EBÛ HANÎFE’NİN KIYMETLİ TALEBESİ: “EBÛ YÛSUF”

198-somuncubaba-ebuyusuf

Asıl ismi Yakup, babası İbrâhim b. Habîb Ensârî’dir. Kûfe’de doğup büyümüş, orada okumuştur. Soy olarak Arap’tır. Büyük dedesi Sa’d b. Büceyr sahâbedendir. Yaşı küçük olmasına rağmen Uhud Savaşı’na katılmak istemiş ancak buna müsâade edilmemiştir. Daha sonra bu zat Hendek Savaşı’na katılarak büyük yararlılıklar göstermiştir. Onun bu azmini gören Hz. Peygamber (s.a.v.) başını okşamış ve onun için mağfiret talep etmiş, soyu için de duâ etmiştir. Ebû Yûsuf, “Bu okşayışın izi kıyâmete kadar bizim soyumuzda kalacaktır.” der. Ebû Yûsuf’un başında o okşamanın bir alâmeti vardı; onun başına bakan yağ sürülmüş zannederdi1. Ebû Yûsuf, 113 Hicrî senesinde doğmuş, 182 de vefat etmiştir. Fakir bir ailede yetişmiştir. İhtiyaç onu ekmek parasını kazanmak için çalışmak zorunda bırakmış, ilim aşkı da okumağa sevk etmiştir. Ebû Hanîfe onun bu hâlini anlayınca ona maddî yardımda bulunmuş, o da artık kendisini tamamıyla ilme vermiştir.

Ebû Hanîfe’nin İlim Halkasına Devam Etti

Saymerî bu durumu şöyle anlatır: “Maddî durumu iyi olmadığı halde ilim öğrenmeye çok meraklı olan Ebû Yûsuf, fıkıh ve hadis eğitimi için Ebû Hanîfe’nin halkasına devam ediyordu. Bir gün babası kendisine şöyle demişti: ‘Oğlum! Ebû Hanîfe’nin yanında ayak sürüme, onun tuzu kuru/ekmeği kızarmış, sen ise hayatını kazanmaya muhtaçsın.’ Bunun üzerine Ebû Yûsuf babasının sözünü dinleyerek bir süre derslere ara verir. Durumu fark eden Ebû Hanîfe, neden derslere ara verdiğini sorar. O ise maddî durumu iyi olmadığından babasının okumasına müsâade etmediğini söyler. Bunun üzerine Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf’a içinde 100 dirhem olan bir kese verir. Daha sonra bu para bitmeden bir kese daha verir. Böylece onun istemesine gerek olmadan onun masraflarını karşılayacak parayı her zaman temin eder. Ebû Yûsuf, hocasının kendisine ilim yanında bu maddî desteğini de hiç unutmaz ve onu hep hayırla yâd eder, kıldığı hiçbir namazda onu duâdan unutmaz. Hocasından bu maddî desteği alan Ebû Yûsuf şöyle der: ‘Ebû Hanîfe’yi 17 sene takip ettim. Hastalık hâriç, kurban ve Ramazan bayramlarında bile ondan ayrılmadım.”2

İlme başladığında böyle fakir olan İmam Ebû Yûsuf, “İlim ehli rızıklandırılmıştır.” sözüne uygun olarak Allah onu zengin kılmıştır. O kadar ki, vefâtından önce hasta iken Mekke ehline yüzbin dirhem, Medine-i Münevvere ehline, Kûfe ehline ve Bağdat ehline de yüzbin akçe verilmesini vasiyet etti.3 Hayatında çektiği maddî sıkıntıları hatırından çıkarmayan Ebû Yûsuf hayatı boyunca hep fakir ve fukaraya yardım elini uzatmıştır.

Ebû Yûsuf, Ebû Hanîfe’nin dersine gelmezden önce İbn-i Ebî Leylâ’nın dersine giderdi. Sonra Ebû Hanîfe’nin fıkıh metodunu daha çok beğendiği için İbn Ebî Leylâ’yı bırakıp Ebû Hanîfe’ye devam etmeğe başladı. O, bu iki hocasının durumunu anlatmak için şöyle derdi: “Ben Ebû Hanîfe’den daha fakîh ve İbn Ebî Leylâ’dan daha hayırlı bir kadı görmedim.”4

Anlaşıldığına göre o, Ebû Hanîfe’nin vefatından sonra ve hatta belki de onun sağlığında hadis âlimleriyle görüşüyor ve onlardan ders alıyordu. İbn Cerîr et-Taberî diyor ki: “Kadı Ebû Yûsuf b. İbrâhim, fakîh ve âlim idi. Hadis bilirdi. Hadisleri ezbere bilmekle tanınmıştı. Muhaddislerin dersine gelir, bir derste elli, altmış hadis ezberler, sonra dersten kalkınca bunları yazdırırdı. Çok hadis bilirdi.”

Başkadı Ünvanı ile Anılan İlk Kişi

Kadılık yapan Ebû Yûsuf, “Kadı’l-kudât/Başkadı” ünvanı ile anılan ilk kişidir. Mehdî, Hâdî ve Hârûn Reşîd olmak üzere üç Halîfeye kadılık yapmıştır. İbn Abdilber diyor ki: “Hârûn Reşîd ona ikrâm eder, tazimde bulunurdu. Onun nezdinde itibar sahibi idi, hatırı sayılırdı.” Ebû Yûsuf’un kadılık vazîfesini alarak devletin Başkadısı olması, Hanefî mezhebine büyük bir nüfuz sağlamıştır.

Hanefî fıkhı Ebû Yûsuf’tan çok fayda görmüştür. Çünkü o kadılık vazîfesini yerine getirdiğinden bu mezhebi pratik hayat olaylarına uygulamıştır. O, kadılığı esnâsında halkın birçok problemini halletmekle karşı karşıya gelmekteydi. Onları halletme yollarını araştırmak ve halkın dertlerine derman olması gerekiyordu. Bunu da Hanefî mezhebi esaslarına göre yaptığı için mezhebin uygulama alanını genişletmiş oluyordu.

Ebû Yûsuf, rey ehli, yani âyet ve hadislerin arkasında yatan mânâları ve maksatları dikkate alan fıkıh ekolü ile hadis ehlinin bilgisini şahsında toplamış, ancak rey ehlinin yöntemini benimsemişti.5

İbn Cafer’in anlattığına göre Ebû Yûsuf bilgisi ile meşhur idi. Ebû Hanîfe’nin talebeleri arasında fazîleti apaçık belli oluyordu. Zamanının en iyi fıkıh âlimi idi. İlim, hilim ve hüküm vermede dorukta idi. Hanefî mezhebine dair fıkıh usulü ve kelâma dair ilk kitabı yazan ve neşreden o idi. Bir gün Ebû Hanîfe aralarında otururken İmam Züfer ile bir ilmî tartışmaya tutulmuşlardı. Münakaşa uzadı, derken sabah ezanı okundu. Ebû Hanîfe elini İmam Züfer’in dizine koyup şöyle dedi: “Ebû Yûsuf’un olduğu vilâyette baş olmak isteme, onun olduğu vilâyette hak Ebû Yûsuf’un’dur.”6

Ebû Yûsuf, küçük cüsseli idi, âlimliği, ahlakı ve şahsiyeti ile meşhurdu. Kasım b. Züreyk, Ebû Yûsuf’u yatağının üzerinde küçük cüssesiyle görünce şöyle demiş: “Allah, ilmi bir kuşun kursağına koymayı dileseydi koyardı.”7

Hârûn Reşîd’e Ebû Yûsuf’a neden bu kadar değer verdiği sorulduğunda o şöyle cevap vermişti: “İlimdeki kemâli, güçlü hâfızası, mezhepteki istikâmeti ve dindeki muhafazakârlığı sebebiyle.”8

Hanefî mezhebinin mezhepleşmesinde, yayılmasında ve tatbik edilip benimsenmesinde Ebû Yûsuf’un kadılığının ve verdiği eserlerin büyük tesiri olmuştur. Onun bazı eserleri şunlardır:

  1. Kitab’ul-Harac: Bu kitabı Ebû Yûsuf devletin mâlî işleri, gelir kaynakları hakkında Halîfe Hârûn Reşîd için yazmıştır. Bunda devletin mâlî kaynaklarını, devlet geliri yollarını etraflı bir şekilde anlatmaktadır. Bu hususta Kur’ân’a Hz. Peygamber (s.a.v.)’den rivâyet olunanlara, sahâbe fetvâlarına dayanmaktadır. Hadisleri rivâyet eder, gerekçelerini (illetlerini) bulup çıkarır, ashâbın ne yaptıklarını anlatır, onların sözlerinden hükme esas kâideler bulur. Hükme dayanak olan gerekçe hususunda sahabenin ihtilâfını nakleder. Meselâ bazen Hz. Ömer’in takdir ettiğine aykırı bir takdir yapar, buna yapılacak itirazlara yer verdikten sonra kendi takdirini müdâfaa eder. Bu kitapta olanların hepsi Ebû Yûsuf’un kendi fikirleridir. Onda başka fukahânın rivâyetlerine yer vermemiştir.
  2. Kitabu’l-Âsâr: Bu kitapta Ebû Hanîfe’nin, fıkhî hükümlerini verirken dayandığı rivâyetler, fıkhî görüş ve fetvâlarının bir kısmı yer alır. Yine bu kitapta Ebû Hanîfe’nin sahâbe fetvâlarını alış şekli ve genel olarak hadis almada ileri sürdüğü şartlar yer alır. Hanefî mezhebinin hadislere dayanmadığını iddia edenlere iyi bir cevap mâhiyeti de taşır.
  3. İhtilâfu Ebî Hanîfe ve İbn Ebî Leylâ: Ebû Yûsuf bu kitabında hocası Ebû Hanîfe ile yine kendisinden ders aldığı hocalardan biri olan İbn Ebî Leylâ arasındaki ihtilaflı fıkhî meseleleri bir araya getirmiştir. Ancak genel olarak Ebû Hanîfe’nin görüşünün haklı ve isâbetli olduğunu savunmaktadır. Bu kitap o devirdeki âlimler arasındaki fıkhî ihtilafları öğrenmek için önemli bir kaynaktır.
  4. Kîtâbu’r-Red Alâ Sîyer-i Evzaî: Bu kitapta Ebû Yûsuf, savaş hükümleri, emân verme, ateşkes ve ganîmet hükümleri hususunda Ebû Hanîfe’ye muhâlefet eden İmam Evzâî’ye cevap vermektedir. O, hocasından yana olup bu meseleler hakkında Evzâî’nin sözlerini reddetmektedir.

Ebû Yûsuf’un Bazı Sözleri ve Tavsiyeleri:

“Nimetin üç başı vardır: Biri İslâm, biri sağlık, biri de zenginliktir. Fakat bu üçünün tamam olması mutlaka sağlığa bağlıdır.”

“Sen ilme her şeyini vermedikçe ilim sana bir zerresini bile vermez.”

Ebû Yûsuf hastalandığında şöyle duâ edermiş: “Allah’ım! Aslâ harama uçkur çözmediğimi ve ömrümde bir dirhem bile haram yemediğimi biliyorsun, iki hasım davacı bana geldiklerinde sen biliyorsun ki, aslâ taraf tutmazdım, bana mağfiret eyle.”9

 

Dipnot

*Prof. Dr. Abdullah KAHRAMAN
1. Saymerî, Ahbaru Ebî Hanife ve Ashabuhu, Beyrut 1985, s, 97; Kerderî, Muhammed, İmam Azam Ebû Hanife Menkıbeleri (terc. Mustafa S. Kaçalin), İstanbul 2010, II, 110.
2. Saymerî, s, 99-100.
3. Kerderî, II, 111.
4. Saymerî, 100.
5. İbn Abdilber, el-İntikâ; Ebû Zehra, Ebû Hanife,
6. Kerderî, 117.
7. Kerderî, 119.
8. Öğüt, Salim, “Ebû Yusuf”, DİA, X, 262.
9. Kerderî, 135, 147.

Sayfayı Paylaş