ASRIN TEHLİKESİ: DÜŞÜNCE ENGELİ

194-somuncubaba-dusunce_engeli

Gün geçmiyor ki tehlikesiz bir güne uyanmayalım. Şehirleşmenin iyice büyümesiyle birlikte teknolojik altyapının da yaygınlaşmasına paralel olarak tehlikeler artıyor. Toplum içerisinde yaşadığımız göz önüne alınırsa, hep birlikte mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamak için bazı kurallara riayet etme zorunluluğu oluşmakta. Bu kuralları ihmal ettiğimiz zaman ise istenmeyen kazalar ve bu kazaların sonucunda ise telafisi mümkün olmayan sonuçlar meydana gelebilmektedir.
Hepinizin malumu olduğu üzere ülkemiz nüfusunun %10-12 civarını engelli bireyler oluşturuyor. Engelli bireyler bizden farklı insanlar değiller, onlar yaşadıkları çeşitli hastalıklar ya da yukarıda izah ettiğim tehlikeler sonucunda hayatları biraz daha zorlaşan insanlardır. Engelli bireylerin hiç kimseden farkı yok; sadece onların hayatları, sağlam insanlara göre biraz daha zor. Ve bizlerin de çıkardığı suni engellerle yaşamları daha da zorlaşıyor. 3 Aralık Engelliler günü münasebetiyle çeşitli yerlerde kutlamalar yapılıyor. Engelliler için faaliyetler düzenleniyor. Bunların olması elbette güzel ama taşı gediğine koymadığımız sürece hepsi bir eksikten ibaret. Şehri yöneten yöneticilerimizin, toplumun tüm kesiminin ihtiyaçlarını göz önüne alarak şehri inşa etmesi ve şehrin yaşam akışını idame ettirmesi gerekiyor.
Hz. Ömer ile yaşlı kadın hikâyesinde şöyle bir söz geçer: “Eğer Fırat Nehri’nin kıyısında bir kuzu zayi olsa, Allah onun hesabını Ömer’e soracaktır.” Hz. Ömer kapı kapı dolaşıp insanların ihtiyaçları nedir, nice haldedirler diye kontrol ederken, bugün devletimizin de herkesi görüp gözettiği gibi engelli bireylerin ihtiyaçlarını görmesi gerekmektedir. Nitekim son yıllarda güzel çalışmalara imza atılıyor ancak bunlar sürekli geliştirilerek daha iyileştirilmesi gerekiyor.
Geçtiğimiz yıllarda bir okulda engelli öğrenci olduğundan dolayı sınıftaki öğrenci aileleri tepki gösterdiği için çocuklarını okula göndermemişlerdi. Bu konuyu ben de haberlerde öğrenmiştim. Durdum ve düşündüm dakikalarca… Ve acıdım. Aslında onlar, en büyük ve tedavisi mümkün olmayan, en acınacak düşünce engellibireyler olarak tarihe geçtiler. Dünyada düşünce engelinden daha büyük bir şey olamaz. Düşünce mekanizmasını kilitlemiş, kalplerini insanî değerlere kapatmış bir topluluktan ne bekleyebiliriz ki? Şimdi o sınıftaki yavrucağın psikolojisini, o çok düşünceli(!) veliler ne hale getirdiklerini düşünmezler mi?
Engelli çocuklar, diğer çocuklar gibi aynı sınıfta eğitim görebilirler ve bu insanî melekelerinin gelişmesine de yardımcı olur. Şefkat, merhamet, vefa gibi değerlerin tekrar canlanmasını sağlar. İnsan taştan değil, topraktan yaratılmıştır. Dolayısıyla kalbi de taş olmamalıdır. Bu çocuklar engelli arkadaşlarıyla eğitim hayatlarını devam ettirirken aynı zamanda bu özel arkadaşlarıyla nasıl iletişim kuracaklarını da öğrenmiş olacaklar ve ileride düşünceli bireyler olarak hayata atılacaklar. Vefa duygusu da devreye girerse arkadaşlarını hatırlayacak ve çalıştıkları yerlerde onları da düşünerek hareket edeceklerdir.
Engelli bireylerin topluma kazandırılması için onların sağlam insanlar gibi duyguları, sevinçleri, üzüntüleri, insana ait ne varsa her şeyin onlarda da olduğunu unutmamak lazım. Engelli bireylerden aileler utanıyor ve dışarı çıkarmıyordu. Maalesef çok acıklı hikâyeler var. Kendi ortopedik engelli olan Ayhan Bahçeli’nin “Topal Öyküler” kitabını okuyunca nerelerde yanlış yaptığımızı da açık bir şekilde görmüş oluyoruz. İhmal ettiğimiz, görmezden geldiğimiz ve kendi kaderlerine terk ettiğimiz bu insanlar biziz aslında. Kendimiz, kardeşimiz, komşumuz ya da akrabamız. Görme engelli ve aynı zamanda şube müdürü olan Halis Kuralay’ın “Kör Öyküler” kitabında hem ihmal edilen konuları görüyoruz hem de engellilerin anılarının yer aldığı bu eserde, suni engellerle onları nasıl zor durumda bıraktığımızı çarpıcı bir şekilde görüyoruz. Evlerimizi, okullarımızı, hastanelerimizi, alışveriş merkezlerimizi velhasıl insanın kullandığı her yeri engellilerin de girip çıkmasına uygun hale getirmek zorundayız. Lütfeder şeklinde değil, bunu yapmak zorundayız.
Engelli bireylerin sosyal hayatları göz ardı edilmemeli ve hayatlarını idame ettirebilmeleri için yatkın oldukları meslek konusunda destek verilmeli, iş verilmelidir. Tanıdığım birçok arkadaşım var, engeli olmasına rağmen harika işler ortaya koyuyorlar. Cumhurbaşkanlığımızın “Eğitim Her Engeli Aşar” projesi olmuştu yıllar önce. Büyük bir organizasyon ile engelli bireyler devletin en üst zirvesinde kendilerini ifade etmişler ve eğitimin her engeli aştığını ispat etmişlerdi. Bilmemek ayıp değil, ama ısrarla öğrenmemek çok ayıp bir şey ve görgüsüzlüğün en acısıdır. En basit örneği vereyim, alışveriş merkezlerinin önünde bulunan engelli park alanlarına park eden o çok düşünceli(!) vatandaşlarımızın nasıl bir zihniyette olduklarını gerçekten çok merak ediyorum. Belki çok açık oldu ama bu bir yara ve bu yaranın iyileştirilmesi için gerekirse acı da konuşmak lazım, çünkü yaralar iyileşirken acı da çekilir maalesef. Şehirleşme bir medeniyet ise insanî bir şekilde yaşamak da bu medeniyetin ayrılmaz bir kültürüdür.
Birçok engeli geride bırakarak çeşitli üniversiteleri bitirip mesleğini eline almaya çalışan kardeşlerimiz de maalesef zaman zaman sıkıntılarla karşılaşıyorlar. Son zamanlarda çözülen ve daha da iyileştirilmesini arzu ettiğimiz öğretmenlik konusu var. Engelli öğretmenler, eskiden sağlık raporundan dolayı maalesef özlemini duydukları öğretmenlik mesleğini icra edemiyorlardı. Birçok engeli aşıp bu soğuk kapıda bekliyorlardı ve son yıllarda yapılan yeni düzenlemelerle birlikte mesleklerini icra ediyorlar artık. Eksiklikler var ama bunda da yol kat edileceğine yürekten inanıyorum. Bunlardan bahsetmezsek, kim nasıl haberdar olacak ve bilecek, toplumsal bilinci arttırmak için elimizi taşın altına koymamız elzemdir. Engelli bireylerin bu azmini göremeyen ve bunun ne demek olduğunu anlamakta zorlanan bazı insanlar, engelli bireyden öğretmen olur mu gibi garip düşünceler içinde bocalıyorlar. Bir defa şu sağlıklı olmayan düşüncemizden acilen sıyrılmamız gerekiyor, hiçbir insan mükemmel değildir. Ve herkesin mükemmel olması gerektiği düşüncesinden de kurtulmamız lazım. Elimizden gelenin en iyisini yapmamız gerekir elbette ama bütün bunlara rağmen eksiklikler olabilir. Engelli bireyden de bal gibi öğretmen olur. O kişi, toplumun tüm engellemelerine rağmen üniversitesini bitirmiş, kendini geliştirmiş ve öğrencileriyle buluşma özlemi içinde günlerini heba etmiş idealist bir öğretmendir aslında. Bu öğretmenin öğrencileri de kendisi gibi idealist insan olacağından şüphem yok. Tabii düşünmek şartıyla! Öğrencinin, “Öğretmenim, bu engeline rağmen okumuş azmetmiş ve başarmış. Benim de bunu hayli hayli yapmam lazım.” deyip karşısında örnek bir modelin olduğunu açık bir şekilde görmesi gerekiyor. Velilerin de bu kişiden öğretmen olur mu diye düşünmeyip, çocuklarına öğretmenlerini en güzel örnek olarak işaret etmeleri gerekiyor. Sizlerden özellikle istirhamım yukarıda isimlerini andığım kitapları almanız ve çocuklarınızla birlikte okumanızdır.
Dinimiz ve güzel medeniyetimiz içinde merhameti, şefkati, yardımlaşmayı, vefayı barındırmaktadır. İnsanî hasletlere değer veren bir medeniyetin mensubuyuz, bu güzel değerlere sahip çıkmak ve gelecek kuşaklara aktarmak zorundayız. Cehaletin karanlığında bir mum yakmak istiyorsak, bu elbette okumakla mümkün olacaktır.

Sayfayı Paylaş