VEFÂ SAHİBİ OLMAK

196-somuncubaba-basyazi

Vefâkârlık duygusunu en zirvede yaşayan, onu bir erdem olarak hayata tatbik eden ve etrafındakilere öğreten Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) çevresindekilere küçük yaştan itibaren vefâkâr davranmanın önemini aşılamıştır. Çocukluğunu Peygamber Efendimiz’in civarında yaşayan Nu’mân b. Beşîr’in anlattığına göre, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e Tâif’ten bir miktar üzüm hediye edilir. Hz. Peygamber (s.a.v.) Nu’mân’ı çağırarak, “Şu salkımı al da annene götür.” buyurur. Nu’mân ise üzümü annesine götürmeden çocukluk haliyle kendi yiyip bitirir. Birkaç gün sonra Rasûl-i Ekrem ona, “Üzüm salkımı ne oldu, onu annene ulaştırdın mı?” diye sorar; Nu’mân, “Hayır.” diye cevap verince de, Rasûl-i Ekrem ona niçin böyle yaptın “ğuder” (vefâsız) diye hitap eder. Elbette Allah Rasûlü Nu’mân’ı vefâsızlık ile yaftalamak istememiştir. Ancak O, bu tavrı ile küçük bir emanetin teslimi konusunda bile her yaştan insanın titiz davranması gerektiğini öğretmek maksadıyla böyle buyurmuştur.

Allah Rasûlü (s.a.v.), aile fertlerine karşı özellikle anne ve babaya karşı vefâya ayrı bir önem vermiştir. Bir keresinde uzun bir yolculuğun ardından kendisiyle birlikte cihada katılmak maksadıyla yanına gelen ve “Anne babamı ardımdan ağlar bırakıp sana geldim yâ Rasûlullah!” diyen bir gence, “Onların yanına geri dön ve ikisini de nasıl ağlattıysan öylece güldür!” buyurmuştur. Zira anne baba, evlâtlarına yıllarca verdikleri emeğin karşılığında vefâyı hak etmektedir. Dergimizin kapak konusu olan ve Ebû’l-Vefâ Hazretleri olarak anılan zat-ı muhteremin bu ismi nasıl kazandığıyla ilgili bir hatıra nakledelim:

Zamanın büyüklerinden olan Şenbekî Hazretleri bir gün esas ismi Muslihuddin Mustafa olan Ebû’l-Vefâ Hazretleri’nin evine gelip, bir süre sohbet ederler. Sonra Şenbekî Hazretleri; “Ey Muslihuddin! Sende nihayetsiz bir nur müşâhede ettim ve başının üzerinde Hak Teâlâ’nın nûrundan bir âlem gördüm ki, kıyâmete kadar senin evlâdının kerâmetleri zâhir olup, dillerde söylense gerektir. Sana bu müjdeyi vermeye ve talebeliğime dâvete geldim.” der. Hazret de; “Annemden izin alıp öyle geleyim.” der. Bir süre sonra annesinden izin alarak, Şenbekî Hazretleri’nin yanına gitmek için yola çıkar. Yolda, bütün hayvanlar ona selâm verir. Huzuruna vardığında Şenbekî Hazretleri; “Merhaba Ebû’l-Vefâ’ya! Ahdine vefâ eyledi, sözünde durdu.” der. Bunun üzerine ona, Ebû’l-Vefâ künyesi verilir.

Anne babaya karşı fevkalade vefâ hissiyatına sahip olan Sevgili Peygamberimiz, baba dostuna bile vefânın önemine vurgu yapmıştır. Bir keresinde Abdullah b. Ömer, Mekke yolunda bir bedevî ile karşılaşır, ona selâm verir, binmekte olduğu eşeğe onu bindirir, başındaki sarığı da ona giydirir. Bu manzaraya şahit olan Abdullah b. Dînar, İbn Ömer’e, “Allah hayrını versin, bunlar bedevîdir. Basit şeyler onları mutlu eder.” der. Abdullah b. Ömer ona şu şekilde cevap verir: “Bunun babası, babam Ömer b. Hattâb’ın dostu idi. Ben Rasûlullah’ın şöyle dediğini işittim: ‘İyiliklerin en güzeli, evlâdın, baba dostlarını ziyaret etmesidir.”

Baba dostuna veya ailesine yapılacak olan ikram ve iltifatı en önemli ahlâkî erdemlerden biri olarak değerlendiren Peygamberimiz bunu açıkça teşvik etmiş, vefâsızlıktan da sakındırmıştır.

Vefâkâr okuyucularımıza ve gönül dostlarımıza selâm ile…

 

To Be Loyal

Our  Beloved Prophet (saav), who always had the highest level of loyalty in each part of his life and taught it to his fellows, frequently emphasized the importance of loyalty when he chatted with the youth. Moreover, he also underlined the importance of allegiance to the fathers’ friends. He once said: “ The best of the favors is the sons’ visiting their fathers’ friends.” Serving and behaving well to them are amongst the most valuable virtues, which the Prophet (saav) explicitly encouraged besides preventing the people from showing disloyalty in general.

Best regards to our loyal readers and friends…

Sayfayı Paylaş