CAFER-İ SÂDIK (K.S.)

Somuncu Baba

Yazarlar: Prof. Dr. Kadir Özköse ve Prof. Dr. H. İbrahim Şimşek

 

17 Rabîu’l-evvel 80/23 Mayıs 699 tarihinde Medine’de dünyaya gelen Cafer-i Sâdık (k.s.)¸ Muhammed Bâkır’ın büyük oğludur. Künyesi Ebû Abdillah¸ lakabı es-Sâdık’tır. O¸ sözlerinin doğruluğu ve hiçbir zaman yalan söylemediğinden dolayı Sâdık lakabını almıştır. Sabir¸ Fazıl ve Âtır lakaplarıyla da anılmıştır.1 Onun soyu baba tarafından Hz. Peygamber (s.a.v.)’e¸ anne tarafından Hz. Ebû Bekir (r.a.)’e dayanır.2 İlimle meşgul olan Cafer-i Sâdık¸ ortaya oyduğu görüşleriyle fıkıh¸ hadis ve kelâm alanlarında önemli bir yere sahiptir.

17 Rabîu’l-evvel 80/23 Mayıs 699 tarihinde Medine’de dünyaya gelen Cafer-i Sâdık (k.s.)¸ Muhammed Bâkır’ın büyük oğludur. Künyesi Ebû Abdillah¸ lakabı es-Sâdık’tır. O¸ sözlerinin doğruluğu ve hiçbir zaman yalan söylemediğinden dolayı Sâdık lakabını almıştır. Sabir¸ Fazıl ve Âtır lakaplarıyla da anılmıştır.1 Onun soyu baba tarafından Hz. Peygamber (s.a.v.)’e¸ anne tarafından Hz. Ebû Bekir (r.a.)’e dayanır.2 İlimle meşgul olan Cafer-i Sâdık¸ ortaya oyduğu görüşleriyle fıkıh¸ hadis ve kelâm alanlarında önemli bir yere sahiptir.

Birçok ulemadan ders aldığı söylenen Cafer-i Sâdık’ın Enes b. Malik ve Sehl b. Sad gibi bazı sahabileri gördüğü söylenmektedir. Hocaları arasında dedesi Kâsım b. Muhammed¸ babası Muhammed Bakır¸ Ubeydullah b. Ebî Râfî’¸ Urve b. Zübeyr¸ Atâ b. Ebî Rebâh¸ İbn Ömer’in mevlası Nâfî¸ Muhammed b. el-Münkedir¸ Zührî ve Müslim b. Ebî Meryem gibi âlimler bulunmaktadır. Babasından çok sayıda rivayeti vardır. Kendisinden hadis rivayetinde bulunanlar arasında oğlu Musa Kâzım¸ Yahya b. Said el-Ensârî¸ Ebû Hanife¸ İbn Cüreyc¸ Süfyan b. Uyeyne¸ Süfyan-ı Servî¸ Şu’be¸ Malik b. Enes¸ el-Hasen b. Salih¸ Yahya el-Kettân ve diğerleri yer alır. Hadis âlimleri onun güvenilir bir ravi olduğu konusunda müttefiktirler.3

 

Hayatının büyük bir bölümünü Emevi devletinde ve geri kalan kısmını Abbasi döneminde geçiren Cafer-i Sâdık¸ buhranlı ve karışık bir ortamda yaşamış olmasına rağmen siyasetten uzak kalmış¸ Zeyd b. Ali (ö.122/70) ve Nefsü’z-Zekiyye isyanlarına karışmamıştır.4

 

Âlim Kişiliği

 

İkinci Abbasî halifesi Ebû Cafer Mansur’un kendisini sık sık ziyaret ettiği ve fikirlerine başvurduğu rivayet edilmektedir. Nakledildiğine göre¸ bir gün Halife Mansur’un yüzüne bir sinek konar. Halife Mansur¸ her ne kadar sineği kovarsa da onu uzaklaştırmaya muvaffak olamaz. O sırada Cafer-i Sâdık Halife’nin yanına gelir. Halife Mansur: “Allah (c.c.)’ın sineği yaratmasındaki hikmet nedir?” diye sorunca¸ Cafer-i Sâdık: “Zalimlere ve kendine güvenenlere¸ bir sineğe bile güç yetiremediklerini göstermektir” cevabını verir.5

 

Cafer-i Sâdık¸ Medine’de dinî öğretilerini geniş bir alana yayma imkânı bulmuş¸ Zürâre b. A’yen¸ Muhammed b. Müslim¸ Muhammed b. Ali b. Numan el-Ahvel¸ Hişam b. el-Hakem¸ Ebân b. Tağleb ve Hişâm b. Sâlim¸ hatta ehlisünnet âlimlerinden Malik b. Enes ve Süfyan-ı Sevrî ondan ders almışlardır.

Cafer-i Sâdık’a isnat edilen eserlerden günümüze kadar ulaşanları arasında bir Kur’ân Tefsiri’nin dışında¸ onun başlıca ilgi alanı olan hadis ve fıkıhla ilgili müstakil bir eseri bulunmamaktadır.6

 

Cafer-i Sâdık¸ 25 Şevval 148/16 Aralık 765 tarihinde¸ Medine’de vefat etmiş ve Bâki’ mezarlığına defnedilmiştir.7

 

Cafer-i Sâdık güler yüzlü¸ tatlı sözlü¸ başı büyükçe¸ cismi nurlu idi. Ten rengi beyaz ve kırmızı karışımı pembemsi idi. Büyük dedesi Hz. Ali (r.a.)’ye çok benzerdi. “Sâdık” lakabı ile anılırdı. Hayatında hiç yalan konuşmadığı için bu lakabı aldı.8

 

Cafer-i Sâdık bütün yaşamı boyunca önemli iki hedefi gerçekleştirmek için çalışmıştır. Bu anlamda onun birinci hedefi¸ kendi döneminde yaygınlık kazanan kelâmî ve felsefî hareketlerin tevhide aykırı bâtıl inançlarına kaşı İslâm’ı¸ tevhid inancını korumaktır. O¸ tevhid inancını muhafaza edebilmek amacıyla tevhid inancıyla ilgili en cüzi konuları bile açıklığa kavuşturmuş¸ kendisine ilâhlık¸ peygamberlik sıfatlarını yakıştıran Ebü’l-Hattab gibi gulatın ileri gelenleriyle fikrî mücadelelere girmiştir. Onun ikinci hedefi¸ İslâm dinini yaymaktır. O¸ Müslüman toplumunu dünya ve ahiret saadetine doğru yöneltmiş dini savunma ve her türlü bidatin önünde durma mantığı geliştirmiştir.9

 

İnsanların din konusunda bilmeleri zaruri olan başlıca hususları; Allah (c.c.)’ı kâinatın yaratıcısı ve yöneticisi olarak tanımak¸ O’nun nimetlerini ve O’na karşı yapılması gereken vazifeleri bilmek¸ küfür ve irtidata sebep olacak şeylere vakıf olmak şeklinde gösteren10 Cafer-i Sâdık’a göre Allah (c.c.)¸ âlemin ve onun içindeki canlı ve cansız bütün varlıkların yatıcısıdır. Âlemin yaratılması¸ bir araya getirilmesi ve şu andaki şekliyle bir düzene kavuşturulması O’nun varlığını ispatlamaktadır. Allah (c.c.)¸ hiçbir şey yokken vardır. O¸ bâkîdir¸ O’nun için nihayet yoktur. O¸ olacak her şeyi daha olmadan önce bilmektedir. Yeryüzünde ve gökte hiçbir şey Allah (c.c.)’a gizli kalmaz¸ O ilmiyle tüm mahlûkatı kuşatandır. Cafer-i Sâdık¸ Allah (c.c.)’ın ilim¸ semi’ ve basar gibi sıfatlarının Allah (c.c.)’ın zâtî sıfatları olduğunu¸ O’ndan ayrı düşünülemeyeceğini kelâm sıfatının ise fiilî sıfat olup O’na nispet edilemeyeceğini söyler.11

 

İrfâni Yönü

 

Cafer-i Sâdık’ın şu tespiti¸ onun Allah (c.c.) hakkında nasıl bir düşünce seyri içinde olduğunu açıkça göstermektedir:

“Bir kimse¸ ‘Yüce Allah (c.c.) bir şeydedir¸ bir şeyin parçasıdır veya bir şeyin üstündedir’ derse¸ Allah (c.c.)’a mekân tahsis etmiş olur. Bir şeyin içindedir denilirse¸ bunun anlamı Allah (c.c.) sınırlıdır¸ demek olur. Bir şeyin parçasıdır demek ise Allah (c.c.)’ın sonradan yaratılmış olduğunu söylemek anlamına gelir.”12

 

Allah (c.c.)’ın her şeyi yarattığını¸ her şeye sahip çıkıp düzenlediğini söyleyen Cafer-i Sâdık’a göre¸ Allah (c.c.)’ı bilmek vacip ve dinin bir yoludur¸ akıl O’nu kuşatamaz¸ O’nu bilmenin mükemmelliği O’nu tasdik ve tenzih etmektir¸ Allah (c.c.)’ı bilmek yaratıklarını bilmektir¸ Allah (c.c.)’a iman sadece sözle değil¸ bilakis O’na yönelik takva iledir. Bu da günahlardan kaçınmak¸ Allah (c.c.)’ın sevdiği şeylere sarılmak¸ şükretmek ve istiğfar etmektir. Buna göre Cafer-i Sâdık¸ ehl-i sünnetin “Dil ile ikrar kalb ile tasdik” anlayışının aksine imanı; “dil ile ikrar ve amel etmek” olarak açıklamaktadır. Cafer-i Sâdık¸ sözle imanın olamayacağını¸ ancak takva ile olabileceğini bildirmektedir.13 Cafer-i Sâdık¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)in miraçta Allah (c.c.)’ı görüp görmediği hususu kendisine sorulduğunda “kalbiyle gördü” şeklinde cevap vermiştir.14

 

Davud-ı Tâî (ö.165/781) ile Cafer-i Sâdık arasında geçen şu konuşma onun üstünlüğünün sadece nesepte değil takvada da olduğunu ortaya koymaktadır:

– Ey Allah Rasûlü (s.a.v.)’nün evladı! Bana nasihat et¸ zira kalbim karardı¸ dedi.

– Ey Davud! Sen ki¸ zamanın zâhidisin¸ benim vaazıma ne ihtiyacın vardır?

– Ey Allah Rasûlü (s.a.v.)’nün evladı! Şüphe yok ki¸ bütün halka senin üstünlüğün vardır. Onun için herkese vaaz etmen lazımdır.

– Ey Davud! Kıyamet günü dedemin yakama yapışıp; bana tâbî olma hakkını neden ödemedin¸ bu iş sahih bir nispetle ve kuvvetli bir neseple olmaz. Bu iş sadece Hak Teâlâ’nın huzurunda güzel bir muamele ile olur¸ (nesebe değil¸ sadece amele itibar edilir) demesinden endişe ediyorum.

– İlâhî tabiatı peygamberlik suyu ile yoğrulan¸ tabiatının terkibi burhan ve hüccetin aslından olan¸ dedesi Rasûl¸ annesi Betül bir zât böyle bir hayret içinde bulunursa¸ Davud-ı Tâî de kim oluyor ki¸ muamelesini ve amelini beğensin?”15

 

Kemâl Sıfatları

 

Takvayı şiar edinip günahlara karşı duyarlı olmamızı tavsiye eden Cafer-i Sâdık Hazretleri¸ şu sözleri ile sevenlerini günah felaketine karşı uyarmaktadır:

“Eğer bir günah işlersen¸ hemen Allah (c.c.)’tan bağışlanmanı iste. Zira işlenen günahlar¸ henüz yaratılmadan önce¸ insanların boyunlarına asılan yaftalara benzer. Sakın günah işlemekte ısrar etme ve Allah (c.c.)’tan bağışlanma isteğini asla terk etme.”16

 

Hucvîrî’nin nakline göre¸ Cafer-i Sâdık bir gün hizmetlilerinin arasına oturur ve onlara: “Geliniz¸ kıyamet günü hangimiz kurtulursak¸ öbürlerinin hepsine şefaat etmek şartı ile birbirimize biat edelim ve ahit verelim.” der. Bunun üzerine hizmetliler: “Ey Allah’ın Rasûlü’nün evladı! Bütün halkın şefaatçisi deden iken¸ bizim şefaatimize senin ne ihtiyacın var?” dediler. Cafer-i Sâdık ise: “Ben kıyamet günü bu kadar noksan ve kusurlu amellerimle dedemin yüzüne bakmaktan hayâ ediyorum!” der. Bu nakli sunduktan sonra Hucvîrî¸ böylesi kişilik¸ ancak nefsinin ayıp ve kusurlarını gören erdemlilere özgü bir davranıştır¸ kemâl sıfatlarının yansıması¸ İzzet ve Celâl sahibi Allah (c.c.)’ın huzurunda temkin hâlinde bulunan evliyanın hasletidir¸ değerlendirmesinde bulunur.17

 

Geçimi zora düşen kimse¸ Allah (c.c.)’tan bol bol bağışlanma dilesin.18

 

Başkasının iyiliğini çekemeyen hasetçi rahat yüzü göremez.

Cimrinin dostu olmaz.

Huyu kötü olana hürmet edilmez.

Gerçek Müslüman olmak¸ Allah (c.c.)’ın nasip ettiği kısmete rıza göstermekle gerçekleşir.

İnsanların¸ seninle nasıl arkadaş olmalarını arzu ediyorsan¸ onlarla o şekilde dostluk kur¸ o zaman güvenilen bir insan olursun.19

 

Bu tür tavsiyeleri ile iyilik yolunda mesafe kat etmeyi öngören Cafer-i Sâdık¸ bir iyiliğin tam olabilmesi için de üç şeyin yapılmasını şart koşardı: Yaptığın iyiliği gözünde küçük görmelisin. Yaptığın iyiliği gayet gizli tutmalısın. Yapacağın iyilikte ağırdan almayıp hızlı davranmalısın.20

 

Nakşî silsilesinde “Pürfeyz” olarak anılan Cafer-i Sâdık’ın düşünce dünyasını özetleyen en güzel ifadeler¸ oğlu Musa Kâzım’a yaptığı şu vasiyetidir:

“Oğlum! Allah (c.c.) kendisinin taksimine razı olanı¸ başkalarına muhtaç bırakmaz. Başkasının elindekine göz diken ise fakir olarak ölür. İlâhî taksime razı olmayan hükmü konusunda Allah (c.c.)’a itiraz etmiş olur.

Kendi günahını küçük gören¸ başkasının küçük günahını büyük görür. Başkasının günahını küçük görenin gözünde kendi günahı büyük görünür. Başkalarına isyanla kılıç çeken o kılıçla öldürülür. Başkasının kuyusunu kazan o kuyuya düşer.

Beyinsiz âdî insanlarla düşüp kalkan değerini yitirir ve hor tutulur. Âlimlerle düşüp kalkan saygı görür. Kötü yerlere girip çıkan töhmete uğrar.

Lehinde de olsa aleyhinde de olsa daima hakkı söyle. Koğuculuk yapmaktan sakın¸ çünkü koğuculuk insanların kalplerine kin ve intikam tohumları eker.”22

 

 

Dipnot

 

* Prof. Dr. Kadir ÖZKÖSE – ** Prof. Dr. H. İbrahim ŞİMŞEK

Bu makale Prof. Dr. Kadir Özköse ve Prof. Dr. H. İbrahim Şimşek’in Nasihat Yayınları’ndan neşredilen Altın Silsileden Altın Halkalar kitabının 77-90. sayfalarından özetlenmiştir.

1. Mustafa Öz¸ “Ca’fer es-Sâdık”¸ DİA¸ İstanbul 1993¸ c. VII¸ s. 1.

2. Mehmet Atalan¸ Şiiliği Farklılaşma Sürecinde Ca’fer es-Sâdık’ın Yeri¸ Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü¸ Basılmamış Doktora Tezi¸ Ankara 2004¸ s. 65.

3. ez-Zehebî¸ Siyeru a’lâmi’n-nübel⸠c. VI¸ s. 255-256.

4. Atalan¸ Şiiliği Farklılaşma Sürecinde Ca’fer es-Sâdık’ın Yeri¸ s. 89-90.

5. el-Hânî¸ Âdâb¸ s. 43.

6. Fuat Sezgin¸ Târîhu’t-türâsi’l-Arabî¸ Arpçaya çev.: Muhamud Fehmi Hicâzî¸ Medine 1991¸ c. III¸ s. 269-273.

7. Ünal¸ “Câfer es-Sâdık-Ebû Hanîfe Münasebeti”¸ Büyük İslâm ve Tasavvuf Önderleri¸ s. 29.

8. el-Hânî¸ Âdâb¸ s. 42.

9. Atalan¸ Şiiliği Farklılaşma Sürecinde Ca’fer es-Sâdıkın Yeri¸ s. 156-157.

10. Öz¸ “Ca’fer es-Sâdık”¸ İslâm Ansiklopedisi¸ c. VII¸ s. 2.

11. Atalan¸ Şiiliği Farklılaşma Sürecinde Ca’fer es-Sâdıkın Yeri¸ s. 65.

12. Nakşbendî¸ Hulâsatü’l-Mevâhib¸ s. 105.

13. Mehmet Atalan¸ “Cafer es-Sâdık’da Tanrı¸ Bilgi¸ İnsan ve Alem”¸ Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi¸ Elazığ 2000¸ Sayı:5¸ s. 623.

14. Öz¸ “Ca’fer es-Sâdık”¸ İslâm Ansiklopedisi¸ c. VII¸ s. 2.

15. Hucvirî¸ Keşfu’l-mahcûb¸ s. 99.

16. Nakşbendî¸ Hulâsatü’l-Mevâhib¸ s. 106.

17. Hucvirî¸ Keşfu’l-mahcûb¸ s. 99.

18. Hânî¸ Hadâikü’l-verdiyye¸ s. 155-157.

19. Nakşbendî¸ Hulâsatü’l-Mevâhib¸ s. 106.

20. Hânî¸ Hadâikü’l-verdiyye¸ s. 155.

21. Aynı eser¸ s. 230.

22. el-Hânî¸ Âdâb¸ s. 44.

 

Sayfayı Paylaş