İSLÂMÎ MÜCADELEDE NEBEVÎ METOD

194-somuncubaba-islami_mucadele

İslâm, Yüce Allah’ın insanlığa gönderdiği tek ilahî dindir. İlk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem’den başlayarak son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)’e kadar bütün peygamberler aynı dini insanlara tebliğ etmek üzere gönderilmişlerdir. İslâm adından da anlaşılacağı üzere insanlara barışı getiren ve yeryüzünde barış ve huzuru yaygınlaştırmayı amaçlayan bir ilahî dindir. İslâm, insanları tevhid inancı üzerinde birleşmeye davet etmektedir. Tevhid ise, Allah’ı bir kabul etmek ve yegâne otoritenin ona ait olduğunu ikrar etmektir. Allah’ı bir kabul etmek aynı zamanda bizim diğer varlıklarla ilişkimizin çerçevesini de düzenlemektedir.
İslâm, inanan insana tevhid inancını bütün insanlara duyurmayı ve bu uğurda mücadele etmeyi emretmektedir. Nitekim Yüce Allah Enfal Suresi 39.ayette şöyle buyurmaktadır: “Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra)son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür.” Bu kutsal görevi yapanlar Kur’an-ı Kerim’de şöyle övülmektedirler:
“(İnsanları) Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve ‘Kuşkusuz ben Müslümanlardanım.’ diyenden daha güzel sözlü kimdir?”1
İslâmî Mücadeleyi Öncelikle
Nefsimizden Başlatmak
İslâmî mücadele hayat boyu vazgeçemeyeceğimiz bir hayat tarzıdır. İslâmî mücadeleyi öncelikle nefsimizden başlayarak en yakınlarımızı bu sürece dâhil ederek devam ettirmeliyiz. Şunu iyi bilmeliyiz ki, uğrunda mücadele edeceğimiz dinin sahibi Allah’tır. O halde İslâmî mücadeleyi de Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de koyduğu kıstaslarla yapmak zorundayız. Yüce Allah bu hususta Peygamber (s.a.v.)’ine şöyle buyurmaktadır: “(Rasûlüm!) Sen, Rabb’inin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabb’in, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir.”2
Peygamber Efendimiz, Allah’tan aldığı bu emirle İslâmî mücadeleyi hayatı boyunca en güzel bir şekilde yapmıştır. O, İslâmî mücadeleyi Mekke döneminde hikmet ve güzel öğütle yapmıştır. Medine döneminde ise zaman zaman hikmet ve güzel öğütle, zaman zaman da bizzat savaşarak bilfiil yapmıştır. Bu konuda asla Allah’ın kendisine çizdiği sınırların dışına çıkmamış ve aşırı gitmemiştir. Böylece Hz. Peygamber (s.a.v.), İslâmî mücadelede vahyin metodunu uygulamış ve bize bu konuda da en güzel örnek olmuştur. Nitekim Yüce Allah onun bu konudaki uygulamasını takdir etmekte ve şöyle övmektedir: “Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.”3
O halde tüm İslâmî mücadelelerde ortak birleşme noktası nebevî metod olmalıdır. İslâmî mücadeleyi yaptığını iddia eden herkes meşruiyetini mutlaka nebevî metoda dayandırmak zorundadır. Eğer böyle yapmazsa asla meşruiyet zemini bulamaz.
Savaşta Çocuklar ve Kadınlar Öldürülmez
Günümüzde İslâmî mücadele yaptığını iddia eden IŞİD gibi birtakım terör örgütleri yaptıkları icraatlarla nebevî metottan ayrıldıklarını açıkça göstermişlerdir. Zira onların suçsuz günahsız masum çocukları öldürdükleri, kadınların ve savaşla ilgisi olmayan birçok insanın canına kıydıkları görülmektedir. Hâlbuki Hz. Peygamber (s.a.v.), savaşta çocukların, kadınların, din adamlarının ve yaşlıların öldürülmesini yasaklamıştır.
Rasûlullah Efendimiz askerlerini savaşmaları için bir tarafa gönderirken onlara şöyle buyururdu: “Şanı Yüce Allah’ın ismiyle yola çıkın, Allah yolunda Allah’ı inkâr edenlerle savaşıp vuruşun. Haksızlık, acımasızlık, ahde ve antlaşmaya vefasızlık etmeyin. Ganimet malından aşırmayın. Diri bir insanı hedef alıp delik deşik etmeyin, insanların organlarını kesmeyin, bu tür azapta bulunmayın ve bir de çocukları, kendilerini mabede vermiş (rahip, rahibe ve benzeri) kişileri öldürmeyin.”4
Yine Hz. Enes’ten rivayet edildiğine göre; Rasûlullah Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Haydi Allah’ın ismiyle, O’nun yardımıyla ve Rasûlullah (s.a.v.) milleti (dini) üzere yola çıkınız. Yaşlı insanları, küçük çocukları ve kadınları öldürmeyiniz. Ganimet malını aşırmayınız. Topladığınız, elde ettiğiniz ganimetleri bir araya getiriniz. Islah edici olun ve iyilikte bulunun. Çünkü gerçekten Cenab-ı Hak iyilikte bulunanları sever.”5
Günümüzde İslâmî mücadeleyi nebevî metod üzere yapmak zorundayız. Aksi takdirde İslâm adına birçok yanlışlıkların yapılmasına sebep olabiliriz. İslâm’a hizmet edelim derken bu yapılan yanlışlıklarla İslâm’a büyük zarar verebiliriz.
Bugün İslâmî mücadelede Müslümanların karşılaştığı iki temel problem vardır. Birincisi, Müslümanların dünyevîleşme problemi, ikincisi ise, dinin özünün iyi anlaşılmamış olması ve dinî nasların yanlış yorumlanmasıdır.
Bu iki temel problemin halledilmesi ile birlikte içinde yaşadığımız çağın sosyolojik açıdan iyi bir tahlile tabi tutulması gerekmektedir. Ayrıca yaşanılan coğrafyanın tahlili, insan karakteri üzerindeki etkisi ve insanların bencilleşmesinin önüne geçilecek tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Dipnot
*Prof. Dr. Mehmet SOYSALDI
1. 41/Fussilet, 33.
2. 16/Nahl, 125.
3. 3/Al-i İmran, 159.
4. Ebu Dâvud, Cihad, 90.
5. Buharî, Cihad, 148; Müslim, Cihad, 24-25; Ebû Davud, Cihad 90.

Sayfayı Paylaş