İMAM-I ÂZAM EBÛ HANÎFE VE TASAVVUF

Somuncu Baba

Tarihimizde onbinlerce âlim gelmiş geçmiştir. Bunlar içerisinde geniş kitleleri etkileyenlerin sayısı fazla değildir. İnsanların teveccühünü kazanan âlimler sadece ilimleriyle değil¸ aynı zamanda sâlih amelleriyle gönülleri fethetmişlerdir. Onun için İslam geleneğinde amelsiz âlim tipi pek makbul bulunmamıştır. İnsanlar ilmin yanında rol modele muhtaçtırlar. Ne yapacakları yanında¸ nasıl yapacaklarını ilmiyle âmil olan âlimlerden öğrenirler. Bunun için şöyle denilir: “Âlimlerin delilleri¸ âlimlerin delilleridir¸ câhillerin delilleri âlimlerin fiilleridir.”


Tarihimizde onbinlerce âlim gelmiş geçmiştir. Bunlar içerisinde geniş kitleleri etkileyenlerin sayısı fazla değildir. İnsanların teveccühünü kazanan âlimler sadece ilimleriyle değil¸ aynı zamanda sâlih amelleriyle gönülleri fethetmişlerdir. Onun için İslam geleneğinde amelsiz âlim tipi pek makbul bulunmamıştır. İnsanlar ilmin yanında rol modele muhtaçtırlar. Ne yapacakları yanında¸ nasıl yapacaklarını ilmiyle âmil olan âlimlerden öğrenirler. Bunun için şöyle denilir: “Âlimlerin delilleri¸ âlimlerin delilleridir¸ câhillerin delilleri âlimlerin fiilleridir.” Durum böyle olduğu için¸ “Hocanın dediğini tut¸ yaptığını yapma.” anlayışı bize ait değildir. Bu ifadenin bizim geleneğimizde yeri yoktur ve bu ithal bir sözdür. Bunun amacı da “amelsiz” kuru bir âlim tipi üretmektir. Müslümanların anlayışında âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler ilim yanında o ilmin en güzel uygulayıcıları oldukları için onların vârisleri de bununla yükümlüdürler.


Tasavvuf¸ İslâm'ın belli bir disiplin içerisinde¸ helal ve harama dikkat ederek¸ ibadet yoğunluklu bir hayat biçimidir. Ebû Hanîfe'nin hayatına baktığımız zaman da tam da böyle bir hayat yaşadığını söyleyebiliriz. Çünkü biyografi yazarları¸ İmam-ı Âzam'ın takvâsı¸ ibadeti ve zühdü konusunda görüş birliği etmişlerdir. Kalbi ahlakî kötülüklerden arı¸ her çeşit fazîletle süslü¸ Allah ve Rasûlü'nün getirdiklerine sıkı sıkıya bağlıydı. Züht ve takvâ üzerine yaşamayı kendisine ideal edinmiş bir âlim ve âbid idi.


İmam-ı Âzam¸ velîlerin ve imamlarının en büyüğü idi. Nitekim mutasavvıf fakîh İmam Şa'rânî¸ Allah yolunda kendilerine uyulan sahâbe ve tâbiûnun velîlerinden bahsettiği et-Tabakatü'l-Kübra isimli kitabında İmam-ı Âzam'a da yer verir. Onun¸ takvâsından dolayı kadılık görevine yanaşmamasından ve insanların en âbidi olduğundan bahseder. Namaz kılarken çok ayakta kaldığından dolayı ona “direk” (veted) adı verildiğini¸ yatsı namazının abdestiyle kırk sene sabah namazını kıldığını¸ namazda ağlama sesinin duyulduğunu¸ hatta komşularının iniltilerinden dolayı ona acıdığını ve Kur'an-ı Kerim'i binlerce defa hatmettiğini anlatır.1


İmam Abdullah b. el-Mübarek¸ “Ebu Hanîfe'den daha çok Allah'tan korkan birisini görmedim.” demektedir.


Abdurrezzak b. Hemmam¸ “Ebu Hanîfe'ye her rastladığımda gözlerinde ve yanaklarında ağlama izlerini görürdüm.” demiştir.


Hafs b. Abdurrrahman der ki: “Ben¸ takvâ sahibi¸ zâhid¸ fakih ve âlimlerden çeşitli insanlarla birlikte oldum. Ama İmam-ı Âzam gibi bütün özellikleri kendisinde toplayan hiç kimseyi görmedim.”


İmam Ahmed b. Hanbel: “O¸ âlim¸ zâhid ve takvâ ehlidir. Hiç kimsenin sahip olamayacağı maddî imkânlarına karşılık yine de âhiret yurdunu tercih edenlerdendir.”


Yezid b. Harun¸ “Ebû Hanîfe muttakî¸ temiz¸ zâhid¸ vera' sahibi¸ doğru sözlü ve devrinde en güçlü hâfızaya sahip olan âlimdi.” demektedir.


Hasan b. Muhammed der ki: “Ebû Hanîfe'ye bakan kişi ibadete olan düşkünlüğünden¸ zayıflayan vücûdu ve sararan yüzünden ötürü ona acırdı.”


O Bir Yıldız Gibidir


Zâhid Dâvûd et-Tâî¸ “O¸ gece yürüyüşüne çıkanların kendisiyle yolunu bulabilecekleri bir yıldız gibidir. Mü'minlerin gönüllerinde taht kuran önemli bir şahsiyettir.” demektedir.


Ünlü mutasavvıf Kuşeyrî¸ Risâle'sinin takvâ bahsinde şunları söyler: “Ebû Hanîfe alacaklısının ağacının gölgesinde oturmaz ve şöyle derdi: ‘Verilen her borç beraberinde bir menfaat getiriyorsa o fâizdir.”


Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî şunları söylemektedir: “Ebû Hanîfe zamanında tekti. Onun dünyadan ayrılması¸ ilimde¸ keremde¸ lütufta¸ takvâda ve Allah için tercih etmede dağ gibi olan birinin ilim ve fıkhıyla birlikte yeryüzünü terk etmesi demekti.”


Hasan b. İsmâil b. Mücâhid¸ babasından şunları rivayet etmektedir: “Bir gün Hârûn Reşîd'in yanında oturuyordum ki¸ o esnâda yanımıza Kâdî Ebû Yûsuf girdi. Hârûn ona dedi ki: ‘Ebû Hanîfe'nin özelliklerinden bize bahset.' Ebû Yûsuf¸ ‘Allah'a yemin olsun ki¸ haramlardan kaçınmada çok titizdi. Dünyaya önem veren insanlarla oturup kalkmazdı. Çoğu zaman susmayı tercih ederdi. Devamlı tefekkür ederdi. Ağzından mâlâyânî laflar çıkmaz¸ boş konuşmazdı. Soru sorulduğunda¸ cevabını biliyorsa¸ o anda verirdi. Ey mü'minlerin emiri! Ben onu hep kendini ve dinini koruyan¸ insanların yerine kendi nefsinin tezkiyesiyle meşgûl olan biri olarak bildim. Herkes hakkında hayırdan başka bir şey konuşmazdı.' Hârûn Reşîd¸ ‘Bu sâlihlerin ahlâkıdır.' diye karşılık verdi.”2


Tefekkür ve Tedebbür Sahibiydi


İmam Münâvî¸ İmam-ı Âzam'ın hayat hikâyesini anlatırken onun kâbiliyetli¸ mâhir ve dolunay gibi parlak muhteşem bir imam olduğunu söyler. Sonra şöyle devam eder: “İmam-ı Âzam güzel ahlâkı¸ takvâsı¸ saygınlığı ve asil duruşuyla tanınıyordu. Anlayışı ve hafızası yerindeydi. İşinde öncüydü. Nükteli sözleri vardı. Eşsiz çıkarımları olan sağlam bir fakihti. Açık¸ ayan beyan ve net bilgisiyle¸ râzı olunan bir yolun yolcusuydu. Kendisi için güçlük verecek bir şeyin altına girmez ve ondan uzak dururdu. Tefekkür ve tedebbür onun işiydi. Çünkü tasavvuf hakkında şöyle denir: “O bozulan¸ kirlenen ve tefekküre yönelen kişiyi temizler.”


İmam Ahmed Serhendî el-Fârûkî¸ Mektûbât'ında İmam-ı Âzam hakkında şunları söyler: “Küfeli İmam-ı Âzam takvâsı¸ verası ve sünnete olan bağlılığıyla içtihadda ve hüküm çıkarmada başkalarının kendisini anlamaktan âciz kaldığı yüksek derecelere erişmiştir. Ebu Hanîfe ince ve nükteli mânâlara vâkıf olduğu için¸ bazıları yaptığı ictihadlarının Kitap ve Sünnet'e ters düştüğünü zannederek onun ve arkadaşlarının ‘ehl-i rey'den olduklarını düşünmüşlerdir. İmâm-ı Âzam hakkındaki bu zanları¸ O'nun sahip olduğu ilim ve dirâyetin mâhiyetine ulaşamadıklarından¸ anlayış ve ferâsetine muttalî olamadıklarından kaynaklanmaktadır.”


Hanefî fakihi Alâuddîn-i Haskefî şunları söyler: “Üstat Ebû Kâsım el-Kuşeyrî Risâle'sinde -tasavvuf yolunda öncü ve kendine has bir mezhebi olmasına rağmen- der ki: ‘Ebû Ali Dekkak'ın şunu söylediğini işittim: ‘Ben tasavvufu Ebû Kâsım Nasrabazî'den aldım. Ebû Kasım en-Nasrabazî¸ Şiblî'den; o¸ Sırri Sakati'den; o¸ Ma'rûf-ı Kerhî'den; o¸ Dâvûd-ı Tâî'den; o da¸ Ebû Hanîfe'den aldı.”


Ebû Hanîfe'nin tâbiûndan olduğunu kabul edenler vardır. Buna göre o¸ fıkha¸ takvâya ve ibadete olan düşkünlüğünde onların önderidir. Sûfî ve zâhid olan Dâvûd et-Tâî de onun arkadaşlarından ve öğrencilerindendir. Onun yanında tasavvufî eğitimini almış ve Ebû Hanîfe hakkında şöyle demiştir: “O¸ mü'minlerin gönüllerinde yer eden ve gece yürüyüşüne çıkan birisine yol gösteren bir yıldız gibidir.”


İmam-ı Âzam'ın mezhebine tâbî olan¸ onun görüşlerini alıp ona göre amel eden tasavvuf ehli birçok velî vardır: İbrâhim b. Edhem¸ Şâik el-Belhî¸ Ma'rûf el-Kerhî¸ Ebû Yezîd el-Bistâmî¸ Fudayl b. İyâz¸ Dâvûd et-Tâî¸ Ebû Hamîd el-Lifâf¸ Halef b. Eyyûb¸ Abdullah b. el-Mübârek¸ Veki' b. el-Cerrah¸ Ebû Bekr el-Verrâk bunlardan bazılarıdır.


 


Dipnot


1. Şa'rânî¸ Abdulvehhab¸ et-Tabakâtü'l-kübr⸠Kâhire 2005¸ I¸ 99-101.


2. Heytemî¸ Hayratu'l-Hisân¸ 47¸ 49¸ 58¸ 60; Kuşeyrî¸ er-Risâletu'l-Kuşeyriyye¸ Şa'rânî¸ et-Tabakâtü'l-kübr⸠53; Munâvî¸ Abdurraûf¸ el-Kevâkibu'd-durriyye fî terâcimi's-sâdâti's-sûfiyye.

Sayfayı Paylaş