan tekrarların çok ince hikmetleri vardır. Zira tekrar, tekit içindir, takrir içindir, tahrik içindir. Yani konuyu pekiştirmek, zihinlere iyice yerleştirmek ve zihinleri teşvik edip yönlendirmek içindir. Yoksa tekrar, yalnızca aynı şeylerin yinelenmesinden ibaret değildir. Onun için, “Kur’ân’da tekrar yoktur, tekrar gibi gözüken ama yeni manalar söyleyen ifadeler vardır.” denilmiştir.

Kamer Suresi’nde tekrarlanan her cümle, bir kavmin kıssasına dikkat çekildikten sonra geliyor. Şöyle ki:

Önce Nuh kavminden bahsediliyor, Nuh Peygamber’in azimli davet adamlığı ve onu dinlemeyen kavminin helâkinden sonra, “Andolsun Biz, Kur’ân’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?” buyruluyor.

Sonra Hûd Peygamber’i yalanlayan Âd Kavmi’nden söz açılıyor, onların nasıl helâk edildiği hatırlatıldıktan sonra yine, “Andolsun Biz, Kur’ân’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?” buyruluyor.

Üçüncü olarak Sâlih Peygamber’in kavmi Semûd ve onların helâki söz konusu ediliyor, ardından, “Andolsun Biz, Kur’ân’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?” buyruluyor.

Dördüncü kez Lût kavmi ve helâk edilişi mezubahis ediliyor ve sonra, “Andolsun Biz, Kur’ân’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?” buyruluyor. Daha sonra sure devam ediyor.

Kur’ân İlahî Emirlere Uyanlara Kolay Gelir

Peygamberimiz şöyle buyurur: “Doğrusu bu Kur’ân, ondan hoşlanmayan kimseye zor ve çetin gelir. Onu izleyen ve ona uyana ise, gâyet kolay gelir.2

Âyetle ilgili olarak İbn Abbas, “Şâyet Yüce Allah kullarına Kur’ân’ı kolaylaştırmasaydı, onlar Allah kelâmını okuyup anlayamazlardı.” der.

İmam Mâverdî, “Âyetteki kolaylaştırmanın Kur’ân’ı okumak, ezberlemek ve ondan mânâlar çıkarmakla ilgili olduğunu” söyler.

Evet, Kur’ân, en kolay okunan, kolay ezberlenen ve mânâ ve hikmetleri kolay anlaşılan kitaptır.

Fahreddin Râzî, “Ondaki kolaylaştırmanın onu ezberlemek” olduğunu söyler ve ekler: “Kur’ân dışındaki diğer kutsal kitaplar baştan sona ezberlenememiştir. Onu anlamadan okuyup dinleyen kimse bile ondan haz ve lezzet alır. Aslâ ondan bıkıp usanmaz. Âyetlerde önceki peygamberler ve onların helâk edilen kavimleri anlatıldıktan sonra Kur’ân’ın kıyâmete kadar devam edecek olan mûcizevî yönüne dikkat çekilmiştir.

Kur’ân’a Karşı Dört Sorumluluk Ve Kur’ân’ın Kazandırdığı Dört Mükâfat:

Âyetlerde Kur’ân’ın kolaylaştırıldığı ısrarla vurgulanıyor. Dört kere tekrarlanan bu ifadeyi biz dört farklı şekilde anlayabiliriz:

  1. Kur’ân’ın okunması kolaylaştırılmıştır. İlâhî mesaj, Arapça olarak insan diliyle inmiştir. Onun lafızları uyumlu ve anlaşılabilirdir. Onun okunması ve dinlenilmesi ağza, kulağa hoş gelir. Onu okuyan ve dinleyen, kolay kolay ondan yorulmaz. Onu okumayı bilmeyen bir kimse, günlük yarım saatlik bir çalışma ile 15 günde yahut bir ayda onu okumaya geçebilir.
  2. Onun ezberlenmesi kolaylaştırılmıştır. Küçük yaşta bir çocuk bile onu ezberleyebilir, ileri yaşta bir kimse de onu ezberleyebilir. Dili Arapça olmayan ve onu hiç anlamayan kimse de onu ezberleyebilir. Onu ezberleyen kimse de bir oturuşta baştan sona onu okuyabilir.
  3. Onun anlaşılması kolaylaştırılmıştır. Kur’ân, mânâ ve hükümleri apaçık/mübîn bir kitap olarak inmiştir. Onun âyetleri birbirini açıklar. Onun ilk muhâtabı olan Hz. Peygamber (s.a.v.), söz ve uygulamalarıyla onu beyân etmiştir. İnsan biraz gayret ederse onu anlayabilir. Burada elbette Kur’ân’ı anlamak, ondan bir şeyler anlamak, onu yorumlamak yahut ondan hükümler çıkarmak değildir. Zira Kur’ân’ı yorumlamak ve ondan hükümler çıkarmak uzmanlık isteyen ciddî bir iştir. Ancak hiç Arapça bilmeyen bir kimse bile Kur’ân’ın meâlini yahut tefsirini okumakla kapasite ve seviyesine göre ondan bir şeyler anlayabilir.
  4. Onun ölçüleri doğrultusunda yaşamak kolaylaştırılmıştır. O, yaşayanlara kolay gelir, onun hükümleri yaşandıkça kolaylaşır. Onun hükümlerini yerine getirmek isteyen ve buna başlayan kimseye o hükümleri yaşamak kolaylaşır. Artık o kimse, Kur’ânî ölçüleri yaşadıkça ondan haz alır, onunla huzur bulur. Söz gelimi Kur’ân’ın emriyle günün farklı vakitlerinde namaz kılmaya başlayan bir kimseye namaz ibadeti, kıldıkça, ruhunu kavradıkça kolaylaşır. Artık sürekli namaz kılan bir kimse için bir vakit namazı kaçırmak bile zor ve ağır gelir. Ancak hiç namaz kılmayan, namaz kılmayı düşünmeyen ve namazın ruhunu kavramamış olan kimseye bir vakit bile namaz kılmak zor ve ağır gelir.

Bir hadiste de Kur’ân ile buluşmak, onu okuyup, onunla tanışmak için Kur’ân meclislerinde hazır bulunan kimseler için dört büyük müjde sunulmuştur:

Bir topluluk, Allah’ın evlerinden bir evde toplanır, aralarında Allah’ın kitabını okur ve onu müzâkere ederlerse, onların üzerine sekîne, iner, rahmet onları sarar sarmalar, onları melekler kuşatır ve Yüce Allah onları yüce katında anar.3

Hadise göre, mü’minler Allah’ın evlerinden bir evde bir araya gelecekler. Herhangi bir ev yahut salonda değil, Allah’ın evlerinden bir evde, yani bir mescitte bir araya gelecekler. Çünkü camide bir araya gelmenin bir kısım kuralı/âdâbı vardır. Camide bulunmak kişileri, başka bir yerde işleyebilecekleri günah ve kusurlardan uzak tutar. Bir araya gelen o kişiler tek başlarına değil, cemâat olup birbirlerinden istifade edecekler. Aralarında Allah’ın kitabını okuyacaklar, okumakla kalmayacaklar, onu tedrîs edecekler. Onu anlamak için aralarında müzâkere edecekler.

Bu Sayılanları Yaptıkları Zaman Onları Şu Dört Mükâfat Beklemektedir:

  1. Üzerlerine sekîne iner. Onlar bu mecliste huzur bulurlar.
  2. Rahmet onları kuşatır ve onların gönüllerine merhamet konur ve onlar rahmet insanları olarak oradan ayrılırlar.
  3. Melekler onları sarıp sarmalar. Melekler onlara duâ ve mânevî yardım için gelirler. Bu müjdeye nâil olan insanın içi huzur dolar, gönlü doyuma erişir.
  4. Yüce Allah, onları yüce katında anar, onlarla meleklerine iftihâr eder.

Kur’ân ile ilgili dört sorumluluk, dört defe tekrar eden kolaylaştırma ve onlara sunulan dört büyük mükafât. Tabîî ki bu dört kolaylık da, Kur’ân’a yönelen, onu okumayı, ezberlemeyi, anlamayı ve yaşamayı isteyenedir. Yoksa ona şartlı bakan, onun önemini kavramayan, ondan yüz çeviren, onu terk edenlere değil.

Onun için âyetlerin sonunda “… Var mı düşünüp öğüt alan?” cümlesi yer almıştır. Bunun anlamı şöyle olur: Biz Kur’ân’ı kolaylaştırdık, onu okumak, ezberlemek, anlamak ve yaşamak isteyen beri gelsin! Biz, onu okumak, ezberlemek, anlamak ve yaşamak isteyene kolaylaştırırız. Buna göre Kur’ân’ı okumak, anlamak, ezberlemek ve yaşamak isteyen ilâhî yardımlara mazhar olur. Âyet dört defa tekrarlanarak mü’minler, Kur’ân’ı okumaya, anlamaya, ezberleyip yaşamaya teşvik edilmişlerdir.

Evet Kur’ân, her seviyedeki bütün insanlara hitap ederek, hayatın içerisinden onlara anlayabilecekleri örnekleri sunarak, mesajını tekrar tekrar ve çarpıcı örneklerle destekleyerek kolaylaştırılmıştır.

 

Dipnot
* Prof. Dr. Ali AKPINAR
1. 54/Kamer, 17, 22, 32, 40.
2. Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, I, 550; Gümüşhanevî, Râmuzü’l-Ehâdîs, I, 133/6, 227/1; Kurtubî, el-Câmi’, XVII, 18.
3. Bkz. Münâvî, Feyzu’l-Kadir, V, 409.

Sayfayı Paylaş