MUSTAFA TAKÎ ES-SİVASÎ (K.S.)

Somuncu Baba

“Mustafa Hâkî Tokadî Hazretleri'nin oğlu Mehmet Bahattin Efendi (1902–1964) ‘nin “Tasavvuf ve Menâkıb” adlı yazma eserinin orijinal nüshası evlatları tarafından¸ H. Hamidettin Ateş Efendi'ye takdim edilerek¸ Darende H. Hulûsi Ateş Şeyhzadoğlu Özel Kitaplığı'nın yazmalar bölümüne konulmuştur. Bu çalışma o eserin ilgili kısmından sadeleştirilerek yayına hazırlanmıştır.”


Sivas'ta doğmuş olan Mustafa Efendi pederimizin halifesi olup Nakşbendiyye silsilemizde 35. şeyhimizdir. Çocukluğundan beri halim ve selim bir tabiata sahip olan Takî Efendi ilim tahsiliyle meşgul olmuştur. Daha sonra Tokat'a gelip pederimize intisap ederek üç gün içinde letâif hâllerini tecrübe edip zuhûrâta mazhar olmuştur. Pederimiz ona ahadiyyet murakabesini tarif etmiştir. Tokat'a sülûk için geldiğinde arkadaşlarından önce sülûk derslerini tamamlayınca Sivas'a dönmesi emredilmiştir. Bazı müritlerin onun sülûk derslerinin yarım kaldığını zannettiğini duyunca pederimiz buyurmuş ki: “Siz yarı yoldayken Hoca Mustafa Efendi menzile ulaştı.” Bu hâl üzere manevîyatta hızla ilerlemiş¸ pederimiz ona Sivas'ta Hatm-i Hace okutmasını ve taliplere tarikat talim etmesini emretmiştir.1


Sonra pederimizle birlikte hacca gidip yollarda çeşitli lütuf ve iltifatlarına nail olmuştur. Kendisi buyurmuş ki: Tokatlı Şeyh Efendimiz'le hacdan sonra Medine-i Münevvere'ye gelince zihnime şöyle bir fikir geldi: “Hz. Peygamber (s.a.v.)'i ziyarette doğrudan Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz'den feyz alırım.” Kapının önüne geldiğimizde her ne kadar teveccüh edip beklediysem de kupkuru kalarak bir feyiz işareti bulamadım. Hemen Şeyh Efendimiz'i vasıta ettim. Derhal selin akışı gibi feyizler zuhur etti. Dışarı çıkınca Şeyh Efendimiz yüzüme bakıp tebessüm etti ve buyurdu ki: “Hacı Mustafa Efendi! Feyizleri vasıtasız buldun mu?” Dedim ki: “Hayır Efendim! Sizi vasıta etmeyince bir şey bulamadım.” Mustafa Efendi bu şekilde birçok defa pederin sohbetinde bulunarak manevîyatta ilerlemiş ve böylece insan-ı kâmil olarak yetişmiştir. Pederimize son derece muhabbet ve teslimiyet göstermiş¸ her hâl ve hareketinde ona uymuştur. Bu özelliğinden dolayı pederimiz de onu fazlaca severek gözbebeği mesabesinde tutup methetmiştir.


Manevî İşaret


Bu aciz de pederimizin onu övmesine şahit olmuşumdur. Pederimizin İstanbul'da irtihal ettiği gün Sivaslı Şeyh Efendimiz Sivas'ta bir ihvan meclisinde buyurmuş ki: “Bize râbıtamızda bir emir vaki oldu. Memur olmasam söylemeğe hayâ ederdim.” Tokatlı Şeyh Efendimiz görünerek buyurdu ki: “Senin elin benim elimdir. İhvana söyle!” Hâlbuki o vakit pederimizin irtihal haberi henüz Sivas'a ulaşmamıştı. O zamandan beri Sivaslı Şeyh Efendimiz'de hem hüzün eseri görülmüş hem de huzurunda pederimizin huzurunda duyulan ruhaniyet bulunmuştur. Bir müddet sonra pederimizin İstanbul'da vefat ettiği haberi gelince meselenin hakikati anlaşılmıştır.


Sivaslı Şeyh Efendimiz'in halifelerinden İsmail Efendi anlattı ki: “Henüz Tokatlı Şeyh Efendimiz'in İstanbul'da vefat ettiği haberi bize ulaşmadan bende bir kararsızlık hali zuhur edip rahatım kaçtı. Bir gün dersimle meşgulken gördüm ki¸ Tokatlı Şeyh Efendimiz bir tarafta Sivaslı Şeyh Efendimiz diğer tarafta oturuyorlar. Tokatlı Şeyh Efendimiz yerinden kalktı Sivaslı Şeyh Efendimiz'in yanına gelip kayboldu. Bir de gördüm ki¸ Sivaslı Şeyh Efendimiz Tokatlı Şeyh Efendimiz'e vaki olan zuhûrâta da muvâfık olduğundan Tokatlı Şeyh Efendimiz'in irtihal haberi gelince onu şeyh edinerek biat edip dersimizi yeniledik. O sene ihvana sülûk göstermek için de kendisine emrolunduğundan talipler ile beraber sülûka girerek çok işaret ve müjdelerle sülûkü tamamladık.”


Bize Yönelik İşaretler


O zaman bu aciz ve İstanbul'da bulunan ihvan merhum pederimizin ayrılışının acısıyla dertliydik. Sivas'ta cereyan eden hâllerden haberimiz yoktu. Pederi rüyamda sık sık görüp iltifatına mazhar oluyor ve bununla teselli oluyordum. Eğer öyle olmasaydı büyük bir perişanlığa düşeceğim muhakkaktı. Çünkü onu görmekten başka hiçbir şeyle teselli olamıyordum. Bir defa rüyada görünce dedim ki: “Efendim! Bazı ihvan sizin ruhaniyetinize râbıtaya devam edip hayatta bir mürşide meyletmek istemiyorlar. Bu konuda ne buyurursunuz? Buyurdu ki: “İstifade olur¸ ama ilerleyemezler.” Gerçekten râbıtada büyük feyizlere mazhar oluyorduk. Bu rüya üzerine ve önceden kendisinden hayatta bir mürşid-i kâmilin lüzumuna dair işittiğimiz sözlere ve her hâlde pederimizin makamı boş kalmayıp bir varisi bulunacağı muhakkak olmasına binaen -ki kâmil Muhammedî makamın mirasıdır- hayatta onun halifesine ihtiyacımız görünüyordu.


İstanbul'da bulunan Menteşeli Hoca Hüseyin Efendi pederimizin halifesiydi. Onu ziyaret edince buyurdu ki: İhvan “Şeyhimiz kim olacak?” diye telaş etmişler. Bazıları bize gelip “Sizi şeyh edineceğiz.” dediler. Hâlbuki bize bu bağlamda bir işaret gerçekleşmedi. İnşallah hepimizin şeyhi Sivaslı Hacı Mustafa Efendi'dir. Ümit ederim ki¸ kendisine bu meyanda zuhurât olmuştur. Zira Tokatlı Şeyh Efendimiz'in en büyük nazarı ona idi. Bakınız! Size anlatayım: Bir gün Şeyh Efendimiz'den “Vazifelerim hitama ermiştir.” dediğini işittim. Bu sözünden âhirete göçeceğini anladım. Başka bir zaman sâliklerin büyüklerinden bazı kimseleri huzurunda övdüm. Her birinde bir kusur bulunduğunu söyledi. Nihayet dedim ki: “Efendim! Sivaslı Hacı Mustafa Efendi her yönden mükemmeldir.” Buyurdu ki: “Evet! İşte o bu yolun ehlidir.” Maksadım onun nazarının kime olduğunu anlamaktı. Nihayet bu aciz rüyamda Sivaslı Şeyh Efendimiz'in bir mescitte yüksek ve hoş bir sesle evrâd-ı bahâiyye okuduğunu gördüm. Huzurunda bulunup zikr-i kalbî ile meşgul oldum. Sonra onun emriyle bir tepe üzerine çıkıyordum. Çok ışıklı ve temiz bir yoldu. Yanımda birisi diyordu ki: “İşte mürşid-i kâmilin gösterdiği yol böyle mübarek olur.” Uyanınca Sivaslı Şeyh Efendimiz'e muhabbetim zuhur etti. Gidip Menteşeli Hüseyin Efendi'ye söyledim. Memnun olup beni Sivaslı Şeyh Efendimiz'e teşvik etti. O sırada Sivas'taki zuhrâttan da haberimiz olduğundan kendisine bir mektup yazıp râbıtamı çevirdiğimi bildirdim. Kabul buyurduğuna dair cevap yazdı. Evimi Tokat'a nakledince Marangoz Mehmed Usta ile Sivas'a ziyaretine gittik. Gördüm ki¸ hem zâhiren hareketleri ve sekinetleri hem bâtınen huzurun feyzi pederimize benziyor. Böylece ona yakınlığım arttı.


Sivaslı Şeyh Efendimiz'in Vasfı


Sivaslı Şeyh Efendimiz de hilim ve cemal görünüyordu. Kendisi gayet âlim olmakla beraber sükût ederdi. Konuştuğu zaman hulasa ederek cevherli söylerdi. Sözü hikmet ve hakikat üzere olup gayet edipti. Meclisinde malayani konuşulmazdı. Misafire sofrası açıktı. Gülmesi tebessümdü. Velhasıl sünnet-i şerifeye uymasında ve bidatlerden kaçınmasında pederimize benzerdi. Sükûta devam etmesi yönünden Sıddîk meşrepliydi. İhvandan bazıları müşahedelerinde Hz. Ebubekir Sıddîk (r.a.)'ı Şeyh Efendimiz'in evinde görmüşler ve iltifatına şahit olmuşlardır. Sükûtu o kadar tatlıydı ki¸ insan o mecliste söz söylenmesini istemezdi. Oradakilerden masivâdan kaynaklanan ağırlık kalkıp tamamen Allahu Teâlâ'ya yönelip zuhur ederdi.


Nizameddin Hamuş (k.s.) Efendimiz'den şöyle dediği nakledilmiştir: “Sükût iki türlüdür: Birincisi¸ sükût ehlinin yalnız malayaniden kurtulması için fayda sağlayan sükûttur. İkincisi¸ beşeriyet âleminden geçip ilerleyenlerin sükûtudur. Bu sahibine mübarektir.


Bu miyâr-ı suhandır bunda Eflatun olur a beyim


Aristo olsa suretbâz olan bunda heyuladır


Keramet ve Tasarrufları


Sivaslı Şeyh Efendimiz bir Cuma günü cuma namazından sonra bana murakabeyi tarif etmişti. Sonra ihvan meclisinde oturuldu. O esnada Şeyh Efendimiz bazı manevî sözler söyledi. O sözler herkese yararsa da hakikatte benim dersime yönelikti. Ben o huzurda dersimi yapıyordum. Dersime o sohbet daha üstün oluyordu. Gözlerim açıktı. Bu sebeple kimse benim hâlime vakıf değildi.


Tokat'ta bulunduğum sıralarda Sivas'ta sülûk açıldığını yazdılar. Rüyamda bir büyük kırmızı at görüp çok sevdim. “Bu senindir¸ bin!” dediler ve bindim. Üzeri pek yumuşaktı. At iriliğine rağmen çok ataktı. Beni alıp semalara götürdü. Sevinç içinde uyandım. İçimde sülûke gitmeye şevk hâsıl oldu. Birçok engel olduğu hâlde Allah'ın lütfuyla gitmeğe muvaffak oldum. Şeyh Efendimiz'le ilk görüşmemizde kendisi Çorumlu Şeyh Efendimiz'in şeklinde göründü. Sülûk sabahı sabah namazına teşrif edince babamın şeklinde gördüm. Teveccühe oturunca yine aynı şekildeydi. Sanki babam dirilip gelmişti. O şekli muhafaza ederek gitti. Tekrar gördüğümde kendi şeklinde gördüm.


Sülûk derslerine çalışırken müşahedemde bazen babamla beraber¸ bazen yalnız görünürdü. Bazen de babamı yalnız görürdüm. Sülûka geldiğim için çok memnun olduğunu söylerdi. Sivaslı Şeyh Efendimiz'in teveccühü bazen letâif nurları müşahede edilir ve pek güzel kokular meydana gelirdi.


Sülûkta zikir dersime çalışırken bir kere de Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'i gördüm. Bana nazar buyurdu. O nazarla üzerindeki pek büyük bir ruhâniyet benim üzerime havale olunca kendimden geçtim. O sıra öldüm zannettim. Bu durum iki defa meydana geldi. İkincisi daha şiddetli olmakla kendimden hiçbir eser bulamadım. Bu olayı Şeyh Efendimiz'e arz ettiğimde memnun olup buyurdu ki: “Bu hâl fenâ yoludur. Bu sabah Tokatlı Şeyh Efendimiz'e müracaat edip “Bahâeddin Efendiye burhânınızı gösteriniz.” diye niyaz etmiştim. Elhamdülillah bu zuhurât ile icabet gerçekleşmiş.”


Birçok güzel hâller Sivaslı Şeyh Efendimiz'in kemâlini gösteriyordu. Nihayet Tokat'a gittim. Bu yokluk hâli bende devam edip gelişirdi. Bir rüyamda Şeyh Efendimiz'in ruhaniyetinin büyük bir şekilde görünmesiyle ertesi gün râbıtam kuvvetlenip büyük bir tesir meydana geldi. Bu suretle onun mübarek nazar ve teveccühünün bereketiyle benim hâlimde günden güne gelişmeler görüldü. Yaz günlerinde kendisini Tokat'a davet ettik¸ teşrif ettiler. Tokat'ta bulunanların bazıları onun babama benzemiş olduğunu görerek dehşete düştüler. Kıymetli nazarlarına mazhar olup sohbetlerine katılarak büyük istifadeler elde ettik.


Ertesi sene güz günlerinde râbıtamda Şeyh Efendimiz'e doğru çekildiğimi hissettim. Sivas'tan mektup geldi ki¸ Şeyh Efendimiz hasta olup bizi arzulamış. Hemen şerefli hizmetine koştum. Allah'a hamdolsun iyileşmeğe yüz tuttuğunu gördüm. Bir müddet kalarak murakabe dersleriyle meşgul oldum. Hâllerimi söylemeden önce kendisi söylerdi. Ne büyük istifadeler ettim.


Kışın yine sülûk açıldığından Marangoz Mehmed Usta ile beraber erbain çıkarmak için Sivas'a gittik ve murakabelerle meşgul olduk. Mirac Gecesi Şeyh Efendimiz'in huzurunda ihvan ile beraber miraciye dinliyorduk. Rüyet bahisleri esnasında rûhaniyet-i nebeviyye eseri hissettim. O sırada gözlerim açık olduğu hâlde Şeyh Efendimiz gördüm ki¸ yerinde yoktur. Onun yerinde Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz oturuyor. Saadet asrından beri aradan geçen zamanlar kalkmıştı Sanki saadet asrında yaratılmışız da Hz. Peygamber (s.a.v.)'in huzurundaymışız gibi oldu. Büyük bir sevinç hissettim. Sonra gördüm ki¸ yine Şeyh Efendimiz eskisi gibi kendi şeklinde oturuyor. Şüphesiz bu hâl Rasûlullah (s.a.v.)'ın ruhaniyetinin Şeyh Efendimiz üzerine galebesinin eseriydi. O günlerde olan sohbetler ve derslerimizdeki gelişmeler ve lezzetleri açıklamaktan hem kalem aciz hem mazurdur.


Sonra Tokat'a döndük. Sâliklerin büyüklerinden Yenihanlı Hacı Mehmed Efendi¸ babama tam bağlı ve muhabbeti dolayısıyla Sivaslı Şeyh Efendimiz'den nisbet yenilemesi yapamayacağını söylemişti. Rüyasında babam merhum Sivaslı Şeyh Efendimiz'e müracaat lüzumunu açıklamış olmakla ondan ders yeniledi. Yeniden manevî gelişmeler sağladı ve râbıtasında babam görünüp: “Memnun oldum. Sivaslı Hacı Mustafa Efendi bizim aynımızdır.” Buyurmuş.


Vefatı


Yaz günlerinde yine Şeyh Efendimiz'in ziyaretine gittik. Birçok iltifatına mazhar olup şerefli sohbetiyle müşerref olduk. O sırada hicrete hazır olmamızı emretti. Veda edip döndük. Kendisini gören ihvanı davet ettiğinden o tarafa gitti. Ben ise İstanbul'da işim çıktığından oraya gittim. Bir müddet sonra İstanbul'da aşura günü râbıtamda Şeyh Efendimiz göründü ve veda etti. İçim acı ile doldu. Tokat'a döndüğümde Şeyh Efendimiz'in aşura günü Gürün'de vefat ettiğini öğrendim. Hicrî 1343 senesinin Muharrem ayı idi.


Vefatının nasıl olduğunu Gürün'de bulunan eniştemiz Hacı Faik Efendi merhum şöyle hikâye etmişti: “Peşkircizâde Nuri Efendi¸ Şeyh Efendimiz'in kayınbiraderi Bekir Efendi ve ben Gürün'de sâliklerden Mehmet Bey'in çiftliğinde Şeyh Efendimiz'in beraberinde misafirdik. Muharrem ayının başında Şeyh Efendimiz rahatsızlandı. Bir gün huzurunda Sırrı Efendi dokunaklı sesiyle medh-i Rasûlullah (s.a.v.) ilahisini okudu. Bu ilahinin ilk mısraları şöyleydi:2


Seyda senin cemalın keşefe'd-düca değil mi


Habiba senin kemalın beleğa'l-ula değil mi


Rasûlullah (s.a.v.)'ın aşk ve iştiyakından Şeyh Efendimiz'in mübarek yüzü değişti. İstirahate muhtaç olduğu anlaşıldığından yatağına yatırıldı. O günlerde buyurdu ki: “Ben vefat edince müftü efendiye sorun. Eğer izin verirse cenazemi Sivas'a nakledin. Caiz görmezse buraya defnedin.” Aşura günü yatağından doğrulmak istedi. Yardım ettik¸ hemen süratle diz çöküp iki elini dua vaziyetinde dizinin üzerine koyarak başını önüne eğdi ve murakabe heyetinde ruhunu teslim etti. O esnada büyük bir ruhaniyet eseri hissedildi. Şerefli naaşını müftü efendinin izniyle Sivas'a naklettik. Aşırı kalabalık ile ağlamaklar arasında Abdulvehhab Gazi civarındaki ihvan kabristanına defnettik.”


Onun sözü burada son buldu. Bu aciz rüyalarımda Sivaslı Şeyh Efendimiz'i gayet güzel mevkilerde ve çok süslü elbiseler içinde bazen babamla beraber bazen yalnız olarak görürüm. Ne vakit görsem ya zâhiren veya bâtınen bir ferahlık meydana gelir. Ne vakit ruhaniyetine teveccüh etsem kolaylıkla feyizler ve nisbeti görünür¸ ruhanî tasarrufları müşahede olunur.


Allah'a hamdolsun! Salat¸ selam ve güzel bereketler Rasûlü (s.a.v.)'ne¸ onun ailesine¸ ashabına¸ şeyhlerimize¸ onların sevenlerine ve onlara uyanlara olsun!


 


Dipnot


1. Bahattin Efendi (Mehmet Bahattin Yaraş)¸ Tasavvuf ve Menâkıb¸ ss. 373-383.


2. İlahinin aslı “Sanma” diye başlarsa da biz “Seyda” ile değiştirilmesini münasip gördük.

Sayfayı Paylaş