İLETİŞİMSİZLİĞİN DOĞURDUĞU TEHLİKE “SUİZAN”

Somuncu Baba

“Birbirimizle iletişimi tam anlamıyla gerçekleştiremediğimiz için arkadaşlarımızı tam olarak anlamıyor ve onların bir derdi var mı¸ yok mu bundan bihaber yaşayıp gidiyoruz. Bunun sonucu olarak tehlikeli bir özelliği de kazanmamıza zemin hazırlanmış oluyoruz¸ suizan.”


Kendimizce oluşturduğumuz yoğun hayat koşuşturmacası içinde iletişimsizliğin en bariz örneğini kendi dünyamızda acı bir şekilde hissediyoruz. İletişim kopukluğu bizi öyle bir hâle sürüklüyor ki bunun farkında olmuyor ve hayatın normal bir serüveni gibi algılamaya başlıyoruz. İnsanî hasletleri tek tek tehlikeye götüren bir yola girdiğimizden habersizce hem de…


Bilgisayar teknolojisinin hayatımıza girmesinin akabinde internet teknolojisiyle tanışmamızla birlikte mektup geleneği tarihin karanlık dehlizlerinde kaybolur oldu. Belki bazıları bu güzel geleneği sürdürüyor olabilir. Teknolojiye inat¸ kalem ile kâğıdın buluşmasıyla meydana gelen satırlara hasreti¸ özlemi ve sevinci aksettirmeye devam edenler vardır belki bir yerlerde… Duygumuzu en açık bir şekilde karşımızdaki insana yansıtmanın göstergesidir mektup bir bakıma. Satırların arasına bazen üzüntü¸ bazen sevinç kırıntıları sığar biz farketmeden. Yine bize fark ettirmeden yazmadığımız derin düşüncelerimizi¸ sakladığımız üzüntümüzü de mektuba istif eder kalemin sırlı yüzü.


Mektup¸ bildiğiniz gibi bir iletişim türüdür. Arada bulunan mesafeler bir araya gelmeyi¸ hasbihal etmeyi engellese de mektup¸ bu hasrete bir nevi son verip güzel bir buluşmaya şahitlik eder. Özenle yazılmış satırlar¸ muhatabının bir an önce cevap yazması beklentilerini dile getiren dizeler birbirini takip eder ve kimi zaman da maniler süsler mektubu. Tatlı bir tebessüm bırakan¸ muhatabına değer verdiğini gösteren bu güzel yazı hazırlık süreci¸ karşısındaki insana verdiği değerin tezahürüdür bir bakıma. Satırların arasına girmeyen ama hazırlanma hâliyle bile karşısındaki insana haber götüren bir iletişim aracı. Eskiden postacılar¸ daha fazla mektup götürüyordu hanelere¸ şimdilerde ise yerini fatura ve reklam mektuplarına bırakmış durumda. Mektup bir haber¸ postacı ise haberciydi; öyle ki uğruna nice şiirler¸ türküler yakılmış bir geleneğin son bulmaya yüz tutması ne hazin. Günümüzde elektronik mektuplar yaygınlaşmış olsa da kâğıda yazılmış mektubun heyecanını¸ hasretini¸ özlemini asla vermiyor. Bilgisayar başında¸ klavyenin tuşlarına basarak yazdığımız mektubun satırları arasına¸ hüznümüz¸ sevincimiz belki de gözyaşımız ya da çayın damlası düşmüyor. Bizi bir bakıma robotlaştıran¸ insanî duygulardan ıraklaştıran mekanik bir yapıya büründürüyor. İletişim olanaklarının¸ telefon ve internet gibi kanallarla artmasıyla birlikte muhatabımıza daha hızlı ulaşır olduk. Öyle bir hâle geldi ki ulaşamadığımız kimse kalmadı gibi… Bugün iletişim kanallarının çok olmasına rağmen yalnızlaşan bir nesille karşı karşıyayız. Kendimiz de bunu yaşıyoruz. Telefon ve internet vesilesiyle konuşulması gerekenler konuşuluyor ve bir araya gelip çay eşliğinde hasbihal etme gereği duyulmuyor kimi zaman… Kırk yıl hatırı olan kahve yudumlanamıyor ve yalnızlığın sessizliğine doğru kaybolup gidiyoruz.


Bir vesile ile dostlar kırk yılın hatırı için toplandığında ise yine telefon¸ tablet gibi cihazlara odaklanarak sohbetin en güzel anı bölünmüş oluyor. Bedenlerimiz aynı mekânda olmasına rağmen¸ kendimiz başka diyarlarda olmuş oluyoruz. İletişim zenginliği içinde iletişimsizlik fakiri olmak tam da böyle bir şey olsa gerek. İletişimi tam anlamıyla gerçekleştiremediğimiz için arkadaşlarımızı tam olarak anlamıyor ve onların bir derdi var mı¸ yok mu bundan bihaber yaşayıp gidiyoruz. Bunun sonucu olarak tehlikeli bir özelliği de kazanmamıza zemin hazırlanmış oluyoruz¸ suizan. İletişimsizlik içinde birbirimizi tanımaya¸ anlamaya çalışırken karşımızdakini tam anlamıyla dinlemediğimiz için kendimizce yazdığımız senaryolara bırakıyoruz benliğimizi. Bunun sonucunda ise birbirini anlamayan¸ dinlemeyen ve kendi kendine karar alan insan topluluğu ortaya çıkıyor. İhmallerimiz bizleri birbirimize uzak kılarken bir yandan da insanî hasletlerden uzaklaşmamıza sebep oluyor. Kalbimiz¸ vicdanımız bu olan bitenden rahatsız ise hâlâ bu yanlış giden durumları düzeltmek için fırsatımızın olduğunun işaretçisi belki de… Kalbimizin ve vicdanımızın rahatsız olmasına aldırmayıp bu tutumda ısrar edersek¸ kalp de çatlar belki! İçinde yaşadığımız dünyada birbirine güvenemeyen insan topluluğunun artması¸ bizleri kalabalıkların arasında gittikçe yalnızlaşan bireyler haline getirdiğini görmek çok zor olmasa gerek.

Sayfayı Paylaş