ÖLDÜKTEN SONRA YENİDEN DİRİLİŞ

197-somuncubaba-dirilis

“İnsan, bizim kendisini az bir sudan (meni- den) yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir. Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi; dedi ki: ‘Çürümüş- lerken kemikleri kim diriltecek?’ De ki: ‘Onları ilk defa var eden diriltecektir. O her yaratılmışı hak- kıyla bilendir.”1

Bu âyetlerin iniş sebebi olarak tefsir kitapla- rında şöyle bir olay anlatılır: Müşriklerin önde gelenlerinden biri Hz. Peygamber (s.a.v.)’e elin- de çürümüş bir kemik parçasıyla gelir ve onu ufalayıp, “Böyle un ufak olduktan sonra Allah bunu diriltecek öyle mi?” der. Rasûl-i Ekrem de, “Evet. Nitekim O seni de öldürecek, sonra diriltip cehenneme atacak!” cevabını verir. Rivâyetlerde Rasûlullah’la konuşan kişi ile ilgili olarak Übey Halef, Âsî b. Vâil, Ebû Cehil ve Velîd b. Muğîre isimlerinin geçmesi, olayın benzerlerinin birkaç defa meydana gelmiş olması ihtimalini düşün- dürmektedir.2

Öldükten sonra dirilişle ilgili yukarıda ge- çen âyetlerde insanın kendi yaratılışı üzerin- de düşünmeyi bir kenara bırakıp,  küstahça bir tavırla Yüce Yaratıcı’nın ve Peygamberi’nin bildirdiklerini yalnızca aklıyla yargılamaya kal- kışmasının ne kadar çelişkili olduğu bir örnek ışığında ortaya konmaktadır. Bu örnekte nutfe ve çürümüş kemik kıyaslanmaktadır. Bunlardan nutfe, Kur’an’daki kullanımlarına göre erkeğin menisi veya döllenmiş hücre (zigot) mânasına gelmektedir. Böylesine önemsiz görünen bir cismin belirli süreçlerden geçtikten sonra ye- tişkin bir insan haline gelebilmesini sağlayan İlâhî bir irâde ve kudretin bulunduğunu kabul eden kişinin işte bu gücün çürümüş kemiğe de can verebileceğini yadırgamaması gerekir. Ne var ki, Rasûlullah’ın peygamberliğini ve onun bildirdiklerini, dolayısıyla öldükten sonra di- rilme gerçeğini kabul etmemek, sonuç olarak da Allah’ın yanı sıra başka mâbudlara tapma esasına  dayalı  kurulu  düzenlerini  sürdürmek için kırk dereden su getiren Mekke müşrikleri, akıllarınca bu tür örneklerden de yararlanarak alaycı ifadelerle çevrelerindeki kimseleri etki- lemeye çalışıyorlardı.3

Öldükten Sonra Diriliş Aklî Bakımdan Mümkündür

Ehl-i Sünnet inancına göre diriliş haktır. Kıyâmet koptuktan sonra Melek İsrâfîl (a.s.) ta- rafından sûra ikinci defa üfürülmesiyle birlik- te bütün canlı yaratıklar tekrar diriltilecekler ve hesap vermek için Yüce Allah’ın huzuruna çıkarılacaklardır. Öldükten sonra dirilişin aklî bakımdan mümkün olacağına dair Kur’an-ı Kerim’den bazı âyetler şöyledir:

“Ey insanlar! Eğer öldükten sonra tekrar di- rilmekten şüphe içinde iseniz şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra döl suyundan (nutfe), sonra aşılanmış yumurtadan, sonra da organları önce belirsiz, ardından belirlenmiş bir çiğnem etten yarattık ki, size kudretimizi gösterelim. Biz dile- diğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutarız, sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Son- ra güçlü çağınıza ulaşmanız için sizi büyütürüz. Kiminiz ölür, kiminiz de ömrünün en verimsiz (ihtiyarlık) çağına kadar götürülür ki, bilen bir kimse iken bilmez hale gelsin. Sen yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir halde görürsün. Fakat biz üze- rine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten iç açıcı bitkiler verir. Çünkü Allah hakkın ta kendisidir; O, ölüleri diriltir, yine O, her şeye güç yetirir. Kıyâmet vakti de elbette gelecek- tir, bunda şüphe yoktur. Allah kabirlerdeki kimse- leri diriltip kaldıracaktır.”4

Meâli verilen bu ilâhî hitapta üç delil özel- likle kendini göstermektedir: İnsan, toprak ve su. İnsanın kendi yaratılışı ve bunun safhaları, onun Allah’a ve âhiret gününe iman etmesi için en yakın ve en açık delildir. Zira insanın ana karnında oluşması, dünyaya gelişi, gelişme saf- haları, ihtiyarlığı ve ölümü hep kendi dışında vukû bulmaktadır. Aynı şekilde insan, kupkuru toprağın gökten inen su ile nasıl canlanıp ka- bardığını, hayatının devamı için kendisine ne- ler hazırlayıp sunduğunu da her an müşâhede etmektedir. Bu olup bitenlerde yoktan var etme çerçevesinde kişinin hiçbir katkısı yoktur. Şu halde bütün bunlar Allah’ın vadettiği dirilişin en kesin aklî delilleridir.5

Diğer yandan, insanı çevreleyen tabiat, ölüm ötesi hayat için ölüm ve dirilişle ilgili açık mi- sallerin tekrarlandığı bir mekândır. Kur’an-ı Kerim’de ölüm ve tekrar dirilişin varlığına şu âyetler işaret eder:

Allah rüzgârları gönderendir. Onlar da bulut- ları hareket ettirir. Biz de bulutları ölü bir topra- ğa sürer ve onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltiriz. İşte ölümden sonra diriliş de böyledir.”6

“Gökten de bereketli bir su indirip onunla kul- lar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler) birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte (dirilip kabirlerden ) çıkış da böyledir.”7

Rüzgâr da Cenab-ı Hakk’ın Varlığına ve Birliğine Delildir

Görüldüğü gibi Kur’an-ı Kerim’de; su, toprak ve ateş gibi rüzgâr da Cenab-ı Hakk’ın varlığı- na ve birliğine delilidir. “Rüzgârları, rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O’dur.”8 Rüzgâr anlamına gelen kelime, çoğul olarak kullanıldı- ğı zaman “hayır”, tekil olarak kullanıldığı zaman “şer” anlamına gelir. Bundan dolayı Hz. Pey- gamber (s.a.v.) bir duasında: Allah’ım, sen bunu rüzgârlar (riyâh) kıl, rüzgâr (rîh) kılma.” buyur- muşlardır. Ruh, rîh ve reyhân aynı kökten gelir. Reyhân, kokulu bir çiçek adıdır. Rüzgâr koku getirdiği için kokuya ve rüzgâra “rîh” denmiştir. Saba rüzgârı, reyhân için alem olmuştur. Şairin dilinde “rüzgâr, bir kanattır”, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e selâm taşır. Yerine göre rüzgâr, doğal bir esinti olabileceği gibi Hz. Yusuf’un kokusunu babası Hz. Yakup’a, Hz. Süleyman’ın haberlerini dünya liderlerine taşıyan bir araçtır. Evrende bulunan ateş, su, hava, toprak, rüzgâr gibi bütün nesneler, Allah’ın emrinde bulunan askerlerdir. Âyette ifade edildiği gibi rüzgâr da bulutları ha- rekete geçirerek yağmurların oluşmasında kuv- vetli bir etkendir. Bu sayede Yüce Allah gökten su indirerek baharın gelişiyle birlikte ölü olan tabiatı canlandırır. Toprak, titreşir, kabarır, şişer ve her güzel çiftten bitirir. Nemli bir toprağa ko- nan tohumun kokuşması gerekirken, bakanlara güzellikler saçan bitkiler filizlenip yeşerir. Son- baharın gelişiyle birlikte tabiatta bir ölüm hali yaşanır. Şüphesiz bu olup-bitenlerde Allah’ın kelamını işiten ve anlamını kavrayıp düşünen- ler için ölüm ve dirimi yaratan Allah’ın kudreti- ne işaretler vardır.9 İnsanoğlu, yaratılış üzerin- de düşünmelidir. Yaratılış üzerinde düşünmek insanı Yüce Yaratıcı’ya götürür. Yaratan olarak Allah’ı kabul eden bir kimse, öldükten sonra tekrar yaratan olarak O’nu tanır.

Hâsılı Ehl-i Sünnet inancına göre, âhiretteki diriliş, çürümüş olan insan bedeninin parçalarının bir araya getirilmesi ve bu bedene rûhun iade edilmesiyle gerçekleşecektir. Dirilişte insan bedenine temel teşkil eden yapı taşlarının ya tü- müyle veya bir kısmıyla dünyadaki bedenin aslî cüzlerinden oluşacağı, aksi takdirde bu bedene dünyadaki beden denilemeyeceği kabul edil- mektedir. Azapla ilgili âyetlerde “ağızların mü- hürlenmesi”, “ellerin konuşması”, “ayakların şahit- lik etmesi”, “tenlerin pişmesi ve yenilenmesi” gibi bedenle ilgili tasvirler10 dirilişin ruhla birlikte bedenle olacağını ortaya koymaktadır. Nitekim Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de ilk yaratmayı baş- latan da, ölümden sonra zamanı gelince yarat- mayı tekrar edecek olan da kendisinin olduğunu ve bunun O’nun için pek kolay bir iş konumunda bulunduğunu beyan etmektedir.11 Diriliş insana ait bazı kök hücre ve genlerden olacaktır. Buhârî ve Müslim’de yer alan bir hadiste acbü’z-zeneb dışında insan cesedinin mezarda çürüyüp orta- dan kalkacağı, yeniden dirilişin acbü’z-zenebden olacağı12 bildirilmekte ve acbü’z-zeneb hardal tanesine benzetilmektedir.13 Bu rivâyette geçen “acbu’z-zeneb” ise kuyruk sokumu demektir. İn- san ister mezara defnedilsin, ister yanıp külleri havaya savrulsun, isterse denizde balıklara yem olsun, hadislerde “acbu’z-zeneb” olarak geçen DNA, yani genetik kod/şifre kaybolmayacak ve varlığını devam ettirecektir. Yüce Allah her şeyin en iyisini bilir ama insan tekrar bu şifreden ya- ratılacaktır.

Dipnot                                                                                

* Prof. Dr. Ramazan ALTINTAŞ

  1. 36/Yâsîn, 77-79.
  2. İbn Aşûr, Muhammed Tâhir, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, Tunus, 1997, X1, 73-74.
  3. Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsiri, Ankara: DİB Yayın- ları, 2007, IV, 514.
  4. 22/Hac, 5-7.
  5. Şerafettin Gölcük – Süleyman Toprak, Kelam, Konya, 2001, s. 468.
  6. 35/Fâtır, 9.
  7. 50/Kâf, 9-11.
  8. 25/Furkân, 48.
  9. 16/Nahl, 65.
  10. 4/Nisâ, 56; 36/Yâsîn, 65-66.
  11. 30/Rûm, 27.
  12. Buhârî, “Tefsir”, 39/3; Müslim, “Fiten”, 141.
  13. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, III, 28.

 

Sayfayı Paylaş