TEKKE MÛSİKİSİNDEN YAYILAN RÂYİHALAR

Somuncu Baba

"Tekke mûsikîsi dervişin zikrullaha doyumsuzluğunu ve zikre katılanların kendilerini zikre kaptırmalarını sağlar. Zikr-i dâimî ve vecd-i hakîkînin yakalanmasına katkıda bulunur. Tekke mûsikîsi âşığın aşkını arttırır; duygulu kalblere ilham verir¸ ruhlara coşkunluk getirir."


Tekkeler klasik mûsikîmizin yaşatıldığı ve geliştirildiği önemli icrâ merkezleridir. Tekkeler¸ mûsikî dünyamızın en kuvvetli ve en değerli üstatlarını yetiştirmiş¸ bunları tarih ve insanlığa tanıtmıştır. Tekke mûsikîsi kültür ve edebiyatımızın ete kemiğe bürünmüş şeklidir. Tekke mûsikîsiyle dergâhlar ruhların dinlendirildiği¸ gönüllerin damıtıldığı¸ gergef gergef ruh atlasının örüldüğü incelik¸ zarâfet ve duygu derinliğinin yaşandığı mekânlar olmuştur. Tekkelerde icrâ edilen mûsikîler ibadetlerin zevk boyutunda ve sanat kıvamında yerine getirilmesine yol açmıştır. Kimi medrese uleması ve fetvâ emiri haram diye mûsikî ile iştigâli engellemeye çalışırken¸ meşâyıh tekkelerde gönüllerin mûsikî ile buluşmasına¸ zikirlerin mûsikî eşliğinde îfâ edilmesine¸ gönüllerin mûsikî ile coşmasına çalışmışlar¸ engellemelerin üstesinden gelmişler¸ muhteşem mûsikî eserlerini ortaya koymuşlardır. Âyîn-i şerifler ve mukâbeleler lâhûtî sesler¸ coşkulu haller¸ yanık sadâlar¸ yakarış halindeki duygular ve devranlar eşliğinde muhabbetli ve semâvî bir atmosfere büründürülmüştür. Tekke mûsikîsinin öncülük ettiği ulvî ve ruhânî medeniyet dünyası farklılıkların izâlesine¸ aykırılıkların giderilmesine ve toplumsal birlik şuurunun derinden hissedilmesine sebep olmuştur. Zikre eşlik eden tekke mûsikîsi gönüllere ferahlık vermiş¸ ruhları coşturmuş¸ mânevî zevki arttırmış¸ gönüllerde tarifi imkânsız tesirler bırakmıştır.1


Tedavi Aracı Olarak Kullanılan Tekke Mûsikîsi


Mûsikîyi tedavi aracı olarak kullanılan tekke mûsikîsi insan bilincine hayâtiyet kazandırmakta¸ bilinçaltındaki duyguların bilinç üstüne çıkmasını sağlamakta¸ kişiyi kendisiyle yüzleştirmekte¸ mâneviyat âleminden râyihalar takdim etmektedir. İlâhi¸ kasîde¸ gazel ve nefeslerle nağmelerin yankılanmasına sebebiyet vermektedir. Farklı makamlarla okunan ezan¸ tesbih¸ tekbir¸ tehlil¸ temcid¸ sal⸠bayramiye ve mevlidler¸ okuyanlara¸ ‘Aziz Allah' dedirtmektedir. İlâhiler¸ zâkirler ve serzâkirler tarafından okunmakta¸ ayakta¸ dönülerek ve iki diz üstü oturarak yapılan zikirlerde seçilen ilâhileri okumak büyük bir mahâretti. Tekkelerde başta “ney” olmak üzere; “kudüm¸” “bendir¸” “mazhar¸” ve “halile” gibi vurmalı sazlar kullanılırken¸ “Mâh-ı Muharrem”de hürmeten saz kullanılmazdı. Tarîkat pîrlerinin ve meşâyıhın manzûmeleri mûsikî ile güzelleştirilmiş¸ mûsikîyi meşâyıhın manzûmeleri zenginleştirmiştir.2


Tekke mûsikîsi dervişin zikrullaha doyumsuzluğunu ve zikre katılanların kendilerini zikre kaptırmalarını sağlar. Zikr-i dâimî ve vecd-i hakîkînin yakalanmasına katkıda bulunur. Tekke mûsikîsi âşığın aşkını arttırır; duygulu kalblere ilham verir¸ ruhlara coşkunluk getirir. Allah aşkı ile kendinden geçmenin pâyânsız neşesine dinleyenleri katan tekke mûsikîsinin en câzip ve en önemli tarafı bayram haftalarında “nevbe” vurulmasıdır.3 Nevbe¸ tarîkatlara ait saz topluluğunun adıdır. Bu bir çeşit Tekke bandosu idi. Fakat daha ziyade “aktâb-ı erbaa” denilen dört büyük kutbun kurduğu ana tarîkatlara mahsus idi. Yani Kâdirîler¸ Rifaîler¸ Bedevîler¸ Desûkîler ve ilâveten Sa'dîler dergâhlarda¸ muayyen zamanlarda nevbe vururlardı. nevbenin icrâ şekli¸ “âlât-ı mutribe” denilen şark›a mahsus an'anevî sazlardan “nay-ney¸ nısfiye¸ kudüm¸ çifte kudüm¸ el kudümü¸ mazhar¸ bendir¸ kabran¸ halîle (bando zili)¸ tabl-tabıl (kocaman gövdeli davullar)¸ mehter takımında olduğu gibi muayyen bir tarzda topluca çalınıp okunmasından meydana geliyordu. Kıyâmî tekkelerinde kandil ve bayram günlerinden bir hafta önce başlardı. Buna¸ «İstikbal Haftası” denilirdi¸


Halvetiye Tarîkatı'na mensûbiyeti olan tekke ve zâviyelerde ise¸ ancak “eyyâm-ı mahsûsa” ve “leyâl-i mubâreke”nin hulûlü münâsebetiyle (kandil ve bayramların gelişi ile)¸ o da pek nâdir olarak nevbe çıkar ve bazen bir hafta sürerdi. Bu haftanın içindeki zikir günlerinde ekseriyetle nevbe vurulurdu.


Âyîn-i Şerif ve Merâsim


Büyük dergâhların hilâfet cemiyetlerinde¸ şayet âsitane şeyhi (Pir evinin postnişîni efendi) bulundu ise¸ o zaman âyîn-i şerif ve merâsim¸ nevbenin iştirâki ile yapılırdı.


Nevbenin çıkması ve çalınması iki sûretle olurdu: Birisi oturulduğu yerde vurulurdu. Buna “Tulibî Nevbe” denilirdi. İkincisi de¸ ayakta vurulanıdır ki¸ bu da¸ Tulîbî Nevbe'den sonra başlar ve daha az sürerdi.


Ramazan Bayramlarına rastlayan hafta günlerinde¸ bazen üç defa nevbe çıkardı. Kurban Bayramlarında ise¸ nevbe merâsimi iki defa yapılırdı.


Nevbeler umûmî olarak üç fasıldan ibaretti: Dergâhın postnişîni bulunan şeyh efendi ve bâriz selâhiyetli zâkirbaşı¸ ellerinde pirinç halîle ile nevbeyi idare ederlerdi. Yaşlı dedeler ile diğer zâkirler kuddûm vurur¸ dervişler mazhar çalardı. Misafir olarak gelen kıdemli şeyh efendilere de¸ el kuddûmü verilirdi.4


Rûhun incelerek kesâfetten letâfete doğru yükselmesi neticesinde¸ tekke mûsikîsinde dikey kazanımlar sağlanır ve estetik eğitimi kazandırılırdı.5 Tasavvuf mûsikîsi örnekleri arasında dervişin dikey gelişimini sağlayan ve dinleyenlere ruh asâleti katan Bektâşî nefesleri dikkat çekmektedir.6 Zikir meclislerinde çokça kullanılan en önemli ritim ise “düyek”tir. Zikir ilâhileri mûsikîmizin en eski ve en önemli repertuarını oluşturmaktadır.7 İlâhilerin ikinci geniş kategorisinde¸ zikir hareketlerinden bağımsız olarak söylenen ilâhiler yer alır. Zikir ilâhilerinden farklı olan bu ilâhilerden¸ tevşîh ya da cumhur (tevşîh ilâhisi¸ cumhur ilâhisi) olarak söz edilir. Tevşîh¸ aslında mevlid-i şeriflerde söylenen kasîdeler için kullanılan edebî bir terimken¸ XVI. yüzyıl gibi erken bir dönemde bir müzik terimi olarak da kullanılmaya başlamıştır. Tevşîhın sözlük anlamı “süsleme”dir. Cumhur ilâhisi¸ hem tevşîhi hem de başka durumlarda başka temalarla söylenen ilâhileri içine alan çok daha geniş bir terimdir. Camilerde bir arada ilâhîler söyleyen müezzinlere cumhur denir. Tekkelerde ise zikir töreninde yer alan ve halka olmuş bütün dervişlerin “koro” halinde doğaçlama olarak söyledikleri melodiye cumhur adı verilir.8


Tasavvuf Mûsikîsi


Tasavvuf mûsikîsi; Mevlevî mûsikîsi¸ Bektâşî mûsikîsi ve diğer tarîkatlardaki mûsikî şeklinde üç ana başlık altında incelenmiştir. Diğer tarîkatlar arasında tekke mûsikîsinin konumuna baktığımızda¸ Kâdirîliğin özel bir konuma sahip olduğu görülmektedir. İstanbul'da tanınan ilk Kâdirî mûsikîşinaslar¸ Tophane'deki merkezde vazife yapan zakirbaşıları Molla Mustafa Efendi (ö.1732) ile Mahmud Efendi (ö.1748)'dir. Yine bu dönemde yaşamış Bağdatlı Mehdi de bu Kâdirîhâneye bağlı bir şair ve mûsikîşinas olarak dikkat çeker.9


Sa'diyye Tarîkatı'nın zikir meclislerinde de çok miktarda şuğul¸ tevşîh¸ manzûme¸ devriye metinleri okunmakta¸ ezberlenmekte ve uygulanmaktadır. Bunlar çoğunlukla Muhyiddin İbnü'l-Arabî¸ İbn Fârız¸ Abdülganî Nablusî¸ Ömer Yâfî¸ Emin Cündî gibi tarîkat büyüklerine aittir.


Sa'diyye Tarîkatı'nda meşhur zâkirler¸ kasîdehânlar ve mevlidhânlar yetişmiştir. Bunların en meşhurlarından birisi de Muhammed Cemil eş-Şerrâbî (1890-1946)'dir. Sesinin güzelliği ile dinleyenleri kendinden geçiren Muhammed Cemil¸ 1946 senesi Kanûn-i Sânî'nin 18. günü Cuma namazından sonra¸ Şeyh Yûsuf Müneylevî'nin meşhur “Allahu ya'lemü enne'n-nefse hâliketün/Allah nefsin helâk olacağını bilir.” kasîdesini okurken kalp sektesinden Humus'da vefat etmiştir.10


Celvetî tekkelerinde “sanâyi-i nefîse” olarak bilinen mûsikînin bizzat tarîkatın bestekâr olan pîri Aziz Mahmud Hüdâyî ile revaç bulmuş¸ an'aneleşerek güçlü konuma bürünmüştür. Meselâ 1230/1815 Rabîulevvel ayına tesadüf eden “Mevlid Kandili” münasebetiyle Ağalar Dâiresi'nde okunan mevlidi dinleyen Enderûn mensupları memnun olmuş¸ mevlidin sonunda Padişah II. Mahmud'un huzurunda Hüdâyî Âsitânesi'nde postnişîn olan Şehâbeddin Efendi (ö.1234/1818)'nin sûfîleri tarîkat âyini ve tevhîd-i şerîf arasında yüksek sesle ilâhî okuyan Soyulcuzâde Sâlih Efendi dinleyenlerin takdirini kazanmıştır. Bu dînî merâsimden sonra Sultan II. Mahmud¸ Hüdâyî Âsitânesi şeyhine emsâlinden daha fazla ikrâm ile bir kürk hediye etmiştir. Ertesi gün aynı dînî merasim Sultanahmed Camii'nde tekrar edilmiş ve II. Mahmud bir defa daha bu dinî mûsikîyi dinlemekle huzur duymuştur. Bu dinî merasimde ilâhî okuyan Soyulcuzâde Sâlih Efendi¸ zâkirliğinin yanı sıra din dışı mûsikîye de vâkıftır.11


XIX. yy'da Hüdâyî Âsitânesi'nde zâkirbaşılık eden Ömer Efendi (ö.1228/1813) ile Aziz Efendi (ö.1272/1855) devrin değerli mûsikîşinaslarındandı. Aynı asırda bu dergâhta şeyhlik etmiş bulunan Abdurrahman Nesîb Efendi (ö.1258/1842) ile oğlu Rûşen Tevfikî Efendi (ö.1309/1891)¸ iyi bestekârlardır. Hatta Abdurrahman Nesîb Efendi'nin dindışı mâhiyette eserleri de vardı.


Hüdâî âsitanesinde uzun yıllar zâkirlik yapıp âsitane şeyhi M. Rûşen Efendi (ö.1309/1891)'yi yetiştiren Duhânî Şerif Çelebi (ö.1247/1831)'nin el yazması güfte mecmualarında bestelediği ilâhî¸ na't ve duraklarına rastlanmaktadır.12


Bu devrin kayda değer na'thân ve kasîdehânlarından olan Sunûhî Efendi (ö.1264/1884) de muhtelif tekkelerde na't ve kasîde okuyan bir Celvetî'dir.


Celvetiye'nin Hâşimiyye koluna mensup bulunan Bandırmalı Dergâhı'nda büyük mûsikîşinaslar yetişmiştir. Meselâ dergâhın şeyhlerinden Fahreddin Efendi (ö.1311/1893)'nin müridi bulunan Mehmed Paşa (ö.1318/1900)¸ besteli mevlidin tamamını bildiği gibi kandil gecelerinde tekkelerde okunan salâtlar ile nâdîde duraklara ve ilâhilere âşinâ idi. Yine bu dergâhtan “Malak Hâfız” olarak tanınan zâkirbaşı Aksaraylı Hüseyin Efendi (ö.1322/1904)¸ na'thân Hüseyin Tevfik Efendi (ö.1324/1906)'yi de saymak gerekir.13


Sonuç olarak bazı tarîkatlardaki mûsikî uygulamalarından verilen bu örneklerle anlaşılmaktadır ki¸ tekke mûsikîsi ses bombardımanıyla değil tavrını ve seyrini âheste bir şekilde değiştirerek¸ katılımcıları kendi atmosferine yavaş yavaş çekerek¸ katılımcıları ısındırıp âyinin icrâsına hazırlayarak yol almaktadır.


 


Dipnot



1. Mustafa Kara¸ Metinlerle Osmanlılarda Tasavvuf ve Tarikatlar¸ Sır Yayıncılık¸ İstanbul 2004¸ s. 249.


2. Mustafa Kara¸ “Gözlerin Bir İçim Su”¸ Sûfî Gelenek ve Hayat Keşkül¸ İstanbul 2010¸ Güz¸ Sayı: 16¸ s. 59.


3. Kara¸ Metinlerle Osmanlılarda Tasavvuf ve Tarikatlar¸ s. 250.


4. Kara¸ Metinlerle Osmanlılarda Tasavvuf ve Tarikatlar¸ s. 251.


5. Mahmud Erol Kılıç¸ Sufi ve Sanat Makaleler-Konferanslar 2¸ Sufi Kitap¸ İstanbul 2015¸ s. 102-103.


6. Walter Feldman¸ “Osmanlı Sufi Tarikatlarında Müzik”¸ Osmanlı Toplumunda Tasavvuf ve Sufiler Kaynaklar-Doktrin-Ayin ve Erkan-Tarikatlar-Edebiyat-Mimari-İkonografi-Modernizm¸ haz. Ahmet Yaşar Ocak¸ Türk Tarih Kurumu Yayınları¸ 2. Baskı¸ Ankara 2014¸ s. 628.


7. Feldman¸ “Osmanlı Sufi Tarikatlarında Müzik”¸ Osmanlı Toplumunda Tasavvuf ve Sufiler¸ s. 635.


8. Feldman¸ “Osmanlı Sufi Tarikatlarında Müzik”¸ Osmanlı Toplumunda Tasavvuf ve Sufiler¸ s. 635-636.


9. Ramazan Muslu¸ Anadolu'da Tasavvuf Yolları¸ Ensar Neşriyat¸ İstanbul 2007¸ s. 27.


10. Hür Mahmut Yücer¸ Şeyh Sa'deddîn ve Sa'dîlik¸ İnsan yayınları¸ İstanbul 2010¸ s. 291¸ 296.


11. Yücer¸ Osmanlı Toplumunda Tasavvuf¸ s. 831-832.


12. N. Özcan¸ “Duhânî Şerif Çelebi”¸ DİA¸ c. IX¸ s. 548.


13. Yücer¸ Osmanlı Toplumunda Tasavvuf¸ s. 833.

Sayfayı Paylaş