SİVAS ULU CAMİİ VE İHRAMCIZÂDE İSMAİL HAKKI EFENDİ

Ülkemizin dört bir köşesinin şahsına münhasır özellikleri ve güzellikleri mevcuttur. Dik ve kararlı duruşuyla zamana meydan okuyan şehirlerden biri olan Sivas da bu biricik yurt köşelerimizden biridir. Yavuz Bülent Bakiler’in deyişiyle sultan şehirdir Sivas: “Ne güzel seni sevmek böyle uzaktan/Ve seni düşünmek bir çocuk hevesiyle/Her sabah yeniden ezan sesiyle/Müslüman Müslüman uyanan şehir//Bir Selçuklu nakışında seni bulmak ne güzel/Ne güzel seni duymak bir ney sesinde/Şems-i Sivasî’nin mübarek türbesinde/Kandil kandil yanan şehir…//… Bir gün bir derviş gibi çıkıp gelirsem eğer/G

Ülkemizin dört bir köşesinin şahsına münhasır özellikleri ve güzellikleri mevcuttur. Dik ve kararlı duruşuyla zamana meydan okuyan şehirlerden biri olan Sivas da bu biricik yurt köşelerimizden biridir. Yavuz Bülent Bakiler’in deyişiyle sultan şehirdir Sivas: “Ne güzel seni sevmek böyle uzaktan/Ve seni düşünmek bir çocuk hevesiyle/Her sabah yeniden ezan sesiyle/Müslüman Müslüman uyanan şehir//Bir Selçuklu nakışında seni bulmak ne güzel/Ne güzel seni duymak bir ney sesinde/Şems-i Sivasî’nin mübarek türbesinde/Kandil kandil yanan şehir…//… Bir gün bir derviş gibi çıkıp gelirsem eğer/Görürsem bir daha gönül gözüyle seni/Anla bir rüzgâr gibi yüreğimden geçeni/Ve sonra anam gibi sar beni Sultan şehir”

 

Sivas kadim bir yurt toprağıdır. Hititlerin¸ Romalıların¸ Bizanslıların¸ Selçukluların¸ Danişmentlerin ve Osmanlıların izlerini sürebilirsiniz bu kadim topraklarda. Hiç kimseyi ötekileştirmeden barış ve huzur içerisinde farklı kültürlere beşiklik etmiştir bu topraklar.

Camiler¸ medeniyetlerin taş(l)a resmedilmiş hâlidir. Kuşatıcı ve kenetleyici bir misyona sahip olan camiler¸ içinde bulundukları şehirlere bambaşka bir manevî atmosfer katarlar. Başka bir deyişle şehirlerin ruhudur¸ minareleri şahadet parmağını andıran o güzel camiler. Yahya Kemal’in “Ezansız Semtler” yazısını okuyunca camilerin ve onların heybetli minarelerinden okunan ezanların kıymetini daha çok fark ederiz. Şöyle der Beyatlı:

“Bugünün çocukları büyük bir ekseriyetle yine Müslüman semtlerde doğuyorlar¸ büyüyorlar¸ eskisi kadar derin bir tahassüs ile değilse bile yine Müslümanlığı hissediyorlar. Fakat fazla medenileşen üst tabakanın çocukları ezansız yeni semtlerde alafranga terbiye ile yetişirken Türk çocukluğunun güzel rüyasını göremiyorlar. Biz ki minareler ve ağaçlar arasında ezan seslerini işiterek büyüdük. O mübarek muhitten çok sonra ayrıldık¸ biz böyle bir sabah namazında anne millete tekrar dönebiliriz. Fakat minaresiz ve ezansız semtlerde doğan¸ frenk terbiyesiyle yetişen Türk çocukları dönecekleri yeri hatırlayamayacaklar!”1

 

Sivas’ın Maneviyat Göklerinde Bir Dolunay: Sivas Ulu Camii

 

İslâm beldelerinde erken dönemlerde inşa edilen şehrin en büyük camisine «ulu cami» adı verilir. Ülkemizde onlarca ulu cami vardır. Bunlardan bazıları Bursa¸ Kayseri¸ Urfa¸ Diyarbakır¸ Adana¸ Balıkesir¸ Konya¸ Manisa¸ Maraş¸ Erzurum¸ Siirt¸ Van¸ Tokat¸ Silvan¸ Uşak¸ Afyon¸ Çankırı¸ Sinop¸ Sivrihisar gibi güzide şehirlerimizde bulunan ulu camilerdir.

Ülkemizin en eski ulu camilerinden biri de Sivas Ulu Camii‘dir. Bu kutlu mabet XII. yüzyılda inşa edilen Danişmentli camiidir. Ulu Camii¸ müzedeki kitabesine göre II. İzzeddin Kılıçarslan’ın oğlu Sivas Emîri Kutbüddin Melik Şah’ın zamanında Kızılarslan b. İbrahim tarafından 593/1197 yılında yaptırılmıştır. Bu da gösteriyor ki bu kadim mabet 819 senedir varlık mücadelesi veriyor. Sekiz asrı aşkın zamandan beri de Müslümanlara hizmet ediyor.

Anadolu’nun en eski camilerinden biri olarak bilinen Sivas Ulu Camii¸ ender rastlanan farklı bir mimarî yapıya sahiptir. Söz konusu mabedin minaresinin eğri duruşu da dikkat çeken bir başka yönüdür. 116 basamakla çıkılan silindirik gövdeli minaresi¸ kendi eksenine göre yüzde 25 eğri durmaktadır. Kubbe mimarîsinin henüz gelişmediği bir dönemde yapıldığı için üstü düz dam şeklindedir. Avlusuna üç yönden girişli ve düz damlı¸ dikdörtgen planlı¸ kufe tipli camii sınıfına giren ender örneklerdendir. “Sivas Şehri” kitabında şöyle denir:

“Ulu Cami¸ Sivas’ın tam ortasına düşer… Binanın şekli müstatil/dikdörtgendir. Mimarî kıymeti haiz olmayan caminin duvarları alçı ile imtizaç ettirilmiş ufak taşlardan yapılmıştır. İçinde yontma taştan sütunlarla birbirlerinden ayrılan dehlizler mevcuttur. Plan¸ bütün İslâm memleketlerinde görülen camilerin ve alelhusus İslâmiyet’in ilk devirlerinde Mısır¸ Suriye ve Irak’ta inşa edilen binaların planlarını andırır. Bina her hâlde eskidir.”2

 

Sivas Ulu Camii’nin¸ 1955’teki onarımı sırasında toprak hafriyatında bulunan kitabelerinden birinde Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan’ın oğlu Sivas Meliki Kutbüddin Melikşah zamanında Kızılarslan b. İbrahim tarafından 593/1197’de inşa ettirildiği belirtilmektedir. Ancak erken dönem Anadolu Türk mimarisi uzmanları¸ mimari özelliklerinden hareketle caminin Danişmentliler tarafından XII. yüzyılın daha erken bir diliminde yapıldığını kabul etmektedirler. Caminin yapım kitabesinde şunlar yazmaktadır:

Bu mescidin yapılmasını din ve dünyanın kıymeti olan adaletli İzzeddin’in oğlu (aziz oldu ve Allah ona yardım etti) Melikşah’ın saltanatları zamanında Allah’ın rahmetine dönecek olan İbrahim oğlu Kızılarslan tarafından Kul Ahi’ye 593/1196–1197 yılında emretti.”

 

Bu kadim mabedin yapım kitabesinden de anlaşılacağı gibi camii¸1196-1197’de II. Kılıçarslan’ın oğlu Kutbettin Melik Şah’ın saltanatları döneminde Kul Ahi’ye yaptırılmıştır.

1955’teki büyük tamirat sırasında Sivas Ulu Camii’nin onarım kitabesi de bulunmuştur. Bu onarım kitabesinde de şunlar yazılıdır: “Bir gücü ve topluluğu yenen¸ din ve dünyanın şerefi¸ fetihlerin sahibi¸ Allah’ın zayıf kulu¸ müminlerin emiri Keyhüsrev oğlu Keykavus Yusuf’un oğlu… 609/1212 yılında Allah’ın rahmetine kavuştu.”

Yukarıdaki onarım kitabesinden de caminin I. İzzettin Keykavus döneminde¸ 1212 yılında onarıldığı anlaşılmaktadır. Bu onarımlar caminin bu günlere gelmesini sağlamıştır.

Ulu Camii’nin asıl giriş kapısı ve diğer kapıları süslemesiz ve sade bir tarzdadır. Cami minaresi güneydoğu köşesine yaklaşık 3 metre uzaklıktadır. Minarede olağanüstü güzellikte bir tuğla işçiliği göze çarpar. Minare kaidesi tuğla örtülü¸ sekizgen kaidelidir. Tuğla örgülü silindirik gövde¸ şerefeye doğru düzgün bir biçimde incelerek yükselir. Şerefe altı mukarnaslı olup ilk sırası orijinal¸ üst sıralar ve şerefe geç dönemlerde onarılarak yenilenmiştir.

 

Ulu Camii’nin mâzisi aydınlatılmaktadır. Prof. Dr. Refet Yinan縠‘Sivas Abideleri ve Vakıfları’ adlı makalesinde Ulu Camii ile ilgili şu önemli bilgileri vermektedir: “Ulu Cami¸ Timur istilasında tahribata uğradığı gibi 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra Sivas’a hâkim olan Mezid Bey ile onu itaat altına almak isteyen Çelebi Mehmed’in ümerasından Beyazıt Paşa arasında meydana gelen çarpışma esnasında da kısmen yıkılmıştır. Çelebi Mehmed kuvvetleri tarafından sıkıştırılan Mezid Bey¸ Ulu Camii’ye sığınınca Beyazıt Paşa¸ caminin yıkılmasını emretmiş¸ Mezid Bey de minareye çıkarak mücadeleye devam etmek istemişse de minare ateşe verildiğinden teslim olmak zorunda kalmış. Cami daha sonra hayır sahipleri tarafından tamir ettirilmiştir. 1525’te yeniden onarılan cami 1597’de Sivas Valisi Mahmut Paşa zamanında tekrar tamir görmüştür. Son olarak Şeyh İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak’ın himmeti ve halkın yardımı ile 1955’te restore ve tamir ettirilerek ibadete açılmıştır.”3

 

Ulu Camii’nin Ulu Gönüllü Hizmetkârı: İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak Efendi

 

Sivas Ulu Camii deyince akıllara İhramcızâde İsmail Hakkı Efendi gelmektedir. Bu meseleye geçmeden evvel İhramcızâde İsmail Hakkı Efendi’yi yakından tanıyalım.

Ömrünü hak ve hakikat yoluna adayan İhramcızâde İsmail Hakkı Efendi¸ 1873 yılında (nüfusta 1880) Sivas’ta dünyaya gelmiştir. Ataları Kâbe’nin örtüsünün değişimi ve bakımıyla ilgilendikleri için “İhramcızâdeler” adıyla anılmışlardır. Babası Sivas kolağası Hüseyin Hüsnü Efendi’dir. Annesi¸ halk arasında “Nilli Hatun” diye bilinen Aişe Hanım’dır. Kendisi seyyidedir. İhramcızâde (k.s.) Rüştiye Mektebi’nde¸ Sivas Çifte Minare ile Şifahiye Medreselerinde eğitim görmüştür. Arapça ve Farsçayı anadili derecesinde öğrenmiştir.

Bir dava adamı olan İhramcızâde İsmail Hakkı Efendi¸ Tokatlı Mustafa Hâki Efendi’ye intisap etmiştir. Mustafa Hâki Efendi’nin vefatından sonra Sivaslı Mustafa Tâki Efendi’ye biat etmiştir. O da vefat edince irşat vazifesini ömrünün sonuna kadar kendisi sürdürmüştür. 1969 senesinde 89 yaşında vefat etmiştir. Sivas’ta “Efendi Hazretleri” olarak tanınan bu hak ve hakikat dostu¸89 senelik uzun ve bereketli ömrünü İslâm hizmetinde geçirmiştir. Şair Yavuz Bülent Bakiler onun ölümünün ardından şu satırları yazmıştır:

“O¸ bir tespihin imamesi gibiydi: Toplayıcı¸ yapıcı¸ güzelleştirici ve huzur verici bir şahsiyeti vardı¸ İslâm’a yakın ve bağlı olanlar hariç tutulursa¸ denilebilir ki; onun bu şehirde hiçbir yakını yoktu. Aynı şekilde İslâm düşmanları hariç tutulursa¸ onun bu şehirde hiçbir düşmanı da yoktu. Kanunlar çıkarılmıştı. Hiç kimse¸ ‘bey¸ efendi¸ ağa¸ paşa’ gibi¸ bu milletin ruhunda¸ dilinde¸ edebiyatında yer eden kelimeleri kullanamayacaktı. Bu garip¸ bu acayip kanuna rağmen¸ o¸ bu şehirde ve bütün çevre vilayetlerde yarım asrı aşan bir süre içerisinde¸ hep ‘Efendi’ olarak bilindi¸ hep ‘Efendi’ diye kendisine hitap edildi.

Yakınları arasında¸ onun bir tek cümlesi¸ bir ceza hâkiminin veya bir hukuk hâkiminin hükmünden daha tesirli olurdu. Bir yoksulun giydirilmesi¸ bir düşkünün kalkınması¸ ecdat yadigârı bir eserin korunması veya yeni baştan onarılması¸ bir kültür müessesesinin kurulması¸ onun uzatacağı parmağa ve söyleyeceği bir tek cümleye bağlıydı. Kanunla¸ zorla¸ zulümle¸ tehditle değil; faziletiyle ve efendiliğiyle yapıyor¸ yaptırıyordu.”4

 

Daha evvel belirttiğimiz gibi İhramcızâde İsmail Hakkı Efendi’nin adı hayır işleriyle özdeşleşmiştir. O¸ tabir caizse bir vakıf adamıydı. Ömrü hayır peşinde koşmakla geçmiştir. Kimin bir derdi varsa ona koşmuş¸ o da müşkülünü halletmiştir. Sivas genelinde onun himmetleriyle 100’ün üzerindeki eser imar ve ihya edilerek halkın hizmetine sunulmuştur. İhramcızâde İsmail Hakkı Efendi (k.s.)’nin yapım veya tamirine vesile olduğu eserlerden bazıları şunlardır: “Hoca İmam Camii Minaresi¸ Sivas İmam-Hatip Lisesi¸ Hayırseverler Camii¸ Sofu Yusuf Camii¸ Serçeli Camii¸ Dikimevi Camii¸ Zara-Cencin Köyü İçme Suyu¸ Zara-Cencin Köyü Köprüsü¸ Tozanlı Köprüsü¸ Sivas ve çevresinde muhtelif sebil çeşmeleri.”

İhramcızâde İsmail Hakkı Efendi’nin Sivas’ın gözbebeği sayılan Ulu Camii’ne hizmetleri de çok büyüktür. O¸ zaman içerisinde iyice eskiyen bu kutlu mabedi adeta yeniden imar ve inşa etmiştir. Vehbi Cem Aşkun “Hayırsever Bir Din Adamı” adlı yazısında onun¸ başta Ulu Camii olmak üzere¸ yaptığı hayır hizmetleriyle ilgili olarak şunları söylemiştir:

“Sivas’ın yıllardan beri harap ve perişan durumdaki Ulu Camii¸ yeni baştan onarılmak suretiyle bayağı ölümden kurtulmuş. Bu¸ eski bir Selçuklu eseridir. Minaresi canlı bir anıt hâlinde yükselir ve Sivas’ın her tarafından görünecek kadar da yüksektir. Bunu ölümden kurtaran herhangi bir kurum değildir. Bu doğrudan doğruya İhramcızâde İsmail Efendi’nin hayırseverliğidir. Bu zat¸ bundan başka daha pek çok hayır işlerine el atmış ve her bakımdan din yoluna hizmeti amaç edinmiş bir Sivaslıdır. Nitekim son çalışmalarının canlı bir örneği de İmam-Hatip Okulu binasıdır. Eski Kız Ortaokulu yerinde yapılan bu bina bitmek üzeredir. Ferah ferah kalabalık bir liseyi içine alacak kadar da büyüktür.

Ben¸ İsmail Efendi’yi aynen Erzincan ulularından Terzi Baba’ya benzetirim. Bu da onun gibi iyiliksever hemşehrilerinin güvenini kazanmıştır. Herhangi bir hayır işleyici¸ bu fikrini ona söyler ve elindeki servetin herhangi bir şekilde hayır işine harcanmasını ondan ister. Hatta servetini sırf hayır işlerine harcanmak üzere ona verenler de vardır. Etrafındaki insanları daima iyi yola götürücü telkinlerde bulunmuştur. İşte gerçek din adamları bunlardır. Milletine zararlı değil¸ daima faydalıdır.”5

 

Nakşbendî Tarikatı’nın Halidiyye kolu mürşitlerinden olan İhramcızâde İsmail Hakkı Efendi¸ Sivas’ın gönül sultanlarından biriydi. O¸ sözün tam anlamıyla bir mektepti. Onun yanına gelenler¸ hiçbir zaman boş dönmemişlerdir. O¸ etrafındakilere hep hayrı ve güzellikleri tavsiye etmiş¸ bu konuda mükemmel bir rol model olmuştur. Allah ondan razı olsun.

Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ İhramcızâde İsmail Hakkı Efendi’nin yolundan gitmiş¸ tabir caizse onun manevî vârisi olmuştur. Onun irşat halkası bugün de bu yolla devam etmektedir. İhramcızâde Hazretleri bu dünyadan göçse de¸ kutlu davası bugün de yaşatılıyor. Rabb’im sayılarını artırsın. Sözlerimi Ozan Dertli Polat’ın şu dizeleriyle bitirmek istiyorum:Ben İhramcızâde‘yi¸ Yûnus’a yoldaş bildim

Önünde diz çöktüm de¸ gözlerinden yaş sildim. ‘

 

Dipnot

 

1. Yahya Kemal Beyatlı¸ Aziz İstanbul¸ İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları¸ İstanbul 2008.

2. İ. Hakkı Uzunçarşılı¸ Rıdvan Nafiz Edgüer¸ Sivas Şehri¸ s. 221¸ Türk Tarih Kurumu Yayınları¸ Ankara¸ 2014.

3. Prof. Dr. Refet Yinan縠“Sivas Abideleri ve Vakıfları”(makale)¸ Vakıflar Dergisi¸ Sayı: XXII.

4. Hizmet Gazetesi¸ 04 Ağustos 1969¸ Sivas.

5. Lütfi Alıcı¸ İhramcızâde İsmail Toprak Efendi¸ s. 148¸Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı Yayınları¸ Ankara¸ 2001.

 

Sayfayı Paylaş