YAVUZ SULTAN SELİM VE TASAVVUFÎ ZÜMRELER

Somuncu Baba

“II. Bayezid’den sonra tahta geçen Yavuz Sultan Selim’in 1512-1520 yılları arasındaki saltanat döneminde babası gibi tasavvufa ve tasavvuf erbabına yakınlık duyduğu görülmektedir.”

Osmanlı Devleti’nde tasavvuf reayadan selatine kadar her kesime hitap eden ve yön veren bir sistemdi. Osmanlı Devleti’ni araştırmacılar ‘Derviş Devlet’ olarak nitelemiş¸ Osmanlı sultanlarının birçoğunun da tasavvufî temayüllerinden bahsetmiştir. Bunun en canlı örneğini Osman Gazi-Şeyh Edebali ve Fatih Sultan Mehmet-Akşemseddin münasebetlerindeki yakınlıkta görmekteyiz. Bu durumun bir diğer örneğini Yavuz Sultan Selim’de görmekteyiz. Yavuz Sultan Selim Selim’in atının ayağından sıçrayan çamurun hocası İbn Kemâl Paşa’nın (940/1533) kaftanını kirletmesi üzerine¸ Yavuz Sultan Selim bu çamuru¸ süs olarak kabul etmiş ve çamurlu kaftanın son elbisesi olarak saklanmasını isteyebilmiştir.1

 

II. Bayezid’den sonra tahta geçen Yavuz Sultan Selim’in 1512-1520 yılları arasındaki saltanat döneminde babası gibi tasavvufa ve tasavvuf erbabına yakınlık duyduğu görülmektedir. Kaydedildiğine göre¸ II. Bayezid saltanatı kendisine verip vermemekte günlerce tereddüt ettiğinde o¸ işin akıbetini öğrenebilmek için meşayıha müracaat etmiştir. Başvurduğu önde gelen şeyhlerin kendisine saltanat müjdesi verdiği nakledilmektedir.2 Kendisinden önceki Osmanlı padişahları gibi Yavuz Sultan Selim de kimi tarikat şeyhlerine Anadolu’da faaliyetleri için beraatlar vermiş¸ zaviyelerin bulunduğu köyleri avârız-ı dîvâniyyeden muaf tutmuştur.3

 

Yavuz Sultan Selim’in meşayiha karşı ilgisinde devrin dinî ve tasavvufî atmosferinin önemli düzeyde tesiri olmuştur. Yavuz Sultan Selim’in şehzadeliğinden beri tasavvufa olan ilgisinde özellikle Nakşbendiyye ricalinden Kastamonulu Halim Çelebi’nin çok büyük etkisi olmuştur. Asıl adı Mevlâ Abdülhalim b. Ali (ö.922/1516) olan Kastamonulu Halim Çelebi’ye karşı Yavuz Sultan Selim’in özel bir sevgisi bulunmaktadır. Kastamonulu Halim Çelebi ile Yavuz Sultan Selim şehzadeliği döneminde tanışmıştır. Halim Çelebi hem âlim hem de arif bir şeyh özelliğine sahiptir. Hem zahirî hem de batınî ilimlere vakıf olduğu için Halim Çelebi¸ Yavuz Sultan Selim’i kendisine hayran bırakmıştır. O devrin çoğu meşayıhı gibi Halim Çelebi de¸ tasavvuf yoluna girmeden önce ilim tahsil etmiş; Anadolu¸ Arap ve Acem diyarında devrinin ileri gelen âlimlerinden okumuştur. Daha sonra Acem diyarında Nakşbendiyye’den Şeyh Mahdumi’nin irşad halkasına katılmıştır. Anadolu’ya döndüğünde ilmî kudreti ve irfanı sebebiyle şöhreti her tarafa yayılmıştır. Şehzade Selim methini duyduğu bu zatı kendisine önce imam yapmış¸ sonra kemalatına hayran kalarak gece ve gündüz birlikte olmaya çalışmıştır. Hatta oğlu Kanuni’nin eğitimini de ona havale etmiştir. Tahta geçtiğinde ise onu kendisine günlük 200 dirhemle hususi muallim tayin etmiştir.

 

Sümbül Sinan Efendi ile Olan İrtibatı

 

Yavuz Sultan Selim’in irtibat içerisinde olduğu bir diğer mürşid-i kâmil Sümbül Sinan Efendi’dir (ö. 936/1529). Yavuz Sultan Selim tebdîl-i kıyafetle zaman zaman Halvetiyye Dergâhı’na gidip geldiği ve şeyhi Sümbül Sinan ile sohbet ettiği rivayet edilmektedir. Sümbül Sinan Efendi¸ Sultan II. Bayezid’in de samimi münasebetler kurduğu Halvetiyye şeyhi olmuştur. Sümbül Sinan’la Yavuz Sultan Selim’in ilk buluşması¸ hoş olmayan bir hadise üzerine gerçekleşmiş¸ fakat bu buluşma umulmadık bir şekilde güzel sonuçlar doğurmuştur. Nakledildiğine göre¸ Koca Mustafa Paşa Dergâhı’nın kurucusu Hoca Mustafa Paşa’yı amcası Cem Sultan’ın öldürülmesinde rolü olduğu gerekçesiyle idam eden Yavuz Sultan Selim Hoca Mustafa Paşa’nın yaptırdığı imaret ve caminin de yıkılması için ferman verir. Fakat burada irşad faaliyetini sürdürmekte olan Sümbül Sinan Efendi direnince¸ yıkım için gelen görevliler geri dönmek zorunda kalır. Bunun üzerine padişah¸ yıkımı gerçekleştirmek üzere adı geçen mahalle gitmeye karar verir. Bunu haber alan Sümbül Sinan¸ başına siyah bir imame sarmak¸ eline de siyah bir asa almak suretiyle dervişleriyle birlikte padişahı karşılamaya çıkar. Rivayete göre¸ padişah kendisini karşılayan şeyhi gördüğünde gazabı sevgiye dönüşür ve hiçbir şey olmamış gibi şeyhin hatırını sorup gönlünü almaya çalışır. Sultan¸ “Sizi ziyarete geldik.” diye söze başlayınca¸ Şeyh Sümbül Sinan Efendi¸ “Padişah ahd ve emirlerinin yerine getirilmesi gerekir. Hiç olmazsa medrese kubbelerinin üzerindeki ocak bacalarını yıksınlar.” diye mukabele eder¸ şeyhin bu inceliğinden çok duygulanan padişah da üzerinde bulunan beyaz yün kaplı samur kürkü çıkarıp şeyhe giydirir. Şeyh Sümbül Sinan’ın çoğu zaman bu kürkü giydiği nakledilmektedir. Şeyh ile bu şekilde başlayan sıcak münasebet¸ zamanla daha samimi bir şekilde devam etmiştir. Öyle ki¸ sultanın zaman zaman tebdil-i kıyafetle Sümbül Sinan Efendi’nin yanına geldiği ve beraberce karşılıklı sohbet ettikleri kaydedilmektedir.4

 

İbnü’l-Arabî’nin Kabrinin Ortaya Çıkarılması

 

Yavuz Sultan Selim Mısır seferine gidip gelirken Mevlâna Türbesi’ni ziyaret eder¸ türbe yanına su getirip büyük bir şadırvan yaptırır¸ Şam’da bulunan İbnü’l-Arabî’nin kabrini ortaya çıkarır¸ İbnü’l-Arabî’nin kabrini ve çevresini imar ettirir¸ Şam’da bulunan Şeyh Muhammed b. Arrâk’a derin bir güven duyar¸ Hama’yı fethettiğinde Şeyh Ulvan Hamevî’yi ziyaret eder¸ Şeyh Hamevî ile sohbet eder¸ Şam’da Nakşbendiyye şeyhi Muhammed Bedahşi’yi evinde ziyaret eder ve kendisine oldukça hürmetkâr davranır. Yavuz Sultan Selim Şeyh Bedahşî’yi ilk ziyaretinde edeple huzuruna oturmuş ve bir müddet sonra hiç konuşmadan ayrılmışlardır. İkinci ziyaretinde ise şeyh ona¸ şu şekilde nasihatte bulunmuştur: “Hepimiz Allah’ın kuluyuz. Şu farkla ki¸ senin omuzlarında insanların yükü var¸ bende ise yok. O hâlde insanların yükünü zayi etmemeye gayret et.” Yavuz Sultan Selim’in ilk ziyareti sırasında neden konuşmadığı sorulduğunda¸ onun “Söze önce büyükler başlar. Benim ona karşı üstünlüğüm yok ki.” diye cevap verdiği nakledilir. Bütün bunlar Yavuz Sultan Selim’in meşayıha güveninin birer göstergesidir.

Yavuz Sultan Selim zafer kazanmış olarak 28 Eylül 1516’da Şam’a girer. Anlatıldığına göre¸ onun ilk ziyareti İbnü’l-Arabî’nin mezarına olur. Vahdet-i vücûd anlayışından dolayı kimilerinin tekfir ettiği İbnü’l-Arabî’nin manevî şahsiyetine Yavuz Sultan Selim’in saygısı büyük olur. Yavuz Sultan Selim’in İbnü’l-Arabî hakkında müspet kanaat beslemesine yol açan hadiseyi şu şekilde dile getirebiliriz: Yavuz Sultan Selim Kahire’de konaklarken¸ Şeyh Fetheddin el-Kâzerûnî ona kendisi için Farsça olarak yazdığı ve içinde Ekberî karşıtı eleştirileri çürüttüğü bir eser verir. Eserdeki değerlendirmeleri haklı bulan Yavuz Sultan Selim de Şam’a dönünce İbnü’l-Arabî için bir camii ve türbe inşa edilmesini emreder.15 İnşaat Ekim 1517’de başlar ve hızlı bir şekilde sürer. Yavuz Sultan Selim bunları iki defa teftiş eder. Cami¸ 1518 Şubatında kendisi tarafından açılır. Onun ilk imamı İbn Tülün (ö. 1546)’dür. Caminin imametine İbn Tülün’ün seçilmiş olması da çelişkili görülmektedir. Zira İbni Tülün¸ Şeyhü’l-Ekber konu­sunda ihtiyatlı davranmaktan da ötede bulunmaktadır. Bununla bir­likte¸ uysal bir insan olduğu için¸ Kanunî Süleyman’ın isteği üzerine oldukça ılımlı bir yaklaşım sergilediği ‘El-nutku’l-münebbî ‘an tercemeti İbni’l-Arabî’ isimli eserini yazmıştır.5

 

Mısır’a girdiğinde orada bulunan Halvetî şeyhi İbrahim Gülşenî’ye (ö.940/1533-34) saygı ve ihtimam göstermiş¸ İbrahim Gülşenî’ye yer verip zaviye kurdurmuştur.6 Yavuz Sultan Selim’i sefer dönüşü karşılayanlar arasında Sümbül Sinan Efendi de olmuştur. Nakledildiğine göre¸ Yavuz Sultan Selim bu seferden dönüşünde Sarayburnu’nda yazlık bir köşk yaptırmak istemiş¸ mimarbaşının Koca Mustafa Paşa Camii revaklarında iki adet değerli somaki mermer sütunun köşk için gerekli ve uygun olduğunu söylemesi üzerine¸ direkleri aldırmak için adamlar göndermiştir. Ancak Padişah Şeyh Sümbül’ün buna razı olmadığını öğrendiğinde direkleri söktürmekten vazgeçmiş ve Mîrâhur Camii’nin direklerini aldırtmıştır.7

 

Kaynaklar Yavuz Sultan Selim’in haşin karakterine vurgu yapmakla birlikte onun âlimlere ve mutasavvıflara karşı hürmetkâr davrandığını dile getirmektedir. Bursa’da Emir Sultan’ın türbesini ziyareti sırasında babası gibi onun da dua ederken sandukanın üzerinde bulunan yeşil sofa tevazu ile süründüğü kaydedilmektedir.

Yavuz Sultan Selim bir şiirinde:

 

Padişah-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş¸

Bir veliye bende olmak cümlede a’lâ imiş.

 

diyerek duygularını ifadesinden¸ bir şeyhe intisap ettiği anlaşılmaktaysa da¸ onun yakın münasebet kurduğu adı geçen şeyhlerden hangisine intisap ettiği¸ ya da zikir aldığı hususunda dönemin kaynaklarında açık bir ifade bulunmamaktadır.

Yavuz Sultan Selim’in tasavvufî faaliyetler adına zikredilebilecek önemli bir teşebbüsü de İstanbul’da kurdurduğu Miskinler Tekkesi’dir. Üsküdar’da tesis edilen bu tekkenin başında cüzzamlı şeyhler bulunmaktadır. Bu tekkenin müritleri cüzzamlılardan oluşmaktadır. Tekkede cüzzamlı müritlere mahsus zikir usulleri icra edilmiştir. Burası ayrıca “Dedeler Mescidi” ve “Miskinler Mescidi” gibi isimlerle de anılmıştır. Daha sonraki dönemlerde bu tür tekkeler yaygın hâle gelmiştir.8

 

 

Dipnot

 

1. Osman Turan¸ Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi¸ c. II¸ s. 20.

2. Reşat Öngören¸ Osmanlılarda Tasavvuf -Anadolu’da Sûfîler¸ Devlet Ve Ulemâ (XVI. Yüzyıl)-¸ İz Yayıncılık¸ İstanbul 2000¸ s. 260.

3. Öngören¸ Osmanlılarda Tasavvuf¸ s. 261.

4. Öngören¸ Osmanlılarda Tasavvuf¸ s. 261-62.

5. Michel Chodkiewicz¸ “İbn Arabi’nin Öğretisinin Osmanlı Dünyasında Karşılanışı”¸ Osmanlı Toplumunda Tasavvuf ve Sufiler Kaynaklar-Doktrin-Ayin ve Erkan-Tarikatlar-Edebiyat-Mimari-İkonografi-Modernizm¸ haz. Ahmet Yaşar Ocak¸ Türk Tarih Kurumu Yayınları¸ 2. Baskı¸ Ankara 2014¸ s. 106.

6. Öngören¸ Osmanlılarda Tasavvuf¸ s. 260.

7. Öngören¸ Osmanlılarda Tasavvuf¸ s. 262.

8. Öngören¸ Osmanlılarda Tasavvuf¸ s. 247-250¸262-63.

 

Sayfayı Paylaş