BİRLİĞİMİZİN HARCI: "İBADETLER"

Somuncu Baba

"Cemâat hâlinde kılınan namazlar¸ tutulan oruçlar¸ kutlanan bayramlar¸ verilen zekâtlar… Ümmet bilincini korumak için… Her sene hac ve umre ziyâretleri¸ ümmet bilincini ayakta tutmak için…"


İnsanın yaratılış gayesi¸ sadece Allah'a kulluk etmek ve O'nun verdiği sayısız nimetlere karşı şükür vazifesini yerine getirmektir. Bu mânâda¸ yapılan ibadetlerin birey ve toplum hayatı için birçok faydaları vardır. Bu faydaların başında Müslümanların birlik ve beraberliklerini pekiştirme¸ cemâat şuurunu diri tutma gelir. Çünkü İslâm cemâat dinidir. İşte bu yazımızda¸ İslâm'da¸ âkil bâliğ çağına ulaşmış kadın-erkek her mükelleften gücü nispetinde istenen farz ibadetlerin Müslümanların birliğine nasıl katkıda bulunduğunu örnekler vererek açıklamaya çalışacağız.


Bilindiği gibi İslâm'da namaz ibadeti¸ kelime-i şehâdetten sonra İslâmî pratiğin başında gelir. Elbette İslâm namazdan ibaret değildir¸ ama imanın baş göstergesi namazdır. Kur'an-ı Kerim'de geçen birçok âyette¸ “Namazlarınızı kılınız ve zekâtlarınızı da veriniz.”1 emri gramer bakımından da çoğul kalıbında kullanılır. Hitap doğrudan Müslüman topluluğa yöneliktir. Peygamber Efendimiz de namaz kılmayı ve zekât vermeyi¸ İslâm'ın beş temel esasından birisi olarak nitelendirmiştir.2


İslâm¸ Cemâat Dinidir


Namazın cemâatle kılındığı mekânın adı¸ mescid/camidir. Caminin en büyük fonksiyonu toplayıcı olmasıdır; çünkü “cami”¸ cem eden¸ yani toplayan anlamına gelir. Bundan dolayı dinimiz Müslümanları camiye ve cemâate katılmaya teşvik etmiştir. Her ibadette olduğu gibi namaz ibadetinin de sosyal boyutları vardır. Beş vakit namazda Müslümanlar bir araya gelmekle sosyal iletişim kurmaktadırlar. Bu durum düşünce ve eylemde onların birliğini artırır. Birliğin ve İslâmî duyarlılığın za'fiyeti¸ dağılmayı ve parçalanmayı beraberinde getirir. Aynı şekilde terâvih¸ cuma ve bayram namazlarının cemâatle kılınması¸ Müslümanların her zaman bir ve diri olmaları gerektiğini bir hatırlatmadır.


İslâm'da namaz gibi bedeni ibadetlerin yanında bir de zekât gibi mali ibadet vardır. İslâm'da zekât¸ sosyal bir hareket olarak ortaya çıkmıştır. Hakîkî anlamını¸ Medine'de cemâatin teşekkül etmesiyle kazanmıştır. Kur'an'da zekâtın namazla birlikte zikredilmesi¸ zekâta verilen önemin büyüklüğünü gösterir. Zira zekât¸ mü'min olmanın şartlarından sayılan bir ibadettir.3 Bu açıdan dinimizde zenginlik standardını yakalayan her Müslümanın malının kırkta birini Kur'an'da belirtilen kimselere vermesi¸ dinî¸ içtimâî ve vicdânî bir sorumluluktur. Bu yüzden zekât¸ modern anlamda sosyal güvenlik müesseselerinden daha etkilidir.


Zekât¸ İslâm birliğinin tahkîm edilmesinde çok etkili bir ibadettir. Yoksul¸ zenginden yardım görürse¸ ona karşı sevgi ile bağlanır ve düşmanlık duyguları siner¸ mal sahibine düşmanlık etmek için harcanan çabalar da boşa gider. Kaldı ki¸ zekâtın sosyal boyutlarının başında gelen en büyük olumlu etken¸ sınıfsal çatışmaların önüne geçmesidir. Dolayısıyla zekât¸ toplumsal hayatta meydana gelecek sosyal patlamalar için de bir fren işlevi görür. Böyle bir toplumsal dokuda huzur olur¸ mal güvenliği sağlandığı gibi can güvenliği de sağlanır. Bu yönüyle zekât¸ toplum huzuru için bir güvenlik sigortasıdır. Çünkü zekât¸ zenginlerin kayıtsızlığını ve yoksulların sefâletini ortadan kaldırır. Kasalarla birlikte gönüllerin de açılmasını beraberinde getirir. Yaşadığımız dünyada ekonomik açıdan fakir ülkeler her yönüyle perişan durumdadırlar. Zengin olan ülkeler¸ fakir milletlerin bütün kurum¸ rejim ve güvenlikleri üzerinde söz sahibi olmaktadır. Günümüzde paraya sahip olanlar siyâsete¸ siyâsete sahip olanlar da dünyaya hâkim oluyor. Bu sebeple¸ milletler maddî refahlarını sağlayamadıkları sürece bağımsızlıklarını garanti altına alamazlar.


Bedenle yapılan ibadetlerden birisi de Ramazan ayında tutulan oruçtur.4 Bir oruç iklimi olan Ramazan ayı¸ sosyal boyutu olan bir aydır. İslâm dininde Ramazan ayı¸ toplu ibadet ayı olarak kılınmıştır. Bütün Müslümanlar aynı şekilde belirlenmiş zaman diliminde oruçlarını tutarlar ve namaz için camide toplanırlar. Böylece ibadetin içtimâî boyutta tezâhür eden coşkusunu hep birlikte yaşarlar.


Ferdî olarak yapılan oruç ibadeti¸ içtimâî bir ibadet hâlini alır. Bir kimse tek başına oruç tutarsa¸ ahlâkî ve rûhî faydalar elde eder ama toplu olarak tutulan oruçla bu faydalar daha çok elde edilmiş olur. Ayrıca Ramazan ayının mânevî havası¸ bütün toplum kesimlerinde iyilikleri öne çıkarma¸ kötülüklerden sakınma ve takva ruhu ile donanma gibi ahlâkî alışkanlıklar kazanmamıza hizmet eder.


Oruç¸ Müslümanlar tarafından birlik ve beraberliğin bir tezâhürü olarak algılanır. Mâzeretsiz ve alenî olarak ihlâl edilen oruç ibadeti Müslüman vicdanında hoş karşılanmadığı gibi¸ toplumun iç dayanak ve diriltici dinamiklerinin zedelenmesi olarak algılanır. Aliya'nın dediği gibi¸ İslâm'da oruç tutmak sadece dinî¸ şahsî bir mesele olmayıp¸ sosyal bir mükellefiyettir. Oruca¸ kral sarayında olduğu gibi¸ bir köy kulübesinde¸ bir filozofun evinde ve bir işçinin meskeninde de rastlanır. Bu yönüyle oruç¸ İslâm toplumlarında sosyal vahdetin en önemli tezahürüdür.


İslâm'ın beş temel esasından birisi de mâlî ve bedenî açıdan imkânı olan Müslümanların ömründe bir defa hac ibadetini yerine getirmeleridir.5 Hac ibadeti¸ İslâm'ın diğer ibadet türlerini içine alacak boyutta olan küllî bir ibadettir. Meselâ namaz¸ bedenî; zekât¸ mâlî; hac ise hem bedenî ve hem de mâlî bir ibadettir. Bu bağlamda hac¸ bütün ibadetlerin zübdesi gibidir.


Hac¸ her yıl tekrarlanan bir çağrıdır. Müslümanlar¸ her yıl hac için niçin çağrılırlar? Hac¸ salt bir ibadet midir? Hac¸ bir ticaret midir? Hac¸ bir İslâm kongresi midir? Aslında bunların hepsidir. Eğer bu çağrının hikmeti iyi kavranmış ve gereği yapılmış olsaydı bugün İslâm dünyası za'fiyet ve dağınıklık içinde yaşar mıydı? Aslında Hac ve umre ibadetleri¸ dünyanın değişik bölgelerinden Mekke'ye gelmiş ırkı¸ rengi ve coğrafyası farklı Müslümanlarla evrensel kardeşlik dayanışmasının sergilendiği muhteşem bir imkân ve fırsattır. Bu mânâda hac¸ küresel ölçekte ortaya çıkan sorunlara cevap bulmanın iyi bir fırsatıdır. Bu yönüyle hac¸ Müslümanın ufkunu değiştirir. Hac¸ ilmî¸ siyâsî¸ harsî¸ fıkhî¸ irfânî boyutlarıyla Müslümanların yıllık akdettikleri uluslararası bir İslâm kongresidir. Hac görevini yapan bir Müslüman¸ ümmet okyanusunda çağlayan ve rahmet denizinde damla olmaya gitmiştir. “Ben” olarak giden Allah'ın misafiri¸ “biz” şuuruna erecektir.


Şimdi asıl soruya gelelim. Bugün yeniden ümmet bilincini nasıl elde edip¸ ortak kaderimize nasıl hükmedeceğiz? Bu mümkün müdür? Evet¸ mümkündür. Yüce Allah'tan ümit kesilmez. Cemâat hâlinde kılınan namazlar¸ tutulan oruçlar¸ kutlanan bayramlar¸ verilen zekâtlar… Ümmet bilincini korumak için… Her sene hac ve umre ziyâretleri¸ ümmet bilincini ayakta tutmak için… Gelin ümmete giden yolun taşlarını döşeyelim¸ bir bir… Aramızda sevgiyi hâkim kılarak… Çünkü birbirimizi sevmedikçe gerçekten iman etmiş olamayız. Hasbî temelde kardeşlik hukukumuzu ayağa kaldıralım… Kardeşliğimize misâk-ı millî sınırları çizmeyelim… İslâm milletleri arasında; sosyal¸ siyâsî¸ kültürel¸ iktisâdî işbirliklerini daha çok artıralım… İçeriden böylesine yapılacak alt yapı çalışmaları büyük üst yapının kuruluşuna zemin hazırlayacaktır.


 


Dipnot


1. 2/Bakara¸ 43¸ 82¸ 110.


2. Zebîdî¸ Zeynüddîn¸ Sahîh-i Buhârî Muhtasarı Tecrîd-î Sarîh Tercemesi¸ (çev. Ahmed Naim)¸ Ankara¸ 1978¸ II¸ 28.


3. 9/Tevbe¸ 11.


4. Bkz. 2/Bakara¸ 183-184.


5. Bkz. 3/Âl-i İmrân¸ 97.

Sayfayı Paylaş