İNSANLARIN “FENDİ” PEK YAMANDIR!

198-somuncubaba-insanlarin_fendi

Keyd hîle, fend, kötülük, tuzak, düzen, çaba-gayret, savaş, açık zarar gibi anlamlara gelen bir Kur’ân kavramıdır. Bu kavram hem Yüce Rabb’imiz için kullanılmış, hem iyi-kötü insanlar için kullanılmış, hem de şeytan için kullanılmıştır. Bunun için biz bu kelimeyi plan anlamında kullandık. Zira plan iyi-kötü her türlü şey için kullanılabilir.

Keyd kavramı, şu âyetlerde Rabb’imiz için kullanılmıştır:

“Yûsuf kardeşinin yükünden önce diğer kardeşlerinin yükünü aramaya başladı; sonra kardeşinin yükünden su kabını çıkardı. İşte biz Yûsuf’a böyle bir plan kullanmasını vahyettik.”1

“Gerçekten onlar düzen kuruyorlar. Ben de bir plan yapmaktayım.”2

“Onlara mahsustan mühlet veririm, çünkü Benim planım yamandır.”3

Bu kullanımlarda müşâkele denilen, muhâtabın taktiğiyle ona karşılık verme sadedinde keyd kavramı Rabb’imiz için kullanılmıştır. Yani “Siz bir plan yaparsanız, Yüce Allah da bir plan yapar ki O’nun planı bütün planların üstündedir ve bütün planları bozar, etkisiz kılar.”

Pek çok âyette keyd kökü insanlar için kullanılmıştır. Özellikle inkârcıların,  hainlerin, sihirbazların, Fir’avun’un ve kadınların kötülük planları anlatılırken kullanılmıştır. Ancak kelimenin peygamberler için kullanıldığı da olmuştur. Sözgelimi şu âyette Hz. İbrâhim Peygamber için kullanılmıştır:

“Allah’a yemin ederim ki, siz ayrıldıktan sonra, putlarınıza bir plan yapacağım!”4

Bu söz üzerine Hz. İbrahim, kavminin bulunmadığı bir sırada puthâneye girmiş ve büyük put dışında bütün putları kırmış ve balyozu da büyük putun boynuna asmıştı. O bu planıyla putperestlere ders vermek istemişti. “Bakın bu putlar, yanlarına koyduğunuz yiyecekleri yiyemedikleri gibi, kendilerine zarar verenlere de karşı koyamıyorlar, kimin zarar verdiğini de size haber veremiyorlar. Dolayısıyla hiçbir kimseye zarar yahut yarar sağlamayan bu putlardan tanrı olmaz, onlara tapılmaz.” demek istemiştir.

Kavramın diğer insanlar için kullanılan örneklerden bir kaçı şöyledir:

“Fir’avun’un planı/hîlesi elbette boşa gidecekti.”5

“Yaptıkları sadece sihirbaz planı/hîlesidir. Sihirbaz nereden gelirse gelsin başarı kazanamaz.”6

“İşte bu, Allah’ın inkârcıların düzenini/planını zayıflatıp yok etmesidir.”7

“Ama inkârcıların planı/hîlesi elbette boşa gider.”8

“Fil sahiplerine Rabb’inin ne ettiğini görmedin mi? Onların düzenlerini/planlarını boşa çıkarmadı mı?”9

Bu âyetlerde kavram, İslâm’a ve Müslümanlara karşı tasarlanan kötülük planları için kullanılmıştır.

Kadınların ve Şeytanın Planı

Yûsuf Suresi’nde keyd kökü, Hz. Yûsuf’u öldürme planı yapan kardeşleri için ve Hz. Yûsuf’u baştan çıkarmaya çalışan saray kadınlarının planı için defalarca kullanılır:

“Kocası gömleğin arkadan yırtılmış olduğunu görünce, karısına hitaben ‘Doğrusu bu sizin hîlenizdir, siz kadınların keydi/fendi büyüktür.’ dedi.”10

“Yûsuf: ‘Rabb’im! Hapis benim için, bunların istediklerini yapmaktan daha iyidir. Eğer tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan onlara meyleder ve bilmeyenlerden olurum.’ dedi. Rabbi onun duasını kabul etti ve kadınların planına/tuzağına engel oldu. Zira O, işitir ve bilir.”11

“Hükümdar: ‘Onu bana getirin.’ dedi. Yûsuf’a elçi gelince, ‘Efendine dön, kadınlar niçin ellerini kesmişlerdi bir sor; doğrusu Rabb’im onların planını/hîlesini bilir.’ dedi.”12

“Yûsuf, ‘Maksadım, vezire, gıyâbında ihânett etmediğimi, hainlerin tuzaklarını/planlarını Allah’ın başarıya erdirmediğini bilmesini sağlamaktı.’ dedi.”13

Şu âyette de şeytanın planı anlatılırken bu kelime kullanılmıştır:

“Şeytanın dostlarıyla savaşın, esasen şeytanın planı/hîlesi zayıftır.”14

Bu kullanımlardan en dikkat çekici olanı ise şeytan için kullanılan ile kadınlar için kullanılandır. Bu kullanımlarda “Şeytanın keydi/hîlesi/planı için pek zayıftır.” denirken; “Kadınların planı/hîlesi/planı için büyüktür.” denmesidir. Şimdi bunun hikmetlerini açıklamaya çalışalım:

“Şeytanın Hîlesi/Keydi Pek Zayıftır”

Şâyet mü’min güçlü bir imana sahip olur Yüce Yaratıcı’nın yardımını arkasına alırsa, bunun karşısında şeytanın hîlesi etkisiz ve zayıf kalır. Ancak bu yardım ve güçten mahrum kalırsa kişi, elbette şeytan onun üzerinde etkin olacak, istediğini ona yaptıracaktır. Dolayısıyla şeytanın gücünü, Yüce Rabb’imizden alacağımız güçle etkisiz hale getirmeliyiz. Zira karşımızda ata düşmanı, tecrübe ve birikimi olan tarihi bir düşman durmaktadır. Nitekim bu âyet, Allah yolunda savaşı emreden âyetlerden sonra gelmiştir. Allah yolunda olan ve o yolda savaşan ise, Yüce Allah’ın yardımını arkasına alarak savaşandır. Allah’ın yardımı karşısında ise, bütün güçler zayıf ve etkisiz kalacaktır.

“Doğrusu Bu Sizin Hîlenizdir, Siz Kadınların Keydi/Fendi Büyüktür”

Âyete göre bu cümleyi Hz. Yûsuf’u, baştan çıkarmaya çalışan kadının kocası söylemiştir. Bu onun kadınlar için kendi yargı ve değerlendirmesidir, bütün kadınları kapsamasını düşünmek doğru olmaz; yani o kadının kocasına göredir. Yahut bu yargı, karısının durumunu çok iyi bilen Aziz’in karısı için geçerlidir, diğer kadınları bağlamaz.

Bu yargı, kadının karşı cinsi ayartmaya çalışması konusunda geçerlidir. Çünkü yaratılış itibarıyla kadın, karşı cinsi çeken fizikî donanım, cilve ve benzeri konularda câzibe merkezi olarak yaratılmıştır. Onun için Peygamberimiz, ‘güzellik ve mansıp sahibi bir kadının zinâ çağrısına, “Ben Allah’tan korkarım.” diyebilen gencin, kıyâmet gününde Yüce Allah’ın gölgesi/koruması altında olacağını haber vermiştir. Buna göre bu gerçekten her babayiğidin yapabileceği bir duruş değildir. Elbette bu yapılamaz da değildir. Nitekim Hz. Yûsuf başta olmak üzere, tarih boyunca pek çok erkek bu duruşu sergileyebilmiş ve kendini koruyabilmiştir.

Yüce Rabb’imizin, doğru-yanlış şeklinde herhangi bir değerlendirme yapmaksızın aktarmasından hareketle bu sözün, diğer kadınlar için de söz konusu olduğu da söylenebilir. Zira Yûsuf’u baştan çıkarmaya çalışan kadın tek kişi olduğu halde, kadının kocası, “Siz kadınlar” diyerek çoğul kalıp kullanmıştır. Dolayısıyla âyet, Allah korkusunu ve hesaba çekileceğini bir kenara bırakan her kadının, nefsinin esiri olarak bu durumlara düşebileceğini haber vermektedir.

Bu iki âyet cümlesini yan yana koyarak demek ki ‘şeytanın hîlesi zayıf, kadınların hîlesi ise pek yamanmış, dolayısıyla kadınlar şeytandan daha tehlikelidir’ şeklinde bir değerlendirme sağlıklı değildir. Çünkü şeytanın hîlesi, Yüce Allah’ın gücü karşısında son derece zayıf ve cılızdır. Kadınların hîlesi de, karşı cinsi baştan çıkarma konusunda yamandır. Bu, kadınların şeytanlardan daha tehlikeli kimseler olduğu anlamına gelmez. Nitekim tarih boyunca nice kadın, iffet ve diğer sâlih amel konusunda şeytanı dize getirerek pek çok erkeği geçmiştir.

Dolayısıyla şeytanın hîlesi Allah’ın planı ve gücü ile kıyaslandığında zayıf kalmıştır. Kadınların hîlesi ise, karşıcinsi olan erkekler karşısında güçlü olmuştur. Yani şeytanın hîlesi ile insanın hîlesinin karşılaştırması yapılmamıştır. Onun için “Kadının fendi erkeği yendi.” denilmiştir. Bu meyanda bazı ilim adamlarımızdan şu mealde sözler sâdır olmuştur: Ben kadınların şerrinden, şeytandan korktuğumdan daha fazla korkarım, zira Cenab-ı Hak, “Şeytanın hîlesi zayıftır, derken; kadınların hîlesi pek yamandır.” buyurmuştur.15 Hatta bazı kaynaklarımızda bu mealde bir de hadis rivâyeti yer almıştır.16

Aslında “Siz kadınların hîlesi pek yamandır.” cümlesinde, sarayda yaşanan bir olay üzerinden kadının cazibe merkezi olduğuna dikkat çekilmiş ve bu şekilde hem kadınlar hem de erkekler uyarılmıştır. Şöyle ki, “Ey kadınlar size bu konuda böyle bir yetenek verilmiştir, sakın bu yeteneklerinizi kötü yollarda kullanmayın. Siz ey erkekler, karşınızda câzibe merkezi olan kadınlara karşı uyanık olun, onların yanlışlarına kapı aralamayın. Kadınların baştan çıkarıcı planlarına karşı, siz zayıf kalabilirsiniz. İşte bu konuda size Yûsuf en güzel örnektir. Onu kendinize örnek alın.”

Dipnot

* Prof. Dr. Ali AKPINAR
1. 12/Yusuf, 76.
2. 86/Târık, 15-16.
3. 7/Araf 183, 68 Kalem, 45.
4. 21/Enbiya, 57.
5. 40/Ğâfir, 37.
6. 20/Taha, 69.
7. 8/Enfal, 18.
8. 40/Ğâfir, 25.
9. 105/Fil, 1-2.
10. 12/Yusuf, 28.
11. 12/Yusuf, 33-34.
12. 12/Yusuf, 50.
13. 12/Yusuf, 52.
14. 4/Nisa, 76.
15. Bkz. Zemahşerî, el-Keşşâf.
16. Bkz. Kurtubî, el-Câmi’ li Ahkâmi’l-Kur’ân.

Sayfayı Paylaş